İçeriğe geç

Stray Kids // FanFiction

Bölüm 40 · 5 dk okuma

Stray Kids // FanFiction

Bölüm 40

📚40.Bölüm:"Duymak İstiyorum"📚

"Hyunjin... Yani Hyunjin ile aranızdaki mesele nedir? Neden bu hâldesiniz? Neden birbirinize düşmansınız? Bana bunu anlatırsan seni affederim."

Ellerini yavaşça omuzlarımdan indirdi. Bıkkınca bir nefes verdi. Gözlerini de devirmeyi ihmâl etmemişti.

Bu sefer kaş çatma sırası bendeydi. Benim trip atmam gerektiği yerde herkes bana benden fazla trip atıyordu?!

"Sana bunu sonra anlatacağımı söylemiştim,değil mi Yeon Soo?"

"Salak değilim,evet söylemiştin. Gayet iyi hatırlıyorum. Ama neden hâlâ anlatmamakta direndiğini anlayamıyorum!"

Oturduğum yatağın ucundan ayağa kalktım ve ayakta iken konuşmamı tamamladım.

"Sen anlatmazsan ben de Hyunjin'den öğrenirim o vakit."

Sinirle arkamı dönüp gidecekken kolumdan tuttu ve bana engel olmaya çalıştı.

"Yeon Soo,dur! Saçmalama!"

"Saçmalamıyorum. Bana... Ah! Lanet olsun bana güvenmiyorsun Lee Know! Öncesinde sustum. Merakıma yenik düşmemeye,içimde tutmaya çalıştım. Ama şu an merak ediyorum çünkü Hyunjin seni hastanelik edecek hâle getiriyor. Sonra bir bakıyorum, pişmanlık içerisinde yanıp tutuşuyor! Anlayamıyorum,tamam mı? Neden bu hâldesiniz anlayamıyorum! Ama öğreneceğim. Senden öğrenemezsem, Hyunjin'den öğreneceğim!"

Kolumu sertçe çekip onun eli arasından çıkardım. Yine odadan çıkmak için yeltendim ancak bu sefer hızla üzerindeki yorganı bir kenara itip ayağa fırladı.

"Yeon Soo,lütfen. Lütfen dur,lütfen..."

Beni bir kere daha kolumdan yakaladı. Kırık ve oldukça titrek çıkan bu sesi yine tüm duvarlarımı kırmak üzereydi.

Dayanamadım.

Ona döndüm.

Dolan gözleriyle yeniden buluşturdum gözlerimi. Sustum ve onun konuşmasını bekledim.

"Sana şu an anlatamıyorum çünkü gerçekten çok büyük bir sebebi var. Üstelik... İşin içinde sen de varsın Yeon Soo. Birkaç gün... Bana sadece birkaç gün izin ver. Birkaç gün sonra söz veriyorum sana her şeyi anlatacağım. Ama mutlaka benden dinlemelisin. Bir başkasından değil. Lütfen... Sadece birkaç gün."

İşin içinde ben de mi varım? Bu ne demek oluyor?

Gerçekten daha çok kafam karışıktı.

Ama yine de güvenmek istiyorum. O kadar sabrettim. Sanırım birkaç gün daha sabredebilirim.

Sesli bir şekilde nefesimi dışarı verdim ve Lee Know'dun dolu dolu olup beklentiyle bakan gözlerine odaklandım.

"Tamam,öyle olsun. Ama sadece birkaç gün."

Hafifçe tebessüm etti. Ardından gitmemem için hâlâ tuttuğu kolumdan beni kendisine hızla çekerek sarıldı.

Onun elleri belimdeydi. Ancak bu sefer... Ben ona sarılmıyordum.

📚2 Gün Sonra...📚

Müziğin sonlanmasıyla Minho da ben de güle güle birbirimizin ellerini tutmuş ve kendimizi yere atmıştık.

Nefes nefeseydik.

Ben çok terleyen biri değildim. Ama buna tezat Minho'nun alnında boncuk boncuk ter birikmiş, yanaklarında yol alıyordu.

O bağdaş kurmuş otururken hemen oturduğum yerden kalktım ve duvar kenarındaki dolaplardan birinin kapağını açarak düzgünce katlanmış havlulardan bir tanesini elime aldım.

Kapağı kapatıp eski yerime, Minho'nun önüne doğru ilerleyerek tam karşısına geçtim. Dizlerimi yere dayadım. Hemen ardından tebessüm ederek elimdeki havluyla alnındaki terleri silmeye başladım.

Müthiş bir şekilde gülümsedi. Sanki bu andan keyif alıyormuşçasına gözlerini kapattı. İşimi bitirmemi bekledi.

Bu hâliyle oldukça şirin görünüyordu. Onun şirinliği... Nasıl anlatırım bilemiyorum. Fazla şirin. Gülümserken ortaya çıkardığı tavşan dişleri bile onu şirinliğine ayrı bir şirinlik katıyordu.

