Aradan günler geçmesine rağmen Harry tekrar Malfoy konusunu açmıştı. Sürekli, sürekli bu konuyu konuşuyor ve düşünüyordu, Ron ile benim ise istediği tepkiyi vermememiz onu daha fazla çıldırtıyordu.
Kutuların üzerindeki ayaklarımı indirmeden başımı ona doğru döndürdüm. Suratımda sıkılmış bir ifade olduğunu saklama gereği duymamıştım. Gerçekten sıkılmıştım çünkü, lanet büyüyü bulmam gerekiyordu ama burada Harry'i avutuyordum.
''Harry, zaten sana Malfoy'un hareketlerinin şüpheli olduğunu kabul ettiğimi söylemiştim.'' elimdeki kitabı sıkıca tutarken Harry yeni itirazlara hazır gibi görünüyordu. ''Fakat bu konuyu defalarca konuştuk, birçok açıklamasının olabileceğini kabul etmiştik. Değil mi?'' yardım etmesi için Ron'a baktım.
''Belki Şanlı El'ini kırmıştır. Olamaz mı? Onu tamir etmek için oradadır...'' Ron mantıklı bir sebep ortaya attığında minnettar bir şekilde ona baktım. Süpürgesinin çalılarını düzeltmeye çalışırken içinde biraz kıskançlık sezilen sesiyle umursamazca davam etti. ''Malfoy'un sahip olduğu şu kurumuş elden bahsediyorum. Hatırlıyorsunuz değil mi?'' tekrar dışarıdan 'Gelişmiş Eski Yazıtlar Çevirimi' olarak gözüken ama içinde her türlü gizleme büyüsünün yer aldığı kitabıma döndüm. Yarın Hogwarts'a gidecektik ve benim bir an önce etkili bir büyü bulmam gerekiyordu.
''Peki, onun 'Bunu güvende tutmayı unutma.' demesine ne diyorsunuz?'' Harry bininci kere doğru noktaya ayak basarmışcasına heyecanlı bir şekilde atıldı. ''Bana öyle geliyor ki, Borgin'de 'bu kırılmış' şeyden bir tane daha var ve Malfoy ikisini de istiyor.''
''Harry, ben dükkana girdim ve orada hiç entresan bir şey yoktu. Bahsettiğin gibi önemli şeyler yoktu,''
''Hermione, anlamıyorsun. O dükkan her türlü kötü şeyle dolu. Kara büyüyle kaplı şeyler... Sana önemsiz gelen küçük bir taş parçasının bile kötüler için anlamı çok büyüktür.''
''Harry, bak her şeyi inceledim tamam mı?'' kitabımı sertçe kapattım. ''Sizde gördünüz ve duydunuz. Zaten adama ilgimi çeken şeyleri sordum, olabileceğini tahmin ettiğim şeyleri. Ama diğer her şey küçük suç aletlerinden başka şeyler değildi.''
''Sorduğun şeyler bir kolye ve bir kafatasıydı, Hermione. Ki zaten Borgin onları satacağını da belli etti ayrıca onlarla ne yapılabilir ki?'' Harry isyan edercesine yakındı. Gözlerimi devirdim,
''Bir kolye ve kafatası diye bahsettiğin şeyler tam anlamıyla karanlık işlerde kullanılan şeyler. Bahsettiğim kolyenin üzerinde bir taş vardı, fiyatından anlaşılacağı üzerine de çok önemliydi.''
''Eşi olması gerekiyor...''
''Bende onu demeye çalışıyorum Harry. Taştan bahsediyorum. Taşın bir eşi daha olabilir. Kolye her zaman bir suç aletidir.'' homurdandığımda Ron dudaklarını büzdü.
''Kafatasını ne yapacaktı ki? Hiçbir arkadaşı onu çekemediği için kafatasıyla mı konuşacak?'' alayla konuştuğunda derin bir nefes aldım.
''Kafatasıda kara büyülerde kullanılan şeyler. Daha önce kimin boynunun üzerindeyse o kişinin ikizi olabilir. Malfoy'da da o ikizin kafatası vardır belki de diye düşündüm. İkizlerin kafataslarıyla-'' Ron şok olmuş bir şekilde yüzüme bakarken sustum. ''Her neyse zaten satılıktı.''
''Bazenleri beni gerçekten çok korkutuyorsun, Hermione...'' heyecanlı bir sesle konuştuğunda yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.
''Malfoy'un babası Azkaban'da, intikam almak isteyeceğini hiç düşünmüyor musunuz? Babasını hücreye tıkan kişiler biziz. Hedef tahtasında kim olduğunu bilemeyiz, ben, sen, Hermione, Ginny, Lu-''
''Malfoy ve intikam almak mı? Ne yapabilir ki?'' Ron gözlerini kırpıştırarak süpürgesini temizlemeyi bıraktı.
