
İksir sınıfına girdiğimde gördüğüm azınlık grup göğsümün gururla kabarmasına sebep olmuştu.
Havası bile değişmiş sınıfa göz atarken fokurdayan kazanlardan buhar çıktığını görebilmiştim. Etrafı buharlar sardığı için nemli olan sınıfta farklı kokular burnuma ilişiyordu. Kazanların ve Profesör Slughorn'un masasına yakın olan boş bir masaya yerleştiğimde kokular daha tanıdık gelmeye başlamıştı.
Kaşlarım çatık bir şekilde ne olduklarını anlamaya çalışırken yanımda hissettiğim bedenle odağım dağıldı,
''Selam, Hermione.'' bakışlarımı yanımdaki Ernie'ye çevirirken kaşlarımı kaldırdım, demek S.B.D derecesi bu dersi almasına yeterliydi, ''Sabahtan, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinde sizinle konuşma fırsatını yakalayamadım.'' dudaklarımı büzdüm. Birini arıyormuş gibi merakla etrafa bakınıyordu,
''Oh, selam... Senin orada olduğunu fark etmemiştim.'' yüzü asılırken bozuntuya vermemeye çalıştığı belliydi, gözlerim Ernie'nin başının arkasından suratsız suratsız tüm kiniyle bakan Nott'a ilişti. Ve o da burada... Yanında yiyişen Parkinson ve Malfoy'a odaklanmadan bakışlarımı Zabini ve Greengrass'ın üzerinde de gezdirdim. Görünürde başka Slytherinli yoktu, tahmin edilebileceği gibi...
''Um, Harry yok mu? Ders başlamak üzere ne zaman gelecek?'' Ernie'ye döndüm. Tabiki tek derdi Harry Potter'dı. Kendini beğenmiş, ün budalası bir çocuktu. Hufflepuff birine göre aşırı hareketleri olması her zaman göze batardı. Omuzlarımı silktim,
''S.B.D notu yetmedi... Sormadan söyleyeyim evet tahmin ettiğin gibi Ron'un da yetmedi.'' alttan alttan güldüğünü yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle saklamaya çalışıyordu.
''Ron'u anlıyorum fakat Harry... şaşırdım doğrusu, onunla da konuşmak istiyordum.'' kısa saçlarını karıştırdı tüm ilgisi azalmış gibiydi. ''Her neyse birazdan Profesör gelir, burada kalabilirim değil mi? Yalnızım ve sende yalnızsın...'' elimi boşluğa salladım, ona kalabilirsin işareti yaptığım sırada zindanın kapısı açıldı ve ilk olarak koca bir göbek hemen ardından güleç yüzlü Profesör Slughorn göründü.
Zabini'yi özel bir ilgiyle selamlarken kaşlarım şaşkınlıkla kalkmıştı, kollarım istemsizce göğsümde birleşirken Slughorn'un gözü bir şey arıyormuş gibi etrafta dolaştı ve omuzları düştü.
''Zabini'ye farklı bir ilgi mi gösterdi yoksa bana mı öyle geldi?'' kulağımda hissettiğim fısıltıyla derin bir nefes içime çektim,
''Yanlış görmedin Ernie.''
''Slughorn'un ün budalası olduğunu duymuştum doğrusu fakat neden Malfoy veya Nott değil de Zabini? Ne özelliği var ki?'' dudaklarım kıvrıldı ve kaşlarım kalktı, Ernie'ye döndüm.
''Annesini bilirsin, hikayeleri efsaneleşti.'' Ernie'nin gözleri parlarken kıskıs güldü, ''Diğerlerine gelince namları temiz değil,'' Ernie kaşları kalkık bir şekilde somurtan Malfoy ve Nott'un üzerinde bakışlarını gezdi ikiside hissetmiş gibi bize dönerken Ernie panikle önüne döndü.
''Trende Slughorn'un bazı isimleri yanına çağırdığı ve onları çağırmadığı söylentisi dönüyordu Gerçek o zaman?'' Harry'nin de davet edildiği bilgisini vermedim ve profesöre döndüm.
Kazandan yayılan koku gittikçe beni etkisi altına almaya başlarken rahatsızca yerimde kıpırdandım, Ernie'nin ve sınıfın geri kalanının da kokunun etkisiyle uyuştuğu açıkca belliydi.
''Hey tamam, tamam... buraya bakın! Evet, buraya!'' dumanların ardından bıkmış gibi görünen Slughorn dikkatleri toplamaya çalıştı. ''Hepiniz tartılarınızı, iksir takımlarınızı ve İleri Seviye İksir Yapımı kitaplarınızı çıkarın.'' kısa bir süre ardından istenen tüm malzemeler masanın üzerindeydi,
''Çok güzel bir koku değil mi? Yaban mersini gibi,'' Ernie uyuşukça mırıldandığında gözümün ucuyla ona baktım tembelce gülümseyip olduğu yerde sallanıyordu,
''Çok fazla kokuyu nüfuz etmemeye çalış Ernie, oldukça tehlikeli olabilir.'' umursuyor gibi değildi, aksine masanın üzerine doğru eğilmiş kokuyu daha net almaya çalışıyordu.
''İncelemeniz için birkaç iksir hazırladım... sırf ilginizi çekmek için. Bu iksirlerin tümü F.Y.B.S'lerinizi tamamladıktan sonra yapabileceğiniz şeyler... Pekala, bu iksirleri daha önce yapmadınız ve belki görmemişsiniz de fakat duymuş olmalısınız.'' Malfoyların masasının tarafındaki bir kazana ilerledi ve tam o sırada büyük bir gürültüyle içeriye Harry ve Ron fırlatılmış gibi girdiler. Slughorn'un şokla yerinde zıpladığını hareket eden göbeğinden anlamıştım,
''Oh, Profesör derse başlamışsınız. Geç kaldık, isterseniz çıkabiliriz.'' Ron büyük bir umutla arkasını dönerken Harry onu kolundan sıkıca tuttu.
''Geç kaldığımız için üzgünüz Profesör, normalde biz bu dersde değildik fakat Profesör McGonagall bize biraz önce haber verdi ve...'' Slughorn mutlu bir şekilde elini kaldırdı,
''Evet, evet haberim var. Lütfen, lütfen kendinize bir yer bulun.'' Harry minnetle gülümsedi ve bakışları sınıfta gezindi,
''Fakat Profesör bizim hiç malzememiz ve kitabımız yok, alma fırsatımız olmadı.'' Slughorn önemsiz bir şeymiş gibi elini salladı,
''Şu dolapta kitap olmalı ve malzemeleri de şimdilik stok dolabından kullanabilirsiniz. Dolapta tartı olduğuna da eminim.'' Harry ve Ron bezmiş bir şekilde Slughorn'un işaret ettiği dolaba ayaklarını sürüyerek ilerlediler. Tüm sınıf onları izliyordu, onlar ise hiç acele etme niyetinde değildi. Kaşlarım çatık bir şekilde onları izledim, dolabın önündeki küçük kavgaları sinirden yüzümün kızarmasına sebep olmuştu. Sonunda yanımıza geldiklerinde iğneleyici bakışlarımı ikisinin de üzerinde gezdirdim.
''Burada ne işiniz var? S.B.D'leriniz burada olmak için yeterli değil.'' öfkeyle mırıldandım.
