İçeriğe geç

Spy x Dramione

Bölüm 2 · 19 dk okuma

Spy x Dramione

Bölüm 2

-2-

Bundan kaçar yoktu artık kabullenmiştim fakat karşımdaki Harry tüm düşüncelerimi darma duman ediyordu.

Ron ve Weasley ailesine karşı kendimi o kadar kötü hissederken henüz kendisini görmeye hazır olmadığım Harry'de burnumun dibinde bitmişti.

Gergindim, o kadar gergindim ki dişlerimi sıkmaktan kırılacaklarını hissediyordum. Gerginliğime Sirius'un ölümü, Tonks'un durumu ve Fleur'un varlığından rahatsızlık duyma gibi bahaneler buluyordum ama Harry'i görmek gerginliğimi daha fazla arttırmıştı.

Bana attığı farklı bakışlardan, gerginliğimi ya da farklı ruh halimi sezdiğini anlayabiliyordum. Tabii ki fark edecekti, sonuçta ben onun en yakınıydım biz beraber büyümüştük. Beraber gülüp ağlamıştık. Duygulardab anlamayan Ron bile bir kere de olsa bana ne olduğunu sormuştu, Harry gibi duyarlı bir oğlanın anlamaması imkansızdı.

Harry'nin bakışlarına daha fazla maruz kalmamak adına, Ginny'nin odadan çıkmasının ardından Fred ve George'a ait kutuları karıştırmaya başladım. Zihnimi dağıtmam, üzerimdeki bu gerginliği atmam gerekiyordu. Belki Lord'a götüreceğim bir şey bulurum bahanesiyle kutudaki her türlü aleti dikkatlice inceledim.

Burada olmam tüm aileyi tehlikeye atıyordu, yaptığım büyük hainlikti ve yanlıştı. Alınan tedbirler, kovuktaki korku havası beni daha da kötü hissettiriyordu ama elimden gelen bir şey yoktu. Tek yaptığım biri kapıyı çaldığında elimden geldiğince hızlı bir şekilde oradan uzaklaşmaktı. Böylelikle hiçbirinin parolasını duymamış oluyordum, ne biliyorsam aktarmak zorundaydım ama bilmediğim şeyleri aktaramazdım. Öğrenmek için hevesli değildim, ciddi konular konuşulduğunda bir şekilde kaçıyordum.

Kutulardan birinde bulduğum teleskop benzeri ilginç aletle iki çocuğa döndüm. Harry açlıkla kahvaltısını yaparken, Ron ise hülyalı bir şekilde Harry'nin tostunu yiyor ve kapıya bakıyordu. Gözlerimi devirdim, gerçekten aptaldı. Fleur'da ne bulduğunu, bulduklarını asla anlamayacaktım.

''Bu da ne?'' huysuz bir sesle konuştuğumda ikisininde bakışları bana döndü. Ron ilgisizce omuzlarını silkti,

''Bilmem. Ama eğer Fred ve George onu burada bıraktıysa henüz hazır değildir. Dikkatli ol.'' elimdeki aleti incelerken, Harry ve Ron şaka dükkanı hakkında konuşuyordu. Harry, Percy konusunu açtığında derin bir nefes aldım.

O çocukla neredeyse tek anlaşan kişi bendim, benzer yanlarımız vardı onunla konuştuğumda hareketlerimin daha kabullenir olduğunu düşünürdüm ama Bay ve Bayan Weasley'e söyledikleri hala kulaklarımdaydı. Yanlış yapmıştı hırsları uğruna sadece onların iyiliği için çabalayan annesi ve babasını kırmıştı. Ben bunu yapamazdım, onlar için her şeyi yapardım. Yeterki iyi olsunlardı...

''Ama artık babanın, Voldemort'un dönüşü hakkında söylediklerinde en başından beri haklı olduğunu biliyor.'' Ron nefesini tutarken, o isimle kusmak istedim. Çığlık atarak bir şeylere vurma isteği uyandırıyordu.

''Dumbledore, insanların; haklı olanı affetmeyi, haksız olanı affetmekten daha zor olduğunu söyledi.'' ağzımdan istemsiz kelimeler çıkarken, acelece ekledim. ''Bunu annene söylerken duydum, Ron.'' arkamı döndüm ve gözlerimi yumdum.