''Benim takıldığım noktada bu işte! Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum!'' Harry bağırırken gözlerimi devirdim ve sırtımı oturduğum sandalyeye yasladım. ''Fakat bir şeylerin peşinde olduğunu biliyorum, bunu ciddiye almalıyız çocuklar. Babası bir Ölüm Yiyen ve o-'' Harry arkamdaki pencereye dehşet içinde bakarken kaşlarımı çattım ve arkama baktım. Pekala, hiçbir şey yoktu. ''O bir Ölüm Yiyen!'' aniden bağırdığında Ron'da bu sefer pencereye doğru bakmıştı. Ron belirsizlikle suratıma baktığında dudaklarımı büzüp anlamadığımı belirttim. Harry'nin gözleri bize dönerken farkındalıkla yüzü aydınlanmıştı. ''Babasının yerine geçti, bir Ölüm Yiyen olarak!''
Odayı sessizlik kapladı. İçimdeki huzursuzluk büyürken hala çaresini bulamadığım kara leke kendini belli etmek için hareketlenmiş gibiydi. Kazağımı avcumun içine doğru çekiştirdim ve yüzümü buruşturdum. O kadar çok düşünüyordu ki en başından beri kafasında bunun dönüp durduğuna emindim. Ağzım kurumuş bir şekilde ikna edecek bir şeyler bulmaya çalıştım ama Ron benden önce davranarak büyük bir kahkaha koparı verdi.
Kucağındaki süpürge yere düştü, Ron kendini kaybetmiş bir şekilde dizine vurarak gülerken Harry gücenmiş bir şekilde ona bakıyordu. Gözleri onun bu fikrini onaylamam için bana dönerken ona garip bir bakış atmakla yetindim.
''Malfoy? Bildiğimiz Malfoy'dan bahsediyoruz değil mi? Draco Malfoy olan şu mızıkçı kendini beğenmiş Slytherinliden? Hermione'nin yumrukladığı, her zora geldiğinde babasının kucağına koşan ve annesinin elini bile bırakmayan çocuktan?'' tekrar büyük bir kahkaha kopardı. Gözlerinden yaşlar geliyordu artık, ''O 16 yaşında, Harry! 16!'' nefeslerinin ardından konuşmaya çalışıyordu. ''Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in gerçekten Malfoy gibi bir çocuğun Ölüm Yiyen olarak ona katılmasına izin vereceğini mi sanıyorsun?!'' Ron tekrar büyük bir kahkaha kopardığında rahatlamıştım. Ron'un tepkisi, Harry'nin özgüvenini büyük ölçüde kırmış gibi gözüküyordu.
''Bunun bir tahmin olarak bile bir olasılık olması imkansız gözüküyor, Harry.'' Ron gibi kahkahalara boğulmak yerine net bir sesle bastırarak konuştum. İçimde büyüyen kuşkuyla tek kaşımı kaldırdım, ''Neden böyle düşünüyorsun? Sebebi ne?''
''Madam Malkin'in dükkanında...'' Harry benden cesaret alarak konuştuğunda alakasız bir yerden başlaması daha da rahatlamama sebep oldu. ''Madam Malkin ona dokunmadı bile ama o kuyruğuna basılmış gibi bağırdı! Madam Malkin sadece kolunu sıvamaya çalışmıştı ve o kolunu çekti.'' dudaklarımı birbirine bastırdım.
''Harry, koluna iğne batmıştı.'' Harry başını iki yana salladı. ''Harry, Merlin aşkına gördüm! Madam Malkin'in çok telaşlı olduğunu hatırla... dükkanında bir kavga çıktı, tehditler savruldu ve Ölüm Yiyenler'den bahsedildi. Kadın o kadar panik bir haldeydi ki bana büyücü cübbesi satmaya çalıştı.'' ikna edici konuşmamım ardından bile çabalamaya devam edeceği gözlerinden anlaşılıyordu.
''Sol koluydu, Hermione. O karanlık işaretle dağlanmış.'' emin bir şekilde konuştuğunda kusmak istedim. Sadece kuruntu yapıyordu, o sırada işareti henüz daha almamıştık ama yine de aklında ki şüphe kırıntıları bunun peşine düşeceğinin habercisinden başka bir şey değildi.
''Sadece gitmek istiyordu, Harry.''
''Hermione, haklı. İğneyi batırdığını bende gördüm, hatta eğer sessiz büyü yapabiliyor olsaydım diğer iğnelerin batması içinde büyü yapardım.''
''Borgin'e bizim göremediğimiz bir şey gösterdi.'' inatçı kıvılcımlar yeşil gözlerinden geçerken öfkeliydi. ''Öyle bir şey gösterdi ki, Borgin'i gerçekten korkuttu. Gösterdiği şey işaretti, biliyorum. Borgin'e kiminle iş yaptığını gösteriyordu, ardından adamın onu ne kadar ciddiye aldığını gördünüz.''
''Emin değilim, Harry. Adam en başından Draco'yu ciddiye alıyordu. Adamı küstahça tehdit ediyordu, adamın korkmak dışında yapacağı bir şey yoktu. Ne de olsa o Lucius Malfoy'un oğlu... Büyük ihtimalle, asasıyla tehdit etmiştir. Dediğin gibi büyük bir şey olsa, Greyback ile tehdit etmeye gerek kalmazdı.''