''McGonagall işte, mutlu ve boş vaktimiz olmasındansa notumuzun yetmediği bir derse bizi sokmayı tercih etti. Düşününce gerçekten ona benziyorsun, mutlu insan görmekten nefret ediyorsunuz.'' öfkeyle kitabımı eline vurdum.
''Seherbaz olmamız için bu dersi almamız gerekiyordu. McGonagall, Slughorn'un 'Beklenenin Üstünde' not alanları da kabul ettiğini söyledi.''
''Beklenin Üstünde bir üne sahip olanlar mı?'' Ernie kendini durduramadan söylediği sözler aklımdan geçen şeylerdi yine de ona ters ters baktım.
''Bunu profesörlerle tartışabilirsin Ernie.'' Ron homurdandı.
''Pekala, bu iksirin ne olduğunu söyleyecek biri var mı?'' elim hızla havalanırken, Slughorn'un kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı ve onay verdi.
''Veritaserum, efendim. Bu iksir renksiz ve kokusuzdur, içen herkesi doğru söylemeye mecbur bırakır.'' gururla çenemi kaldırdım.
''Çok iyi, çok iyi. Peki bunu bilen var mı? Oldukça çok bilinen ve kullanılan bir iksirdir. Son zamanlarda bazı Bakanlık kitap-'' elim tekrar havalanırken sözünü kestim,
''Çok Özlü İksir, efendim.'' daha sadece 13 yaşındayken yaptığım ve kullandığım iksiri tabiki tanıyordum,
''Mükemmel. Peki bunu biliyor musunuz, yavrularım?'' gözleri sınıfı tararken elim tekrarr havadaydı,
''Bu, Amortentia.'' sınıftaki kızların mırıldandıkları duyulabiliyordu.
''Gerçekten, evet, bu o. Budala gibi görünmek istemem yavrum fakat bunun ne olduğunu bildiğini düşünüyorum,''
''Dünyadaki en güçlü aşk iksiridir.''
''Tamamıyla doğru, göze çarpan sedefimsi parlaklığından anladın sanırım,'' gülümsedim,
''Evet, ayrıca buharı tipik halkalar şeklinde yükseliyor. Herkese farklı bir koku verir,''
''İsmini öğrenebilir miyim, yavrum?''
''Hermione Granger, efendim.'' Slytherinlilerin kinle baktığını göz ucuyla görebiliyordum.
''Granger? Granger? İleri Düzeydeki İksir Cemiyeti'nin kurucusu olan Hector Dagworth-Granger ile bir akrabalığın olabilir mi, peki?'' yüzüm düşerken dudaklarımı birbirine bastırdım. Slytherinliler bu sefer alaycı bakışlar atıyordu, Parkinson'ın küçümseyici bakışlarıyla sıkıca masama tutundum.
''Hayır, efendim. Sanmıyorum. Gördüğünüz gibi ben bir Muggle doğumluyum.'' Malfoy'un Nott'un kulağına eğildiğini ve gülüştüklerini görmek ağzımın içini kuruturken sinirle kalbim hızlanmıştı.
''Ohoo! Benim en yakın arkadaşlarımdan biri de Muggle doğumlu ve o döneminin en iyisi! Sanırım bu sana tanıdık geliyor ha, Harry?'' yüzüm utançla kızarırken dudaklarımı birbirine bastırdım.
''Kesinlikle, efendim. Oldukça tanıdık geliyor.''
''Gryffindor'a 20 puan, Miss Granger.''
''Gerçekten ona dönemin en iyisi olduğumu mu söyledin? Ah, Harry!'' kollarımı ona sarıp yanağını öptüğümde güldü.
''Peki bunda garip olan ne? Bana sorsaydı bende aynısını söylerdim çünkü gerçekten de döneminin en iyisisin.'' yerinde kıpırdayan Ron'a sus işareti yaptım ve tekrar Slughorn'a döndüm.
Malfoy'un ona yumruk attığım zamanki surat ifadesiyle olduğunu gördüğümde daha geniş bir şekilde gülümsedim.
''Amortentia gerçek bir aşk yaratmaz tabi ki... büyük bir miktarda sevgi olması aşk olduğu anlamına gelmez. Hayır, bu sadece delicesine bir saplantıya sebep olur, muhtemelen bu odadaki en güçlü ve tehlikeli iksirde bu.'' Slughorn ciddiyetle, alayla gülümseyen Malfoy ve Nott'a döndü. ''Benim kadar yaşadığınız zaman, saplantılı bir aşkın gücünü küçümsemeyeceksiniz.'' umursamadan gülmeye devam ettiler. Slughorn küçük bir şişeye iksiri doldururken dikkatliydi,
''Peki bana hangi kokuları aldığınızı söylemenizi istiyorum. Böylece bir nebze gerçekleri keşfedersiniz. Miss Granger sizinle başlayalım,''
''Uhm, ben taze çimen, parşömen...'' aldığım kokuyla gözlerim büyürken utançla baştan aşağı kızardığıma emindim, ''yaseminsi bir koku sanırım Ylang-Ylang,'' yutkundum ve sıcak bastığını hissederken tekrar derin bir nefes aldım bu seferde tanıdık bir koku alırken başımı eğdim ve gözümün ucuyla Ron'a baktım, ''sanırım diş macunu.'' Malfoy'un arkamdan kıkırdadığını duyabiliyordum.
''Şekerli turta, süpürge sapından gelen odun kokusu ve çiçeğimsi bir koku.'' Harry konuşurken aklım hala aldığım o garip kokudaydı. Hoşlandığım bir koku hiçbir zaman olmamıştı. Kokunun anlamı beni daha da gererken ensemi ovdum,
''Toprak, lavanta, kızarmış tavuk ve çikolata kokusu alıyorum.'' Ron'un sözleriyle dişlerimi birbirine bastırdım. Lavander'in bir kaç masa ileriden duyduğu sözlerle kızardığını görebiliyordum. Lavanta...
''Gelelim size Baylar,'' Slughorn kendinden emin bir sesle konuştuğunda sızlayan burnumla Slytherinlilere baktım.
''Yağmur kokusu alıyorum.'' Malfoy bıkmış bir şekilde mırıldandı fakat Slughorn devam etmesini istiyor gibiydi. Malfoy sıkıntıyla derin bir nefes aldı, ''Çikolata, nergis ve ahududu.'' bozguna uğramış bir şekilde geri çekildi ve yüzünü buruşturdu.
''Şeker, çikolata ve nergis.'' Nott rahatsızca mırıldandı. Malfoy ile birbirlerine gergince baktılar ve gerginliklerini örtmek istermişcesine hafifçe gülümsediler.
''Jacaranda, Ylang Ylang ve Sandal Ağacı.'' Parkinson, Malfoy'a dik dik bakarak konuştuğunda Nott ve Malfoy hala rahatsızca birbirlerine bakıyordular.
''Düşünsenize Malfoy ve Nott'un ikisinin de Parkinson'a aşık olduğunu,'' Ron alayla konuştu.
''İkiside çok rahatsız görünüyor. Parkinson mu bilmem ama ortak bir kız olduğuna eminim.'' Ernie onayladığında yüzümü buruşturdum.
''Fakat Parkinson öyle kokmuyor ki... O daha çok pudramsı bir koku yayıyor.'' kaşlarım çatık bir şekilde Harry'e döndüm.
