İçeriğe geç

Spy x Dramione

Bölüm 4 · 21 dk okuma

Spy x Dramione

Bölüm 4

-4-

Tüm eleştirilerinizi, görüşlerinizi, fikirlerinizi isteklerinizi, tavsiyelerinizi vb. yorumlarda çekinmeden belirtebilirsiniz.

*** *** ***

Harry kendinden emin bir şekilde trende Malfoy'un söylediklerini anlatırken derin bir iç çektim.

''Ama Parkinson'a gösteriş yaptığı gün gibi ortadaydı, değil mi?'' Ron inanmadığını belli ederek, kendi olasılığının daha gerçekçi olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu.

''Evet,'' kelimeler ağzımdan çıkmadan önce Harry'i ne kadar etkileyeceğini tarttım. ''Bilemiyorum Harry, Malfoy bunları kendisini olduğundan daha önemli biri olduğunu kanıtlamak için söylemiş gibi görünüyor. Biliyorsun, babası tutuklandıktan sonra ona karşı olduğundan daha da büyük bir ön yargı oluştu. Egosu zedelenmiştir, kendisini hala önemliymiş gibi göstermeye çalıştığını düşünüyorum. Ama yinede...'' dudaklarımı birbirine bastırdım ve Slytherin masasında Parkinson'un tabağından bir şeyler kaçıran kendini beğenmiş çocuğa baktım, kız sahte bir öfkeyle Malfoy'u iterken gülüştüler. ''Söylemek için büyük bir yalan gibi görünüyor.''

Harry'nin suratı aydınlandı. Yanlış yaptığımı biliyordum, Malfoy'u her şartta korumalı ve Harry'nin inancını kırmalıydım ama benim gibi şüpheyle yaşayan birine göre bu kadar rahat olmak dikkat çekerdi.

Onu uyarmıştım, dikkatli olmasını yoksa bir yerde Harry'e hak vermem gerektiğini söylemiştim.

''Tamamen öyle!'' Harry sesindeki rahatlamayla konuşurken yanımızdan geçen kişilerin kulak kabarttığını fark edebiliyordum. Göğsümü şişirdim ve Gryffindor masasına daha erken varmak için adımlarımı hızlandırdım.

''Bunu yorumlaması zor. Bir çok nedeni olabilir...'' Harry'e onu tam onaylamadığımı belli ettiğimde yüzü yine düşmüştü. Ron, Harry hakkında konuşan bir çocuğu çekiştirdiğinde çocuk kıpkırmızı bir şekilde uzaklaştı.

''Altıncı sınıf olmayı seviyorum. Dinlenmek için bolca zamanımız var, tüm dönem burada oturabiliriz.''

''O zaman dinlenmen için değil, ders çalışman için.'' Ron bugünün saçmalık olduğunu mırıldanırken firizbiyle oynayan çocuğu durdurdum.

''Durdur şunu, hemen! Sivri uçlu firizbiler yasaklandı, bırak onu!'' öfkeyle çocuğun elinden firizbiyi çektiğimde çocuk arkadaşlarıyla birlikte uzaklaştı. Öğretmenler masasında Profesör McGonagall'ın bana gururla baktığını gördüğümde omuzlarım dikleşti.

''Sınıf başkanı olduğundan beri Filch gibi davranıyorsun.'' Harry güldüğünde gözlerimi devirdim.

''Mükemmel, her zaman bunlardan birinin benim olmasını istemiştim.'' yerimize oturduğumuzda Ron firizbiyi elimden çekti. Öfkeyle ona bakıp elinden almaya çalıştığımda, arkamda duyduğum kıkırdama sesiyle kaşlarım havalandı.

Lavender çok komik bir şey varmış gibi gülmeye devam ederek yanımızdan uzaklaştığında omzunun üzerinden son kez Ron'a bakmıştı.

Dudaklarım içimdeki garip hisle aralanırken, Ron'un yüzündeki kendini beğenmiş gülümseme beni kötü hissettirmişti. Harry sinsi bir şekilde Ron'a gülümseyip onu dürterken, önüme döndüm.

*** *** ***

Benden önce Eski Yazıtlar dersinden tek başına çıkan Malfoy'a yetişmek için asamla hızlıca eşyalarımı topladım. Arkasından kollarım dolu bir şekilde koşarken, genelde de böyle olduğum için insanlar garip karşılamıyordu. Sola döndüğünde bende arkasından hızlıca döndüm,

''Malfoy!'' boş kolidorda sertçe arkasından fısıldadığımda omzunun üstünden hafifçe bana bakıp tekrar önüne döndü ve yürümeye devam etti. Öfkeyle kaşlarım çatıldı, en başından peşinde olduğumu biliyordu ve durma zahmetine bile girmemişti. ''Malfoy, sana diyorum dur.'' nefes nefese tekrar seslendiğimde elleri havada bana döndü, yüzünde bir bıkkınlık ifadesi vardı.

''Sal beni be, kadın! Sevgilim var benim,'' yüzüm buruşurken gözlerimi devirdim. Yüzünde sinsi bir ifade oluştu, ''Oh, üzgünüm sana böyle bir ithamda bulunmamalıydım. Sen Weasley'i seviyorsun değil mi? Ne o ondan yüz bulamayınca belki Malfoy'dan mı bulurum dedin?'' dudaklarını büzerek söylendiğinde şaşkınlıkla bir adım geri attım, titreyen kollarımdan kitaplarım düşecekmiş gibi hissettim.

