İçeriğe geç

Story | tk

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Story | tk

Bölüm 2

En el medio de la nada

Hiçliğin ortasında

On hafta olmuştu. Bu yolculuğa başladığı andan itibaren on haftayı geride bırakmıştı Jungkook. Yanında bulunan ve onu ölümden kurtaran Nicolás ile birlikte dört haftadır yolculuk yapıyordu ve bu yolculuk süresince birbirlerini fazla anlamasalarda yakınlaşmışlardı. Jungkook artık korkmuyordu. Nicolás ise sonunda çocuğun güvenini kazandığı için çok mutluydu.

Anlaşılan bu ikili bir hayli iyi anlaşacaktı.

*

Hiçlik. Ne ifade ediyordu? Ucu bucağı olmayan, kimsenin aslında hakkında hiçbir şey bilmediği galaksi mi? Yoksa, yoksa hiçlik bir insan mıydı? Çoğu kimsenin görmediği, insanların bir haber olduğu, tanınmayan, anlaşılmayan, içindeki kişiliğinin ucu bucağı olmayan fakat kimse tarafından farkedilmeyen biri veya bir şey miydi hiçlik?

Taehyung için sanırım öyleydi. O bir hiçti. Kimse onu görmez, duymaz, tanımak istemez, anlamaz ve dinlemezdi. Onun kendi kararları yoktu. Kendi düşünce anlayışına, fikirlerine sahip değildi. Ona bu hakkı vermemişlerdi. O'da bunu hiç istememişti zaten. İsteyememiştiki. Şimdi ise demirleri çıkmış rahatsız yatağında oturmuş, kollarını bedenine sarmış bir şekilde sessiz çığlıklar atan yüreğinin getirisiyle gözyaşları dökülüyordu.

Çok korkuyordu.

O adam ona çok iğrenç şeyler yapmıştı ve kimse ona yardım etmemişti. Kimse duymak, anlamak istememişti onu. Çığlıklar atmıştı, bağırıp yardım istemişti. Her zaman ki gibi... Ve yine yalnız kalmıştı. Bütün karanlığıyla küçük odasının karanlığına karışmıştı, yok olmak ister gibi.

*

Upuzun bir sıraya dizilmiş geniş ve büyük masalar, etrafında masanın üstünde bulunan malları büyük kutulara yerleştiren çalışanlar ve demir merdivenlerin balkonunda aşağıda çalışan insanları izleyen Jungkook.

Malların kutulara eksiksiz ve tam yerleştirildiğinden emin olmak için dikkatle izliyor ve inceliyordu her bir detayı. Jungkook aşağıya bakmaya devam ederken arkasından saçlarının çoğuna aklar düşmüş, tek tük kahverengi saçı kalmış, yılların getirisiyle çökmüş suratı ile bir adam gelmiş ve elini yavaşça Jungkook'un omzuna koymuş ve hafifçe sıkarak dikkatini ona vermesini sağlamıştı. Kafasını arkada duran orta yaşlı adama çeviren Jungkook hafif bir gülümsemeyle baş selamı vermiş ve önüne dönüp aşağıyı izlemeye devam etmişti. Adamda Jungkook'un baktığı yere bakarken ağzını açmış ve konuşmaya başlamıştı.

"İşler nasıl gidiyor evlat?"

"Şu ana kadar her şey yolunda gitti. bundan sonra da öyle olacak Nicolás."

"Senden bir şey isteyecektim."

"Ne isteyeceksin?"

"Kore'den gönderilen mallarda sorun çıkmış. senin gidip bizzat kontrol etmeni istiyorum. bu konuda başka kimseye güvenemem. risk alma şansımız yok Jungkook."

"Peki. ben giderim. iki gün sonraya bilet ayarlayın."

Adam gülümsedi ve kafa sallayıp oradan ayrıldı. Jungkook bu tekliften hoşlanmıştı. Gidip biraz memleket havası solurdu.

*

"Taehyung! sana çalışma masasını iyi silmeni söylememiş miydim ? "

"Zaten sildim efendim. "

"Bu temizlenmiş hali mi? "

"Masayı iki kere sildim efendim."

"O zaman gel ve bir daha sil."

"Peki efendim. "

Taehyung elindeki paspası duvara yaslamış ve kovanın kenarına bıraktığı bezi alıp masanın yanına gelmişti. Masanın üstünü tekrardan güzelce silmiş ve daha sonra amcasının eşinin bakışları altında daha fazla ezilmemek için mutfağa yardım edeceğini söyleyip oradan ayrılmıştı.

Mutfağa geldiğinde evin hizmetlisi bayan Sofia'nın yanına gitmiş ve yemeği hazırlamasına yardım etmiş, sofrayı kurmuş, mutfakta bir şeyler atıştırmış ve yatacağını söyleyip odasına çekilmişti.

Mental olarak o kadar kötüydü ki bütün gün bayılacak gibi hissetmişti. Hala o günü unutamıyordu. Tam unuttuğunu düşünürken kabuslarına konuk oluyor ve terler içerisinde uyanmasına sebep oluyordu. Kurtulamıyordu. Sanki bir lanet gibi üstüne yapışmıştı.

