Yeniden önüme dönerek koşmaya devam ettim. Bu adamlar gücümün yetmediği adamlardı. Şu an iki kişi olsalar da birinin sahip olduğu adamlar anında etrafımı çeviriveriyordu. O kalabalığa karşı koymak da neredeyse imkânsız oluyordu.
Yani elimden geldiğince hızlı koşarak onları her zamanki gibi atlatmak zorundayım. Başka yolu yoktu. Aksi takdirde... Babamın borçlarını benimle kapatmak niyetindeydiler. Buna asla müsaade etmeyecektim.
Nereye gideceğimi gerçekten bilemiyordum. İlerideki fabrikanın içinden çıkarsam kalabalığın olduğu şehir merkezine daha rahat çıkabilirdim her hâlde.
Bu yüzden kuruyan dudaklarımı yalayarak eski fabrikaya doğru koştum. Yıkık kapısından içeri girip koşmaya devam ettim.
Hâlâ peşimdeydiler.
"Kaçma diyorum, gel buraya! Bu sefer elimden kurtulamayacaksın küçük sıçan!"
Aldırmadım. Fabrikanın terk edilmiş tozlu makineleri arasında son sürat koşmaya devam ettim. En son fabrikanın arka tarafındaki çıkış kapısına vardım. Süratle kendimi dışarı attım.
Tam o an...
Büyük bir şaşkınlığa uğrayarak adımlarımı durdurdum. Çünkü çıkar çıkmaz kendimi bir anda 5-6 erkeğin arasında buldum.
Üçü bir tarafta, üçü de tam karşılarında dizilmişti ve ben aralarındaki boşluğa dalmıştım.
Hepsi bana şaşkınca bakmaya başlamışken ben de onlara aynı şaşkınlıkla bakarak karşılık verdim.
Kavga edeceklerken aralarına girmiş, kavgalarına mâni olmuş gibiydim.
Bir dakika!
Şu an fark ettiğim bu şey...
Bu çocukların üniforması...
Lee Know'un üzerindeki üniformayla aynıydı! Onu tanıyor olabilirler miydi?
"Lee Yeon Soo!"
Asıl patronları olan adam ismimi haykırarak soluk soluğa fabrikadan çıktı. Çevremdeki kalabalığı görünce bir an afalladı. Neye uğradığını şaşırdı.
Korkarak geri geri adım attım. Bendeki bu durumu fark eden, gözünün altında bir ben bulunan genç erkeklerden biri, "Seni... Seni rahatsız mı ediyor? Ya da sana zarar vermeye mi kalkıyor? Kim bu adam?" diye sordu.
Bence şanslıydım. Bu çocuklar kötü kişilere benzemiyordu.
Nasıl, nereden biliyorsun diye sormayın. Bazı insanların gözlerinin içine bakınca ne mal olduklarını anlayabiliyor insan. Siz gözlerinin içine bakınca anlamıyor musunuz?
Ya da ne mal olduklarını gözlerine bakınca anlayabilecek kadar acı deneyim sahibi olup hâlâ tecrübe edinemeyen tayfadan mısınız?
Hâlâ o kadar saf, o kadar affedici, o kadar iyi niyetli kalmayı becerebiliyor musunuz?
Her neyse, ben tecrübe sahibiydim. Yani öyle olduğuma inanıyor ve bu çocuklardan yardım alabileceğimi hissediyordum.
Bu yüzden, "Evet," dedim.
"Beni her gördüğü yerde rahatsız eden, sürekli kaçsam da peşimi bırakmayan psikopat herifin teki o!"
Sözlerimden sonra kavga edecekmiş gibi görünen bu çocuklar birbirlerinin gözlerine bakıp başlarıyla anlaştıktan sonra bildiğiniz bir oldular ve hep beraber önüme kapandılar.
Bir kalkan gibi önümde yan yana dizilerek psikopat herife sert bir şekilde bakmayı sürdürdüler.
Psikopat herifin her zaman yanında bulundurduğu sağ kolu denebilecek adam da soluk soluğa onun yanına yetiştiğinde önüme kalkan olan genç erkeklere bakarak donakaldı.
Benim hikâyem tam olarak işte böyle başlıyordu.
Daha doğrusu, bu Stray Kids lâkabını alan serseri, başıboş çocuklarla olan hikâyem böyle başlıyordu.
Günün birinde beni kaçtığım beladan kurtarıp önüme kalkan olan bu gençler ve 'bekleyeceğim' sözünü alıp da bir türlü yanına gidemediğim Lee Know ile kaydolmak zorunda olduğum lisede, hem de aynı sınıfta karşılabileceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi.
Bangchan,Changbin ve Lee Know'un ayrı bir grup; Felix, Hyunjin, Han ve Seungmin'in ayrı bir grup olduğunu da, bu iki ayrı grubun aralarında büyük bir düşmanlık olduğunu da o zamanlar bilemezdim.
Ayrıca... Bir gün her iki grubun da değer vereceği bir kişi olup aralarında kalacağımı düşünmek, hayalini dahi kuramayacağım büyük bir saçmalıktan ibaretti.
Ama hepsi oluyordu.
Ve ben... Stray Kids'in arasında ileride en yakın dostum olma şerefine sahip olan I.N ile beraber çırpınıp duruyordum.