''Ne saçmalıyorsun sen? Ron ve ben sadece arkadaşız.'' öfkeyle ona baktım.

''Yüzündeki o ifadeyi gördüm.'' bir surat ifadesi yaptığında gözlerim büyüdü. ''Basbaya Weasley'i şu Brown denen kızdan kıskandın.'' güldü ve başını arkaya attı. ''Ama sana üzücü bir haberim var, sadece kız değil, Weasley'de kızdan hoşlanıyor. Aslında bakarsan kız geçen senelere göre oldukça güzelleşmiş, eh, kanı bozuk olsada Weasley nihayetinde bir safkan ve o kızda safkan-'' öfkeyle ayağımı yere vurdum.

''Saçma saçma konuşmayı kes. Birbirlerinden hoşlanıp hoşlanmamaları beni ilgilendirmez. Ayrıca o kızı sadece sevmiyorum, kendi kafandan surat ifadesi yorumlayı kes. Kendini rezil ediyorsun sadece. Yakında fal bakıp kehanet sunmayada başlarsın sen...'' alaylı surat ifadesiyle durmaya devam ederken gözlerimi büyüttüm, ''Ve bana böyle bir önemli görev verilmişken senin gibi görevimle ilgilenmek yerine aşk meşk peşinde koşmuyorum. Bugün masada çok romantiktiniz, ha?'' öfkeyle güldüm. ''Savaşı bize sizin küçük tatlı atışmalarınız kazandıracak gibi.'' öfkeyle bana bakarken üzerime bir adım attı ama geri çekilmeden suratına bakmaya devam ettim.

''Benim ilişkim seni hiç ilgilendirmez, Bulanık.'' alayla güldüm.

''Benim duygularımda seni hiç ilgilendirmez, Safkan.'' yüzünde tiksinir bir ifade vardı.

''Ben gidiyorum, sende burada küçük acınası platonikliğinle kalabilirsin. Bir safkan olarak izin veriyorum.''

''İzin veriyormuş, hah!'' arkasını dönmeye çalıştığında hızlıca hareketlenip tekrar önünde durdum. ''Dumbledore'un elinin neden o halde olduğunu biliyorum,'' kaşları kalktı. ''Yani hangi lanetin neden olduğunu ve kurtulma şansı yok.''

''Ne?'' ilgisini çekmiş gibi bana bakarken yutkundum.

''Eğer düşündüğüm lanetse... yavaş yavaş tüm vücuduna yayılacak ve sonunda ölecek.'' omuzları gözle görülen bir rahatlamayla çökerken umutsuzlukla ona baktım. ''Fakat lanetin kalbine ulaşması oldukça uzun sürebilir, biliyorsun o Dumbledore. Harry onu yazda gördüğünde de elinin o halde olduğunu söyledi,''

''Dumbledore olması bir ölümlü olduğunu değiştirmiyor,'' umut..

''Biliyorum, Malfoy ama yine de hesaplamalarıma göre lanet olduğundan da yavaş ilerliyor. Bir şekilde, kendisi ya da yardım alarak bilemiyorum laneti yavaşlatıyor olmalı. Bu yavaşlıkla giderse bize verilen son tarihe kadar kalbine ulaşmamış bile olabilir.'' vücudu tekrar gerilirken yutkundum. ''Daha da kötüsü eğer tarih ileriye alınırsa, vücudunda bir lanetin dolaşması pek etkili bile olmaz.''

''Madem bana hiçbir yararı yok, ne diye zamanımı alıyorsun?'' sesinde saf öfke ve... korku vardı.

''Var diyorum ya, bu lanet onu içten içe yiyip öldürüyor. Yani gün geçtikçe zayıflıyor, zamanı geldiğinde karşında Karanlık Lord'un bile korktuğu o adam yerine savunmasız yaşlı bir adam olacak. Planın işlemesi gereken o gün geldiğinde onu yenebileceksin. Ama Dumbledore'un güçten düşmek üzere olduğu biliniyorsa, odası daha da korunaklı olacaktır. Onu yalnız yakalamak neredeyse imkansız bile olabilir.'' yüzünde rahatsız bir ifade vardı.

''Ölüm Yiyenleri de içeriye almam gerekiyor, onun karşısına dikildiğim taktirde ve başaramazsam, ne olduğumu herkes bilecek ve ön görülen hiçbir şey gerçekleşmeyecek,'' bahane...

''Onu öldürmek için farklı planların var değil mi? Karşısına dikilmek istemiyorsun.'' kaşları çatıldı.

''Karşısına dikilmekten korktuğum falan yok, Granger.'' inkar...

''Koktuğunu hiçbir zaman söylemedim, Malfoy. Bu konuda araştırma yapacağım, karşısına geçmeden onu öldürmenin bir yolunu bulmaya çalışacağım. Haklısın çünkü, ne kadar 'savunmasız bir adam' olarak nitelendirsemde neticede o Dumbledore.''

''Bende araştırmalar yapacağım. Görevini hor kullanmaktan çekinme,'' rozetimi işaret ettiğinde başımı salladım.

''Dolap işi ne oldu? Başladın mı?''

''Henüz değil,'' gözlerini devirdi ve yüzündeki rahatsız ifadeyle elleri ceplerinde uzaklaştığında ne kadar kabul etmesede korkusunun kokusunu kilometrelerce öteden alabiliyordum.

Haklıydı, korkmalıydı...

