Büyükbaba
"Şimdi. Seni tam burada öpsem... Sonrasında pişman olur musun? "
Nefesim kesildi. Ciddi anlamda nefessiz kaldım. Ne demişti o öyle? Öpmek mi? Kalbim sanki saatlerce koşmuşum gibi göğsümü delercesine sert bir şekilde çarparken Jungkook'un bunu duyup duymadığını sorguluyordum.
Jungkook minik bir gülümseme sundu bana. Sonra ise ağzını araladı bir şey söylemek ister gibi fakat hemen sonra vazgeçmiş olmalı ki ağzını geri kapattı. Ellerinin belimden kaydığını hissederken oluşmaya başlayan boşluk hissi beni rahatsız etti.
"İçeri geçiyorum. Dışarısı çok esiyor. Üşütme gel içeri sende. "
"Jungkook."
"Montumu üstüme alayım. "
"Jungkook."
"Yanına hırka veya mont getirdin mi? Vereyim mi ben sana? "
"Jungkook! Bir şey söyleyeceğim konuşturmuyo-"
"Taehyung, sus. Duymak istemiyorum. Anlıyorum. Zorunda olduğun hiçbir şey yok. Rahatla. Tamam mı? Asla alınmadım ben zat-"
Dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Evet ben Kim Taehyung, gemi limana yaklaştığını belli edercesine düdüğünü çalarken, belki de hayatım boyunca bir daha hiç görmeyeceğim bir adamın dudaklarına kapandım.
*
"Çok pardon efendim, sorun olmayacaksa bir şey soracaktım? "
"Sorun olur genç adam. İş yapıyorum görmüyor musun? Çekil bakayım. Yeterince oyalandım. "
"Ama ben-"
"Bana bak genç; elimde ve sırtımda odunlarla tam karşında duruyorum. Neden? Çünkü tam önümde, yolumun üstünde dikiliyorsun! Çekilde geçeyim. Tanrı aşkına böyleleri hep beni mi bulur? "
Homurdanarak yanımdan geçen orta yaşlı kadınla olduğum yerde kalakaldım. Gemiden indikten sonra sihwa kasabasından geçen trene bilet almış ve binmiştim. Şimdi ise indiğim istasyonu geride bırakarak kasabaya girmiş, büyükbabamın nerede olacabileceğini bilen birini arıyordum. Yoksa şuracıkta yığılıp kalacaktım!
Yorgunluktan titreyen bacaklarımla ağlarcasına sesler çıkartarak yürümeye devam ettim. Gördüğüm küçük market ile gülümsemiş içeri adımlayarak sırtımda ve elimdeki çantaları köşeye bırakmış kasanın ardında duran yaşlı adamı başımla selamlamıştım. Adamda aynı şekilde karşılık vermiş ve tek kaşını kaldırarak beni baştan aşağı süzmüştü.
"Merhaba efendim. Sular nerede acaba? "
"Şurada."
Parmağı ile gösterdiği yöne ilerleyerek kendime iki şişe su almış geri dönüp kasaya koyarak fiyatını sorup almıştım.
"Ne arıyorsun burada? Senin gibi genç çocuklar burayı pek tercih etmez? "
"Ah, ben... Ben büyükbabamın yanına geldim efendim. Kim Minjun. Tanıyor musunuz efendim? "
"Minjun'mu? O huysuz ihtiyar mı? Oğulları gittikten ve bir tanesi öldükten sonra kimseyle konuşmadı. Kendini tamamen evine kapattı. Dolabı tamamen boşalmadığı sürece kasabaya inip bir şeyler almaz dahi. Sen... Sen kimin oğlusun? Joowon mu Jihoon mu? "
Bir anda çenesi düşen adamla anlık olarak duraksadım. Ne büyük adammış be... İsmi geçince bülbül oluyorlar.
"Jihoon efendim. Kim Jihoon'un oğlu Kim Taehyung. Memnun oldum efendim. "
"Ah anlamalıydım. Aynı babana benziyorsun. Resmen kopyası gibisin! Ne için geldim demiştin? "
"Büyükbabamın yanına geldim efendim. Nerede kaldığını biliyor musu-"
"Bak seni oğlum Jaehyon ile tanıştırayım. Neredeyse seninle yaşıt. Kaçlıydın sen? "
"44'lü. 1944'lüyüm efendim. "
"Hah, bak. Oğlumda 47'li. Dur çağırayım. "
Adam kasadan çıkıp reyonların arkasında kalan kapıya yürüdüğünde arkasından seslenmek için ağzımı açtım fakat tekrar konuşmasıyla kapattım.