Onları gizlice dinlediğim için kendimi çok kötü hissediyordum. Dumbledore gelir gelmez ne yaptığımı anlayacak korkusu tüm bedenimi sarmıştı ve izin isteyerek oradan uzaklaşmıştım ama yapmam gerekeni yaparak utanmazca onları dinlemiştim.

''Dumbledore'un söyleyeceği akılcı sözlere benziyor.'' Ron homurdanarak konuştuğunda tekrar onlara döndüm.

''Bana bu sene özel ders verecek.'' Ron boğazına kaçan tost parçasıyla durmadan öksürürken, nefesimin kesildiğini hissettim. Panik duygusunu iliklerime kadar hissederken duymak istemiyordum.

''Bunu gizli tutmalısın!'' Ron belirsiz bir korkuyla çığırdığında elimdeki aleti daha sıkı tuttum. Sanki onları ispiyonlayacak biri varmışcasına konuşması canımı sıkmıştı. Ama haklıydı, Harry bunu gizli tutmalıydı. Ulu orta konuşmamalıydı, özelliklede benim yanımda...

''Daha yeni hatırladım. Dün söyledi,'' Harry dürüstçe konuşurken ben tekrar aleti incelemeye başladım. Ron heyecanlı ve etkilenmiş bir şekilde Harry'e bakıyordu,

''Vay canına... Dumbledore ile özel ders! Merak ediyorumda acaba ned-'' Ron'a attığım öfkeli bakışla sustu.

''Niçin bana özel olarak ders vereceğini tam olarak bilmiyorum ama sanırım kehanet yüzünden.'' işte konuşmanın can alıcı noktasına gelmiştik. İlgimi çekmesi gereken yere... Ron'u engellesemde, Harry bu konuda konuşacaktı. İfadelerimizi inceledi, ''Biliyorsunuz işte, Bakanlıktan çalmaya çalıştıkları...''

''Ama onda ne dediğini kimse bilmiyor.'' hızlıca kelimeleri ağzımda yuvarladım. Konunun kapanması gerekiyordu, öğrenmemem gerekiyordu. ''O parçalandı.'' kendimden emin bir şekilde başımı salladım. Bilinmeyen bir şey üzerine yorum yapmaya gerek yoktu.

''Ama kehanet diyordu ki...'' elim panikle ağzına kapandı.

''Şşştt. Ron bunu bu ses tonuyla dile getirme.'' elimi ağzından çektiğimde yanakları hafif kızarmıştı.

''Kehanetin kırıldığı doğru...'' yapma Harry, yapma... Harry suratlarımıza bakmaya çalışırken korkumun anlaşıldığına emindim, Ron ise şaşkınca bakıyordu. ''Kehanetin olduğu tek şey, o kırılan cam küre değildi.'' ellerim titriyordu, ''Dumbledore'un odasında her şeyi duydum, kehaneti yaptıran kişi oydu, bu yüzden bana her şeyi anlatabildi. Kehanete göre...'' Harry derin bir nefes alırken, Ron nefes almayı kesmiş bir şekilde merakla Harry'e bakıyordu. Eğer bayılacak gibi olmasam, nefessizlikten yüzü kızaran Ron'u uyarabilirdim. Fakat şuan tek yapmak istediğim kulaklarımı tıkamaktı. ''Öyle görünüyor ki, ben Voldemort'un işini bitirecek olan kişiyim. Kehanetin en sonunda; 'diğeri varlığını sürdürürken, ikisi birden yaşayamaz.' diyordu.'' ellerim öfkeyle teleskopu daha da sıkarken birbirimize bakıyorduk.

Ve tam o sırada olan oldu bir gürültü ve ardından gözümde patlayan bir yumruğun acısı. Siyah dumanlar odayı sararken düşen tepsinin ve Harry ile Ron'un bana seslenen endişeli sesini duyabiliyordum.