''Evet. Ayrıca ben hala Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in Malfoy'un Ölüm Yiyenlere katılmasına izin vereceğine inanmıyorum. Yani, hadi ama o Malfoy.'' Harry öfkeyle yerdeki yığın halinde duran Quidditch cübbelerini alıp odadan çıktığında rahatsız bir nefes verdim.
''Kafayı yedi değil mi?'' kitabımı açmadan önce Ron'un soruna karşılık yavaşça başımı salladım.
''Sirius'un ölümünden sonra sadece tutunacak bir şey arıyor. Kendisininde bu durumu imkansız olarak gördüğünü biliyorum o yüzden de bu kadar takıntı haline getirdi.'' gözlerim büyülerin üzerinde gezerken keskin bir sesle konuşmaya devam ettim. ''Düşüncelerini destekleyecek şeyler söyleme, Ron. Bunun peşini bırakması gerek. Hayatına ya da belki de önümüzdeki savaşa odaklanmalı ama olmayan şeylerin peşinden gitmek sadece onu içten içe çıldırtır.'' Ron yere düşmüş süpürgesini alırken yüzünde onaylamaz bir bakış vardı...
*** *** ***
İnsanların fısıldamalarını takip ederek Harry'nin olduğu kompartımanı bulduğumuzda Ron tüm yol olduğu gibi açlıktan yakınıyordu.
''Umarım yemek servisi biran önce başlar, açlıktan ölüyorum.''
''Bayan Weasley çantana sandviç koymuş olmalı.'' Luna'nın karşısına otururken konuştum.
''Onu yemeyeceğim.'' Ron homurdandığında gözlerimi devirdim. ''Merhaba Neville, Merhaba Luna!'' Ron aklına bir şey gelmiş gibi heyecanla konuştuğunda çantamdan bir kitap çıkardım. ''Ne oldu tahmin edin?'' yerinde duramıyormuş gibi Harry'e döndüğünde gözümün ucuyla ikisine baktım. ''Malfoy sınıf başkanlığı görevini yapmıyor! Normal bir kompartımanda diğer Slytherinli arkadaşlarıyla birlikte oturuyor. Onu geçerken gördük!'' Parkinson'un Malfoy'un omuzlarına masaj yaptığı görüntüleri hatırlayınca yüzümü buruşturdum ve Ron'a gözlerimi kısarak baktım. Onu Malfoy hakkında konuşmaması hakkında biraz önce gelirken tekrar uyarmıştım. Harry'i onun konularından ne kadar uzak tutarsak aklındaki düşünceleri o kadar hızlı unuturdu.
Harry bu onu bekliyormuş gibi can kulağıyla bize döndü. ''Sanırım Parkinson ile de sevgili olmuş.'' Ron heyecanla dedikodusuna devam ederken kıskıs güldü. ''Gelincik ve Buldog köpeği sonunda başka birinin onlarla olmayacağını kabullenmiş.''

''Sizi görünce naptı?'' Ron'un kaşları kalktı.
''Her zamanki gibi,'' el hareketi çekerken konuşmaya devam etti. ''Parkinson ona masaj yapıyordu.'' kaşları çatıldı ve Ron merakla bana baktı. ''Ama o biraz farklı gibiydi, değil mi? Onu birinci sınıflara kabadayılık yaparken görmedik.''
''Büyümüş olabilir, ha? 11 yaşındaki çocuklara vurmanın aptalca olduğunu anlamıştır. Ayrıca babası tutuklu, farklı davranması oldukça normal.'' Harry gözleri kısılmış bir şekilde düşünüyordu.
''Malfoy, nasıl olurda sınıf başkanlığını kabul etmez? Snape'in onu seçmeme gibi bir durumu olamaz,'' omuzlarımı silktim.
''Belki de, Teftiş Mangasını, Sınıf Başkanlığına tercih ediyordur. Teftiş Mangası'nda yaptığı kabadayılıktan sonra Sınıf Başkanı olmak, çocuklara yön vermek ona sıkıcı gelmiştir.''
''Sanmıyorum. Bence o-'' kompartıman açıldığında rahatladım. Harry ve Neville davetiyelerini alırken Luna dergisini sanki kendisi hazırlamamış gibi büyük bir merakla tekrar tekrar okuyordu.
Harry mektupla ilgilenmek yerine eline görünmezlik pelerinini aldı.
''Bence pelerini giyerek, Malfoy'un neler çevirdiğine bakmalıyız. Böbürleniyordur, dikkatsiz olacaktır. Ne planladığını öğreniriz.'' Harry'e attığım olumsuz bakışla yerine sindi. Pelerini çantasına geri tıkarken hala ikna etmeye çabalıyordu.
Hiç kimseden bir onaylama almadığında Neville ile birlikte Slughorn'un davetine gitmek için dışarıya çıktılar.
Luna ve Ron'a baktım, ikiside kendi hallerinleydiler.
