Otel odası
Uzun tren yolculuğunun ardından Çin'in Yancheng şehrine vardıklarında ayaklarını toprağa basmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu düşünüyordu Taehyung. Jungkook ise inmeden önce uyandırıldığı uykusu sonucunda esnemekle meşguldü. Taehyung Jungkook'a dönüp konuştu.
"Şimdi ne yapacağız Jungkook? Gemi ne zaman kalkacak? "
"Gemi yarın sabah beşte kalkıyor. Şimdi bir pansiyon bulmamız gerek. Gel benimle. "
"Pardon efendim. pansiyon nerede acaba? "
"Hemen şurada."
"Teşekkürler."
"Rica ederim.
Jungkook adamla konuştuktan sonra adamın gösterdiği yöne doğru adımlamış daha sonra bir şey unutmuş gibi arkasına dönüp Taehyung'un bileğinden tutarak onu da peşinden çekiştirmişti. Taehyung Jungkook'un peşinden adımlarken bir yandan geldikleri yeri inceliyordu. Farklıydı. Hemde çok ama çok farklıydı. Ama güzeldide. Taehyung etrafa aval aval bakarken Jungkook pansiyonu bulmuştu bile. Kapıyı iterek içeri girdiklerinde yoğun olarak kırmızıyla süslenmiş, onun yanında sarı renginin de hakim olduğu, Çin'i tam anlamıyla temsil eden bir mekanda bulmuşlardı kendilerini. Taehyung Jungkook'un kulağına yaklaşıp sesisini alçak tutmaya çalışarak konuştu.
"Çok boğucu. İçim daraldı resmen. Nasıl bir sarı o öyle. Çok cırtlak. Renk seçimleri gerçekten kötü. "
Jungkook dudaklarını birbirine bastırarak gülme isteği ile başa çıkmaya çalıştı. Arkasına dönüp kaşlarını çatarak baktı Taehyung'a. Taehyung ise hala etrafına bakınıyordu. Jungkook ile göz göze geldiklerinde masum bir gülümseme ile hatasını örtbas etmeye çalıştı. Başardıda. Jungkook Taehyung'un gülümsemesini görünce yumuşadığını hissetti fakat mimiklerine yansıtmamaya -ki ne ne kadar başarılı olduğu nafile- çalıştı.
"Taehyung! Hiç öyle denir mi? Cırtlak sarı ne? "
Taehyung gülmemek için kendini sıkıyordu. Jungkook'ta öyle. Daha sonra Jungkook bu kadarının yeterli olduğunu düşünerek resepsiyonun olduğu yere adımladı. Reseptör kadın kafasını kaldırıp ikiliye baktı ve konuştu.
"Hoşgeldiniz."
İkili baş selamı verdiğinde reseptör kadında baş selamı vermiş ve gülümsemişti.
"Bir gece için iki oda istiyorum. "
"Peki efendim. "
Reseptör kadın arkasına dönüp oda numaralarının asılı olduğu duvara baktı. Hangi odanın dolu olduğunu burada işaretliyorlardı. Fakat tek bir anahtar kalmıştı.
"Üzgünüm ama bütün odalarımız dolu efendim. tek bir boş oda var. "
"Anlıyorum. O odayı alalım lütfen."
Reseptör kadın anahtarı uzatmış ve eğilerek selam vermişti. Jungkook'ta aynı şekilde eğilmiş ve anahtarı almıştı. Taehyung'a dönmüş ve başıyla hadi gidelim işareti vererek ilerlemeye başladı. Taehyung'da Jungkook'un peşinden giderek ona yetişmiş ve aynı hizada yürümelerini sağlamıştı.
"Çincen var mı? "
"Biraz. Pek anlayamıyorum ama anlayabiliyor gibiyimde. "
"Ne anladın mesela? "
"Şuan anladığım şey aynı odada kalacağımız. Ki onu da anlamak için pek çaba sarf etmedim şahsen. "
Jungkook gülümsedi.
"Bunun dışında ne anladın? "
"Üzgün olduğunu ve tek bir odası kaldığını söylemişti sanırsam. Bir de sen iki oda istediğini söylediğinde "Peki efendim." Dedi. "
Bunu söylerken kadını taklit edip ellerini önünde birleştirip eğilmişti Taehyung. Jungkook sessiz olmaya çalışarak güldü. Fakat Taehyung gibi birinin yanında bu pekte mümkün değildi.
"Alemsin Taehyung. Karnım ağrıdı. "
Taehyung Jungkook'un bu söylemine kıkırdamış ve elindeki anahtara uzanıp almıştı.
"116"
"Demek 116 ha? Hadi asansöre binelim. "
"Tamam."
