Yeni bir başlangıç
İki gün.
Tam iki gün olmuştu ve bugün trene binecekti Taehyung. Çantasını sırtına takmış üstünde beyaz bir gömlek, altında kahverengi bel kısmı sıkı bol paça bir kumaş pantolon giymişti. Gömleği pantolonun içine sokmuş ve boynuna inci bir kolye takmıştı.
Saçlarını da yıkadıktan sonra şekillendirmiş ve bakım yapmış, güzel kokular sürmüştü. Neden bu kadar özendiğini bilmiyordu. Sadece bugün güzel gözükmesi gereken bir gün gibiydi.
Amcası onu tren istasyonuna bırakmış, yanına yiyecek iki üç şey alması için biraz para bırakıp amcalık görevini yerine getirdikten sonra basıp gitmişti.
Taehyung ise o para ile gördüğü takı reyonuna doğru adımlamıştı çünkü zaten Sofia ona bir sürü yemek hazırlamış ve kaplara koyup çantasına yerleştirmişti. Hatta çantada çok az şey olduğunu söyleyerek daha büyük bir çantayı hazırlamıştı Taehyung için. Küçük çantaya sadece yemek koymuş, ön gözüne ise eline geçen bir kaç won'u sıkıştırmıştı lazım olacağını düşünerek.
Trenin kalkmasına yarım saat vardı ve anons edeceklerini bildiğinden içi rahattı Taehyung'un. Zaten istasyonun içindeydi ve trene yakındı. Rahat rahat takılabilirdi.
Reyonda gördüğü inci kolye dikkatini çekti. Çok güzel gözüküyordu fakat yanında o kadar fazla olduğunu düşünmüyordu. Ki fiyatına baktığında 100₧(Peseta) olduğunu görmüş ve düşüncesinde haklı olduğunu anlamıştı. Aslında alınmayacak kadar pahalı değildi. Ama parasını boşa kullanmakta istemiyordu. Taehyung dudaklarını büzmüş düşünürken duyduğu ses ile arkasını dönmüştü.
"Bence o kolyeyi almalısınız bayım. size çok yakışacağına eminim."
Siyah takımlı ve bilhassa takımın içerisinde aşırı karizmatik görünen adamın söyledikleriyle utanıp yanaklarının kızarmasını engelleyememişti Taehyung.
"Teşekkür ederim efendim. "
"Rica ederim. "
Gülümseyerek başıyla selam verip satıcıya döndü Taehyung.
"Efendim, şurada duran kolyeyi satın almak istiyorum."
"Elbette efendim. Buyrun. 100 ₧ "
"Teşekkürler."
"Rica ederim."
Taehyung aldığı kolyeyi çantasına yerleştirip hala arkasında duran adama döndü. Kenara çekildiğinde adam reyonun önüne gelip zümrüt bir yüzük gösterdi ve almak istediğini söyledi. Satıcı yüzüğü adama teslim edip parasını alınca gülümsedi ve iyi günler diledi. Adamda iyi günler dileyip arkasını dönüp gitmeye hazırlanırken Taehyung adama seslendi.
"Bayım, adınız nedir? "
Adam arkasını dönüp Taehyung'u cevapladı.
"Jungkook. Jeon Jungkook. "
"Koreli misiniz? Hayır yani tipiniz benziyor ama konuşmanız çok akıcıda ondan şey ettim. "
Jungkook uzun süre sonra korece duymasıyla gülümsedi. İyi hissettirmişti.
"Evet Kore'liyim. Kuzey Kore kaçağıyım hatta. Bir sorun teşkil ediyor mu sizin için, bu arada sizin adınız neydi? "
Taehyung hemen söze atıldı.
"Kaçak mı? Nasıl yani? Kaçabildiniz mi? Nasıl? Nasıl yakalanmadınız? Vay canına... "
Jungkook karşısında bir çocuktan farksız adamın heyecanına gülmeden edemedi. Komikti.
"Adınızı sorduğumu hatırlıyorum bayım. "
"Ah, çok çok özür dilerim. Ben Taehyung. Kim Taehyung. "
"Tanıştığıma memnun oldum Taehyung. "
Jungkook elini Taehyung'a doğru uzatmış ve Taehyung'un gülümseyerek elini sıkmasına sebep olmuştu.
