Bazı gerçekler
Jungkook
Fabrikaya adımımı attığım andan itibaren düşündüğüm tek şey Taehyung'un yumuşak dudaklarıydı. Etkisinden çıkamıyordum. Trene binip gidene kadar onu izleyip kendi trenim gelince de binmiş şimdi ise Ongeum-Dong'da bulunan mekanımızdaydım.
Hemen yanımda yürüyen adamım bana bilgileri verirken ben hala Taehyung'u düşünerek ilerliyordum.
"Jeon Arias Jungkook! Beni dinliyor musun sen? "
Jimin'in sert sesiyle hızla ona döndüğümde kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
"İspanyol soyadımı ekleyince daha mı ciddi oldun şimdi sen? "
Kıkırdadığımda kafama bir tane geçirmiş hızlı hızlı yürümeye başlamıştı. Bir yandan söyleniyordu.
"Sana bir şey anlatanda kabahat zaten. Ne diye söylüyorum ki. Batsın fabrika göt olsun. Şerefsiz. "
Gülerek yanına gidip elimi omzuna koydum.
"Canım kardeşim benimm... "
"Ne isteyeceksin? "
"Kalbimi kırıyorsun. "
"Boş yapma sadede gel. "
"Of! Biri var. Bir isim. Bulabilir misin? "
Sinsice sırıtıp göz kırptı.
"İstediğin isim olsun. Ne öğrenmek istiyorsun? "
"Öğrenebileceğim her şeyi. Her şeyi istiyorum Jimin. "
"İsim ver. "
"Taehyung, Kim Taehyung. "
"Öldürecek miyiz? "
"Hayır. Sadece yakından tanımak istediğim birisi. "
Değişik sesler çıkaran arkadaşımla göz devirip omzuna vurduktan sonra ofisime geçtim.
*
"Efendim beni bir dinleyin. Beni buraya a-"
"Sana defolup gitmeni söylediğimi hatırlıyorum. Neden hala buradasın? "
"Bakın gidecek bir yerim olsaydı zaten gelmezdim. Fakat benim-"
"Ne o? Son çare beni kullanma kararı mı aldın? Defol çocuk. "
"Gidecek bir yerim yok! "
"Banane bundan!? O çok değerli amcan seni kapıya koyunca mı değere bindim ben? "
"Benim sizin varlığınızdan dahi haberim yoktu! Bilseydim size ulaşırdım zaten! "
Gözlerim doluyordu. Yorulmuştum. Dinlenmek istiyordum.
"Evet. Evet amcam beni kapıya koydu. Bana söyleme gereksinimi bile duymadı hatta. Kendimi hiç bilmediğim bir yerde hiç bilmediğim insanların arasında buldum. "
Gözlerimden yaşlar akıyordu artık. Durduramıyordum. Durdurmaya mecalim de yoktu zaten.
"Kimsem yok efendim... Kimsesizim. Annem yok, babam yok, amcam zaten hiç olmadı, sizde gitmeyin n'olursunuz... "
Ağlamam şiddetlenirken yere düşen baltanın sesini duydum fakat gözlerimi açmadım. Ellerimle yüzümü gizlerken bana doğru gelen ayak seslerini duyduğumda merakla dinlemeye başladım. Ne yapacağını merak ediyordum.
Yaşlı adam başımda dikilmiş ve homurdanmıştı.
"Kalk yerden üstünü pisleteceksin. "
Ne? Ne zaman yere oturmuştum ben? Farketmemiştim bile.
"İçiri gir kapı açık. Yere bir çarşaf mı seriyorsun, betonamı yatıyorsun beni alakadar etmez. "
"Ben... Ben çok teşekkür ederim efendim-yani şey büyükbaba. "
Gülümseyip önünde eğilerek kapıya yöneldim. O'da arkamdan bakmayı bırakıp odun kesmeye geri döndü. Kapının önündeki çantaları alıp kapıyı araladıktan sonra içeri girdim. Çantalarımı sol tarafa bırakıp kulübenin içinde dolandım biraz. Küçük, tatlı bir kulübeydi. İki katlıydı anladığım kadarıyla çünkü yukarı çıkan bir merdiven vardı.
Oyalanmaya son vererek küçük tezgahın başına geçtim. Bir şeyler hazırlarsam güzel olurdu değil mi?
*
"Jungkook, seninkini buldum. "
Kulağıma fısıldayan arkadaşımla birlikte gözlerim ona döndü ve kafamı eğerek 'bunu daha sonra konuşacağız' manasına getirdim ve tekrar önüme döndüm.
Karşımda Ongeum-Dong'da bulunan fabrikanın hissedarları duruyordu. Çoğu gergin gözüküyordu.
Biri hariç.
Hwan Seejoon çok sakin gözüküyordu. Bu adamda bir şeyler vardı. Yakında kokusu çıkardı.
"Evet, beyler. "
Dikkatleri üzerime topladım.
"İçimizde bir fare var, bunu hepiniz biliyorsunuzdur. "
Onaylayan mırıltılar.
"Beni buraya Arias Nicolás -yani manevi babam- gönderdi. "
Kafa sallayan birkaç kişi.
"Şimdi. Sizinle birlikte bu fareyi bulacağız. Herhangi bir fikri olan var mı? "
Kafalar birbirine döndü ve hepsi birbirini inceledi. Emin olmak istiyor gibi birbirlerine, sonra bana dönüp onay beklediler.
"Hadi ama beyler, biraz cesur olun. Her türlü fikre açığım. Kim olduğunu düşünüyorsunuz? "
"Na-namjoon, Kim Namjoon olabilir mi Señor Jeon? "
"Por favor° Señor Lee... Daha açık konuşun? "
Bir kıkırdama. Hwan Seejoon. Gülüyordu.