''Peki sen nerden biliyorsun?'' Harry'nin yanakları kızarırken gözlerini kaçırdı.
''Kavga ettiğimizde bana saldırmıştı ya,'' mırıltısıyla birlikte dik dik bakmaya devam ettim.
''O esnada sen de onu mu kokluyordun?''
''Burnumu mu tıkamalıydım?'' cevap vermek için dudaklarımı araladığım sırada Ernie'nin meraklı sesini duydum.
''Efendim, bu iksirin ne olduğunu söylemediniz.'' işaret ettiği kazan fokurdarken yere küçük damlalar sıçrıyordu. Slughorn Amortentia kazanının ağzını kapatırken bu anı bekliyormuşcasına gülümsedi,
''Bu ilginç bir iksir. Bayanlar ve baylar, bu Felix Felicis olarak adlandırılıyor.'' sınıfta gözlerini gezdirdi ve bakışları üzerimde durdu, ''Miss Granger, Felix Felicis'in ne işe yaradığını bize söylemek ister misiniz?'' heyecanla dudaklarımı ısırdım,
''Şans sıvısı. Küçük bir damlası bile tüm gününüzü şanslı geçirmenizi sağlar.'' sınıftakiler merakla iksire bakıyordu.
Harry ise dikkatini büsbütün, odaklanmış Malfoy'a vermişti. Rahatsızca kıpırdandım ve kabarık saçlarımla Harry'nin görüş alanını kapamaya çalıştım ama işe yaramadı.
''Kesinlikle, Gryffindor'a bir 10 puan daha! Bu küçük eğlenceli iksirin yapımı oldukça zordur. Yanlış yapıldığı takdirde büyük bir felaketle sonuçlanabilir. Ama eğer doğru hazırlandıysa istediğiniz her şeyde başarılı olduğunuzu fark edeceksiniz.'' bakışlarım kaynayan kazandan iksir kitabıma dönerken yapımını gözden geçirdim. ''Bunu, bu dersde bir kişiye ödül olarak verebilirim.'' başım hiddetle Slughorn'a dönerken boynumun sızlamasını umursamadım.
''Küçük bir şişe... 12 saatlik bir şans için yeterli, şafak vaktinden akşam alacakaranlığına kadar... istediğiniz her şeyde başarılı olacaksınız.'' kalbim hızlanırken ellerim terlemeye başladığını hissetmiştim. Ona sahip olmak her şeyi kolaylaştırırdı, Malfoy'a baktığımda onunda bana baktığını fark ettim.
O şişeye sahip olmalıydık...
''Kitabınızın 10. sayfasını açarsanız Yaşayan Ölünün Soluğu iksirini görebilirsiniz. Kusursuz bir iksir beklemiyorum ama bu iksiri aranızda en iyi yapan kişi Felix'i kazanacak.''
Sınıfta sadece gıcırtılar ve sayfa hışırtıları duyulurken, panikle kitabımı karıştırmaya başladım. Malzemelerimi hızlıca hazırlarken, gözlerim arada panikle çalışan Malfoy'a kayıyordu.
Çoğalan buharlarla, nem oranı yükselirken saçlarım olduğundan daha fazla kabarmış ve enseme yapışmışlardı. Umutsuzca kazanımı karıştırırken, istendiği gibi akıcı, siyah kuşüzümü-renkli sıvıya benzemesi bile beni rahatlatmıyordu.
''Efendim, büyük babamı tanıyor olmalısınız... Abraxas Malfoy?'' bakışlarım malzemelerden tekrar Malfoy'a dönerken dudaklarımı birbirine bastırdım. Sanki babasını anmak istemiyor gibiydi... Elbette babasını sorabilirdi ama büyük babasını sorma gereğinde bulunmuştu.
''Tanıyordum.'' Malfoy'a bakma gereği bile duymamıştı, Greengrass'ın iksirini inceliyordu. ''Öldüğünü duyduğumda üzüldüm, onun yaşındaki biri için ejderha frengisi beklenmiyordu.'' Slughorn başka bir masaya gittiğinde Malfoy hakarete uğramış gibiydi.
Hala parlak leyla bir renge dönmemiş iksirimi karıştırırken yüzümü buruşturdum, Harry'nin bir şeyler sorduğunu duyabiliyor ama algılayamıyordum sadece baş sallamakla yetindim. Ağlamak istiyordum, ısınan yüzümü ovuşturdum.
''Bunu nasıl yapabildin?'' şokla Harry'nin açık pambe rengi iksirine baktım.
''Saat yönüne ka-'' ayağımı yere vurdum.
''Kitapta saatin aksi yönü diyor. Saat yönüne olmaz!'' umursamazca işine döndüğünde şaşkınlıkla ona baktım.
Kazanımı daha hiddetle karıştırırken, koyu bir pembe rengine döndürebilmeyi başarmıştım ama hala Harry'nin ki gibi açık tonda değildi.
''Süre doldu!'' tüm kazanları inceledi, karıştırdı, kokladı, yüzünü buruşturdu... Bizim masamıza geldiğinde benim iksirime sadece başını salladı ve Harry'nin iksiriyle yüzü parladı yavaşça Harry'nin omzuna vurdu ve diğer iksirleri incelemeye devam etti.
Hepimiz Slughorn'un etrafında kazananı açıklaması için toplanırken kollarım öfkeyle göğsümün altında birleşmişti. Kaşlarım çatık bir şekilde Harry'i izlerken kazananın o olduğunu biliyordum. Kanımın kaynadığını hissederken dik bakışlarımı üzerinden çekmedim,
''Başarabildin mi?'' fısıltısıyla yanımdaki bedene döndüm. Alışık olunmayan bir şekilde saçları karışmış Malfoy'a olumsuz bir bakış attım.
''Pekala hepinizi emekleriniz için öncelikle tebrik ederim. Fakat bir kazanan olacağını söylemiştim, açık ara kazanan ise Harry Potter!'' sınıfta isteksiz bir alkış koparken yavaşça alkışladım. Slytherinliler ise kollarını oynatma zahmetine bile girmemişlerdi. Harry yüzündeki aptal gülümsemeyle iksiri cebine sıkıştırırken Slughorn ile kucaklaştı.
''O iksiri almalısın.''
''Hırsızlık yapmayacağım, Malfoy.'' öfkeyle nefes verdiğini duyabiliyordum.
''Ahlakını kısa bir zaman önce kaybettin Granger. Bana nutuk çekme.'' ellerim iki yanımda yumruk şeklini aldı.
''Harry'den onu alamam. O vermez bir kere, eşyalarını paylaşmıyor ve dokunulunca anlıyor.''
''Ne yapmayı planlıyorsun o zaman? Beni aydınlat, lütfen... Ona ihtiyacım var.'' gözlerimi devirdim.
''Açıkca, başka bir çözüm bulmalısın gibi gözüküyor Malfoy.''
*** *** ***
Aklımı Harry'nin kitabı kurcalamaya devam ederken Lord'a ileteceğim bilgileri yazdığım not defterime birkaç ayrıntı daha ekledim. Bacaklarımı daha rahat bir konum için evimde olan ve beni her zaman huzurlu hisstiren kanepenin üzerinde katladım.
