Acı ve keder
"Lütfen! Yalvarırım! Ne olursunuz yapmayın bayım! "
"Seni küçük haşere! Sana soru sorulduğunda cevap vermeni söylemiştim! "
Uzun sakallı ve simsiyah kıyafeti ile bir rahibi andıran adam elindeki kemeri kim bilir kaçıncı defa genç çocuğun sırtına indirdi. Acı içerisinde kıvranan ve sırtının kanlar içerisinde kaldığına emin olan genç çocuk bunu hak edecek kadar ne yapmış olabileceğini düşündü ve yüzüne bir kere bile gülmeyen Tanrı'ya lanetler etti.
"Ben yemin olsun ki konuşacaktım bayım! İsyanımı maruz görün fakat birden bacağımı okşayınca ne yapacağımı şaşırdım. Çok korktum. "
"Çok korkmuşmuş! Seni küçük orospu. Bacağını okşamışsa okşamış, sesini çıkarmadığın gibi olduğun yerde durup hareket etmeyecektin! Masadan kalkıp gitmek senin ne haddine? "
"Mahremime dokunmak üzereydi bayım! Ne yapsaydım? Sadece kendimi korumak istedim! "
Adam derinden ve iğrenç derecede yüksek bir tonda bir kahkaha bıraktı ortaya. Yerde elleri ve dizleri üzerinde duran gencin önünde eğilerek çenesini hiçte hafif sayılmayacak şekilde kendisine çevirdi ve göz göze gelmelerini sağladı.
"Bak ucube, senin bir mahremin olamaz. Sen her bir zerren ile bana aitsin ve benim himayem altındasın. Ne dersem, ne istersem yapmak zorundasın. Bu birinin altına yatman dahi olsa. Ve şimdi de senden bunu istiyorum. O piç seni beğenmişe benziyor. Ona istediğini ver ki o'da bana istediğimi versin. Anlıyor musun? "
Genç çocuk korku dolu gözlerle adamın keskin gözlerine baktı. Bunu yapamazdı. Birinin altına yatamazdı. Bu çok korkutucuydu.
"Bayım, benden böyle bir şey yapmamı bekleyemezsiniz... Bunu yapamam! Birinin altına yatamam bayım, lütfen... "
Gözlerinden yaşlar akarken yalvardı genç çocuk. Buna katlanamazdı. Böyle bir şey yaşamak istemiyordu.
"Sana yapmanı söylediysem, yapacaksın. Seçim hakkına sahip değilsin. Abimin oğlusun diye kendini bir şey sanma. Sonuçta artık abim yok, ha? "
Pis bir sırıtış yayıldı adamın dudaklarına. Gözlerinde ki kin ve öfke o kadar yoğundu ki bakanı kör edecek cinstendi.
Genç çocuk kaçışının olmadığını ve kurtulamayacağını o bir çift göze bakınca anladı ve kafasını eğerek gözlerini sımsıkı yumdu. Amcası olacak bu gaddar adam haklıydı. Onun seçim hakkı yoktu. Ne derse yapmak zorundaydı yoksa onu hiç tanımadığı adamlara satardı.
"Şimdi ben çıkıyorum. Sende banyoya falan gir iyice temizlenip hazırlan. Şu sırtını falan yıka, üstünü değiştir. Adamı birazdan yollarım. "
Adam yerde çömeldiği yerden kalkıp üstünü başını silkeledikten sonra kapıya yöneldi. Tam kapı kolunu kavramış ve indirmek üzere iken durdu ve arkasını dönüp yerdeki çocuğa itafen yüksek sesle konuştu.
"Sakın. Sakın adamın isteklerine karşı gelme. Dediği her şeyi yap. Eğer memnun olmadığını duyarsam... Sonun hiç iyi olmaz. Unutma Taehyung bu iş benim için önemli. Hiçbir şey bu işi bozamaz, bozmamalı. "
Son sözlerini söyleyerek kapıyı çarpıp çıkan adam arkasında bütün umutlarını kaybetmiş, bitmiş ve çaresiz bir genç bırakmıştı.
