Senden hoşlanıyorum
Esmer tenli çocuk yüzünde hafif dokunuşlar hissediyordu. Bu dokunuşlar onu huylandırdığından burnunu kırıştırıp kafasını hareket ettirerek kurtulmaya çalıştı. Karşılığında ise bir kıkırtı duydu. Gözlerini yavaş yavaş, kırpıştırarak aralamaya çalıştı.
"Günaydın uyuyan güzel. "
Genç çocuk gözlerini araladığında hemen burnunun dibinde duran Jungkook ile nefes almayı unuttuğunu farketmedi bile. Jungkook gülümseyerek ona bakıyordu. Bu bir rüya falan mıydı diye düşünmeden edemedi. Jungkook kıkırdayarak Taehyung'un çenesinin altını parmakları ile okşayarak ayaklandı.
"Hadi kalk bakalım. Gemiyi kaçırmak istemezsin ha? "
"Hiiii! Doğru! Gemi vardı değil mi? Ah uyuya kaldım. "
"Korkma, korkma. Daha yarım saat var. Ama bence çabuk ol. "
"Çok telkin edici konuştun teşekkürler. Ne kadar rahatladım anlatamam. "
Yalancı bir gülümseme takınan Taehyung yatakta doğrularak oturur pozisyona geldi. Elleriyle gözlerini ovuşturarak bir yandan esnerken kendine gelmeye çalışıyordu. Sonunda kendinde olduğuna emin olduğunda ayaklanıp valizinin yanına gelmişti. Valizin içinden 'v' yaka, krem rengi, uzun kollu ve salaş bir bluz, altına ise kahverengi kumaş pantolonunu ve siyah kemerini çıkartıp üstünü değiştirmeye başladı. Bu sırada Jungkook valizleri kapının önüne getirmiş ve Taehyung'u bekliyordu.
Hazır olduğuna kanaat getiren taehyung banyoya giderek elini yüzünü yıkamış ve Jungkook'un elinde ki çantasını alıp omzuna atmıştı. Valizini alacağı sırada ondan önce uzanıp alan ellerle eli havada kalmış ve odadan çıkan Jungkook'un peşine takılmıştı.
Jungkook reseptör kadına odanın anahtarını teslim edip teşekkür ettikten sonra pansiyondan ayrılmış ve limana doğru yürümeye başlamışlardı.
Jungkook sessizlikten sıkılmış olacak ki ağzını araladı.
"Neden İspanya'dan ayrılıyorsun Taehyung? "
Gelen ani soruyla şaşıran genç birkaç saniye beklemiş ve daha sonra cevaplamıştı.
"Söylemiştim ya; burası beni sıktı, memlekete dönüyorum diye? "
"Ben bunu değil, gerçek nedeni merak ediyorum ama? "
Taehyung'un adımları anlık sekteye uğrarken kendini toparlamaya çalışarak kafasını iki yana salladı ve derin bir nefes aldı.
"Amcan yüzünden mi? "
"Ne? "
"Amcan yüzünden mi ayrılıyorsun İspanya'dan Taehyung? "
"Ben... Şey. Aslında evet. "
"Anladım. Daha fazla zorlamana gerek yok. "
"Teşekkür ederim. "
"Neden teşekkür ediyorsun? "
"Bilmem. Öyle içimden geldi. "
Gülümsedi Taehyung. Daha sonra yola dönerek önüne geldikleri gemiye baktı. Gemiye binmek için adım atan iki genç bastıkları metalin bıraktığı tok sesleri geride bırakarak gemiye girdi ve yerlerine oturdular. Valizlerini oturdukları koltukların altında bulunan boş kısma yerleştirip iyice yerlerine yerleştiklerinde Taehyung sırtındaki çantasını kucağına alarak arkasına yaslandı. On saatlik bir gemi yolculuğunun ardından Mokpo şehrinin Sihwa kasabasında yeni bir hayata başlayacaktı.
Şimdiye kadar nerdeyse hiç düşünmediği -ki bu Jungkook sayesinde olmuştu- gerçekler suratına çarparken gerildiğini hissetti. Vücudunu bir titreme alırken 'ben ne yapıyorum' diye düşünmeden edemedi. Hiç tanımadığı bir adamın -ki bu adam onun babasının babası oluyordu- evine gidiyordu ve o adamın onu kabul edip etmeyeceğini dahi bilmiyordu.