Malfoy'un sinirle bir şeyleri tekmelediğini duyduğum bıkkınlıkla başımı kaldırdım,
''Bir şeyleri yanlış yapıyor olmalısın, eğer yardım etmeme izin verirsen...'' öfkeyle parıldayan gözlerini üzerime dikti.
''Yardımına ihtiyacım yok! Burada olmana bile ihtiyacım yok!'' bağırışıyla yüzümü buruşturdum.
''Anlamıyorum neden benden bu kadar nefret ediyorsun?'' isyankar sesimle yüzünde tiksinir bir ifade oluşmuştu. ''Afedersin yanlış soru, neden nefret ettiğini biliyorum çünkü aynı sebeplerden bende senden nefret ediyorum. Düzeltiyorum, neden burada olmamdan bu kadar rahatsızsın? Bu ikimizede verilen bir görev, elimde olsa sence seninle tozlu bir odaya kapanır mıydım? Ama emirler böyle.'' sert adımlarla bana yaklaştı,
''Açık değil mi? Sana güvenmiyorum Granger, o aptal elf suratın ve cin gibi gözlerinle etrafta dolaşıp bilgi edinmen beni rahatsız ediyor.'' sırtımı kanepeye yasladım ve başımı iki yana salladım.
''Fakat Lord Voldemort bana güveniyor, burada senin güveninin önemli olduğunu sanmıyorum.'' yüzü kasıldı, başımı omzuma doğru eğdim. ''Yoksa Lord'u kandırdığımı mı düşünüyorsun? Onu aptal yerine koyduğumu mu...'' asasını çenemin altına dayadığında dudaklarımı birbirine bastırdım.
''Seni küçük aşağılık Bulanık! Planının ne olduğunu anlamadığımı mı sanıyorsun?'' yüzüme küçük alaylı bir gülümseme yerleştirdim.
''Senden korkmuyorum Malfoy, güvenini de istemiyorum. Beni zorlama,'' tehditkar görünüyordu,
''Neden buradasın?'' tek kaşı havalandı, ''Gerçeği söyle ve kurtul, ha... neden arkadaşlarına sırtını döndün? Ya da gerçekten döndün mü? Bana hiç öyle gelmiyor, bana aramıza casus olarak sızmışsın gibi geliyor. Buna izin vermem...'' asasını boğazıma bastırdı ve bana doğru eğildi.
''Sıkıldım artık Malfoy, gerçekten.'' asasını itmeye çalıştım ama güçlüydü ve dudakları heran bir lanet fırlatacakmışcasına kıvrılmıştı, ''Neden burada olduğum gerçeği seni hiç ilgilendirmiyor. Bu Lordla benim aramda. Lordla anlaşma yaptık, beni seçti, bana güvendi ve görevlendirdi. Tek bilmen gereken şey bu! Ama eğer herhangi bir şüphen varsa bunu Lord'a paylaşmaktan çekinme çünkü ben çekinmeyeceğim. O esnaya kadar burada kalıp işine burnunu sokmaya, bilgi edinmeye devam edeceğim. Şimdi o lanet asanı çek!'' öfkeyle bağırdığımda yüzündeki duygularını saklamaya çalışan alaylı ifadesiyle geri çekildi.
''Açığını bulacağım, Granger.'' yere düşmüş not defterimi alırken sinirle boynumu kaşıdım.
''Sabırsızlıkla bekliyorum, Malfoy.''
Aradan geçen dakikaların ardından yerimden kalkarken kollarımı göğsümün altında birleştirdim, o ise dolabın önüne oturmuş bacaklarını kendine çekmişti. Aklımı kurcalayan soruyla ona doğru adımladım, eğer bilinen biriyse Malfoy gibi soylu bir aileden gelen biri bunu bilebilirdi, ''Malfoy,''
''Ne istiyorsun?'' yanına otururken kaşlarım çatıktı,
''Melez Prens diye birini tanıyor musun?'' yüzünü buruşturarak bana döndü,
''Bu ne saçmalık... prenses ve prens hikayeleri mi okuyorsun, Granger? Senin küçük romantik hikayelerine ayıracak vaktim olduğunu mu sanıyorsun?'' gözlerimi devirdim.
''Saçmalama, lütfen.'' homurdandım ve eteğimi düzelttim. ''Büyücülük dünyasında, daha önce Melez Prens diye birini duydun mu? Önemli biri, iksirde başarılı, adını duyurmuş...'' düşünüyormuş gibiydi.
''Bu Melez Prensin bir adı yok mu?''
''Bilseydim sorma gereği duymazdım değil mi? Harry'nin İleri Seviye İksir Yapımı kitabı, biliyorsun eski bir kitap aldı. Başkasının kitabı... Felix'i de böyle kazandı.'' kaşları çatıktı, ''Kitabın eski sahibinin talimatlarıyla. Kitabın, Melez Prens'e ait olduğu yazıyor. Bu beni şüphelendiriyor,''
''Hiç duymadım. Neden bu kadar taktın ki?'' alayla gülümsedim.
''Başkalarına ait kitaplarla güzel anılarımız yok, Malfoy. Baban sayesinde ikinci sınıftayken zaten yeterince aksiyon yaşadık.'' önüne döndü, ''Sadece Melez Prensin kim olduğunu öğrenmek istiyorum, Harry ona daha fazla kapılmadan... ayrıca Lord'un bilmesi gereken bir ayrıntı olup olmadığını öğrenmeliyim.'' yerinden kalkarken homurdandı.
''Daha önce duymadım ama eğer önemli biriyse eminim ki kütüphanedeki kitaplarda ismi geçiyordur. Şimdi gidip bakmaya ne dersin?'' düz bir surat ifadesiyle ona baktım ve gözlerimi devirdim...
*** *** ***
''Pekala vereceğim ödev için iki kişilik gruplar oluşturulacak.'' Snape nemrut suratıyla konuştuğu anda Neville omzuma asılmıştı bile. Neville'e attığı küçümseyici bakışla konuşmaya devam etti, ''Miss Granger'ın kolunu bırakabilirsiniz Mr. Longbottom çünkü grupları ben hazırladım bile.'' Neville kızaran yüzüyle umutsuzca omzumdaki ağırlığını kesti.
Kaşlarım çatıkken Malfoy ile bakışlarımız kesişti, hoşnut gibi değildi.
''Mr. Weasley ve Miss Greengrass.'' şüphelerimin gerçekliği omuzlarımın düşmesine neden olmuştu. Mafoy ile bizi eşleştirmek için böyle bir yolu seçmişti. ''Mr. Crabbe ve Mr. Potter.'' Harry isyankar gözlerini Snape'e dikmişti.
''Bu haksızlık! O a-'' Harry'nin bacağını susması için tuttuğumda sesini kesti, Snape ise meydan okuyan bakışlar atıyordu.
''Devam edin Mr. Potter, neden haksızlıkmış?'' Harry sesini çıkarmadı. ''Öyle olsun o zaman, Miss Granger ve Mr. Nott.'' kaşlarım anlamsızca kalkarken şaşkınlıkla Malfoy'a baktım o da şaşkın bir şekilde Snape'e bakıyordu.
Onun bize bir şekilde yardım etmesi gerekmezmiydi? Neden elinde böyle bir şans varken bunu kullanmamıştı?