"Jaehyon! Bak buraya kim gelmiş! Kim Minjun'un torunu. Rahmetli Jihoon'un oğlu. "
"Ne yapabilirim baba? Geçit töreni mi düzenleyeyim?"
İçeriden beyaz tişörtü ve siyah şortu ile bir elinde fiyat listesi olduğunu düşündüğüm bir liste bir elinde ise tükenmez kalem olan, kumral saçları ve bal rengi gözleriyle göz alıcı bir çocuk çıkmıştı.
Yaşlı adam adının Jaehyon olduğunu öğrendiğim çocuğun ensesine bir tane geçirerek kaşlarını çatmıştı.
"Terbiyesiz! Çürüdün kaldın burada. Biraz sosyalleş diye uğraşıyorum! "
"Ben çürümekten memnunum ama! "
"Bağırma bana! "
"Sende bana bağırıyorsun! "
Öksürerek varlığımı belli ettiğimde iki çift göz bana döndü. Yaşlı adam gülümseyerek yanıma gelip elini uzattı.
"Ah ismimi söylemeyi unuttum. Ben Ohn Sewoo. Tanıştığıma memnun oldum genç çocuk. "
"Bende memnun oldum efendim. "
Elini sıkarak gülümsedim.
"Oğlumun kusuruna bakma. Birgün orada çürüyüp gidecek ama çıkmamakta kararlı. "
"Hiç sorun değil. Efendim büyükbabamın evi nerede? "
"Ah o mu? Minjun'un evi kasabanın birazcık dışında kalıyor. Ah! Buldum! Jaehyon seni götürür. Değil mi Jaehyon? "
"Ya babaa... Oraya kadar yürüyecek miyim ya! "
"Sorun değil kendim giderim efen-"
"Sus bakayım! Bacakların çürüdü bacakların! Biraz yürü belki varlıkları aklına gelir. Hadi yürü. Bekletme Taehyung'u! "
"Offf! Tamam be tamam. "
Sırt çantamı ve valizimi alıp kapıya çıktım. Biraz sonra yanıma gelen Jaehyon önüme geçerek yürümeye başladı. Bende peşinden onu takip ettim.
Yol boyunca kısa sohbetler etmiş, bana karşı biraz da olsa buzlarını eritmiştim. Gitmeden önce görüşürüz demiş ve beni yalnız bırakarak geri dönmüştü.
Tahta kulübede göz gezdirip kapıya yaklaştım. Tam tıklatmak için yumruğumu kaldırmıştım ki duyduğum tok ses ile kafamı sağıma çevirdim. Evin arkasından tok bir ses yankılanıyordu. Sanırım... Odun. Evet, evet odun kırılıyor.
Adımlarımı evin sağına, sesin geldiği yöne çevirdim. Her adımda biraz daha gerilirken en sonunda görüş açıma giren yaşlı fakat iri adamla birlikte yutkunarak öksürdüm.
Ne yapayım? Dalyan gibi adam! Koca ayı resmen! Konuşmaya götüm yemedi.
Adam bana döndüğünde titreyerek bir adım geri çekildim. Beni uzun bir süre süzmüş ve kim olduğumu çözümlemeye çalışır gibi yüzümü incelemişti. En sonunda sesimi bulmuş gibi tekrardan öksürerek tam olarak hazır olduğumu hissettiğimde ağzımı açmış ve konuşmuştum.
"Merhaba efendim. Ben Kim Jihoon'un oğlu torununuz Kim Taehyung. "
Adam yüzüme öylece baktı. Hiçbir duygu barındırmayan yüzü öylece beni izledi. Sonrada önüne dönüp odun kesmeye devam etti. Tekrar öksürerek dikkatini üzerimde toplamaya çalıştım.
"Kim Minjun... Kim Minjun siz misiniz efendim? "
"Çek git buradan. "
"Pardon. Anlayamadım efendim, ne dediniz? "
"Çek git buradan dedim! "