Amcası onu göndermeden önce illaki bir mektup falan çekmiştir büyükbabasına. Değil mi?
Düşüncelerin içinde kaybolurken oflayarak yanında oturan Jungkook'a döndü. Gözleri kapalıydı. Uyumuş muydu? O kadar yorgun muyduki? Herhalde gece boyunca kitap okumuştu ve uykusunu alamamıştı.
Taehyung'da arkasına yaslanarak yanında rahatsız olduğu her yönden belli bir pozisyonda yatan adama baktı. Boynu çok kötü tutulacaktı. Bir nefes vererek elini adamın yanağına uzattı. Kafasını kendi omzuna doğru çekerek omzuna yaslanmasını sağladı. Kendi kafasınıda adamın başına yasladığında istemsizce elinin altında ki yumuşak yanağı okşadı.
Okşadığı yanağın gerildiğini hissettiğinde gülümseyen Jungkook ile birlikte kaşları havalandı. Uyumamış ve resmen Taehyung'un ne yapacağına bakmıştı.
Taehyung elini çekmek için hareketlenirken elini havada yakalayan Jungkook ile durmak zorunda kalmıştı. Ne yapacağını anlamak için bekledi. Elinin tekrar Jungkook'un yüzüne gittiğini hissettiğinde aynı şekilde yanağına yaslanacağını düşünürken hissettiği yumuşak dudaklar ile nefesi kesildi.
Ne yapıyordu bu adam bilmiyordu ama ona iyi gelmediği kesindi. Kalbi ağzına gelmişti resmen.
Jungkook dudaklarını Taehyung'un elinden çekerken ikisinin elinide kendi bacağının üstüne koydu ve ellerini kenetlendi. Taehyung ise hala ne olduğunu anlamazken girdiği şoktan gelen sesle sıyrıldı.
"Nefes, Taehyung. Nefes al. "
Derin bir nefes alıp verdiğinde Jungkook'un kıkırdamasını işitti. Ne oluyordu böyle birden bire?
*
Taehyung
Esneyerek gözlerimi araladığımda hala omzumda uyuyan Jungkook ile etrafıma bakınıp birkaç saniye nerede olduğumu çözmeye çalıştım.
Gemideydik. Jungkook omzumda uyuyordu. Ellerimiz kenetliydi ve tanrı aşkına dışardan bakan biri için pekte iç açıcı bir görüntü olduğu söylenemezdi.
Gemide gay var diyip bizi denizden aşağı atsalar yeriydi sanki.
Düşündüğüm şey hem komik hemde korkutucu geldiğinde elimi Jungkook'un elinden sıyırdım ve kafasını yavaşça arkasına yaslamasını sağlayıp ayaklandım.
İçerisi boğmuştu beni. Biraz temiz hava alsam güzel olacaktı.
Kalktığım koltuğa sırt çantamı koyup geminin ucuna açılan kapının önüne geldim. Ağır kapıyı sert bir şekilde itip açtıktan sonra yüzüme çarpan sert rüzgarla anlık olarak titredim.
Dışarı çıkıp ardımdan kapıyı kapattıktan sonra geminin ucuna kadar gelip, ellerimi korkuluklara yaslayıp, gecenin karanlığında neredeyse hiç bir şey gözükmeyen denize baktım. Daha sonra kafamı kaldırıp gözlerimi kapayarak tenimi delip geçen rüzgara odaklanmaya koyuldum.
Birkaç dakikanın ardından kulaklarıma dolan tok ses ile birlikte gözlerimi açmadan rüzgarın sesini dinlemeye devam ettim.
Arkamdan gelen adım seslerinin ardı arkası kesilmezken dibimde biten birinin varlığıyla kaşlarım çatıldı. Tam arkamda duruyordu.
Gözlerimi yavaşça aralayarak arkamı dönmeye yeltendiğimde görüş açıma iki iri kol girdi. Belimi sıkıca saran kollarla birlikte ensemde hissettiğim nefesle yerime mıhlandım. Daha sonra duyduğum sesin sabihiyle birlikte ise rahat bir nefes aldım.
"Ne yapıyorsun? "
Mırıldanarak konuşan Jungkook'un sesi enseme olan yakınlığından boğuk çıkmıştı ve tanrı aşkına şuraya yığılabilirdim şuan.