''Onu sıktım ve o- o beni yumrukladı.'' dumanlar dağıldığında öksürerek konuştum. Ron kendini gülmemek için kasarken, Harry rahat bir soluk aldı. Ron gözümü işaret etti,

''Merak etme, annem bunu iyileştirir. Küçük yaraları iyileştirmekte çok iyidir.'' önemli olan bu değildi,

''Oh, iyi, hoş ama boşver şimdi sen bunu.'' Harry'nin yanına yatağa çöktüm. Ellerini elimin arasına aldıktan sonra burnumun sızladığını hissettim. ''Ah, Harry... Merak ediyorduk, Bakanlık'tan döndükten sonra... Açıkca sana söylemek, belli etmek istemedik ama Lucius Malfoy'un kahanet hakkında söylediği şeyler, sen ve Voldemort arasında olması... Şey, biz de Ron ile böyle bir şey olduğunu tahmin etmiştik.'' ağlamak istemiyordum ama sınırdaydım. O günün ardından Ron ile kafa kafaya verip ne demek istediğini çözmeye çalışmıştık. Her düşünce, her olasılık büyük bir karamsarlık içerdiği için Ron'a Harry'e bu konu hakkında tek bir kelime etmemesi için büyük bir nutuk çekmiştim. Ardından gelen lanet baskıların ardından bu düşünceyi en uçlara itmiştim.

O gün olanları hatırlamak bile başıma dayanılmaz bir sızı veriyordu. Hangi anıları iyice incelediğinden emin değildim ama büyük ihtimalle arkalara ittiğim bu anı üzerinden de geçmişti. ''Ah, Harry...'' sesim fısıltı gibi çıkıyordu. Bunu hak etmiyordu, küçücük bir çocuktu, çocuktuk daha... ''Korktun mu?''

''Eskisi kadar değil ama ilk duyduğumda korkmuştum. Yine de hep bu anın geleceğini biliyormuş gibi hissediyorum.'' Ron heyecanla bunu tahmin ettiğimizi söylerken aklım bambaşka yerlerdeydi.

''Evet, yaklaşmışız.'' Ron'u dalgınca onaydım. ''Merak ediyorum da, acaba sana ne öğretecek, Harry?'' merakla sordum. En can alıcı bilgiyi, asıl savaşın gerçekleştiği, uğruna insanların öldüğü konunun iç yüzünü öğrenmişken bu çok küçük ve önemsiz bir soru gibiydi. ''Gerçekten ileri derecede savunma büyüleri öğretecektir, büyük olasıklıkla. Kuvvetli bir çok karşı büyüler, lanet savurucular ve kaçmaya yarayan büyüler...'' aklıma gelenleri sıralarken saçlarımı geri ittim. Harry dalgınca bakıyordu, fazla merak ettiğimi anlamışmıydı? ''Neyse en azından sen bu sene alacağın bir dersi biliyorsun. Acaba S.B.D sonuçlarımız ne zaman gelecek?'' bir anda aklıma gelen soruyla heyecanlandım. Uzun zamandır sonuçları düşünmemiştim bile ama şimdi aklıma gelmesi heyecanlanmama yetmişti. Hayatımda daha önemli şeyler vardı ama ben her zaman derslerime tutunurdum. Beni ayakta sadece onlar tutardı...

''Sanırım, Dumbledore; S.B.D sonuçlarının bugün geleceğini söylemişti...'' heyecanla fırladım.

''Bugün mü? Ama neden daha önce- söylemeliydin! Gidip hiç baykuş gelip gelmediğine bakacağım!'' odadan koşarcasına çıktığımda nefes aldığımı hissettim. Gözümden akan yaşları silerken yavaş adımlarla merdivenlerden indim...

*** *** ***

Gerginlikle dudaklarımı ısırırken ne yapacağımı bilmiyordum. Bayan Weasley kesinlikle hiç kimsenin gruptan ayrılmasına izin vermiyordu.

Bugün büyük gündü, izi ne zaman alacağımı öğrenecektim fakat şartlar bugün bunu öğrenmenin ne kadar imkansız olacağını gösterir nitelikteydi.

Bir an önce Madam Malkin'in dükkanına gitmek için gruptan sıvışmam gerekiyordu, Bayan Weasley tekrar hepimizin suratına teker teker bakarak burada olduğumuzdan emin oldu.

Bay Weasley ikna eder bir tavırla ayrılmamız gerektiğini belirttiğinde Hagrid bizi koruyacağının temennisini verdi. Hagrid'ten kurtulmak kolaydı fakat Ron ve Harry? Malfoylar orada olacaktı bir şekilde bilgi alışverişi yapmam gerekiyordu.