Nott'un sinsi bakışlarını üzerimde hissederken, rahatsızca yerimde kıpırdandım. Günlerdir ilk defa nefret eder şekilde değilde aklında kurnaz tilkiler dönen bir şekilde bana bakıyordu. Öfkeyle bakışlarına karşılık verdim, aklından ne geçiyorsa yanılıyordu.
Sinirle boynum kaşınırken sertçe boynumu kaşıdım, lanet iz yine kendini hatırlatıyordu.
Malfoy'un da Nott'a baktığını gördüğümde önüme döndüm ve Harry'nin küfürlerini dinlemeye başladım...
*** *** ***
Draco
''Kaşınmayı kesecek misin?'' Blaise'in homurtusuyla şaşkılıkla ona baktım,
''Ne?'' katladığım gömleğin açık bıraktığı kollarımı işaret etti, kaşımaktan kıpkırmızı olmuşlardı ve uzun çizgiler hafif kanlanmıştı.
''Kaşınmandan bahsediyorum, dostum. Pomfrey'e görünmelisin bence, gittikçe kötüleşiyor.'' gömleğimin kollarını indirirken yüzümü buruşturdum.
''Önemli bir şey değil, dediğim gibi stresten.'' yüzü şüpheci bir şekilde gerildi.
''Bu kadar stres yapacağın şey ne ki?'' güldü, ''Yoksa annen sana yeni bir cici baba mı buldu?'' sert bakışlarımı gözlerine diktim.
''Seninkinin aksine Blaise benim babam yaşıyor ve annem de ona oldukça sadık. Şimdi o dilini kökünden koparmamı istemiyorsan araştırmaya dön.'' bakışları kitabına dönerken şaka yaptığına dair bir şeyler mırıldandı.
Sıkıntıyla etrafıma bakındım, Slytherin masasındaki aptal Gryffindor, Ravenclaw ve Hufflepufflara yüzümü buruşturdum.
Okulun dostluk dayanışması nedeniyle karışık bir şekilde yaptığı grup ödevi nedeniyle tüm öğrenciler başka binaların masasına oturmuştu. Herkes harıl harıl haftalarca sürecek ödevin süresini kısaltmak için ödevlerini yaparken Büyük Salon'da gergin bir hava vardı.
Bakışlarım Gryffindor masasına giderken kollarımı göğsümün altında birleştirdim Granger rahatsız olduğu belli olan bir şekilde kitaptaki şeyleri parşömenine geçiriken Nott elini çenesinin altına koymuş bir şekilde onu izliyordu. Bir şeyler planladığı açıktı, intikam istediğini söylemişti ve bu onun için biçilmiş bir kaftandı.
''Theo'yu görüyor musun? Granger'a nasılda bakıyor... aptal bir aşık gibi.'' tiksintiyle vücudum titredi.
''Granger'dan bahsediyoruz Blaise. Sence Nott o kadar düşer mi?'' burnundan bir nefes aldığını duydum.
''Kendisi itiraf etmemişmiydi yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum.'' Miles Bletchley ile ödevini yapan Pansy'e kısa bir bakış attım. Slughorn'un dersinden beri sürekli benimle kavga etmeye çalışıyor ve beni görmezden geliyordu. Lanet iksirden lanet kokusunu almamam onun için büyük bir olaydı anlaşılan. Saçmalık... İksirde, ona yükledikleri anlamda saçmalıktan başka bir şey değildi.
''O sadece Pansy'i sinir etmeye çalışıyordu. O kadar düşmez ama aklında başka şeyler var.''
''Onu yatağa atmak gibi mi?'' boğazımdaki garip hisle bacağımı kaşıdım.
''İntikam, Blaise. İntikam. Granger ve yatak kelimelerini daha fazla bir arada duyarsam gerçekten yüzüne kusacağım. Tiksindirici fantazilerinizi kendinize saklayın, benim yanımda kendinize sakladığını fantazilerinizi de düşünmemeye çalışın bir zahmet.'' bakışlarımı Nott ve Granger üzerinden çekerken tüy kalemimi mürekkebe batırdım.
''Benim Granger'a karşı herhangi bir tiksindirici fantazim yok. Bu gerçekten iğrenç, o bir bulanık.'' kalkan kaşlarımla, rahatsız gözüken Blaise'e döndüm.
''Ve bir Bulanık olmasaydı? O zaman ne değişirdi, Blaise?'' aralık dudaklarıyla bana döndü, başını iki yana sallarken umursamaz görünmeye çalışıyordu.
''Yine bir şey değişmezdi, Draco. Seni temin ederim.''
''İyi.'' başımı salladım ve son bir kez sıkıntıdan daha fazla saçları kabarmış Granger'a baktım.
Önüme döneceğim sırada başını parşömenden kaldırdı ve Nott'un ona bakışlarını fark ettiğinde dudakları aralandı. Gözlerini şaşkınlıkla kırparken geri çekildi ve kaşları çatıldı, dudaklarının öfkeyle büzüldüğünü gördüğümde merakıma yenik düşerek Nott'un zihnine erişmeye çalıştım...
*** *** ***
Hermione
Başımı yorgunlukla kaldırırken Nott'un dik bakışlarını fark ettim. İstemsizce geri çekilirken kaşlarımın çatıldığını hissettim,
''Ne yapıyorsun?'' anlamsızca ona sorduğum soruyla alayla gülümsedi.
''Açık değil mi seni izliyorum?'' gözlerimi devirdim.
''Beni izlemen değil, ödevini yapman lazımdı.'' başımı iki yana sallarken suratımı buruşturdum. ''Ayrıca neden beni izliyorsun ki? Önüne dön.'' yüzündeki alaycı ifade bozulmadı ve başını omzuna doğru eğdi.
''Biran önce bu ödevi bitirmek istiyormuşsun gibi görünüyor.'' dudaklarımı büzdüm.
''Gerçekten mi? Öyle mi görünüyor? Yanlış bir izlenim verdiysem çok üzülürüm Nott. Halbuki bu haftalarca sürecek ödev nedeniyle sürekli senin gibi biriyle, bir arada olmak en büyük hayalimdi.'' kollarını masaya yasladı ve bana doğru eğildi.
''Yani benimle haftalarca bir ödev için beraber olmak seni rahatsız ediyor.'' ona 'ciddi misin?' bakışlarımı atarken ne saçmaladığını anlamaya çalıştım. ''Benden korkuyor musun, Granger?'' gözlerim büyürken istemsiz bir kahkahanın ağzımdan kaçtığını duydum.
''Nott, ne saçmalıyorsun? Yani gerçekten, senden korkmak? Hem de ben, korkacağım ha?'' ellerimi çırptım, ''Kendini çok büyük görüyorsun, Nott! Tanrım!'' gülmemi bastırmazken bozulan suratını izledim. ''Ama hadi senin istediğin yoldan gidelim.'' kollarımı bende onun gibi masaya yasladım ve ona doğru eğildim. ''Bana neden senden korkmam gerektiğini söyle.''
''Kim olduğum ve senin de kim olduğun belli, Granger. Benden korkmak için türlü sebebin var.'' dudağımı alayla ısırdım.
''Kimmişsin, Nott? Lütfen beni aydınlat.'' sinir olduğu belliydi, burnundan sert bir nefes çekti.
''Babasının Azkaban'da sürünmesine sebep olduğun kişiyim, Granger.'' dişlerini gıcırdattı. ''Elbette intikam almak isteyeceğim gerçeğini biliyorsundur.''