"Hiç. Hiçbir şey yapmıyorum Jungkook. Sen ne zaman uyandın? "
"Sen elini elimden çektiğinde. "
Aldığım cevapla şaşırdım. Uyuklama numarası yapmayı çok seviyordu gerçekten.
"Hm... "
"Hm... "
Beni taklit ederek dudaklarını enseme yasladı. Burnu saçlarımın arasına girerken derin bir nefes aldı.
Tanrı aşkına amacı ne bu adamın? Bayılıp kalmam mı? Başaracak çünkü. Aklımı deliricem şimdi!
"Karnın kasıldı Taehyung. Rahatla. "
Mayıştırıcı sesine eşlik eden parmakları karnımın üstünde bir ileri bir geri okşayarak beni iyice gevşetti.
Mayışmış sesimle mırıldandım.
"Jungkook, ne yapıyorsun? "
"Bilmem, ne yapıyorum Taehyung? "
"Jungkook tanrı aşkına amacın ne? "
"Hoşuma gidiyorsun. "
"Ne? "
"Duydun."
"Bu kadar kısa zamanda mı? "
"Bende beklemiyordum ama oldu işte. Dikkat çekicisin. Tatlısın, sempatiksin, komiksin... Güzelsin. Ne bileyim kapıldım sanırım sana. "
Kıkırdadı bu dediğine. Komik bir şey söylememişti oysaki.
"Jungkook. Bu gemiden inince birbirimizi birdaha görmeyeceğiz. Biliyorsun değil mi? "
"Kaderin işi belli olmaz Taehyung. Bir bakmışsın karşındayım. Olamaz mı? "
"Ben... Bilmem. İkimizde farklı yollara gidiyoruz. Hayatımın sonuna kadar orada kalacağım. Senin nereye gittiğini bile bilmiyorum. Nasıl karşılaşacağız? "
"Bu kadar emin olma Taehyung. Hayat sürprizlerle dolu. Senin de önüne bir mucize çıkarır elbet. "
"Mucizelere inanır mısın? "
"İşime gelirse, evet. Sen? Sen inanıyor musun? "
"Hayır."
"Oh, çok netti. Gerçekten inanmıyorsun ha? "
"Mucizeler insanı kurtarmıyor Jungkook. Sadece kendini kandırıyorsun. Gözünün önüne bir perde kapatıp gerçekleri görmeni engellemekten başka yaptığı bir şey yok. "
"Ben öyle düşünmüyorum. Bazen... Bazen bir umuda ihtiyacın olur Taehyung. Bir mucize olmasını istersin. İnanmak. İnanmak insanı hayatta tutar. Bir şeyin olma olasılığı seni ayakta tutar. Güç verir. Devam etmeni sağ-"
"Ve sonra dumura uğratır. Hayır Jungkook. Hayattan bir mucize beklemek sadece kötü son geldiğinde daha çok canının acımasına sebep olur. Çünkü aptal gibi inandığını kabullenemezsin. Yaşadıklarını sindiremezsin. Öylece ortada kalırsın işte. "
"Anlıyorum. Bu konuda bayağı bir kesin görüşlüsün, hm? Fikrini değiştirmeyi çok isterdim doğrusu. "
Kıkırdadım.
"Fikrimi değiştiremezsin Jungkook. Fikrim değişmez inan bana. "
"Nasıl bu kadar eminsin? "
Aydınlanmaya başlayan havaya bakıp temiz havayı içime çektim. Huzurluydu. Burda bu konumda, daha yeni tanıdığım -hatta tanımadığım- bir adamın kollarında olmak huzurlu hissettiriyordu.
Jungkook huzurdu.
"Çünkü denedim. Fikrimi değiştirmeyi denedim. İnanmayı, umutla dolmayı denedim. Ama denediğimle kaldım. Ortada bırakıldım. "
"Taehyung."
"Efendim Jungkook. "
"Bana döner misin? "
"Hm? "
"Bana dön. "
Dediğini yapıp ona döndüm. Artık elleri belimdeydi. Sıkı sıkı sarıyordu beni. Yüzlerimizin yakınlığından dolayı birbirimizde nefeslenirken Jungkook dudaklarını araladı.
"Şimdi. Seni tam burada öpsem... Sonrasında pişman olur musun? "