Yanlarından geçtiğimiz herkes Bayan Weasley'in endişesini üzerinde taşıyordu. Herkes kendi grubuna sahip çıkıyordu, tek başına dolaşmak oldukça dikkat çekerdi. Dükkana girdiğimizde merakla nerede olduklarını görmek için etrafa bakındım.

''Ben çocuk değilim... Demek dikkat etmedin, ha? Anne, tek başıma kendi alışverişimi yapabilirim.'' mızıkçı sesi duyduğumda başım oraya döndü. Harry ve Ron'da sesin geldiği yöne baktı,

''Canım, annen haklı. Zor zamanlardayız, hiçbirimiz artık dışarıda tek başına dolaşmamalıyız. Bunun çocuk olup olmamakla alakası yok...'' Madam Malkin yatıştırmaya çalışırcasına konuştu.

''Sen iğneyi batırdığın yere bak, tamam mı? Bu seni ilgilendirmez.'' rafların arkasından Malfoy üzeri toplu iğneler dolu cübbesiyle çıktı ve aynanın önüne geçti. Yansımadan gözleri ilk kesiştiği kişi ben oldum, ardından Ron ve Harry'e alayla baktı. Onu son gördüğümden beri eski kendini beğenmiş ifadesine kavuşmuş olmalıydı. ''Eğer kokunun nereden geldiğini merak ediyorsan anne, şuan içeri bir bulanık girdi. Ondan geliyordur.'' Harry ve Ron öfkeyle asalarını Draco'ya çekerken onlardan önce Draco'ya laneti yapıştıran ilk kişi olmak istedim.

Yaptığı tamamen aptallıktı, özellikle bugün... Neydi bu kini, öfkesi, onu bugün bile susturamayan. Madam Malkin, üç oğlanı da uyardığında Ron ve Harry'nin omuzlarına elimi koydum.

''Yapmayın. Değmez, özellikle de bu zamanda...''

''Kesinlikle, okul dışında bir bulanık için büyü yapmaya değmez.'' bize döndü gözleri tekrar beni bulurken dudağının kenarı kıvrılmıştı. ''Gözünü kim morarttı, Granger? Ona çiçek göndermek istiyorum da...'' bir adım öne attığımda Madam Malkin bu seferde Bayan Malfoy'dan yardım istedi...

''İkinizde kaldırın asalarınızı. Eğer oğluma bir kez daha saldırırsanız bu yapacağınız son şey olur.''

''Bizi tehdit mi ediyorsun? Yapacağını söylediğin şeyi gerçekleştirmek için bir kaç ölüm yiyen arkadaşını da yanına çağıracak mısın?'' Harry kışkırtıcı bir ses tonuyla konuşurken ellerim iki yanımda yumruk şeklini aldı, Madam Malkin iki taraf arasında çığırırken hiçkimse onu umursamıyordu. Malfoy ile tekrar göz göze geldim, bu sefer nefretle bakan gözlerinde bir panik dalgası görmüştüm.

''Görünüşe göre, Dumbledore'un favorisi olmak sana yanıltıcı bir güvenlik hissi vermiş, Potter. Fakat o her zaman yanında olamaz...''

''Vay canına, o burada değil! Ne dersin gidip onu bulalım mı? Belki sana, yenik kocanın yanında çift kişilik bir hücre bulabilirler!'' Harry'nin aşağılayıcı sözlerinin ardından Malfoy öfkeli bir adım attı ama cübbesinin eteklerine takılıp tökezleyince durmak zorunda kaldı.

''Annem hakkında böyle konuşmaya cürret etme, Potter!'' Malfoy hırladığında, onun biraz önce düşecek olmasına gülüyordu Ron. Annesi sakinleştirmek ister gibi Malfoy'un koluna dokundu.

''Sanıyorum ki, ben Lucius ile birlikte olmadan önce, Dumbledore, o kıymetli Sirius'un yanında olacak.'' açıkca konuşması üzerine elim ağzıma kapandı. Malfoy titreyerek annesine bakarken, Harry bu sefer asasını Bayan Malfoy'a çevirmişti.

''Harry, hayır!'' bağırdım ve kolunu indirmeye çalıştım. ''Düşün, lütfen. Bunu yapma, seni büyük bir belanın içine çeker.'' Madam Malkin, Malfoy'un koluyla uğraşmak için döndüğünde Malfoy bağırarak kadının eline vurdu.

