İçeriğe geç

Stajer mafya

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Stajer mafya

Bölüm 2

Biraz yavaş?

Mesai saatleri bittikten sonra şirket binası sessizliğe büründü. Çalışanların neredeyse tamamı çıkmış, geriye sadece koridorlarda yankılanan güvenlik görevlilerinin devriye adımları kalmıştı.

Üst kattaki özel asistan odasında ise ışıklar hâlâ açıktı. Liva, masasının başında oturmuş, şirketin dijital ağ güvenliğini inceliyordu. Ancak parmakları klavyede gezinirken zihni çok başka bir yerdeydi. Ceketinin iç cebindeki gizli kulaklığına dokundu ve sessizce fısıldadı:

"Çelik. Duyuyor musun?"

Birkaç saniyelik cızırtının ardından abisinin kalın ve temkinli sesi kulağında yankılandı: "Buradayım. Durum nedir, Liva? Pars'ın yakınındasın, bir açık yakalayabildin mi?"

"Her şey yolunda," dedi Liva, sesindeki o kırılgan tonu tamamen koruyarak. "Beni henüz şüpheli biri olarak görmüyor. Aksine... zayıf ve yardıma muhtaç bir kız olduğuma inanmış durumda. Beni korumaya çalışıyor bile diyebilirim."

Hattın diğer ucundaki Çelik’in alaycı kahkahası duyuldu. "Aptal dev. Babasının o pis işlerini devraldı ama insan sarraflığı sıfır. Unutma Liva, o adamın elleri kana bulanmış durumda. Bizi bu hale getirenlerin sonunu getireceksin. Güvenlik duvarını aşabildin mi?"

"Çalışıyorum," diye mırıldandı Liva, gözleri ekrandaki ana server kodlarında gezinirken. "Pars’ın özel arşivine giden şifreli anahtar üst katın ana terminalinde. Ama oraya gece yarısından önce girmek imkansız, kameralar çok yoğun."

"Sabırlı ol," diye talimat verdi Çelik. "Acele edip her şeyi mahvetme. İlk hamleyi o yapsın."

Liva kulaklığı kapatıp cebine attığında, koridordan gelen ağır ve tanıdık adımları duydu. Pars henüz çıkmamıştı. Hızlıca masasını topladı, o narin, ürkek yürüyüşü taklit ederek kapıya yöneldi. Tam o sırada kapı aralandı ve karşısında devasa bedeniyle Pars durdu.

Pars’ın üzerinden ceketi çıkmıştı; gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıvrılmış, buğday tenli kollarındaki güçlü kaslar hafifçe ortaya çıkmıştı. Elindeki siyah deri dosyayı tutan parmakları gerilmişti.

"Liva?" dedi Pars, şaşkınlıkla tek kaşını kaldırarak. Sesindeki o sert ton, karşısında onu görünce istemsizce yumuşamıştı. "Bu saatte burada ne yapıyorsun? Stajyerlerin mesaisi çoktan bitti."

Liva, başını hafifçe öne eğip gözlerini kaçırarak en masum bakışını takindi. "Şey... Dosyaları düzenliyordum, Pars Bey. Yarünkü toplantı için eksik bir evrak kalmasın istedim. Biraz yavaş çalışıyorum galiba."

Pars, kızın bu mahcup haline baktı içten içe. İçindeki o bilinmeyen sızı yine yokladı onu. Bu kadar narin bir kızın bu acımasız iş dünyasında ne işi vardı? Adam, uzun boyunun avantajıyla hafifçe öne doğru eğildi, sesini olabildiğince yumuşak tutmaya çalışarak konuştu:

"Kendini bu kadar hırpalama, Liva. Burası... kurtlar sofrasıdır. Senin gibi narin bir ruhun burada harcanmasını istemem."

Liva, Pars’ın gözlerinin içine baktı. Adamın o koyu renkli gözlerinde bir damla bile kötülük yok gibi duruyordu; dışarıdan bakıldığında sadece yorgun, babasının yükünü tek başına omuzlamış yalnız bir adam vardı. Liva’nın kalbi göğüs kafesinde tuhaf bir şekilde tekletti. O bir canavar, dedi kendi kendine, abisinin sözlerini hatırlatmaya çalışarak. O babasının katili. Ama o an, Pars’ın devasa ellerinin ne kadar sıcak olabileceğini düşündü ve bu düşünce onu korkuttu.

"Teşekkür ederim, Pars Bey," dedi Liva, sesi fısıltı gibi çıkmıştı. "İyi geceler."

"İyi geceler, Liva," diye karşılık verdi Pars.

Liva koridordan uzaklaşırken, Pars arkasından baktı. Genç kızın narin silueti karanlık koridorda kaybolana kadar gözlerini oradan ayıramadı. Bilmiyordu ki, az önce kapısını çalan o masum melek, kendi sonunun başlangıcıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.