''Oh, Küçük Nott'' elimi göğsüme bastırdım. ''Benden intikam mı alacakmış, çünkü babacağı aptal gibi 15 yaşındaki çocuklara karşı girdiği bir düelloda kaybedip çürümesi için bir hücreye tıkıldı. Çok korktum. Nasıl bir intikam alacaksın kim bilir? Saçlarımı boynuza mı çevireceksin, üzerime sümük mü fırlatacaksın yoksa sivilce laneti falan mı atacaksın? Çok korkutucu.''
''Tahmin bile edemeyeceğin şeyler yapabilirim.'' başımı salladım. ''Ayrıca evet babam 15 yaşındaki çocuklara karşı kaybetmiş olabilir ama bu onun bir Ölüm Yiyen olduğu gerçeğini değiştirmez.'' çenemi kaldırdım. ''Ya babam yerine seçildiysem? Bende bir Ölüm Yiyensem?'' ağzım şaşkınlıkla aralanırken bu sefer durduramadığım gürültülü bir kahkaha krizi beni yakaladı. Etraftaki insanların bize şaşkınlıkla baktığını görebiliyordum ama sarsıntılı kahkahamı engelleyemiyordum.
''Aman Tanrım! Komedi gibi bir çocuksun! Daha önce nasıl bu kadar komik olduğunu fark etmediğimi anlamıyorum!''
''Dur! Sana gülmeyi kes dedim!'' sertçe beni bileklerimden tutup çekiştirdiğinde kaşlarım öfkeyle çatıldı. Bileklerimi çekmeye çalıştığım sırada tutuşu sıkılaştı,
''Bırak beni, Nott'' tekrar bileklerimi çektim. ''Dokunma bana!''
''Fark etmediğimi mi sanıyorsun, Granger? İlk günden beri hatta trenden beri Potter ile birlikte bakışların üzerimizde. Sürekli Draco'yu gözlüyorsunuz, bize bakıyorsunuz ve fısıldaşıp duruyorsunuz. Bu kahkaha tufanını sadece bir savunma mekanizması olarak görüyorum. Çünkü aklınızdan ilk günden beri bunlar geçiyor. 'Acaba ne planlıyorlar?' 'Nasıl bir intikam alacaklar?' 'Neden bu kadar umursamazlar, sessizler?' 'Onlar Ölüm Yiyenlerin çocukları. Masum değiller, bu işlerin içindeler ya onlarda Ölüm Yiyen oldularsa?' Korkuyorsunuz, şüphecisiniz.'' bileklerimi sertçe elleri arasından çektim. Parmaklarının izleri çıkmıştı,
''Yanılıyorsun, Nott. Size bakıyoruz çünkü bu bize zaferimizi ve sizin ne kadar ezik sürüngenler olduğunuzu hatırlatıyorsunuz. Korkmuyoruz ve şüphelenmiyoruz.'' dudaklarımı büzdüm. ''Ama sana bir tavsiye bu düşüncelerini başka bir yerde söyleme aramızda kalsın yoksa çok dalga geçilirsin. Hadi ama Nott! Senin ve Malfoy'un bir Ölüm Yiyen olduğunu düşündüğümüze gerçekten kendini inandırdın mı? Karan- Kim Olduğunu Bilirsin Sen'in gerçekten 16 yaşındaki iki çocuğu o kadar darbeden sonra kendine kabul edeceğini falan düşündüğümüzü mü sandın. Ne yapsın be sizi? Babalarınız yakalanmış, iki vasıfsız ergen olarak siz mi ona bir şeyler kazandıracaksınız? Ki eğer böyle düşünseydik bile bu sen değil Malfoy olurdu... Sen kimsin ki, böyle yüksek bir makama layık olasın?''
Öfkeyle masaya vurdu ve tekrar elini bana doğru elini uzattı, elinden uzağa çekildim
''Nott,'' Malfoy'un sesini duyduğumda bakışlarımı kaldırdım, bir elini Nott'un omzuna koydu ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Kollarımı göğsümün altında birleştirirken dik bakışlarımı üzerlerinde tuttum. Nott hala sinirli olduğu belli olan hareketleriyle eşyalarını topladı ve yerinden kalktı. Sert adımlarla Ortak Salon'un çıkışına ilerlediği sırada Malfoy hafifçe başını salladı ve Nott'un peşinden gitti.
''Greengrass beni deli ediyor!'' yanımdaki boş alanın dolduğunu hissettiğimde başımı o tarafa çevirdim. Ginny kızıl saçlarını sertçe geriye attı,
''Daphne-''
''Astoria.'' kaşlarım çatıldı ve bir süre sonra farkındalıkla dudaklarımı büzdüm.
''Daphne'nin küçük kız kardeşinden mi bahsediyorsun?'' başını salladı. ''Neden onunla berabersin ki?''
''Snape bize de ödev verdi. Sırf Luna'yla ayırılmamız için beni Astroia ile eşleştirdi. Ama beni çıldırtıyor! Konuyla yakından uzaktan alakası bile yok tek yaptığı söylenip durmak ve gıcıklık yapmak. İnanır mısın, bana 'Neden erkekler senden hoşlanıyor? Onlara ne vadediyorsun?' diye sordu! Saçlarını yolmak istedim, yaptığı imaya bak!'' gözlerimi devirdim.
''Slytherinli... fazla şey beklememek gerek.'' gülümsedim ve omzunu dürttüm. ''Yinede Slytherinlilerin seni kıskandığını bilmek hoşuna gitmedi mi? Erkeklerin akıllarını başından alıyorsun.'' yanakları kızardı ve gülümsedi ama üzüntülü olduğu açıktı.
''Evet, kimin hoşuna gitmez ki, değil mi? Erkekleri etkilemek ve bu yüzden kıskanılan biri olmak. Herkes benimle olmak ister...'' omzunu tuttum. Harry konusunda kendini yiyip bitiriyordu. ''Neysa, beni de Dean kaptı.'' kıkırdadı.
''Seni fark etmeyen biri sadece kördür Ginny ya da aşka zaman ayıramayacak kadar kafası doludur.'' masanın üzerindeki parşömenle oynadı.
''Sadece beni fark edemeyecek kadar kafası dolu... başka kızlara karşı ise gözleri kör değil.'' başını iki yana salladı. ''Sen ve Nott arasında ne geçti? Anlamadım. Bir an gülüyor, bir an da bağırışıyordunuz. Şakalaşıyor musunuz yoksa kavgamı ediyor anlamadım. Senin bir Slytherinli ile -özellikle Nott ile- laubali bir ilişkinin olmayacağını biliyorum ki sana sert davrandığıda açıktı.'' bileklerimi işaret etti. ''Yanınıza gelip sana destek olmak istedim ama o sırada Greengrass başka saygısızca şeyler söylemekle meşguldu ve bilirsin sen Hermione Grangersın. Kendini koruyabileceğini bildiğim için karışmadım.''
''Sorun değil. Karışabileceğin bir durum yoktu zaten. Önemli bir şey değil, sadece aptal Nott ve yanında egosu. Babası Azkaban'a atıldığından beri tüm nefretini bana yoğunlaştırmış durumda. Gözümü korkutmaya çalışıyordu, intikam ya da kendisinin de karanlığa karışmasıyla ilgili. Sadece saçmalık.'' başımı iki yana salladığımda suratında düşünüyormuş gibi bir ifade vardı.