*** *** ***

Draco

''Neden Snape iksir dersini de alamıyor ki?'' güldüm ve kucağımda oturan Pansy'nin dizinin üstüne elimi koydum. Ders programına yakınan Blaise'e alayla baktım,

''Slughorn'un gözdesisin Blaise, üzülmek yerine sevinmelisin.''

''Sadece annemden ve aptal kocalarından bahsediyor.''

''Herkesin ünlü olduğu bir alan vardır dostum. Bazıları başarılarıyla bazılarıysa annesinin marifetleriyle.'' göz kırptığımda, Pansy seslice güldü ve başını göğsüme yasladı. Blaise öfkeyle geriye yaslandı,

''Çok komik gülmeye devam edin.''

''Gerçekten Granger o gün trendeki toplantıya çağrılmadı mı?'' Crabbe merakla sorduğunda bıkkınlıkla başımı yaslandığım kanepenin arkasına attım, Pansy adem elmamın olduğu yere bir öpücük kondururken yüzümde bir gülümsemenin oluştuğunu hissettim,

''Çağrılmadı dedim ya... herhalde Slughorn, Granger'ı duymamıştır.'' Blaise konuştuğunda gözlerimi kapattım.

''Ya da Bulanıklar'dan hoşlanmıyordur ha? Granger içi hava dolu bir balon gibi ortalıklarda dolaşıyor ve söz almadan bir gece öncesinden çalıştığı sorulara cevap veriyor. Profesörlerde ona yüz veriyor, Slughorn'un bu numaralara kanmayacağını düşünüyorum, sonuçta o bir Slytherin.'' Pansy sesinde açıkca sezilen bir kıskançlıkla konuştuğunda yüzümde alaylı bir gülümseme oluşmuştu.

''Ya da belki de sadece sen kıskanıyorsundur?'' Crabbe konuştuğunda başımı kaldırdım ve Pansy'nin sinirden büyüyen gözlerine karşılık belini okşadım.

''O Bulanığı mı? Güldürme beni Vincent,'' Crabbe, Goyle'a Pansy'nin surat ifadesiyle ilgili bir şeyler söyleyip gülmeye başladıklarında Pansy soluk soluğaydı. ''Patavatsızın teki... Bir de o rozeti göğsüne takmış gerine gerine etrafta geziyor. Filch gibi; eğlenen birini gördümü hemen onları durduruyor. Tek derdi göz önünde olmak.'' Pansy öfkeyle devam etti, Daphne'nin sınıf başkanı seçilip kendisinin seçilmemesine hala içerleniyordu.

''Granger demişken, sizce de bu sene biraz farklı görünmüyor mu?'' Nott kendini Blaise'in yanına attığında düşünceli bir surat ifadesi vardı.

Gözlerim kuşkuyla kısılırken rahatsızca yerimde kıpırdadım,

''Evet güzelleşmiş gibi,'' Goyle ağzından dökülen kelimelerle gözleri büyürken yüzüm buruştu, midem bulanırken tiksinç bir şey görmüş gibi Goyle'a baktım. ''Güzel bulduğumdan değil. Kesinlikle. Sadece öyle söylüyorlar, duydum... Slytherin'den onun hakkında konuşan erkekler var.''

''Merlin aşkına,'' ağzımdan bir isyan çıkarken Blaise'in yüzü çarpılmış gibi gerilmişti. Pansy öfkeyle etrafına bakarken Nott hala düşünceliydi.

''Hayır, o değil.'' şaşkınlıkla Nott'a baktım.

''Bana onu güzel bulduğunu söyleme, Theodore!'' Pansy keskin bir sesle bağırdı ve kucağımda dikleşti.

''Dünyadaki son kadın dahi olsaydı o Bulanığa elimi sürmezdim.'' Blaise midesinin bulandığı bariz olan bir sesle konuştuğunda Nott, Blaise'e alayla baktı.

''Sen zaten hiçbir kadına elini sürmüyorsun değil mi Blaise? Çünkü geceleri kendi kendini-''

''Ben babacığın da artık yanında olmadığı için o seslerin senden geldiğini sanıyordum, Nott.'' Blaise öfkeyle baktı, Nott'un elleri yumruk şeklini alırken onun da öfkeli olduğu belliydi. ''Hıçkırık sesleri... ağlıyorsun ya?'' Nott öne doğru atılmaya çalıştığında, Pansy tekrar dikkatleri üzerine çekti.

''Bu kadar yeter, sana sordum Theodore, onu güzel bulmuyorsun değil mi?'' Pansy tehditkar bir ses tonu kullanıyordu, Nott kaşlarını kaldırdı.

Pansy tüm ilginin üzerinde olmasını severdi, bir ortamda erkeklerin gözünün sadece kendi üzerinde olmasını ve sadece kendinin konuşulmasını.

''Seni neden bu kadar çok ilgilendiriyor? İster güzel bulurum ister bulmam, sevgilin ben değilim Pansy, Malfoy.'' Pansy kıskançlığını belli eden suratındaki kızarıklarla Nott'a bakmaya devam etti. ''Ne o yoksa Crabbe haklı mı, onu kıskanıyor musun ya da beni? Ama sonuçta ikiside aynı kapıya çıkıyor. Değil mi?''

''Yani güzel buluyorsun? Theo-''

''Malfoy bir şey söylemeyecek misin?'' Nott sertçe bana baktığında dudaklarımı büzdüm.