''Ben gidip Hogwarts'a ne kadar yol kaldığını sorayım. Hem düzeni bozanları kolaçan ederim.'' Ron homurdandığında kompartımandan çıktım. Adımlarım Malfoy'un kompartımanına doğru gitti ve Ron ile geçerken boş kalması için gizlice büyülediğim kompartımana girdim. Ayağımı gerginlikle yere vururken, kompartımanın kapısı tekrar açıldı ve içeriye Malfoy girdi.
''Sonunda,'' ona döndüğümde gözünü çevirdi.
''Ne istiyorsun?'' ellerim belimde ona baktım.
''Oh, sevgilinden seni ayırdığım için üşüdün mü?'' alayla gülümsedi ve bana doğru birkaç adım attı.

''Ne o kıskandın mı yoksa? Granger, tercihlerim arasında Bulanıklar yok.'' kaşlarımı kaldırdım.
''Buldog köpeklerinin arasında olmadığım için çok mutlu oldum.'' yüzü düştü.
''Neden beni buraya çağırdın? Zamanımı seninle harcayamam.''
''Kolunu aç.'' kaşlarını çattı. Ben kazağımın kolunu dirseğime doğru çekerken o hala bakıyordu. ''Sana kolunu aç dedim. Onu gizlememiz lazım, etkili bir büyü buldum.''
''İstemez, kendim yaparım.'' kaşlarım çatık bir şekilde arkasını dönmeye çalışan çocuğun kolunu sertçe çekiştirdim.
''İstemez, kendim yaparım.'' kaşlarım çatık bir şekilde arkasını dönmeye çalışan çocuğun kolunu sertçe çekiştirdim.
''Ne yapıyorsun be?! Dokunma bana!'' onu umursamadan takımının kollarını yukarıya kıvırdım. İkimizinde karalık izi ortaya çıktığında kolunu sertçe tutmaya devam ettim. Boştaki elimle asamı çıkardım ve ikimizinde izine doğru tuttum. Ağzımdan büyülü kelimeler çıktıktan bir süre sonra yılan kafatasının içine geri sürünüyormuş gibi gözüktü. Küçüldü, küçüldü ve ortadan kalktı.
''12 saat sonra etkisi geçecek.'' açıkladığımda şaşkınca bana baktı.
''Pekala, hafızam yeterince güçlü bir daha ki sefere kendim yapabilirim. Bana dokunma ve yoluma çıkma yeter.'' kolunu elimden kurtardığında kaşlarımı kaldırdım.
'' 'Yoluma çıkma' derken? Bu işte beraberiz, Malfoy.'' kolunu düzeltirken alayla nefesini bıraktı.
''Senle hiçbir şey de beraber değilim. Kendi işimi kendim yapabilirim.''
''Öyle mi? Ama Harr-'' kompartıman açıldığında panikle geri çekildim. Birinci sınıflardan olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk küskünce bakıyordu.
''Buranın boş olduğunu sanıyordum.'' Malfoy kaşlarını kaldırdı.
''Gördüğün üzere değil,'' çocuk içeriye doğru adımladığında Malfoy'un suratı gerildi.
''Sizinle beraber oturabilirim, sanırım.''
''Hayır.''
''Koca kompartımanı ikiniz tutamazsınız!'' çocuk ayağını yere vurarak konuştu, gözlerim kısılırken Malfoy öne doğru atıldı.
''Defol, seni bücür! Yoksa kötü olur-'' çocuk boyuna bakmadan öfkeyle Malfoy'a yumruk atmaya çalıştığında ağzım şaşkınlıkla aralandı. Malfoy hızlı bir hareketle onu tişörtünden tutup kaldırdığında gözlerimi devirdim.
''Bu kadar yeter! İndir onu Malfoy,'' Malfoy umursamazca çocuğu salladığında çocuk korku dolu gözlerle bakıyordu. ''Malfoy, sana onu indir dedim. Sınıf başkanı olarak-'' Malfoy çocuğu dışarıya atıp kompartımanın kapısını kapattığında bana öfkeyle baktı.
''Bir daha bana emir vermeye falan çalışma, Granger.''
''Sınıf başkanı olarak bu yetkim var, Malfoy. Hani senin aptallık edip reddettiğin sınıf başkanlığı,'' yüzünü buruşturdu.
''Bundan sana ne?''
''Dikkat çekiyorsun Malfoy, anlamıyor musun? Herkesin tanıdığı Malfoy, asla böyle bir konumu reddetmezdi! Ama sen reddediyorsun. Ayrıca bu rozetin getirdiği ayrıcalıklar var, hepsini elinin tersiyle ittin!''
''Umrumda olması mı gerekiyor?''
''Evet olması gerekiyor. Ron ve Harry kuşkulanıyor, anlamıyor musun?''
''O iki aptalın ne düşündüğü beni ilgilendirmiyor.'' umursamaz tavırlarına karşılık yüzüme gelen saçları geriye ittim.