''Peki endişelenmiyor musun? Yani intikam alacağından ya da dediği gibi gerçekten karanlığa çekilmesiyle ilgili.''
''Hayır, endişelenmiyorum. Ginny biz -sende dahil- o kadar şey yaşadık ki 16 yaşındaki bir çocuktan korkmak çok basit kalıyor. Ki o çocuğun babasıyla düello yaptık ve o kaybetti. Sadece gözümüzü korkutmaya ve ağzımdan laf almaya çalışıyor. Harry... Sirius'tan sonra hala kendine gelmedi ve yeni bir uğraş bulmaya çalışıyor. Uğraşı da Slytherinlilerde arıyor.. Sadece onların masalarına baktığımızı görüyor ve onlardan şüphelendiğimiz kanısına varmış. En son korkacağım kişi bile değil o.''
''Haklısın.'' başını Slytherin masasına çevirdi. ''Parkinson ve Malfoy'un arasının limoni olduğunu duydun mu? Greengrass pek ağzını tutabilen biri gibi gözükmüyor.'' dudağımı ısırdım.
''Neden araları limoniymiş? Hiç olmadıkları kadar birbirlerininin içine geçmiş gibi görünüyorlardı.'' omuzlarını silkti ve başını omzuna eğdi.
''Söylediğine göre İksir dersinde mi ne, kokusunu almamış. Pek anlamadım, dinlemedim de doğrusu...''
''Evet, Amortentia. Gerçek aşkı değil sadece saplantı yaratan bir iksir.''
''Amortentia'nın ne olduğunu biliyorum, Hermione.'' derin bir nefes aldı. ''Harry ve Ron hala ortalıkta gözükmüyor.'' etrafa bakındım. ''Ron'un nerde olduğunu biliyorum ama Harry'nin neden ortalarda olmadığını anlamadım.'' kaşlarım kalktı,
''Ron neredeymiş? Ödev yapmak yerine...''
''Oh, hayır... ödevini yapıyor ya da en azından yapmaya çalışıyor. Onu gördüğümde Daphne Greengrass'ın peşinde bir yavru köpek gibi koşuyordu.'' boğazımda hissettiğim yumruyla sırtımı dikleştirdim.
''Bu da ne demek?''
''Sadece Ron kesinlikle Slytherin masasında oturmayacağını söylemiş, Greengrass'da eğer o böyle düşünüyorsa kendisinin de Gryffindor masasında oturmayacağını söylemiş.'' başımı kaldırdım.
''Yani kütüphanedeler?'' ben ona kütüphaneye gidelim dediğinde baygınlık geçiren çocuk kendi isteğiyle kütüphaneye mi gitmişti, hemde Slytherinli bir kızla?
Onların yalnız başına sessiz bir ortamda olması düşüncesi rahatsızlıkla bacağımı kaşımama neden oldu.
''Hayır... Ron'un kütüphane alerjisi olduğunu biliyorsun. Onları gördüğümde bahçedeydiler. Greengrass önde söylenerek ve bağırarak yürürken Ron arkasından onu kös kös sessizce takip ediyordu. Quidditch türübünlerinde çalışacaklarını söyledi.'' kirpiklerimin ardından ona baktım.
''Tek başlarına?'' başını salladı.
''Evet, normal olarak. Zaten bu saatte kimse orada olmaz. Eee, Harry kiminle eşleşti?''
''Crabbe.'' sessizce mırıldandım.
''Crabbe mi? Bu haksızlık!'' gülümsedim ve ona baktım.
''Harry ile aynı tepkiyi verdin.'' etrafı inceledi.
''Eee, neredeler ki? Kütüphanede çalıştıklarını düşünmüyorum. Birbirlerini öldürmüş olamazlar değil mi?'' sesinde endişeli bir ton oluşmuştu.
''Hayır, eğer ikisinden biri ölseydi çoktan duyulurdu. Öldürme aşamasında olabilirler ama Harry yeni şeyler deniyor.'' beni umursamadı
''İşte orada! Harry!'' Büyük Salon'un girişinde karışık masalara tiksintiyle bakan Harry isminin çağrıldığını duyduğunda yeni favori eşyası olan kitabını daha sıkı tutarak bize doğru ilerledi. Karşımıza kurulup küçük bir selamlaşma belirtisi gösterdi ve kitabını açtı.
''Çalışmayı bitirdiniz mi?'' merakla sordum. O kitabı yırtmak istiyordum...
''Hiç başlamadık ki.'' kaşlarım çatıldı.
''Bu da ne demek? Kavga mı ettiniz?'' Ginny endişeli bir ses tonuyla sorduğunda Harry huysuzca kitabın sayfalarını karıştırdı.
''Kavga etmek için iki kişi lazım, Ginny. Mr. Crabbe lütfetme zahmetine girmedi, sanırım ödevi tek başına yapıp ona not kazandıracağımı sanıyor. Hah!'' burnuyla nefes verdi. ''Yemek saati burada olur. Ron nerede?''
''Greengrass ile türübünlerde çalışıyormuş.'' homurdandım. Garipçe baktı,
''En azından çalışıyor. Sen ne yaptın,''
''Nott ile maksimum nasıl verimli zaman geçirilirse o kadar zaman geçirdim işte.'' Slytherin masasında bize doğru bakan Zabini'yi fark ettiğimde kaşlarım çatıldı. Harry'de kaşlarımın çatıldığını gördüğünde arkasını döndü ve Slytherin masasına baktı.
Zabini hızlıca eşyalarını toplayıp çıkışa ilerlediğinde, Harry'nin sesini işittim.
''Malfoy nerelerde?'' şüpheci sesiyle, öfkeli bakışlarımı ona diktim.
''Bu konuyu kapatsan iyi olur Harry. Yeter artık. Bu takıntın sayesinde başımıza yeterince iş açıldı.''
''Bu da ne demek?'' cevap verme gereği duymadan eşyalarımı topladım ve onları masada bırakarak çıkışa ilerledim...
*** *** ***
Gergin bir nefes alırken gömleğimin kolunu dirseğime doğru katladım.
''Çok öfkelenecek.'' Malfoy sayıklamaya devam ederken ellerini saçlarından geçirdi. Bileğimdeki saate göz atarken dudaklarımı ısırdım,
''En azından bir çözümümüz var.'' umutsuz sesimle onu rahatlatmaya çalıştım.
''Hiçbir boka yaramayan bir çözüm! İşe yaramaz! O sonuca bakar!'' bağırırken etraftaki şeyleri tekmeledi.
''Sakin ol, Malfoy. Enerjini koruman lazım, ne kadar nabzın yüksekse bağlantı o kadar kopuk olur.'' sinirle güldü,
''Sen kendine bak. Kalbininin sesini buradan duyabiliyorum, Granger.'' gerginlikle ayağımı salladım.
''Dumbledore'un lanetlendiği konusunda bir şey söyleme.'' hayretle bana baktı,
''Sen ne saçmalıyorsun? Elimizdeki tek bilgi o! Ayrıca onu keyiflendirecek bir bilgi, daha az kızmasını sağlar.'' kollarımı göğsümün altında birleştirdim ve ona doğru yürüdüm.