''Beni bu konuya karıştırmayın.'' hayretle bana baktı ''Granger'ı güzel bulduğunu kabul etmek senin hatandı.''

''Karıştırmayalım mı? Oğlum, sevgilin açık açık beni kıskanıyor ne bu genişlik be?'' Nott sinirle konuştuğunda gözlerimi devirdim.

''Açıkcası Nott'a bu konuda hak veriyorum. Granger oldukça güzelleşti, yani bazenleri onun sesini duyduğumda-'' Crabbe konuşmayı kesti ve başını geriye attı. Düşünceleri kulaklarıma dolarken öğürdüm ve bulduğum bir yastığı ona doğru fırlattım.

''Gerçekten iğrençsin Crabbe! Lanet olsun, beynimi yakmak istiyorum!'' yüzümü kapattım ve aklımdan o görüntüleri silmeye çalıştım.

''Kim sana kafamda dolaş dedi, ben fantazilerimle mutluyum.'' Crabbe utanmazca kendini savundu.

''Siz ciddi misiniz? Gerçekten mi? Neler oluyor, ne bu Köstebeğe olan ilgi? Kendinize gelin, siz Safkansız!'' Pansy bağırdı.

''Onunla aşk yaşayalım demiyorum ya.'' Crabbe arsız bir şekilde ellerini kaldırdı, ''Sadece boş kolidorlarda küçük Köstebeğin tadına bakmanın fena olmayacağını düşünüyorum.''

''Bence artık sesini kesmelisin, Crabbe!'' Nott tehditkar bir şekilde konuştuğunda suratımda alaylı bir gülümseme oluştu.

''Sana ne oluyor, Nott? Yoksa onu seviyor musun?'' Crabbe öfkeyle üstelediğinde Nott'un gergince bakışlarını üzerimde gezdirdiğini gördüm. Ona dik dik bakarken düşüncelerine erişmeye çalıştım ama beceriksiz bir Zihinbend ile düşüncelerini gizlemeye çalıştığı açıktı.

Umursamadım, Crabbe'den sonra Nott'un saçma fantazilerini de görseydim herhalde kendimi astronomi kulesinden aşağıya atardım.

''Pekala, bu kadar tartışma yeter. Boşuna kavga ediyorsunuz çünkü ikinizde Granger'ın ilgi alanında değilsiniz.''

''Kimmiş onun ilgi alanında olan kişi? Küçük bir köylü Muggle mı?'' Blaise hala sesinde sezilen tiksinmeyle konuştuğunda Pansy'nin belini daha sıkı kavrayarak öne doğru eğildim.

''Weasley,'' herkesin gözleri büyürken Nott kahkaha attı.

''Cidden Malfoy, Weasley mi? Sümsük fakir Weasel-Bee'yi öne atacağına bari Potter deseydin. Daha inandırıcı olurdu.''

''Theo haklı, Draco. Granger'da değersizin teki ama herkes burada Köstebeğin ne kadar ün budalası bir kız olduğunu biliyor. Unuttun mu, o görünüşüyle bile Victor Krum'u kandırmıştı ve Yule Ball'a onunla birlikte gelerek tüm gözleri üstüne çekmişti,''

''Potter ile onun haberleri çıkmamış mıydı?'' Goyle bir keki ağzına sıkıştırırken güldüm.

''Ün budalası ama kalbine söz geçiremiyor demek ki... Weasley'i seviyor fakat isterseniz yine de kavga etmeye devam edebilirsiniz. Belki şansınızı denersiniz çünkü Weasley şu safkan Gryffindorlu kız olan Lavender Brown'dan gözlerini alamıyor.''

''Şu şişko kız mı?'' Goyle merakla sorduğunda omuzlarımı silktim.

''Artık değil. Zayıflamış ve doğruyu söylemek gerekirse oldukçada güzelleşmiş. Weasley'in gözlerini ondan alamamasına şaşmamalı,''

''Doğru, bende gördüm oldukça güzelleşti.'' Blaise onayladığında Pansy rahatsızca kımıldanıyordu.

''Sizce de bu kadar Gryffindorlular hakkında konuştuğumuz yetmez mi?'' Pansy tehditkar bir ses tonuyla kaşlarını kaldırdı ve bana öldürücü bir bakış attı. ''Anladık Granger, Weasley kızı ve Brown'a özel bir ilginiz var ama artık canım sıkılmaya başlıyor.''

''Özel ilgim olan tek kişi sensin.'' belini dürterek konuştuğumda yüzünde bir gülümseme oluştu. Elini boynuma koyup dudaklarımızı birleştirdiğinde Blaise konuştu,

''Kendinize bir oda bulmaya ne dersiniz? Bence artık mide bulandırıcı olmaya başladı.''

''Eğer sende bize katılacaksan, neden olmasın?'' Blaise'e göz kırparak konuştuğumda Pansy kıkırdadı. Blaise cevap vermeden ortak salondan çıktığında, Crabbe ve Goyle'da derslerinin olduğunu söyleyerek salondan çıktılar.

Nott ise hala düşünceli bir ifadeyle bakınıyordu.

Daphne yorgun olduğu belli olan bir şekilde Nott'un yanına oturdu ve başını omzuna yasladı.

''Neyin var?'' merakla sordum ve kaşlarım çatıldı. Yüzünde gergin bir ifade vardı,

''Hiç sadece yorgun bir geceydi.''