''Malfoy, o iki aptal diye bahsettiğin kişiler senin bir ölüm yiyen olduğunu düşünüyor!'' yüzü şokla gerilirken, anlamsız bakışlar attı.
''Nasıl böyle bir kanıya varmışlar,''
''Açık ediyorsun! Ayrıca seni o gün gördük, Borgin and Burkes'da.. Konuştuklarını, istediklerini duyduk.''
''Ve sen bunu engellemedin mi?'' öfkeyle kolumu sıktığında onu ittim.
''Engellemek mi? Malfoy benim görevim seni korumak değil. Ayrıca eğer bana ne yapacağın hakkında bir bilgi verseydin onları bir şekilde engellerdim ama ne yapacağın hakkında hiçbir şey söylemedin. Harry sana takmış durumda, onu yanlış yönlendiriyorum ama o aklında kurmaya devam ediyor. Dikkat et, Malfoy. Hareketlerine, konuşmalarına dikkat et... Çünkü eğer rengini daha fazla belli edersen benimde Harry'nin düşüncelerini desteklemem gerekecek.''
''Beni satacağını söylüyorsun? Seni kendimle çekerim...'' alayla güldüm ve başımı iki yana salladım.
''Eğer rengini belli edersen bu senin hatan olur fakat beni de kendinle çekersen bu sonun olur. İkimizin konumu farklı,'' ateş saçan gözlerimle ona baktığımda sinirle güldü.
''Kendini önemli mi sanıyorsun? Sadece kullanıldığını biliyorsun değil mi? Bu iş bitince ve savaş kazanıldığında sana ihtiyaç olmayacak. Tüm bulanıklar ya öldürülecek yada köle olarak kullanılacak. Kolundaki ize güvenme, herkes seni hala bir bulanık olarak görüyor.'' gülümsedim.
''Şimdi ihtiyaç var ama ve senin yapacağın en küçük hata her şeyi maffeder. Tekrar ediyorum dikkat et.''
''Ben dikkat edeceksem sende dikkat et, Granger. Her bulduğun fırsatta gözlerinle ve başınla bana işaret çekme. Eğer sevgili 'erkek arkadaşların' fark ederse neden düşmanlarına kaş göz işareti yaptığını merak edebilirler.'' erkek arkadaşların kelimesine baskı yaptığında gözlerimi kıstım.
''Senin dikkatsizliğin benim dikkatsizliğimi örtüyor, emin olabilirsin.'' göğsümdeki rozete baktı.
''Sınıf başkanlığı görevini hor kullanacakmışsın gibi bir his var içimde.'' konuyu değiştirdiğinde gözlerimi devirdim.
''Seninde yapman gereken bir hor kullanmaydı ama istemedin. Sadece işini zorlaştırdın,'' homurdandı ve çıkmak için hareketlendi, ''Onun bir görünmezlik pelerini var.''
''Ne?'' omzunun üzerinden bana baktığında derin bir nefes aldım.
''Harry. Harry'nin görünmezlik pelerini var, dediğim gibi dikkatli ol.'' yüzünde sinsi bir ifade oluştu.
''Bunu söylediğin iyi oldu, Granger.'' kompartımandan çıktığında bir koltuğa tünedim. Bir kaç dakika geçtikten sonra çıkacaktım, birinin aynı yerden çıktığımızı görmesi soru işaretlerine yol açardı.
Oturdukça burada daha çok kalmak istedim, arkadaşlarımla aynı ortama girmek ve onlara sürekli yalan söylemek kötü hissettiriyordu. Trenin içinin iyice karanlık olduğunu fark ettiğimde sıkkınlıkla yerimden kalktım. Kompartımanın kapısını hafifçe sürdüm ve dışarıya baktım.
Neville, Ginny ve Harry'nin sesini işittiğimde kaşlarımı çattım. Kompartımanın önünden Zabini geçti ve hemen ardından sahipsiz beyaz ayakkabılar gözüktü. Harry'nin ayakkabıları, bakışlarım ayakkabıları takip etti. Malfoy'ların kompartımanına gidiyordu, sürgü kapıyla bir savaş gerçekleştikten hemen sonra kapı kapandı.
Mükemmel, aferin Harry.
Sinirle kolidora çıktım, kompartımana bakarken arkamdan Nott'un sesini duydum.
''Burada ne arıyorsun, Granger.'' ona döndüm ve kaşlarımı kaldırdım.
''Ben bir sınıf başkanıyım, Nott. Bunu sorgulama hakkı sana düşmüyor.''
''Gryffindor. Gryffindor sınıf başkanı.'' göğsündeki rozeti işaret etti. ''Burası benim bölgem çekilsen iyi olur. Küçük aslanlar burada iyi karşılanmıyor.'' yüzünde tiksinir bir ifade vardı. Yanından geçip gittiğimde arkamdan sesini işittim, ''Bulanık.'' yavaşça ona geri döndüm.
''Baban adına üzüldüm, Nott.'' öfkeyle bana baktı.
''Ben senin ailenin resmini Gelecek Postası'nda gördüğümde Granger,'' üzerime adımladı. ''Üzülmeyeceğim.'' çenemi kaldırdım.