Ben işime devam ederken kapattığı gözlerinden birini açarak bana baktı.

Her güldüğünde ortaya çıkan gözlerinin parıltısı ve aynı gülümsemesi ile gözlerimin içine bakmaya devam etti.

"Seni çok seviyorum,biliyorsun değilsin mi?"

Burnumu kırıştırdım ve elimdeki havluyu onun boynuna astıktan sonra ben de bağdaş kurarak oturdum. Dün sargıdan çıkan elimle,onun elini tuttum.

"Sen de son zamanlarda bu soruyu en az 100 kere sorduğunu biliyorsun değil mi?"

"Duymak istiyorum işte. 100 kere 1000 kere 1 milyon kere duymak istiyorum. Beni sevdiğini... Bunu bilmek,bunu duymak güzel hissettiriyor."

Elini tuttuğum elimin üzerine, boşta kalan elini de koydu ve iki elinin arasına alarak nazikçe okşamaya başladı.

Bu esnada dans odasının kapısı açıldı ve içeri bir anda Felix girdi. Elinde basketbol topu vardı. Girdiği gibi gözleriyle çevresini tararken bizi gördü ve görünce gülümseyerek yanımıza yaklaştı.

"Özür dilerim Yeon Soo. Ama şu yanındaki çocuğu almaya geldim. Onu alıp gideceğim."

"Yah! Nereye? Bana sordun mu hiç?"

Lee Know'un tatlı yakınışına karşılık Felix hemen cevap verdi.

"Sana sormuyorum çünkü sorduğum zaman reddeceğini biliyorum. Bizzat emir veriyorum. Bu sefer sürükleye sürükleye götüreceğim seni! Turnuvalar yaklaşıyor ve takım oyuncularımdan biri sürekli kaytarıyor. Buna daha fazla müsaade edemem. İzninle Yeon Soo."dedi ve Lee Know'u beyaz hırkasının kapüşonundan tutup kaldırdı.

İkisinin de bu hâline gülüyordum. Onlar ise bayağı gürültülü bir şekilde yavaş yavaş odayı terk ediyordu.

"Yah! Dayak mı istiyorsun? Bırak beni çocuk. Ben gelirim."

"Beni dayakla mı tehdit ediyorsun? Emin ol,bu sinirle bu sefer Hyunjin değil ben senin yüzünde bir sanat tablosu ortaya çıkarırım. Konuşma! Yürü!"

"Yeon Soo... Geleceğim bir tanem. Şu antrenmanı yapıp hemen geleceğim. Bizi ayıramayacaklar merak etme. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyoruuummmm."

Ve kapı kapandı.

Koridorda hâlâ o ikisinin dalaşma sesi duyuluyordu.

Oturduğum yerden kalktım ve hemen pencere kenarına geçtim. Buradan bakınca direkt basketbol sahası görünüyordu.

Sahanın içinde tüm takım hazırda bekliyordu. Çok geçmeden hâlâ Lee Know'u kapşolünden sürükleyerek peşinden getiren Felix göründü.

Onları böyle gören takım gülmeye başlarken ikisi sahaya girdi.

Felix girer girmez Lee Know'un kapşolünü bıraktı ve sahanın kapısını kapattı.

Sahadaki herkese ölümcül bakışlarıyla bakan Minho gözlerini devirerek burnunu kırıştırdı. Ardından çevresine bakınan gözleri beni buldu.

Beni görünce yine muhteşem gülümsemesini gösterdi. Hemen el sallamaya başladı.

Ben de gülümsedim ve ona camın arkasından ağzımı oynatıp aynı zamanda yumruk yaptığım elimi havaya kaldırarak;

"Fighting!"dedim. Beni anladı ve aynı şekilde gülümserken elini havaya kaldırıp;

"Figtiinnng!"diye bağırdı.

Sahadakiler onun bana baktığını görünce hemen gözlerini kapatıp kendilerine çektiler.

Çok şirin görünüyorlardı ve oldukça eğlendikleri her hâllerinden belli oluyordu.

Maç başladı. Ve ben büyük bir zevkle güle güle onları izledim. Sanırım benim oraya baktığımı bildiği için Lee Know sürekli basket atmaya çalışıyor ve atar atmaz havalı bir şekilde bana doğru dönerek kaş göz yapıyordu.

Kendisine pas vermediği için isyan eden takım arkadaşları da anında onun üzerine atlayarak kaos yaratıyorlardı. Tıpkı şu an olduğu gibi.

Şu an Minho en altta,üzerine de takım arkadaşları bir bir atlayarak diziliyordu.

Can çekişen Minho'nun bağırışları camın kapalı olmasına rağmen buraya kadar geliyordu.

Bu esnada arkadan duyduğum sesle bir an sıçrayarak arkama döndüm.

"Yeon Soo?"

Hyunjin'di bu. Kapıyı kapatarak yavaş yavaş içeriye girdi.

Bölüm sonu

7 yorum