İçeriğe geç

Stajer mafya

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Stajer mafya

Bölüm 5

Patron P

İstanbul’un gece yarısı sessizliğine bürünen sokaklarında, siyah kaporta bir aracın tekerlekleri hafif bir hışırtıyla ilerliyordu. Arka koltukta, elleri ve ayakları sıkıca bağlanmış, başına siyah bir çuval geçirilmiş olan Selim Korkmaz, her tümsekte biraz daha sarsılarak inliyordu.

Direksiyonda ise Liva vardı. Yüzündeki taktiksel örtüyü çıkarmış, saçlarını serbest bırakmıştı. Aynadan arka koltuktaki adama baktığında, gözlerinde bir gram bile acıma veya tereddüt yoktu. O, adaletin mahkemelerde bulunmadığı bu dünyada kendi cezasını kendi kesen bir cellattı.

Araba, şehrin kıyısındaki eski ve müstakil bir evin bahçesinde durdu. Liva aracı stop etti, inip arka kapıyı sertçe açtı. Selim’i kolundan tutup kaldırıma doğru sürükledi. Adam nefes nefese, yalvaran bir ses tonuyla mırıldanıyordu:

"Lütfen... Ne istiyorsan vereyim. Servetimi, her şeyimi... Canımı bağışla."*

Liva, adamın kolunu daha da sıkarak onu evin arka girişine yönlendirdi. “Senin paran da servetin de o genç kızların gözyaşlarını geri getiremeyecek, Selim. Şimdi o canını ne kadar pahalıya satabileceğini göreceğiz.”

Evin bodrum katına açılan ağır demir kapı gıcırtıyla açıldı. Burası, dışarıdan sıradan bir depo gibi görünüyor olabilirdi; ancak içeri giren herkes, buranın aslında bir cehennem odası olduğunu anlardı. Duvarlarda asılı duran soğuk çelik aletler, kancalar, kınsız bıçaklar ve metal masalar, odanın loş sarı ışığında parlıyordu.

Liva, Selim’i odanın ortasındaki paslı demir sandalyeye oturttu ve kalın halatlarla adamı sıkıca bağladı. Selim, etrafındaki aletleri gördükçe dehşetten delirerek bağırmaya başladı: “Sen bir canavarsın! Kimsin sen?!”

"Ben adaletim,"* diye fısıldadı Liva, sesindeki o narin ton tamamen kaybolmuş, yerine buz gibi bir metalik sertlik yerleşmişti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, o bodrum katı Selim’in çığlıklarıyla sarsıldı. Liva, yılların verdiği askeri disiplin ve kusursuz anatomi bilgisiyle, adamı tek bir darbede öldürmek yerine acısını zamana yaydı. Her bir kesik, her bir yanık ve her bir hücrenin sızısı, Selim’in geçmişte o masum kızlara yaşattığı acıların birer misli olarak geri döndü. Liva, bir cerrah titizliğiyle çalışıyor; kinini, öfkesini ve ezilenlerin intikamını o bedenden yavaş yavaş söküp alıyordu.

Sabaha karşı, bodrum katındaki çığlıklar yerini derin, hırıltılı nefeslere ve ölüm sessizliğine bıraktı. Selim Korkmaz, artık ne konuşabiliyor ne de yalvarabiliyordu; sadece bedeni ve ruhu bu dünyadan silinmek üzereydi.

Bölüm 6: Dijital Kıyamet ve Ormanın Sessizliği

Şafak sökmek üzereydi. Liva, bilgisayarının ekranı karşısında oturmuş, parmaklarını klavyede hızla gezdiriyordu. Selim’in telefonundan ve merkez ofisindeki ana sunuculardan ele geçirdiği tüm o karanlık videoları, şantaj kayıtlarını, insan ticareti ağının dökümlerini ve kurbanların listesini tek bir tıklamayla uluslararası dark web ağlarına ve sosyal medyanın en çok izlenen platformlarına servis etti.

Birkaç dakika içinde internet, Selim Korkmaz’ın o "saygın iş insanı" maskesini düşüren skandal görüntülerle çalkalanmaya başladı. Dünyanın gözü önünde, o devasa kartelin lideri dijital bir idam sehpasına çıkarılmıştı.

Liva, ekranı kapatıp ayağa kalktı. Bodrum katına indiğinde, Selim’in cansız bedeni sandalyede sessizce öne doğru yığılmıştı.

İşinin henüz bitmediğini biliyordu. Bu pislik, sadece dijital olarak değil, fiziksel olarak da ibret-i alem olmalıydı.

Geniş omuzlarına aldığı bedeni arabanın bagajına yerleştirdi, ardından şehrin dışındaki sık ve insan ayak basmayan ormanlık alana doğru yola çıktı. Sislerin arasından süzülen araba, ormanın derinliklerinde durdu. Liva, yanına aldığı kalın halatla birlikte bedeni sırtladı ve en yüksek, en görkemli çam ağacının altına geldi.

Çevik hareketlerle ağaca tırmanan Liva, halatı sağlam bir cinse bağladıktan sonra, Selim Korkmaz’ın cansız bedenini yukarıya çekti. Sabahın ilk soluk ışıkları ormanın üzerine düşerken, ağaca asılı duran o beden, bu şehrin karanlık yüzüne verilmiş en net mesajdı.

Liva, aşağıda durup ağaca asılı bedene son bir kez baktı. Yüzünde ne bir tatmin ne de bir pişmanlık vardı; sadece derin bir rahatlama hakimdi. Arkasını döndü, arabasına bindi ve şehir merkezine, Pars’ın şirketine doğru yeniden yola çıktı.

Birkaç saat sonra, Pars’ın asistanı masasında oturmuş, elindeki porselen fincandan kahvesini yudumlarken; dışarıda polis sirenleri ve internette patlayan skandal haberler çoktan kopuyordu. Liva, yine o narin, masum ve kırılgan yüz ifadesini takınmış, devasa patronunun o binaya girişini bekliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.