''Ailemden önce, babanın yada senin isminin Gelecek Postası'nda yer bulacağını tahmin ediyorum, Nott. Sonuçta, başarısızlık sizin orada hoş karşılanmıyor, değil mi?'' yüzü şekil değiştirirken gülümsedim.
''Sınırını bilmiyorsun, Granger.'' arkamı döndüm ve aklıma gelen şeyle tekrar ona döndüm.
''Bir hafta sonra dolunay var.'' hülyalı bir ses tonuyla konuştuğumda anlamsızca suratıma baktı.
''Ne o, Laklak Lovegood ile zaman geçire geçire deliliği sana mı bulaştı?'' alayla konuştu.
''Sadece, kurt adamları düşünüyordum. Onlar için zor geçecek.'' hala anlamsız bir suratla bakıyordu. Düşüncemin gerçek olmadığını fark ettiğimde omuzlarım düştü. Belkide Nott'ların başarısızlığı, Lucius Malfoy'un ki kadar ağır bir ceza verdirecek önemde değildi.
''Bana Gelecek Postası'nda çıkan 'Kurt adamların kurt biçiminde çiftleşmesi' haberini okuduğunu söyleme, Granger. Umarım onları gözetleme gibi bir bakire sapkınlığı içerindesindir. Belki senin kokunu alırlar ve seks sonrası tatlı olarak seni yerler. Ya da aralarına alırlar belki ha, ne dersin?'' yüzümü buruşturdum. Boşuna onunla zaman öldüremezdim, bu sefer durmadan kendi kompartımanıma ilerdim...
*** *** ***
Sabah erkenden kalkıp oyalanmadan kütüphaneye gittim. Gözlerim sıra sıra dizilmiş rafların arasında istediğim kitabı bulmak için dolaştı. Sonunda 'Büyülü Eşyalar' adlı kitabı bulduğumda onu kolumun altına sıkıştırdım, gözlerim bu sefer daha karanlık rafları tararken şüphelendiğim kitaplarıda aldım.
Kendimi bir masaya bıraktım ve öncelik olarak 'Büyülü Eşyalar' kitabını karıştırmaya başladım. Dolabın ne işe yaradığını bulmalıydım. Sayfaları hızlı hızlı geçerken sonunda gördüğüm 'Kaybolan Dolap' başlığıyla duraksadım.
İşte burada...
Gözlerim kelimelerin üzerinde gezerken kaşlarım havalandı
''Zekice.'' fısıldadım va kaşlarım çatık bir şekilde okumaya devam ettim. Her dolabın bir ikizi olduğundan bahsediliyordu, biri Borgin and Burkes'ta olduğuna göre diğeri... burada olmalıydı. Başım merakla kalkarken sanki buralarda bir yerdeymiş gibi etrafı kolaçan ettim. Söylenmesi gereken büyülü sözleri okurken, Malfoy'un böyle bir şeyi nasıl akıl ettiğine inanamıyordum.
Daha da önemlisi Hogwarts'ta bir tane olduğuna nasıl bu kadar emindi ve bozuk olduğunu nasıl biliyordu? Snape mi yardım etmişti? Büyük ihtimalle.. Dolapların bazı görsellerini incelerken çoğunun ilk savaş zamanında kaldırıldığını da okumuştum.
Aklıma gelen anılarla gözlerim büyürken yüzümde bir gülümseme oluştu. Bu dolabı biliyordum. Harry daha önce bahsetmişti, ikinci dönem Filch'ten saklanırken, bir dolabı kırdığından bahsetmişti. Dolap bu yüzden bozuktu o zaman, kırılmıştı ve en yakın zamanda tamir edilmesi gerekiyordu. Anlaşılan üzere Malfoy ise bunu tek başına yapmaya kararlıydı.
Neredeydi bu dolap? Kaşlarım yavaşta kalktı, Hogwarts'ın birinci katında... Fred ve George, Graham Montague'yu o dolaba kapatmıştı. Kitabı mutlulukla kapatırken içeriye giren kişiye alayla baktım.
Beni görünce suratı hoşnutsuz bir hal aldı ve rafların arasında kayboldu. Elimdeki kitabı tekrar açtım ve ilgili sayfayı bularak masanın karşısına yerleştirdim. Eğer yanıma geldiğinde bakmaya zahmet ederse, küçük girişimini öğrendiğimi anlayabilecekti.
Kaşlarımı çattım ve lanetlerle ilgili büyülerin olduğu bir kitabı alıp incelemeye başladım. Eğer bulamazsam mecburen yasak bölüme gidecektim. Dumbledore'un eline ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu, eline ne olduysa saklamak istediği bir şey olduğu kesindi. Mide bulandırcı görüntüsünü hatırladığımda yüzümü buruşturdum.