Jungkook asansörün karşısına geldiğinde demir parmaklıkları aralamış ve Taehyung'un geçmesini beklemişti. Taehyung geçtikten sonra kendisi de asansöre adımlamış ve parmaklıkları kapatmıştı. Yukarı doğru hareket eden asansör ile birlikte ikili sağa sola bakarak etrafı incelemeye başlamıştı. Kata gelince duran asansör ile Jungkook parmaklıkları açmış yine Taehyung geçtikten sonra kendisi de çıkmıştı. Jungkook parmaklıkları kapatırken Taehyung koridorda ilerlemeye başlamış ve odayı arıyordu. Kısa bir yürüyüşün ardından 116 numaralı odayı görmüş ve karşısına geçip anahtarı kapıya takarak kilidi açıp kapıyı aralamıştı. İçeri girdiğinde saatlerdir sırtında ve elinde duran çantalarını yatağın yanına bırakmış arkasından gelen Jungkook'un da çantasını kapının yanında biraz ilerde bulunan sehpanın yanına koyduğunu görmüştü. Jungkook anahtarı kapının dışından alıp içerden kilitledikten sonra çıkarmış ve sehpahın üstüne gelişi güzel atmıştı. Bu sırada Taehyung büyük çantanın içerisinden bol ve rahat olduğunu düşündüğü bir eşofman ve üstüne salaş bir tişört çıkardı.
Jungkook ise Taehyung'un ne yaptığını çözümlemeye çalışıyordu. Taehyung'un üstünde bulunan gömleğin düğmelerini açtığını fark etti. "Burada mı soyunacak?" Diye düşündü. Hoşuna giderdi. Taehyung gömleğin düğmelerini açmayı bitirip omuzlarından mükemmel bir zariflikle indirdiğinde güzel vücut hatlarıda ortaya çıkmış oldu. Gömleği tamamen indirdiğinde Jungkook sırtına dikkatlice baktığında birkaç kemer izi görmesiyle içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Anlık olarak nefesi kesilmişti.
Jungkook olduğu yerde duramayarak Taehyung'un yanına ilerlemiş parmak uçlarını Taehyung'un sırtında gezdirmişti. Parmaklarının değdiği tenin titrek bir nefes aldığını duyumsayan Jungkook Taehyung'a iyice yaklaşmış bir elini beline sarıp bir eli cebindeyken kulağına eğilerek konuşmuştu.
"Nasıl oldu bunlar? "
Taehyung cevap veremiyordu. Jungkook'un hareketine eriyip gitmişti. Aklı orada değildi sanki. Jungkook kafasını öne uzatarak Taehyung'un kapalı gözlerine bakmış ve sırıtmıştı.
"Cevap vermeyecek misin? "
"Ben... Şey. Amcam. Ben. İşte şey... Bir şeyler yaşandı. Öyle. Çokta önemli değil. "
"Amcan mı yaptı? "
"Hm hm. "
Jungkook gerildiğini hissetti. Sinirlenmişti. Bu çocuk onda anlamlandıramadığı hislerin baş göstermesine sebep oluyordu.
"Sebebi neydi peki? "
Şimdi sesi daha sert çıkıyordu. İster istemez Taehyung'un belindeki tutuşunuda sıkılaştırmıştı.
"Amcam beni pek sevmez. Her neyse önemli değil. Hadi üstümüzü değiştirelim. Üstümüze yapıştı bu kıyafetler. "
Taehyung zoraki bir gülümseme sunmuş Jungkook'un tutuşundan sıyrıldıktan sonra eline aldığı tişörtü üstüne geçirmişti. Altında ki pantolonunu çıkardığında Jungkook'un bakışlarının üstünde gezindiğini hissedebiliyordu. Ki bu nedense hoşuna gitmişti. Eşofmanınıda giydikten sonra kapıya yönelmiş ve Jungkook'un çantasını alıp geri dönerek çantayı yatağın üstüne koymuştu.
"Hadi Jungkook giyin. "
"Peki. Öyle olsun bakalım. "
Jungkook giyinirken Taehyung tuvalete girmiş işlerini hallettikten sonra ellerini yıkayıp çıkmıştı. Odaya döndüğünde Jungkook'un altında bacaklarını çok güzel bir şekilde sergileyen bir şort, üstünde yine kendisinin ki gibi salaş beyaz bir tişört, elinde bir kitap ve gözünde ona çok fazla yakıştığını düşündüğü siyah çerçeveli bir gözlükle yatakta oturmuş ve sırtını yatak başlığına yaslamış bir şekilde beklemiyordu. Jungkook lavabodan çıkan Taehyung'u gözleriyle baştan aşağı süzmüş ve yatakta kenara kayarak yanına pat pat vurmuştu gelmesi için. Taehyung adımlarını yatağın pencere tarafına bakan kısmına doğru yöneltmiş ve Jungkook'un yanına oturmuş, terliklerini çıkartarak bacaklarını yatağa uzatıp Jungkook'un ne okuduğuna bakmıştı.
"Ne okuyorsun? "
"Fyodor Dostoevsky. "
"Bayılırım! "
Jungkook gülümseyerek sordu.
"Gerçekten mi? "
"Evet."
"Ne güzel. "
Taehyung gülümseyerek kafa salladı. Gözlerinin yavaş yavaş kapandığını hissederken esneyerek yatakta iyice yayıldı ve kafasını yastığa gömdü. Jungkook gözlerini elindeki kitaptan çekip gözlerini kapatıp açan Taehyung'a çevirdi. Elini yumuşak saçlara atıp okşadı.
"Uykun mu geldi? "
"Hm hm. "
"Hadi uyu. "
Gözlerini kapatan Taehyung huzurlu bir nefes verdikten sonra uykuya daldı. Jungkook ise elindeki kitabı bırakıp bütün gece Taehyung'un güzel çehresini inceledi.