''İğnelerini nereye batırdığına dikkat et, kadın! Anne, artık bunu istemiyorum.'' öfkeyle cübbesini çıkarıp yere fırlattığında annesiyle birlikte dükkan ve bizim kalitemiz hakkında bir kaç aşağılayıcı laf söyledi.

Malfoy, elinden geldiğince sert bir şekilde Ron'a omuz attığında son kez bana bakmıştı. Başımı sadece onun görebileceği bir şekilde hafifçe iki yana salladığımda dükkandan çıktı...

*** *** ***

Sıkkınlıkla camdan dışarıya baktığımda tanıdık bir fiğürün aceleci adımlarla geçtiğini fark ettim. Kaşlarımı çatıp cama doğru bir kaç adım attığımda, Malfoy tedirginlikle arkasını kontrol etti. Gözlerin üzerinde olduğunu hissetmiş gibi, Bayan Malfoy neredeydi peki? Bir işler çeviriyordu, görevle ilgili miydi? Bayan Malfoy'un onu isteyerek yalnız bıraktığı düşüncesi mantıksız geliyordu.

''Annesinin nerede olduğunu merak ediyorum...'' omzumun üstünden Harry'e kısa bir bakış attım ve derin bir nefes aldım. Çok güzel, onların da fark etmesi demek sonu belirsiz bir yolculuğa çıkacağımız anlamına geliyordu.

''Sıvışıp elinden kurtulmuştur.'' Ron'un alaycı sesiyle merakla kaşlarım kalktı, neden böyle bir şey yapma gereği duysundu ki? Tabii eğer sakladığı bir şey yoksa-

''Ama neden?'' mırıldandım. Çoktan gözden kaybolmuş Malfoy'un arkasından bakmaya devam ederken, içime bir öfke doldu. Ne yapmaya çalışıyordu bu çocuk?

''Çabuk, altına girin...'' Harry'nin aceleci fısıltısıyla gözlerim büyüdü.

''Şey, bilemiyorum Harry...'' fark etmesi için Bayan Weasley'e bir bakış attım ama o ve Ginny, Cüce Puff'ları büyük bir merakla inceliyordu. Panikle kalbim hızla atarken etrafa gergin bakışlar attım. Malfoy'un dikkatsiz bir davranışı ya da görevle ilgili bir planı olabilirdi, peşinden gitmemiz her şeyi başlamadan bitirirdi. O yalnızdı, yanında annesi yoktu. Üçe karşı bir savaşmak zorunda kalırdı.

''Hadi...'' Ron ve Harry pelerinin altına girerken onlara baktım. Fark edilmek istiyordum ama hiç kimse bizim olduğumuz tarafa bakmıyordu. Mecburen bende pelerinin altına girerken birbirine yapışmış vücutlarımız nedeniyle hızla atan kalbimin sesini ve bedenimin titremelerini fark etmemeleri için dua ettim.

Sıkış tıkış bir şekilde dükkandan çıktığımızda Malfoy ortadan kaybolmuştu. Rahat bir nefes verdim ve üzerimden pelerini atmak için hareketleneceğim sırada Harry'nin konuştuğunu kulağıma sertçe vuran ses dalgalarıyla işittim. Yüzüm buruştu,

''Bu yönde gidiyordu...'' Hagrid, Harry'nin fısıltısını duymamıştı. Harry'nin işaret ettiği yönde koşturarak ilerledik. Önünden geçtiğimiz her dükkanın içine dikkatlice bakarken sıcakladığımı hissettim.

''Hadi...'' Malfoy'u gördüğümde sızlandım. Harry ve Ron merakla duraksadıklarında öfkeyle kesik bir nefes aldım, ''Bu o, değil mi? Sola dönen?''

''Aman ne süpriz...'' Ron homurdandığında, Malfoy bir kez daha arkasını dönüp dikkatle sokağa baktı. Knockturn Yolu'na saptığında Harry olduğu yerde tepindi.

''Çapuk yoksa onu kaçıracağız.'' Harry panikle arkasından koşarken pelerinin üzerimizden kaçmaması için Ron ile birlikte ona yetişmeye çalıştık. Ellerim onları yavaşlatmak ve bir arada kalmamız için ikisininde tişörtünü sıkaca kavramıştı.