''Ne o, yoksa bize söylemediğin bir erkek arkadaşın mı var?'' Nott, Daphne'yi dürttüğünde yüzü buruştu ve başını daha fazla Nott'un boynuna sakladı. Yüzüme bakmak istemiyormuş gibi bir hali vardı,

''Hayır, sevgilim falan yok.''

''O zaman kız arka-''

''Nott, sana sevgilim yok dedim.''

''O zaman neden yorgunsun? Bir sorun olmalı...'' Pansy'de merakla dikleşirken ben hala dikkatlice Daphne'yi izliyordum.

''Sorun... sadece Astoria. Gerçekten bir kardeşiniz olmadığı için çok şanslısınız özellikle de sizden küçük bir kardeş. Tam bir kabus, ama sonuçta ondan büyüğüm ve onunla ilgilenmek zorundayım. Tüm gece ağlayıp durdu, çocuk işte.'' Daphne boğuk çıkan sesiyle konuşurken Pansy dudaklarını büzdü ve bana baktı.

''Erkek meselesi değil mi?'' Pansy anladığını belli eden bir sesle konuştuğunda, Daphne başını sakladığı yerden çıkarıp bana baktı ve hemen sonra gözlerini kaçırdı.

''Onun gibi bir şey,'' mırıldandı, gerildiği belliydi.

''Pekala, bende bu hormonlarının esiri olan salaklardan sıkılmıştım. Hadi, Astoria'nın yanına gidelim ve moralini düzeltilim, ha?'' Daphne'nin yüzü buruşurken başını iki yana salladı.

''Gerçekten gerek yok, Pans.'' Pansy gözlerini devirdi ve kucağımdan kalkıp Daphne'nin elini tuttu.

''Hadi, küçük kız kardeşini aşk acısıyla yalnız bırakmak hoş değil.'' Pansy ve Daphne, en başından beri tek başına salonun diğer köşesinde oturan ve gözlerini üzerimizden çekmeyen Astoria'nın yanına giderken yüzümü buruşturdum.

Astoria'nın gözleri üzerimden çekilmezken ona 'Ne var?' bakışı attım. Pansy'nin ona seslenmelerini umursamadan ağlayarak kızların yatakhanesine giden merdivenleri çıkarken sıkıntılı bir nefes aldım.

''Senden hoşlanıyor, ha?'' gözlerimi devirdim.

''Küçük kızlarla ilgilenmiyorum.'' homurtumla gergince güldü.

''Kaç yaşındaydı ki?'' omuzlarımı silktim.

''14, sanırım.'' dudaklarını büzdü.

''Pansy eğer aşk acısı çektiği erkeğin sen olduğunu anlarsa ona daha büyük acılar çektirir.''

Nott ile konuşurdum ama o genelde yalnız takılmayı severdi. İyi biriydi ama hiçbir zaman aramıza katılmamıştı. Fakat şuan herkes dağılmasına rağmen yanımda durmasının şüpheci bir yanı vardı,

''Nott, neden gitmiyorsun?'' kaşlarımı kaldırarak sorduğumda yanımdaki koltuğa oturdu.

''Granger hakkında-''

''Öf be, yeter. Bulanık'a olan hoşlantın beni ilgilendirmiyor, tüm gün seninle onu konuşacak değilim.''

''Saçmala, Malfoy. Bir Bulanık'tan hoşlanacak kadar rezil durumda değilim.'' gözlerini devirdi ve bana doğru eğildi. ''Dinle, Granger gerçekten bu sene farklı, -görünüş olarak değil- ruh hali bir değişik gibi ve farklı bakıyor. Sanki bir şeyler biliyormuş gibi ve sadece o değil Potter'da delirmiş gibi hissediyorum. Sürekli öldürecekmiş gibi Slytherinlilere bakıyor.''

''Ben bir şey fark etmedim.'' homurdandım ve anlıma düşen saçları geriye ittim.

''İşte bende, sen fark etmediğin için seni uyarıyorum. Potter ve Granger bir işler çeviriyor.'' kaşlarım çatılırken ona baktım. ''Sürekli fısıldaşıyorlar ve Slytherin masasına bakıyorlar. Aklında ne var bilmiyorum ama dikkat et. Çünkü hedefleri sensin, öyle tahmin ediyorum... Bir kaç alt sınıftan Slytherinli ile konuşuyordum ve yanlarından geçerken konuşmalarından duydukları ortak kelimenin 'Malfoy' olduğunu söylüyorlar.'' gerildiğimi ona belli etmek istemiyordum ama yutkunduğumu görmüş gibiydi.

''Bana her zamanki takıntılı 'altın üçlü' davranışı gibi geldi. Ayrıca aklımda bir şey yok o yüzden dikkat edeceğim bir durum da yok.''

İnsanların bu sene derdi neydi, kendi hayatlarıyla ilgilenselerdi ya. Herkes kafamın içindekileri sorguluyordu, zaten yeterince baskı içerisindeydim.

Kaşları çatıldı, ''İntikam da mı yok?''

''Ne intikamı?'' umursamazca sordum, aslında ne ima ettiğini biliyordum.

''Babalarımızın yakalanmalarını sağladılar, bizi tüm büyücü dünyasına rezil ettiler Malfoy. Nereye gitsek, ne yaparsak yapalım onlar yüzünden insanlar bize bakıp fısıldaşıyorlar. Bu yanlarına kar mı kalacak? Özellikle o Granger, küstahça bu konuda benimle dalga geçiyor.'' kaşlarım çatıktı. ''Ayrıca trende, onu sizin kompartımana bir şey planlıyormuş gibi bakarken gördüm.''