"Bende memnun oldum Jungkook. "
"Nereye gidiyorsun? "
"Ben mi? Şey, Kore'ye. Kore'ye gidiyorum. Sen? "
"Bende aynı şekilde. Halletmem gereken birkaç işim var. Anladığım kadarıyla İspanya seni sıktı ha? Memlekete kaçıyorsun. "
Taehyung gülümsedi.
"Aynen. Öyle de denebilir."
"Jerez de la Frontera - Yancheng treni gelmek üzere. Lütfen herkes trene binmek için hazır olsun. İspanya-Çin yolcusu kalmasın."
Gelen anons ile birlikte Taehyung ve Jungkook trene binmek için hazırlandı ve çoğunluğun durduğu yere doğru hareket ettiler. Tren geldiğinde yolcular sırayla binip kendi vagonlarını bularak bilet numaralarına göre oturmaya başladılar. Taehyung'un vagonu 8. Vagondu. Trene binip sekizinci vagona doğru yürümeye başladı. Jungkook'ta peşinden geliyordu. Uzun süre birlikte yürüdüklerinde Taehyung Jungkook'a bir soru yöneltti.
"Kaçıncı vagondasın? "
"Sekizinci vagon 14. Oda. Sen? "
"Bende sekizdeyim. Hmm numaram... Numaram 14 imiş. "
"Ne güzel. Uzun bir yolculuk boyunca beraberiz ha? "
Taehyung bunu duyunca hafif bir utanmanın vücuduna yayıldığını hissetti. Neden bu kadar utanmıştı ki. Alt tarafı 3 hafta ve 6 gün boyunca aynı vagonda olacaklardı. Ne vardı ki bunda?
"Hemde ne uzun... "
Jungkook kıkırdayarak arkadan elini Taehyung'un beline atarak onu durdurdu. Bu anlık temas Taehyung'un kalbini hızlandırırken nefesini tuttuğunu fark etmemişti. Jungkook kafasını Taehyung'un kulağına yaklaştırıp nefesini üfleyip konuştu.
"Sekizinci vagondayız Taehyung. Nereye gidiyorsun? "
Taehyung cevap veremeden etrafına bakındı. Gerçekten sekizinci vagondaydılar. Bir şey demeden 14 numaralı odayı bulup sürgülü kapıyı araladı. İçeride karşılıklı iki koltuk -ki bunlar açılıp küçük birer tek kişilik yatak olabiliyordu- ve ortada yere monteli ince bir masa vardı. Taehyung orta boy çantasını masanın altına, küçük çantayı ise oturacağı yere koymuş ve kendiside koltuğa oturup Jungkook'un girmesini beklemişti. Jungkook'ta içeri girip -yine Taehyung'un ki gibi- orta boy bir çantayı masanın altına koymuş ve koltuğa oturup gözlerini Taehyung'a dikmişti.
Taehyung küçük odayı inceliyordu. Masanın üstünde yemek saatleri yazıyordu. Sabah, öğle ve akşam. Bir kaç saat sonra akşam yemeği yiyeceklerdi fakat Taehyung acıktığını hissediyordu ve daha çok vardı. Bu yüzden Jungkook'a bakıp konuştu.
"Aç mısın? Yemek yiyelim mi? "
"Biraz aç gibiyim. Fakat yemek saatine daha çok var. "
"Yanımda ablamın yaptığı poğaçalardan var. Yemek ister misin? Çok lezzetlidir. "
Sofia'dan ablam diye bahsetmişti çünkü onu ablası gibi görüyordu Taehyung. Jungkook poğaça lafını duyunca bu teklifi reddedemeyeceğini düşünerek kafasını sallamıştı evet manasında. Taehyung çantasının içindeki kapta bulunan poğaçaları çıkarmış ve Jungkook ile birlikte yemişti. Bu sırada sohbet etmişler ve iyice yakınlaşmışlardı.
Bu uzun yolculuk bir hayli eğlenceli olacaktı anlaşılan.