''Ayaklarımız görünüyor! Durmalıyız, fark edileceğiz!'' pelerin soğuk hava dalgalarıyla ayak bileklerimize çarparken onları durdurmak için yollar arıyordum.

''Önemli değil. Sadece çabuk olun.'' Harry'nin saçlarını teker teker yolmak istedim. Lanet meraklılar, ne bulmayı bekliyordular ki? Malfoy bizi takip ettiğinde kendileri rahatsız oluyordu ama şimdi biz onu takip ediyorduk.

Karanlık Sanatlar'la kaplı sokağa girdiğimizde, etraf tamamen terk edilmiş gibi görünüyordu. Korkuyla titredim, ya tuzağa çekiliyorsaydık? Belki Malfoy bilerek o pencerenin önünden geçmişti, onu takip edeceğimizi bilerek. Ölüm yiyenler belki de bize saldıracaktı, bu durumda kimin tarafında olmalıydım? Tarafımı belli etmeden Harry ve Ron'u kanımın son damlasına kadar korumalı mıydım? Bana zaten sonsuz olan güvenlerini bu arttırır mıydı?

Malfoy'u fark ettiğimde Harry'i durması için kolunu sertçe çimdikledim. Harry acıyla bağırdı,

''Şşşttt, bak, işte orada.'' Borgin & Burkers'ı işaret ettim. Büyük bir dolabın yanında duran bize arkası dönük Malfoy'u gözlerimi kısarak inceledim. Ne yapacaktı, lanetli bir parça satın alıp onu Dumbledore'un üzerine mi fırlatacaktı? Düşünceyle alayla gülümsedim, onu kimse öldüremezdi.

Malfoy ellerini sallayarak konuşurken, hararetliydi. Bir an sırtı bize dönük çocuğun Draco Malfoy değilde Lucius Malfoy olduğu hissi vücudumu kapladı. Babasının küçük bir kopyasıydı, onu örnek olarak büyümüş kişiden başka bir şey beklenemezdi.

Yüzünde korku ve içerleme bulunan, iki büklüm bir şekilde duran yağlı saçlı adam tedirginlikle başını sallıyordu.

Babasının küçük kopyası...

''Eğer neler konuştuklarını duyabilseydik...'' içimdeki merakla konuştum.

''Duyabiliriz,'' Ron'un heyecanlı çıkan sesine aldırmadım. ''Hadi ama lanet olası...''

''Ne yapıyorsun?'' arkamda kıpraşan Ron'a homurdandım. Yere bir kutu düştüğünde panikle etrafa baktım,

''Uzayan kulaklar, bakın!'' heyecanla konuşmasına devam etti. Elindeki kulaklara bakarken, Fred ve George'un dükkanından aşırdığını anlamıştım.

''Harika,'' heyecanlı görünmeye çalışarak mırıldandım. Ron kulakların bir tarafını kapının altından attığında gerginlikle kapıya baktım. ''Umarım, kapı böyle küçük numaraları engellemek için büyülenmemiştir.'' umarım büyülenmiştir.

''Hayır! İşte dinleyin!'' merakla Ron'un elinde tuttuğu kulağa eğildik. Malfoy'un sanki dibimde konuşuyormuş gibi yüksek bir şekilde sesi duyuldu.

''Peki, fakat onu görmeden bu işin zor olduğunu söylemem gerekiyor, belki de imkansız bile olabilir. Size, hiçbir şey için söz veremem.''

''Söz veremez misin?'' Malfoy'un sesi daha önce hiç duymadığım bir şekilde karanlık çıkıyordu. Tehdit edercesine adamın üzerine yürüdü, ''Belki bu başarabileceğine olan inancını tazeler...'' karanlık ses tonuyla titrerken, görüntü dolap nedeniyle engelleniyordu. Onları itekleyerek yana kaydım görebilmek için her yönü deniyordum ama tek gördüğüm boncuk boncuk terleyen adamdı.

''Birisine söylersen, gereken cezayı aldığına emin olurum. Fenrir Greyback'i biliyorsun değil mi? Bir aile dostumuzdur.'' o günkü görüntüsü ve sinsi ifadesi gözümde canlandı. Ne yani adamı böyle mi tehdit ediyordu. Kendisine olmak üzere olan şeyi başkasına yapmakla tehdit ederek mi? Adi herifin tekiydi. ''Ara sıra işini laikiyle yapıp yapmadığından emin olmak için sana ziyaretler yapacak.''