''Öyle mi yapıyor?'' terleyen ovuç içlerimi pantolonuma sildim. İçimdeki en başından beri olan kuşku kendisini büyütürken derin bir nefes aldım, ''İntikamla uğraşacak vaktim yok açıkacası Nott. Çok çocukça, benim aklımda farklı şeyler var... Ama illa sen intikam alacağım diyorsan ben istemedim diye sana geçen şu rozetin faydalarından yararlanabilirsin.'' yüzü kızarırken yerimden kalktım ve ortak salondan çıkmak için adımlarımı hızlandırdım...

*** *** ***

Hermione

Başım çatlayacakmış gibi ağrırken derin bir nefes aldım. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinden beri kendimi iyi hissetmiyordum.

Snape'in gösterdiği görseller beni kötü bir ruh haline çekerken, Neville ile yaptığımız düello zor olmasa dahi yorgun olan vücudum daha da yorulmuştu.

Üstüne bir teneffüs boyunca Dumbledore'un Harry'e ne gibi bir ders vereceği konusunda yasal olmayan birçok fikir ortaya atmıştım.

Kendimi durduramıyordum, beynim hızlıca bazı şeyleri eleyip bazı şeyleri ise düşünmeden söylettiriyordu, üzerimdeki baskı her geçen dakika daha da artarken nefes almak artık zordu.

Kafamı bir nebze olsun derslerle dağıtıyordum ve sonra bir sözcük bile aklımı tekrar gerçekliğe sürüklüyordu...

Elimde kitaplarla boş kolidorda ilerlerken adımlarım titrekti, yanımdaki duvardan destek alıyordum.

Bir anda tüm kitaplar yere düşerken, sırtım sertçe duvara vurdu ve bir kol boynuma baskı yaptı. Ellerim panikle boğazıma yaslanan kolu itmeye çalışırken korkuyla Malfoy'a baktım.

Gözlerinin altı morarmıştı, dudakları titriyor, saçları karışmış ve anlından bir ter damlası süzülüyordu. Aklıma anlaşmayı kabul edip ayaklarına kadar gittiğim günkü hali gelirken midem düğümlendi.

''Ne yapıyorsun, bırak!'' onu itmeye çalıştım ama onun tek yaptığı kolunu boğazıma daha fazla yaslamak oldu. Asam biraz önce yaşanan olay nedeniyle belimden düşüp kitapların arasına sıkışmıştı.

''Nerede?'' nefes alanım kısıtlanmaya devam ederken, anlamsız bakışlarımı ona yolladım.

''Ne nerede?'' dudakları atak geçiriyormuşcasına titremeye devam ediyordu.

''Benimle oynamaya çalışma! Sakın, benimle oynamaya çalışma Granger! Sana o nerede dedim?!'' boynundaki damarı belirginleştirecek derecede bağırırken sesi Borgin ile konuşurkenki karanlık tondaydı. İçimi daha büyük bir korku salarken yüzüm buruştu,

''Neyden bahsediyorsun, bırak beni! Merlin aşkına!'' kolunu boğazımdan tekrar itmeye çalıştım ama işe yaramadı. Nefes almak için dudaklarımı araladım, yüzümün sıcaklaştığını hissediyordum.

''Dolap.'' keskin sesiyle debelenmeyi kestim ve büyük gözlerle ona baktım. ''Dolap nerede? Onu hangi cehenneme sakladın?''

''Dolap yok mu?''

''Benimle oynama dedim sana!''

''Hayır, hayır, oyun falan yok. Malfoy, bu konuda nasıl bir oyun oynayabilirim? Dolap yok derken neyi kast ediyorsun?'' kolunu boğazımdan çekti ve çıldırmış bir şekilde saçlarını çekiştirdi. Baskının çekilmesiyle derin nefesler alarak boynumu ovuşturdum,

''Yok işte! Olması gerektiği yerde değil!'' bu sefer başına vurmaya başlamıştı, pes etmiş bir edayla sırtımı tekrardan duvara yaslarken ayaklarım artık beni tutmuyordu. Duvara sürünerek kendimi yere bırakırken o kendine vurmaya devam ediyordu.

''Doğru yere baktığına eminsin değil mi? Birinci katta olması gerekiyordu.'' kendini dizlerinin üstüne sertçe bıraktığında suratındaki ifade midemin daha fazla düğümlenmesini sağladı. Ellerim titrerken sertçe dizlerime tutundum, ''Malfoy, başka kim biliyor? Hogwarts ile ilişkili başka kim o dolabı ne için istediğini biliyor? Belki de Snape-'' başını iki yana salladı.

''Snape'in bu konuda bir fikri yok Granger.'' sesi çok kısık çıkıyordu. ''Graham Montague... biliyor... o bana Weasley ikizlerinin onu dolaba sıkıştırdığını anlatmıştı, bana yerini o söylemişti. Ne işe yaradığını bilmiyor ama...''

''Yani Snape'in konuyla alakası yok mu?'' derin bir nefes aldım. ''Daha önce dolabın nerede olduğunu görmeye gittin mi? Yani, bu günler içerisinde?''