''Ne okuyorsun, Granger?'' Malfoy iki elini özellikle yerleştirdiğim kitabın iki tarafına koydu ve bana alayla baktı. Kitaptaki açık sayfaya dikkat etmediği kesindi, ona cevap vermeden benzer belirtiler gösteren bir lanet bulmaya çalışırken önündeki kitabı işaret ettim. Başını hafifçe aşağıya eğerken gördüğü şeylerle yüzü şokla çarpıldı. Kitabı hızlıca kaparken etrafına baktı.
''Malfoy, ne oldu,bir sorun mu var?'' meraklı bir ses tonuyla sorduğumda kulakları kızarmıştı.
''Sen, nasıl?'' gülümsedim ve masaya dayadığım kollarımın üzerine çenemi yerleştirdim.
''Gerçekten, Malfoy arkamdan iş çevireceğini ve ne olduğunu öğrenemeyeceğimi mi sandın? Beni çok küçümsüyorsun.''
''O iki avel-'' başımı iki yana salladım.
''Hayır, onlara bunu düşünme fırsatını vermedim. Senin arkandan dükkana girdim ve ne olduğunu öğrenmeye çalıştım. Konuşmalarından büyük bir şey olduğunu anlamıştım fakat Borgin'e küçük eşyaları sorup durdum. Onları küçük şeylere yönlendirdim. Adam beni kovduğunda hala ne olduğunu anlamamıştım fakat ona çarptığımda her şey yerine oturdu. En başından beri bir dolabın yanında duruyordun ve taşıyamayacağın dikkat çeken tek şey oydu.'' sesimi kıstım ve yüzümdeki gülümsemeyle ifadesini inceledim. ''O Kaybolan Dolap'tı.''
''Hah, peki çok zekisin bunun karşısında ne yapmam gerekiyor? Tebrik falan etmemi mi? Eğer öyleyse asla olmayacak bir şeyi umuyorsun.'' dudaklarımı büzdüm.
''Ne zaman bana bu dolap hakkında bir şeyler söyleyecektin?''
''Hiçbir zaman.''
''Çok yazık, tüm planın altüst oldu demek. Tekrar ve tekrar bu işte beraberiz demek.'' öfkeyle kitabı masaya çarptı.
''Seninle bir işte beraber değilim dedim.'' dişleri arasından konuştu.
''O dolap kırık, Malfoy. Tamir etmen gerekecek, bunu tek başına yapamazsın biliyorsun.''
''Sen neden kendi işine bakmıyorsun, ha? Senin burada bu saçma kitapları karıştırmak yerine sevgili dostunun ağzından laf alman gerekmiyor muydu?'' ifadesiz bir şekilde ona baktım.
''Eğer işe yaramazsa, aklında başka ne var?''
''Seni ilgilendirmiyor.''
''Snape mi seni dolap hakkında haberdar etti?'' kaşlarım kalkık bir şekilde sordum.
''Hiç kimseye ihtiyacım yok, Granger. Bu sadece benim başarım ve gözlem yeteneğim.'' dudaklarım bükülürken başımı salladım.
''Evet, kırık bir dolabı bulmak senin başarın.'' gözlerinde öfkeyle bana baktı, ''Nerede olduğunu biliyor musun?''
''Dolabı öğrendiğim gibi yerini de öğrendim elbette.'' çenesini kaldırdı.
''Güzel, bende yerini biliyorum.'' dişlerini sıktı. Gözleri önümdeki kitapları inceledi, ''Yine benim işime burnunu mu sokuyorsun?'' önümden kitabı çekmeye çalıştığında eline vurdum. O acıyla elini uzaklaştırırken gözlerimi devirdim.
''Dumbledore hakkında ne düşünüyorsun?''
''Yaşlı bir bunağın teki olduğunu?'' tek kaşını kaldırdığında derin bir nefes aldım.
''Dünkü konuşması hakkında, şüpheli gibi gelmedi mi sana da? Sanki bir şeylerin döndüğünü biliyormuş gibi...'' sesim gergin çıkarken kaşınan kolumu sertçe kaşıdım. Gözleri koluma giderken, çok geçmeden o da kolunu kaşıdı.
''Hayır, gelmedi. Her zamanki; barış, dostluk, mutluluk, sonsuz yaşam, başarı, yasak, tekerleme şeylerini zırvalamıyor muydu?'' dik dik ona baktım.
''Karanlık Lord'tan bahsediyordu.'' umursamazca baktı.
''Eee,'' asamı elime alıp ona doğrulttum, asamdan çıkan küçük kıvılcım anlına vururduğunda acıyla bağırdı.
''Dikkatini topla, Malfoy. 'Herhangi bir öğrencimiz ya da okul görevlisinin dikkatsizliği' gibi cümleler kullandı.''
''Boş kuruntu yapıyorsun, Granger. Bir şey anladığı yok, anlasaydı şimdi burada bu kadar rahat oturabileceğini falan mı sanıyorsun?'' başım yavaşça iki yana sallandı. ''Ayrıca senin dediğini yaptım ve dikkat çekmedim. Eğer senin gibi kuruntu yapıyor olsaydım panik olurdum ve dikkat çekerdim, bu durumda sen dikkat çekiyorsun demektir.'' dudaklarımı ısırdım ve önümdeki kitaba kısa bir bakış attım.