*
Geçmiş zaman
Küçük çocuk gözlerini kısıp eliyle gözlerine gölgelik yaparken etrafına bakındı. Daha sonra çantasının yan gözündeki matarasına uzandı, kapağı açtı ve ağzına dikti. Su yoktu. Susuzluktan ölmek üzereydi ve suyu yoktu. Ağlar gibi sesler çıkartarak yürümeye devam etti. Gördüğü büyük ağaçla birlikte duraksadı ve onun altına doğru yürüdü. Ağacın altına oturup dinlenebilmek için kafasını ağacın gövdesine yasladı, gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Aklına gelen şey ile gözlerini araladı ve gökyüzüne baktı. Güneş doğuyordu. Bu yeni bir gün demekti. Omuzlarından sıyırdığı çantayı kucağına koyarak içinden defterini çıkardı ve en son kullandığı ve kalemini koyduğu sayfayı açtı. Defterin üstüne çizdiği altı küçük çizginin yanına yedinci çizgiyi çizip üstüne bir çizgi çekti. Tam altı hafta olmuştu. Altı haftadır -tabii arada dinlenmelerle- yürüyordu. Mecali kalmamıştı. Ölecek gibi hissediyordu. Gözlerine binen ağırlıkla birlikte yavaş yavaş kapanan göz kapaklarına karşı gelmekte güçlük çekiyordu. Uyumamalıydı. Annesi ona böyle söylemişti. Uyumamalıydı. Dayanamıyordu. Sonunda gözlerini kapatırken mırıldandı.
"Özür dilerim anne. Senin için yaşayamadığım için özür dilerim... "
-
Küçük çocuk hissettiği yumuşak yüzey ile yerinde kıpırdandı. Sert ama yumuşaktı. Ayrıca sıcacıktı. Çok rahat hissettiriyordu. Mırıldanarak biraz daha kıpraştı.
"hey küçük adam, biraz daha hareket edersen seni aşağı atacağım."
Duyduğu yabancı ses ve anlamlandıramadığı kelimelerle gözlerini birden açtı. Korkuyla bir çığlık savurarak geriye doğru sürünerek adamdan uzaklaşmaya çalıştı fakat sırtı tahta bir yüzeye çarptığında sarsıldığını hissetti. Etrafına baktığında bir at arabasının içerisinde olduğunu fark ederek daha da gerildi. Yüzünü adamın yüzüne çevirdiğinde adamın zaten ona baktığını gördüğünde korkudan tir tir titredi.
"Ne istiyorsunuz benden? Neden buradayım? Kaçırıldım mı? Beni öldürecek misiniz? Lütfen öldürmeyin... Bırakın beni gideyim. Nolursunuz? Hiç kimseye hiçbir şey söylemem yemin ederim! "
"Çok fazla konuşuyorsun. dediklerinden tek kelime anlamadım. neden burada olduğunu mu merak ediyorsun? "
Küçük çocuk adamın dediklerinden tek kelime anlamasa bile anlamış gibi kafasını salladı. Adam ona aval aval bakmasını komik bulduğundan gülmüş ve tekrar konuşmuştu.
"Hiçbir şey anlamadığın çok belli. neden anlamış gibi yapıyorsun? neyse. kervan yolunun üzerinde giderken ağacın dibinde seni gördüm. uzaktan ölmüş gibi duruyordun. yinede seni kontrol etmek istedim. nefes aldığını fark edince seni yanıma aldım. şimdi de buradayız. "
Çocuk yine hiçbir şey anlamayarak adama aval aval bakmaya devam etti. En sonunda sesini bulmuş olacak ki konuştu.
"Biz... Biz nereye gidiyoruz? "
Adam ne sorduğunu anlamış gibi yanıtladı.
"İspanya"
İşte bunu anlamıştı küçük çocuk. İspanya'ya gideceklerdi. Ama İspanya'nın nerede olduğunu bilmiyordu. Çok uzak mıydı? Ne kadar sürerdi? Ayrıca bu adama nasıl güvenecekti?
Adam çocuğun biraz daha iyi hissedebilmesi ve korkusunu yenmesi için çantasından çıkardığı küçük somun ekmeği çocuğa uzattı ve başıyla almasını işaret etti. Küçük çocuk bir adama bir'de ekmeğe bakarak emin olmaya çalıştı. Almalı mıydı? Çok acıkmıştı gerçi... Alsa mıydıki? Alsa ne olacaktı? Adama tekrar baktığında adam elini çocuğa doğru uzattı ekmeği alması için. Çocuk sonunda pes ederek uzandı ve ekmeği aldı. Başıyla selam vererek teşekkür etti. Adamda ona uyarak başıyla selam verdi.
Çocuk ekmeğini iştahla yerken adam onu izliyordu. Sonunda sıkılarak ofladı ve eliyle kendini göstererek konuştu.
"Benim adım Nicolás."
Bu sefer parmağı çocuğu gösterdi.
"senin adın ne? "
Küçük çocuk soruyu anlayarak cevapladı.
"Jungkook. Benim adım Jungkook. "
Adam tekrarladı.
"Jungkook? "
Jungkook gülümseyerek başını salladı. Adamın aksanı çok komikti. Çocuğun gülümsemesi adamında gülmesine sebep olmuş ve gülüşerek çocuk ekmeğini yemeye adam onu izlemeye devam etmişlerdi.