''Bu senin başarını gölgeler sadece! Onu öldürdüğün zaman 'Zaten hastaydı ve güçsüzdü' demelerini mi istersin? Bana güvenmediğini çok net belirttin Malfoy fakat haklı olduğumun farkındasın.'' ellerini boğazına sardı ve derin nefesler alarak arkasını döndü.
''Peki ona ne sunacağım? Lanet kırık işe yaramaxz bir dolap mı?'' tekrar önüne geçtimde bakışlarımız kesişti.
''Elimizde olan tek şey o Malfoy. Kırık olabilir ama çözümler aramaya devam ettiğimizi söyleyeceğiz.'' başını eğdi.
''Dumbledore konusunu bilip söylemediğimizi öğrenirse-''
''Eğer Snape ona söylediyse zaten biliyordur, ayrıca zihnimizi kontrol etmedikçe bunu bildiğimizi bilemez.'' başımı salladım ve ona bir adım daha attım.
''Senin zihnini kontrol etmedikçe.'' gözlerimi devirdim ve ortaya çıkan karanlık lekenin olduğu kolumu ona doğru uzattım.
''Anladık yeteneklesin. Bu durumda bile kendini ön plana attığına inanamıyorum.'' suratındaki küçük gülümsemeyle karanlık işaretimin olduğu yeri sıkıca tuttu. Bende elimi işaretinin olduğu yere sararken derin bir nefes aldım. Gözlerim kapanırken ezberlediğim büyüyü onunla eş zamanlı bir şekilde mırıldanmaya başladım,
''Le nostre menti si fonderanno e si connetteranno con esso.'' bir rüzgarın göğsümden sertçe vurduğunu hissederken Malfoy'un kolunu daha sıkı tuttum. Mırıldanmaya devam ederken saçlarım savruldu ve o sırada başımda derin bir sızı hissettim. Malfoy'un da kolumdaki tutuşunun sıkılaştığını hissedebiliyordum,
''Hoşgeldiniz,'' yılansı sesi duyduğumda titreyen göz kapaklarımı araladım, ''Bana ne getirdiniz, bakalım.'' Malfoy'un tutuşu canımı acıtsada benimde ona tırnaklarımı batırdığımı biliyordum. Kollarımızı bırakamazdık yoksa bağlantı bozulur ve varolmayan bir geçeklikte kaybolurduk.
''Efendim, size bahsetmiştim... Kaybolan Dolap-''
''Ve bozuk olduğunu da söylemiştin, değil mi?'' bize doğru adımladığında sanki gerçekten yanımızdaymış gibi kalbimin korkuyla çarpmasına neden oldu.
''Evet efendim, söylemiştim. Hala tamir etmeye çalışıyorum, çalışıyoruz.'' Malfoy kendini açıklamaya çalışırken dili dönüyordu.
''Hala... ne kadar vaktin olduğunu sanıyorsun ufaklık? Beni seni seçtime gerçekten pişman mı edeceksin?'' Malfoy'un tutuşu yumuşadı, yüzünde derin bir endişe vardı.
''Hayır efendim, asla! Sizi asla beni seçtiğinize pişman etmeyeceğim! Fakat dolap gerçekten berbat durumda ama çözülmeyecek bir şey yok. Evet zaman alacak doğru ama işin sonunda başarıya ulaşacağız. Yeni çözümler arıyoruz-'' suratıma baktığında onu onaylarak başımı salladım. ''Bir çok çözüm bulduk ve değerlendiriyoruz efendim ama işimizi tehlikeye atmak en son isteyeceğimiz şey. En sorunsuz yol dolap, yoksa başka çözümlerimizde var.'' yüzünde inanmıyormuş gibi alaylı bir ifade vardı. Dalga geçiyordu.
Bu planın asıl amacı Malfoyları daha da rezil etmek ve Draco Malfoy'u öldürmekti. Bu bir intihar göreviydi, Malfoy'un ve ailesinin de bundan haberi olduğunu tahmin edebiliyordum. Malfoy'un suratını iyice inceledim, işte bu yüzden planlarına annesini dahil etmiyordu. Çünkü annesi onun bu işe karışmasının onun sonunu getireceğini biliyordu.
''Peki, Dumbledore konusunda ne yapacaksınız?'' Malfoy'un kelimelerini toplayamayacağını fark ettimde konuşmaya dahil oldum.
''Dumbledore pek fazla ortalarda görünmüyor, efendim. Sadece yemek saatlerinde onu görüyoruz, güvenliğine önem veriyor gibi... Onu alaşağı etmek için kolay ve etkili çözümler arıyoruz. Onu yenebilecek güçte ve karşısına Malfoy çıktığında onu öldürebilmesini sağlayacak. Planlarımız var ve hepsi olumlu sonuçlanacak planlar.'' Lord bana doğru bakarken ellerini arkasında birleştirdi.
''Öyle olsun. Henüz daha sadece birkaç gün oldu. Sizi bu konuda daha fazla darlamayacağım kendinize güveniyormuş gibi gözüküyorsunuz. Peki, sende ne var Hermione? Bana ne gibi bilgiler vereceksin?'' Malfoy'un kolumdaki tutuşunun tekrar sıkılaştığını hissettim.
''Kehanet hakkında... zaten tahmin ediyorsunuzdur fakat yine de söylemem gerekiyor. Kehaneti hazırlayan kişi Dumbledore'du ve Harry'e kehaneti gösterdi.'' başını kaldırdı ve ölüm saçan gözlerini üzerimden çekmedi. ''Kehanet; 'Diğer varlığını sürdürürken, ikisi birlikte yaşayamaz.' diyor. İkinizden biri, birinizi öldürecek.'' sesim fısıltı gibi çıkıyordu. Gerçek bir öfke içinde olduğunu varolmayan gerçekliğin duvalarlarının sarsılmasıyla anladım.
''Devam et.'' başımı salladım,
''Bu yüzden Dumbledore, Harry'e özel ders vermeye başladı. Odasında...'' Malfoy'un şaşkınca baktığını göz ucuyla görebiliyordum. ''Harry'i küçük gizli notlarla odasına çağırıyor, başka profesörlerin bile bu konudan haberdar olduğunu sanmıyorum. Dersin içeriğini tam bilmiyorum sürekli Harry'e sorular sorup duruyorum ama ayrıntı vermiyor. Dumbledore konuşmasını istemiyor. Sanırım... sanırım onu savaş için hazırlıyor, kehaneti gerçekleştirmesi için... Ve önemli olduğunu düşündüğüm son şey Slughorn'un okula dönmesi.''
''Neden önemli olduğunu düşünüyorsun? Lütfen, anlat bana...''
''Çünkü Slughorn dönmek istemiyordu. Dumbledore onu okula dönmeye ikna etmek için görüşmeye Harry ile birlikte gitti. Harry, Dumbledore'un Slughorn'dan bir şey istediğinden şüpheleniyor.'' Karanlık Lord asasını savurduğunda başımda hissettiğim acıyla daha fazla dayanamayak çığlık attım. Malfoy ile ellerimiz ayrılırken kendimi yerde dizlerimin üstüne çökmüş bir şekilde acı içinde buldum. Bağlantıyı sonlandırmıştı, başımı kaldırırken Malfoy'un hayret eden bakışlarıyla karşılaştım...