''Hayır, bugün nasıl bir hasarı olduğuna iyice emin olmak için gitmiştim ama yerinde yok.'' yüzüm buruşurken ellerim saçlarımın içine girdi, kusmak istiyordum. Alternarifimiz yoktu, bu başarısızlık demekti. ''Senin aldığını sandım, lanet bir kız olarak tek yaptığının beni kötü duruma düşürmek olduğunu düşündüm. Sen ve benden başkası bilmiyor...''

''Ya, biri sana Zihinfend yaptıysa,'' fısıltım ile bana baktı. ''Snape oldukça güçlü bir Zihinfendar, geçen sene Harry'i eğitmeye çalıştığı için biliyorum. Ya da eğer Dumbledore şüphelendiyse kaldırmıştır...'' başını yüzündeki acıklı ifadeyle iki yana salladı.

''Hiçkimse, hiçkimse benim zihnime giremez Granger. Onlar güçlü olabilir ama ben çocukluğumdan beri bu işle uğraşıyorum. Duvarlarımı kimse yıkamaz,'' omuzlarım titrerker korku içimi dolduruyordu. Eğer bahsettiği gibi bir yeteneği varsaydı birinin bilgisinin olması imkansızdı fakat buna rağmen dolap nasıl ortadan kaybolabilirdi ki?

''Başka bir yol, başka bir yol bulmalıyız. Dolabın tamir edilememe olasığıda vardı,'' panikle çözüm düşünürken nefeslerimi kontrol etmeye çalışıyordum.

''Başka bir yol yok!'' bağırdığında korkuyla ona baktım. ''Başka yol yok, ya işe yarayacak ya da öleceğim! Duydun mu? Bu lanet korunaklı duvarları aşacak tek şey o. Oydu başka bir çözüm yok!'' başımı onaylar bir şekilde salladım, korkuyla hareketlerini en ince ayrıntısına kadar izliyordum. ''O dolabı bulmam lazım,'' yerinden panikle kalkarken hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı, yerden eşyalarımı toplayıp peşinden gittim.

''Malfoy, bekle!'' arkasından seslendim ama o delirmiş gibi hareket ediyordu. ''Ya, kırık olduğu için onu attılarsa?'' korkuyla konuştuğumda aniden bana doğru dönüp asasını bana doğru kaldırdı. Olduğum yerde sopa yutmuş gibi kalırken gözlerinde gördüğüm karanlıkla korkmam gerektiğini biliyordum. Eğer yanlış bir sözcük dahi söylersem, geçirdiği panik atağıyla birlikte bana zarar verebilirdi.

''Eğer o sesini kesmezsen Granger, seni bir böceğe döndürürüm.'' yavaşça onu onayladım. Kararmış gözleri bir süre yüzümü inceledi ve bende onu inceledim. Sanki biri ona bir kova su dökmüş gibi terden sırılsıklamdı ve sürekli titriyordu. Daha fazla tutamadığım gözyaşları gözlerimden firar ederken o yavaşça asasını indirdi. ''Atamazlar, onu bulmam lazım. Başka şansım yok. Başka dolap yok, hepsi imha edildi.'' panikle terkar deli gibi yürümeye başlarken sürekli 'onu bulmam lazım' diye sayıklıyordu.

Boş kolidorlarda deli gibi giderken ben arkadan uysalca onu takip ediyordum. Gözlerimden akan yaşlar hiç durmuyordu, kafam sürekli başka çözümler bulmanın yollarını arıyordu ama haklıydı. Hogwarts'ın duvarlarını bir tek o dolap aşabilirdi.

O dolaptan başka şansımız yoktu.

Gözlerim boş duvarlarda dikkat çeken bir hareketliliğe takılırken adımlarım yavaşladı, dudaklarım yavaşça aralanırken dizlerim titredi.

Duvarda bir kapı belirdiğinde, gözümden yaşlar akmaya devam ederken gülmeye başladım. Omuzlarım düştü, hissettiğim rahatlık karnıma bir ağrı saplanmasını sağlamıştı.

''Teşekkür ederim.'' başımı geriye atıp mırıldandım. Benden oldukça uzaklaşmış Malfoy'a seslendim, ''Dur artık! Sanırım onu buldun.'' hızla bana doğru dönerken adımlarını büyük büyük atarak yanıma geldi. Duvarda yoktan var olan büyük süslü kapıya bakarken gözle görülen bir şekilde rahatladığı anlaşılmıştı.

''İhtiyaç Odası?'' onu onaylamam için bana dönerken omuzları düşmüştü. Onu heyecanla onayladım, ''Peki burada ne işi var ki?'' titremesi hafiflemişti.

''Bilmem,'' ellerim dolu olduğu için gözlerimi omzuma silerken hızlıca etrafı kolaçan ettim ve başımla kapıyı işaret ettim. ''Aç, eğer içerideyse ne halde olduğuna bakalım, neler yapabileceğimiz konusunda en azından fikir sahibi oluruz.'' Malfoy titreyen elleriyle kapıyı açtığında arkasından bende hızlıca içeriye girdim.

Kapı büyük bir gürültüyle arkamızdan kapandığında titredim. Kaşlarım karanlık ortamla çatılırken dağınık odayı inceledim,

''Sizi yakaladığımız gün,'' omzunun üstünden bana doğru baktı, ''Burası böyle gözükmüyordu. Sanki şuan bir ambar gibi...'' elimdeki kitapları yere bırakırken içeriye doğru adımladım.

