İçeriğe geç

Stajer mafya

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Stajer mafya

Bölüm 4

Selim K.

İstanbul’un arka sokaklarında, şehrin ihtişamlı ışıklarının asla ulaşamadığı mahallelerin birinde, devasa ve camları füme renkli camlarla kaplı bir gece kulübü yükseliyordu. Dışarıdan bakıldığında sadece lüks bir eğlence mekanını andıran bu bina, aslında Selim Korkmaz’ın yönettiği uluslararası insan tacirliği ağının merkeziydi.

Kulübün arka sokağındaki sevkiyat kapısının önünde iki iri yarı koruma, ellerindeki telsizlerle etrafı kolluyordu.

Gece yarısını geçtikten sonra, karanlığın ve sisin içinde adeta bir hayalet gibi süzülen Liva, binanın yan cephesindeki yangın merdivenlerine tırmandı. Üzerindeki siyah taktiksel kıyafetler ve yüzüne çektiği mat örtü, onu tamamen gecenin bir parçası yapıyordu. Dışarıdan bakan biri onu görse yine o kırılgan, narin stajyer kızı sanabilirdi; ancak o narin kolların içinde, yılların acımasız askeri eğitimiyle bilenmiş ölümcül bir güç yatıyordu.

Liva, havalandırma boşluğundan binanın en üst katındaki özel odaya sessizce süzüldü. Bu oda, Selim Korkmaz’ın hem ofisi hem de masum genç kızların hayatını kararlaştırdığı pazarlık masalarının kurulduğu yerdi.

Odanın kapısı aralıktı. İçeriden gelen boğuk müzik sesleri ve bardak tıkırtıları arasında, Selim Korkmaz’ın kalın sesi duyuluyordu. Orta yaşlı, gerdanı şişkin, parmakları kalın altın yüzüklerle dolu adam, masanın arkasında yaylana yaylana oturmuş, önündeki dizüstü bilgisayardan yeni getirtilen kurbanların fotoğraflarına bakıyordu. Masanın diğer ucunda ise korkudan titreyen, daha yirmi yaşına bile basmamış genç bir kız, iki adamın arasında çaresizce başını eğmişti.

"Ağlamayı kes artık," dedi Selim Korkmaz, sesi buz gibi bir memnuniyetsizlikle. "Senin masrafların için ne kadar para döküldü haberin var mı? Yarın gece yola çıkıyorsun, sesini çıkarmazsan hayatta kalırsın."

Kız hıçkırarak başını salladı, gözlerinden akan yaşlar çenesinden aşağı süzülüyordu.

İşte Liva’nın kanını donduran, damarlarındaki tüm öfkeyi tetikleyen o manzara buydu. Adaletsizliğin, gücü yetenin yetmeyene uyguladığı bu alçakça zulmün ta kendisiydi. Liva, yıllardır bu yüzden savaşıyordu; bu dünyadaki pislikleri kendi elleriyle temizlemek için.

Saniyeler içinde sessizce odaya girdi.

Korumalar fark edemeden, Liva arkalarından bir gölge gibi süzüldü. Elindeki özel sentezlenmiş kas gevşetici enjeksiyonu, kapının hemen yanındaki iri yarı korumanın boyun köküne sapladı. Adam daha ne olduğunu anlayamadan dizlerinin üstüne çöktü, bilinci saniyeler içinde kapanarak yere yığıldı.

Diğer koruma hızla belindeki silaha uzanmak istedi ama Liva’nın ayağının zekice yaptığı çelme ve ardından kafasına indirdiği sert darbeyle o da yere serildi.

Odanın içindeki Selim Korkmaz şokla ayağa fırladı. Gözleri dehşetle açıldı. Karşısında duran, siyahlar içindeki bu narin kızın o devasa korumaları nasıl yere serdiğini aklı almıyordu.

"Sen... Sen kimsin? Ne istiyorsun?" dedi Selim Korkmaz, titreyen elleriyle masanın üzerindeki acil durum butonuna uzanmaya çalışarak.

Liva, tek hamlede belindeki bıçağı çıkardı ve masaya doğru fırlattı. Bıçak, Selim’in parmaklarının hemen bir santim önünde, tahta masaya saplandı. Adam korkuyla geriye doğru sıçradı.

"Ben, adaletin uğramadığı bu sokakların hesabını sormaya gelen kişiyim," dedi Liva, sesi ne çok yüksek ne de çok alçaktı; ancak o kadar soğuk ve keskinleşmişti ki, odadaki havanın sıcaklığı bir anda düşmüştü.

Selim Korkmaz panikle geriye kaçarken, "Ne kadara mal oluyorsa öderim! Kim gönderdi seni? Para mı istiyorsun?" diye kekeledi.

Liva, adamın üzerine doğru yürürken gözlerindeki o hırs ve öfke parlıyordu. "Para senin gibi pisliklerin ruhunu satın alabilir Selim, ama benimkini asla. Ve özellikle... çalmaya çalıştığın o genç kızların gözyaşlarını asla satın alamaz."

Köşeye sıkışan adam kaçmaya yeltendiğinde, Liva bir leopar gibi üzerine atladı. Profesyonel askeri hareketleriyle adamı yere devirdi, bileklerini arkaya büküp özel kelepçeyle sabitledi.

Odanın köşesinde korkudan büzüşmüş olan genç kız, olup bitenleri inanamayan gözlerle izliyordu. Liva, adamı etkisiz hale getirdikten sonra cebinden çıkardığı küçük, şifreli bir flash belleği masadaki ana kasaya taktı; kartelin tüm bağlantılarını, kurban listelerini ve hesap numaralarını tek tuşla polisin ve uluslararası insan hakları örgütlerinin gizli ağlarına aktardı.

İşini bitirdikten sonra genç kızın yanına gitti. Sert ve ölümcül olan o kadın, kızı gördüğü anda yumuşadı; diz çöktü, ellerinden tuttu.

"Korkma," dedi Liva, bu kez o narin, şefkatli ses tonuyla. "Artık güvendesin.“

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.