Rahatsız yatağına oturup ellerini yatağın üstüne koyup gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalıştı. Unutmalıydı. O günü unutması gerekiyordu.

O sırada kapı hiç çalınmadan birden açıldı. Aniden açılan kapı ile korkudan yerinde seken Taehyung'un ağzından minik bir nida çıktı. Daha sonra pencereden vuran ay ışığı sayesinde çıkardığı amcasını görünce yutkundu ve amcasına baktı.

"Taehyung sana bir şey söylemeye geldim. Gerçi söylemeyedebilirdim ama üstümde kalmasın. İki gün sonra koreye gidiyorsun. Çok değerli babanın -yani canım abimin- memleketine. Orada kalacaksın. Daha fazla uğraşamam seninle. Bu kadar baktığım yeter. Birazda büyükbaban baksın sana. Toplayacağını topla, hazırlan. İki gün sonra trenin var."

Daha Taehyung'un bir şey demesini beklemeden kapıyı çarpıp çıkan amcasıyla Taehyung ağzı açık kapıya bakakalmıştı.

Tamam da orada nasıl kalacaktı ki? Peki tamam korecesi vardı elbet; fakat ne yapacağını bilmez, hem yetim hem de öksüzün tekiydi o. Ayrıca büyükbabasını gram tanımıyordu. Sadece evin tavan katında kutunun içinde çerçevede babası ve amcasının ortada yaşlı bir adamın iki yanında gülümseyerek poz verdikleri bir resim vardı. Orada bulunan adam büyükbabası mıydı? İyi birine benziyordu. Belki herşey daha iyi olurdu.

Taehyung ayaklanarak yatağının altında bulunan küçük çantasına uzandı ve yatağın üstüne koyup kırık dökük dolaba ilerledi. Dolabın kapağını açıp içinde bulunan -çokta fazla olmayan- kıyafetlerini kucaklayıp çantasına yöneldi. Kıyafetleri güzelce katlayarak çantasına yerleştirirken yatağın yanındaki komidinin üstünde bulunan küçük tahta kutu dikkatini çekti. Adımlarını oraya yönlendirip kutuyu avuçları arasına aldı. Avucunu tozlu kapağın üstünde gezdirerek kutunun üstündeki tozu temizledi. Kutunun kilidini açıp kapağı araladığında kutunun içerisinde bulunan kar küresini eline alıp ters çevirip tekrar düz hale getirdi Taehyung. Böylece kar küresinin içinde bankta oturmuş insan figürünün üstüne kar tanelerinin tek tek dökülmesini sağladı. Kar tanelerinin hepsi aşağıya süzülürken Taehyung hatırladıklarıyla gözlerinin dolmasını engelleyemedi.

-

Geçmiş/Taehyung

Küçük çocuk kahkalar atarak yemyeşil çimlerin üzerinde koşturuyordu. Kafasını arkasına çevirdiğinde peşinden koşan babasını görünce anın heyecanıyla çığlık atarak hızını arttırdı. Fakat bu uzun koşuşturmacanın sonunda yorulan ufaklık biraz yavaşladığında belinde iri kollar hissetmiş ve birden havalanmıştı. Kahkaha atarak debelenip kurtulmaya çalışsada sonunda pes edip hareketsiz kalmıştı. Babası ise yavrusunu kucağına almış, kafasını omzuna yaslamış, kollarıyla kalçasının altından destek yaparak düşmesini engellemiş ve gülümseyerek küçük çocuğun mis gibi kokan saçlarına kocaman bir öpücük kondurmuştu.

Çocuk mayıştığını hissederken yorgun bir gülümseme ile gözlerini kapatmış, yaslandığı omuza kafasını sürterek yerini iyice ayarlamıştı. Babası ise arkasına dönmüş kucağında yavrusu ile bankta oturmuş gülümseyerek onları izleyen dünyalar güzeli eşinin yanına doğru adımlamıştı. Adam ve kadın birbirine gülümseyerek bakarken mızmızlanan küçük beden ile kadın bir kıkırdama bırakmıştı ortaya.

"Taehyung, bebeğim. Uykun geldiyse evimize dönelim birtanem olur mu? "

"Hm hm... "

Aldığı onayla birlikte çantasını bankın üstünden alıp omzuna asan kadın ayaklanıp kocası ile birlikte eve doğru yürümeye başladı.

"Çocuk kimin elinde? "

"Kim jihoon'un efendim. "

"Peki, kadını öldür. "

"Anlaşıldı efendim. "

Siyah kar maskeli adam silahını kadına doğru çevirmiş ve nişan almıştı. İçinden beşten geriye doğru sayarak parmağını tetiğin üstüne koymuş tam zamanını bekliyordu.

"5"

Ensesinden akan ter damlası yattığından dolayı rahatsız edici bir yavaşlıkla boynundan göğsüne doğru akmıştı.