''Biliyorsun bu oda ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.'' elim tozlu eşyaların üzerinde gezindi. Kaşlarım tanıdık şeylerle çatılırken sanki ayak altından kalkmasını istedikleri şeyleri buraya atmış gibiydiler. ''Biz çalışmak için bir yer arıyorduk ve o yüzden antreman yapabileceğimiz bir yer haline gelmişti. Şuan tek istediğimiz şey o dolabı bulmak, herhangi bir ortam hayal etmiyoruz. O yüzden etraf bu kadar dağınık. Özünde evet burası bir depo...'' tanıdık bir çok eşyanın önünden geçerken iyi hissetmiyordum.

Boğazımda bir yumru vardı, ihaneti hatırlatan...

''Peki bu ne?'' Kelid aynasının önünde durduğumda merakla sordu ve yanıma geldi. Burukça aynadaki görüntüye bakarken yanından çekildim.

''Kelid Aynası... Daha önce görmedin mi?'' mırıldandım. Aralık dudaklarıyla başını iki yana salladı, gözleri aynada gördüğü görüntüden çekilmiyordu. ''En derin arzularını gösterir, senin bile kabul edemediğin şeyleri... Dumbledore'un dediğine göre dünyanın en mutlu insanı aynayı normal görürmüş... fakat arzusu, isteği olan kişiler ölüleri bile canlı görebilirler... geçmişi yada geleceği görebilirsin. O sadece senin arzundur.'' başını iki yana salladı onun da suratında buruk bir ifade vardı.

''Yani gerçekleşemeyecek şeyleri görsteriyor.'' başımı salladım. ''Tehlikeli bir şeye benziyor.''

''Önünde deliren sayısız cadı ve büyücü varmış. Acıklı...'' gözlerim karanlık ortamı tararken kollarımı birbirine sardım.

''Delirtmeyecek gibi değil.'' yığınların arasından dikkatlice geçerken kolumdaki saate baktım.

''Sende aritmansi dersi almıyor musun?'' homurdandığını duydum.

''Alıyorum.'' omzumun üzerinden ona baktım.

''Ama derse girmedin,'' suratını buruşturdu ve bana aptalca bir şey söylemişim gibi baktı.

''Çünkü dolap kaybolmuştu Granger. O sırada ders düşünecek vaktim yoktu.''

''Dikkat çekmemen gerekiyordu, Malfoy. Bugün ilk gün,''

''Asıl sen kendine bak.'' yüksek bir sesle konuştu. ''Nott ile ne konuştun?'' kaşlarım çatık bir şekilde ona döndüm,

''Önemli bir şey değil. Sadece her zamanki atışmalardan biriydi. Bana hakaret edince bende birkaç laf söyledim işte.'' omuzlarımı silktiğimde inanmadığına dair bir surat ifadesi vardı.

''Nott senden ve Potter'dan kuşkulanıyor. Sürekli fısıldaştığınızı falan söylüyor,'' güldü. ''Bir şey biliyormuşsun gibi davrandığını düşünüyor.'' kaşlarımı kaldırdım.

''Biliyorum zaten.'' tekrar önüme döndüm. ''Ona sizin oralarda başarısızlığın hoş karşılanmadığını söyledim. Bir de kurt adamlardan bahsetmiş olabilirim,'' sinirle güldüğünü işittim.

''Kolunu da göstereydin, çünkü gerçektem hiç belli etmemişsin.'' gözlerimi devirdim.

''Senin yanında benimki hiçbir şey.'' işittiğim tıkırtı sesleriyle duraksadım. Tekrar Malfoy'a döndüğümde onunda kaşları çatıktı. Başını kaldırmış etrafı dinliyordu,

''Duydun değil mi?'' dudaklarımı birbirine bastırdım ve başımla onayladım.

''Herhangi bir hayvan olabilir, tıkırtı sesi.''

''Hayır bu başka bir şey.'' tıkırtı ve uğultu seslerini takip etmeye başladığında peşinden gittim, kalbim hızlanmıştı.

''Dolap olabilir mi?'' ilerledikçe kumaşlarla örtülmüş bir çok şeyi görmeye başlamıştık. Malfoy adımlarını örtülü yüksek bir şeye doğru hızlandırdı, bakışlarını bana çevirdi.

''Bu olmalı,'' kaşları çatıktı, desenli kumaşı tutup çektiğinde etrafa toz taneleri saçıldı. Öksürdüm ve elimi sallayarak tozları uzaklaştırmaya çalıştım.

Büyük siyah dolap ortaya çıktığında yüzüm buruştu. Kırık dolaba bakarken umutsuzluk beni sardı, dolap kendi kendine sesler çıkartıyordu. Tıkırdıyor, uğulduyordu ve arada titriyordu.

''Pekala, bu dolap berbat halde.'' elimi dolabın sökük kapaklarında gezdirdim. ''Eğer biri buradan geçmeye çalışırsa bu onu öldürebilir bile.'' homurdandım ve ona baktım. Elleri titriyordu ve anlında tekrar boncuk boncuk terler oluşmuştu.

''Yapabilirim, bunu onarabilirim.'' kendi kendine mırıldanarak dolabın her köşesini inceledi.

''Borgin herhangi bir haber yollamadı mı?'' umutsuzdum, bu onarılmaz haldeydi.

''Henüz değil.'' sıkıntılı bir nefes verdim.

''Çok zor olacak. Ama yapabileceğimize eminim.'' yüzünü buruşturduğunu gördüm ama cevap vermedi.

Başarmaktan başka bir şansımız yoktu...

İkimizde bunu biliyorduk...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.