"Señor Hwan? Neye güldüğünüzü bizimlede paylaşacak mısınız? "
"Ah tabii ki genç adam. Paylaşmaz olur muyum? "
'Genç adam'.
Beni ciddiye almıyordu.
"Bay Hwan, saygı sınırlarını aşmadan devam ettirelim sohbeti lütfen. "
Jimin Hwan'a hitaben konuştuğunda Hwan'ın yüzünde bir sırıtma oluştu.
"Ah, doğru söylüyorsunuz Bay Park. Çok üzgünüm, hatamı mazur görün."
Onun o gülen suratını güzelce dağıtmak vardı şuan. Sakin ol Jeon, sakin ol.
"Evet Señor Hwan, sizi dinliyoruz? "
"Ah Señor Jeon, bahsi geçen kişi -yani Kim Namjoon- uzun süredir bu fabrikanın başında. Fakat ani bir şekilde -tam da içerden bilgi sızdırıldığı ortaya çıktığında- gözden kayboldu. Nerede olduğu hiçbirimize söylenmedi, haksız mıyım? "
Masadakilere baktı. Herkes onaylayan mırıltılar çıkardı ve kafa salladı.
"Ve hatrımda kalanca Kim Namjoon'u başa siz geçirdiniz. Sizin önerinizdi değil mi? "
Herkesi kendi tarafına çekiyor. Orospu çocuğu.
"Haklısınız Hwan Seejoon. Namjoon'u başa ben geçirdim. Yanındada oylama üzerine yardımcı olarak sizin oğlunuz Hwan Dohyun vardı, doğru muyum? "
Gülümsemesi soldu, ben sırıtmaya başladım. Şimdi bitti işte.
"Evet, evet doğrudur. "
"Sí!° Ben Namjoon'un nerede olduğunu biliyorum Señor. Eğer bilmenizi isteseydim sizde biliyor olurdunuz. Peki Bay Hwan, Namjoon'u bir kenara koyup oğlunuz Hwan Dohyun'a odaklanmaya ne dersiniz? Sahi, oğlunuz nerede Señor? Hwan Dohyun nerede? Neden tam da bilgi sızdırıldığı ortaya çıktığında kayıplara karıştı? Benim neden hangi delikte olduğundan haberim yok? "
Yüzü kızarmıştı karşımda. Şimdi köşeye sıkışmıştı. Kaçacak yeri yoktu. Bütün hissedarların gözleri üzerindeyken ağzını dahi açamıyordu.
Kıkırdadım. Gözler bana döndü. Onun üstünde olduğumu kanıtlamıştım. Gururum okşandığına göre bu küçük oyunu sonlandırabilirdim.
"Her neyse beyler, Adios! Toplantı bitmiştir. Dağılabilirsiniz. "
Kafamla selam verip sırıttıktan sonra Jimin'le birlikte odadan çıktım. Keyfim yerindeydi.
"Şerefsiz."
"Kime diyorsun? "
"Sana."
Sırıttım. Sonra birden ciddileşip Jimin'e döndüm.
"Evet? Dinliyorum. "
"Seninki Kim Alvarez Taehyung. Sihwa adında bir kasabada şuan. Büyükbabasıyla kaldığı bilgisini aldım. Anne babası farklı zaman dilimlerinde suikast girişimi sonucu öldürülmüş. Yarı İspanyol yarı Koreli. İspanya'da amcası Kim Joowon ile birlikte yaşıyormuş. İki yıl önce işten ayrılan hizmetliye ulaştım. Söylediğine göre araları pek iyi değilmiş. Hatta birkaç kez amcası tarafından şiddete maruz kalmış. Amcasının karısı Kim Molina Ashley tam bir cadıymış. Taehyung'a kök söktürmüş. Hatta Kore'ye gelmesine neden olan da Señora Molina'ymış. Amcasını ikna edip çocuğu resmen kapı dışarı etmişler."
"Bu kadar mı? "
"Bir şey daha var ama... "
"Ne? Ne var Jimin? Söylesene. Her şeyi bilmek istiyorum. "
"İki yıl önce işten ayrılan hizmetliyle şu anki kuzenmiş. Aktif olarak bilgi alabilmeme olanak sağlayan bu oldu. Şu anki hizmetli Señora Torres Sofia bir bilgi daha verdi. Can sıkıcı bir şey. Duymak istediğine emin misin? "
Derin bir nefes aldım. Daha ne olabilirdi ki?
"Evet, evet eminim. "
"Amcası bir adamla iş görüşmesi yapmış evde. Yemek masasında Taehyung'u gözüne kestirmiş. Señora Torres öyle söyledi. Daha sonra iş görüşmesinin kabul olmasını istiyorsa Taehyung'u istediğini söylemiş adam. Amcası olacak soysuz köpekte kabul etmiş. Sonuç olarak Señora Torres Taehyung'un odasından çığlıklar duyduğunu ve sonraki iki gün odasından çıkmadığını söyledi. Anladın işte. Dillendirmek istemiyorum. "
Kanın beynime sıçradığını hissediyordum. Bütün damarlarım patlamış ve kanım beni boğuyormuş gibi hissediyordum.
"Adamın adı ne? "
"Navarro Isaac. İspanyol bir iş adamı. "
"Bu isim çok tanıdık. Bizimle bir alakası var mı? "
"Evet, rakip fabrikalardan biri. "
Sırıttım. Elime düşmüştü.
"Bana Nicolás'ı bağla. Konuşacaklarımız var. "
°Por favor> Lütfen
°Sí> Evet