"4"

Kim jihoon kucağında çocuğu yanında güzel eşi Lucia ile birlikte yürürken yarın ne yemek yapacaklarını tartışıyorlardı.

Taehyung hemen konuya dahil olarak kek istediğini söylemiş, anne babasının gülmesine sebep olmuştu.

"3"

Lucia oğlunun isteğini geri çevirmemiş ve başına bir öpücük kondurup yemekten sonra kek yiyebileceğini söylemişti.

Taehyung sevinçle el çırpmış babasının boynuna sarılıp kafasını koynuna yaslamış annesini izliyordu.

"2"

Parmağı tetiği sıktı. Gerim gerim gerildi. Yapıp yapamayacağını düşündü. Düşünmemesi gerekiyordu. Düşünürse kaybederdi.

Son sözünü söyledi.

"1"

Nefesini tuttu.

Aynı anda Lucia da nefesini tutmuştu. Sonra göğsü şişti. Derin bir nefesi ciğerlerine konuk etti. Tam geri vermek üzereyken her şey bir anda durdu.

O kadar aniden olan bir şeydiki bu, havada kanat çırpan kuş bile durdu sanki.

Taehyung yüzüne sıçrayan kanla gözlerini kapatmış, o bile durmuştu. Kim jihoon yüzünün sol tarafına sıçrayan sıcaklıkla durmuştu. Kimse hareket etmiyordu.

Sanki evren onlara yaşadıkları bu anı kanıtlamak istiyordu. İçlerine işlesin, her bir an'ı, her bir duruşu beyinlerine kazısınlar ve yıllar yıllar sonra bile taptaze kalsın hatıralarında.

Kim jihoon gözlerinin dolduğunu hissetti. Aynı anda Lucia dengesini kaybederek yere yığıldı. İşte o an'da zaman tekrar işlemeye başladı. Kim jihoon'un gözündeki yaş aşağı doğru süzüldü. Taehyung yüzündeki kırmızı sıvıyı temizlemek için ellerini yüzüne atıp ovuşturdu. Havadaki kuş tekrar kanat çırpmaya başladı. Rüzgar bedenlerinden akıp gitti.

Parmağını tetikten çekti, elini yumruk yaparak sıktı. Daha sonra elini kulağında bulunan küçük kulaklığa attı ve konuştu.

"İşlem tamam efendim. "

"Öldüğünden emin misin? "

"Evet. Evet efendim. "

"Tamam. Ayrıl hemen oradan. Paran bu akşam üstü söylediğim yerde olacak. Gel ve al. "

"Anlaşıldı efendim. "

Elini kulaklıktan çekmiş ve silahını kaldırarak toparlanıp binanın üst katından aşağı inmeye başlamıştı. Silahı söylendiği gibi bina çöpüne atan adam kulaklığını yere atıp botuyla ezerek kırmış, cebinde ki gözlüklerini gözüne takmış ve binadan çıktığı anda yönünü değiştirerek yürümeye başlamıştı.

Kim jihoon yere düşen eşi ile birlikte dizleri üstüne düşmüş, Taehyung'un kafasını göğsüne bastırıp kafasını kaldırmasını engellemişti. Annesini böyle görmesini istemiyordu. Taehyung debelenip kafasını kaldırmaya çalıştığında babasının keskin çıkan sesiyle hareketlerini durdurmuştu.

"Taehyung, dur. "

Jihoon eşinin alnından akan kanlara bakıp lanet etti. Görebildiği her saniyeye lanetler etti. Keşke, keşke kör olsaydı. Hiçbir şey görmeseydi. Karanlığa hapsolsaydı. Bunu görmektense hiç görmemiş olmayı dilerdi.

"Lucia... "

Bir damla yaş daha aktı gözlerinden. Sonra çocuğunu hatırladı. Yapamayacağını söyledi kendi kendine. Çocuğunu ortada bırakamazdı. Kendine gel jihoon kendine gel. Bunlar dönüyordu zihninde.

"Taehyung. Şimdi seninle bir oyun oynayacağız. Güven oyunu. Ben söyleyene kadar katiyyen gözlerini açmayacaksın. Asla ama asla. Eve ulaşana kadar asla gözlerini açma. Ben seni yönlendireceğim tamam mı? "

"Tamam."

Jihoon Taehyung'u kucağından indirip Lucia'yı kucağına almış Taehyung'un pantolonun paçasını sıkıca tutmasını sağlamıştı.

Eve yürüyene kadar Taehyung'un gözlerinin kapalı olmasının rahatlığı ile sessizce gözyaşlarını dökmüş kucağında kanlar içinde kalan eşini izlemişti.

Tabii Taehyung bunların hepsini görmüştü. Nede olsa o bir çocuktu, merak etmişti. Gözlerini açtığında gördüğü manzara tekrar gözlerini kapamasına sebep olmuştu. Bu anın hiç yaşanmamış olmasını dilemişti.

Ve eve gidene kadar ve gittikten sonra dahi gözlerini babası yanına gelene kadar birdaha açmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.