''Eli hakkında ne düşünüyorsun?'' anlamsızca suratıma baktı ve sonra hatırlamış gibi ağzı aralandı.
''Görmedim, ama Pansy bir şeyler zırvalamıştı bu konuda. Onun elinden bize ne?'' önümdeki kitaplara bu sefer daha dikkatli baktı. Uyandığımdan beri devam eden kaşıntı nedeniyle öfkeyle tırnaklarımı koluma sürttüm.
''Lanetlenmiş olabilir.'' sesim fısıltı gibi çıkıyordu.
''İyi ya, bir sorundan kurtulmuş oldum.''
''Olduk.'' onu düzelttiğimde gözlerini belertti. ''Ayrıca kurtulmuş olduğumuz kesin değil, ne olduğunu ve neden olduğunu bilmiyoruz. Ciddi gözüküyor, Malfoy. Belki bu şey bize yardımcı da olabilir belki de daha da işi karmaşıklaştırabilir.''
''Ne gibi?'' kaşları çatıktı o da kolunu kaşıyordu.
''Bilmiyorum, lanetin ne olduğunu bulmaya çalışıyorum ama henüz bir şey bulamadım.''
''Senin yasak bölgeye girme iznin olduğunu sanıyordum.'' beni aydınlatmaya çalışır gibi kaşlarını yukarı aşağı hareket ettirdi.
''İznim olduğunu biliyorum, hatırlattığın için sağol Malfoy.''
''Her zaman.'' alayla gülümsediğinde tekrar sıkıntıyla derin bir nefes aldım.
''İlk olarak buradan başlamak istedim, daha sonra orayıda inceleyecektim.'' başımı ovuşturdum. ''Önemli olan neden olması,'' ona baktığımda ifadesizdi. ''Bunun sonu-''
''Lorda bağlanabilir. Anladım.'' istediği kitabı kolunun altına sıkıştırdı. ''Sen casusluk görevine ve o yaraya hangi lanetin sebep olduğu gibi zırvalıklarına devam ederken bende bana bahşedilen görevi yerine getireceğim.''
''Daha sonra bende sana katılacağım, söz veriyorum.'' net bir şekilde konuştuğumda sinir bir ifadeyle bana baktı.
''Görünmezlik pelerininde iyi iş çıkardın.''
''Ne?'' aklıma Harry'nin gizlice kompartımanlarına girmesi ve saatler sonra kanlar içinde Ortak Salon'a girmesini hatırladığımda gözlerim kısıldı. ''Sen, ne yaptın?''
''Aziz Potter anlatmadı mı? Küçük kahramanlık hikayelerinden biri olmadığı için utanmıştır.''
''Anlat,'' homurdandığımda suratında heyecanlı bir ifade vardı.
''Söylediğin gibi beni gözetliyordu ve bende onu fark ettim. Sonrada intikamımı aldım,'' burunla ilgili bir hareket yaptı, ''onun burnunu kırdım. Sesi hala kulaklarımda.'' güldüğünde ona baktım.
''Seni çok mutlu etmiş gibi görünüyor.'' gözlerimi kıstım, ''Peki sen onu fark etmeden önce, onu mutlu edecek şeyler ağzından kaçırmış olamazsın değil mi?'' gerginlikle tekrar kolunu kaşıdı.
''Bir şeyler söylediğim, doğru.''
''Malfoy, seni uyarmama rağmen o lanet ağzını ka-''
''Önemli şeyler söylemedim. Açık uçlu şeylerdi, sadece iyi bir konuma geleceğimle ilgili bir şeyler söyledim. Ben seçildim, bu görev bana layık görüldü, en genç benim, herkes benim zavallı ve niteliksiz biri olduğumu düşünürken Lord beni seçti bunun hakkında böbürlenmek herkesten çok benim hakkım.'' sertçe konuştu.
''Sana rengini çok fazla belli edersen, Harry'i desteklemek zorunda kalacağımı söyledim.''
''Bende seni kendimle çekeceğimi.'' öfkeyle arkasını döndü ve uzaklaştı. Çok geçmeden geri yanıma geldiğinde öfkesinden hiçbir şey kaybetmemişti. ''Bu siktiğiminin büyüsü kolumu kopartmak istememi sağlıyor. Kaşıntı büyüsü yapılmış gibi kaşınıyorum.''
''Etkileri kaybolmak üzere olduğu içindir.'' tekrar kızarmış kolunu kaşıdı.
''Dikkatli ol, Granger. Seninki etkisini çoktan kaybetmiş gibi, her zaman seni uyarmak için yanında olamam. Daha önemli işlerim var.'' cübbesinin kolunu aşağıya indirip gözden kaybolduğunda panikle katladığım gömleğin kollarından gözüken büyük ize baktım. Yılan kafatasının içinden çıkıp tekrar yerine yerleşmişti. Ezberlediğim büyüyü fısıldarken hiçkimsenin beni görmediğinden emin oldum...