Şehrin arka sokaklarında, döküntü bir binanın üçüncü katındaki daire, Liva ve abisi Çelik’in sığınağıydı. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta biraz sefil bir öğrenci evi gibi duran bu yerin içi; askeri mühimmat depolarını aratmayan gizli bölmelerle, ekranlarla ve soğuk çelik silahlarla doluydu.
Liva kapıyı açıp içeri girdiğinde, mutfak masasının başında çay içen Çelik başını kaldırdı. Yüzündeki sert hatlar, kardeşini görünce anlık bir tebessümle yumuşadı.
"Ooo, Pars Bey’in sadık stajyeri teşrif etmiş," dedi Çelik, alaycı ama sıcak bir ses tonuyla. "Nasıl, devasa canavarımızla masumiyet oyunu oynamak zevkli mi?"
Liva, kabanını portmantoya asarken derin bir nefes aldı. Zihninde hâlâ Pars’ın o devasa gövdesi, koyu renkli gözleri ve kendisine yönelttiği o şefkatli bakış vardı. Ama bunu abisine belli etmemeye kararlıydı.
"Dalga geçme, Çelik," dedi Liva, mutfağa geçip masaya yaslanırken. "Adam sandığımdan çok daha dikkatli. Sadece... dışarıdan göründüğü gibi değil. En azından bana karşı."
Çelik kahkaha attı, ayağa kalkıp kardeşinin saçlarını çocukluğundaki gibi karıştırmaya yeltendi. "Bakıyorum da o masum rolü sana fazla inandırıcı gelmiş. Unutma küçük kız, babamızı o masaya bağlayıp canımızı alan o adamın soyundan gelen herkes aynı kandan beslenir. Pars da babasının izinde."
Liva, abisinin elini hafifçe itti, gözlerinde eski günlerin anısıyla parlayan muzip bir ışık belirdi. "Bana küçük kız deme, Çelik. Unuttun mu, on iki yaşında komşunun o huysuz köpeğini tek hamlede kaçırtan bendim. Sen ise ağaca sıkışıp ağlıyordun."
Çelik keyifle gülerek ellerini havaya kaldırdı. "Hey, o köpek pitbull kırmasıydı ve ben sadece stratejik bir geri çekilme yapıyordum!"
Eski günlerin o kısa neşesi odada yankılandı; ancak bu neşe, göğüslerindeki ortak intikam ateşinin sönmesi için yeterli değildi. Liva, ücretli katilliği sadece para için yapmıyordu. O, bu dünyanın adaletine sığınmayanların adaletsizliğinden beslenen, hırsını ve gücünü mazlumların çığlıklarından alan bir cellattı. Ve bu gece, sıradaki hedefine ulaşmak için hazırlanması gerekiyordu.
Odanın arka tarafındaki gizli silah odasına geçtiler. Liva, masanın üzerine siyah kadife bir kumaş serdi. Üzerine dizdiği teçhizatlar, onun profesyonelliğinin ve ölümcül yeteneğinin silent bir kanıtıydı: Mat siyah kaplamalı, susturuculu bir tabanca; en ince detayına kadar bilenmiş, tek hamlede hayat söndüren av bıçakları ve boyun bölgesine enjekte edildiğinde birkaç saniye içinde felç bırakan özel sentezlenmiş kas gevşetici enjeksiyonlar.
Liva, aynanın karşısına geçip saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaptı. Üzerindeki o narin stajyer kıyafetlerini çıkardı; yerine tamamen hareket kabiliyetini kısıtlamayan, koyu renk taktiksel kıyafetlerini giydi. Siyah boğazlı kazak ve mat pantolon, onun teninin rengini daha da ortaya çıkarıyor, o kırılgan görünümünün altındaki ölümcül makinayı gözler önüne seriyordu.
Çelik, kapının eşiğinden kollarını bağlamış, kardeşini izliyordu. "Hedefin bilgileri netleşti," dedi sesi birden ciddileşerek. "Adı Selim Korkmaz. Gündüzleri saygın bir iş insanı, geceleri ise insan pazarlayan o uluslararası kartelin yerel ayağı. Onlarca genç kızın hayatını kararttı. Bu gece onlardan biri daha olmayacak."
Liva, susturucuyu tabancasına vidalarken çıkardığı metalik ses odada yankılandı. Gözlerinde sıfır toleranslı bir soğukluk vardı. Adaletsizliğe olan öfkesi, damarlarındaki kanı hızlandırıyordu.
"Bileti kesildi," dedi Liva, sesi bıçağın keskin yüzü kadar soğuktu.
Enjeksiyonları özel kılıfına yerleştirip bıçaklarını bacağına bağladıktan sonra sırt çantasını taktı. Kapıya yöneldiğinde Çelik omzuna hafifçe dokundu.
"Dikkatli ol, Liva. Pars’ın şirketindesin, onun çevresindesin. Eğer bu operasyonu
duyarsa..."
"Duymayacak," diye sözünü kesti Liva, kararlı bir sesle. "Pars o sırada kendi bodrumunda başkalarına işkence etmekle meşgul olacak. Bu gece, karanlık sadece benim şehrim."
Liva geceye karışırken, arkasında bıraktığı o küçük dairede Çelik, kardeşinin dönüşünü beklemek üzere ekranların başına geçti. İstanbul’un soğuk ayazı altında, iki farklı dünyada iki insan; biri masumiyet maskesiyle bir devin kalbini çalmaya hazırlanırken, diğeri ise karanlığın pisliğini kendi elleriyle temizlemeye gidiyordu.