Bu sefer vücudum öfkeyle titredi. Ne demekti bu? Greyback'in bile bu durumdan haberi vardı ama benim yok muydu? Bu işte beraberdik, kendi kafasına göre iş yapma hakkı yoktu! Onu asamla duvardan duvara savurma isteği içimde büyük bir alev topu şeklinde baş verdi. Yaptığı planlardan bir şekilde beni de haberdar etmeliydi! Kendi başına iş çeviremezdi, evet haberdar etmek zordu ama bir şeyi yapmadan önce benden de onay almalıydı. Karanlık Lord'un da bu durumu bilme olasılığıyla ellerim yumruk şeklini aldı. Greyback'te işin içinde olduğuna göre kesinlikle biliyordu! Malfoy bana güveni sağlayacak şeyleri kendi başına yapıyordu!

''Buna gerek kalmayacak, efendim.''

''Buna ben karar veririm!'' Malfoy küstahca bir böceğe konuşur gibi bir ses tonu kullanıyordu. Beni defalarca aşağılamıştı ama bu ses tonunu hiç kullandığını hatırlamıyordum. ''Güzel, artık gitsem iyi olur. Bu tekini güvende tutmayı unutma, ona ihtiyacım olacak.'' Malfoy rahat nefesler eşliğinde ses tonunu koruyarak konuştu.

''Belki şimdi almak isteye bilirsiniz?'' adam soru sorar bir biçimde teklifini sundu.

''Hayır, tabiki şimdi almak istemiyorum, seni aptal değersiz herif!'' tükürükler saçarak konuştuğunu görmesemde ses tonundan emin olabiliyordum. Onu taşırken nasıl etrafımı kontrol edebilirim?! Satma yeter.'' büyük bir şey...

''Tabii ki, satmam. Efendim...'' adam reverans yaptığında şokla gözlerim büyüdü.

Babasının küçük kopyası...

''Unutma, kimseye bir şey söylemek yok Borgin. Buna annem de dahil, beni anladın mı?'' kaşlarım belirsizlikle çatıktı. Neden annesinin haberi olamazdı, görevini biliyordu sonuçta.

''Şüphesiz, şüphesiz...'' adam sayıklarken tekrar reverans yaptı. Memnun suratıyla Malfoy dışarıya çıktığında onu inceledim. Kendinden çok emin ve mutlu görünüyordu. O kadar yakınımdan geçti ki vücudumun ona değeceğini ve fark edileceğimiz endişesi beni sardı. Pelerin rüzgarıyla sallandı.

''Bu da neydi?'' Ron merakla mırıldandı.

''Bilmiyorum, bir şeyin onarılmasını istedi. İçeride bir şey saklamak istiyor, neyi işaret ettiğini görebildiniz mi?''

''Hayır, dolap engelliyordu.''

''İkiniz de burada bekleyin,'' pelerinin altından çıkıp dükkanın kapısının önünde durdum. Saçımı düzelttim ve rahat görünmeye çalışarak dükkana girdim. Beni dinlediklerini bildiğim için ses tonumu korudum.

''Merhaba, efendim. Gerçekten iğrenç bir sabah değil mi?'' gülümseyerek adama seslendiğimde şüpheyle bana baktı. Bana cevap vermediğinde bir Muggle şarkısı mırıldanarak eşyaları incelemeye başladım. Büyük bir şeyler arıyordum, Malfoy'un taşırken zorlanacağı ve dikkat çekeceği bir şeyler. Önemli, işe yarayacak bir şey...

''Bu kolye satılık mı?'' şüpheyle hareketlerimi inceleyen adama gülümseyerek sordum. Beni dinleyen Harry ve Ron'un ve adamın şüphelerini üzerimden atmaya çalışıyordum. Harry ve Ron'u küçük parçalara yönlendirmem gerekiyordu,

''Eğer, Bin Beş Yüz Galleon'un varsa...'' adam küçümser bir ifadeyle konuştuğunda, elimi yavaşça geri çektim. Zarar görmesine neden olup bir de böyle bir sorunu başıma açamazdım.

''Ah, şey, üzerimde o kadarı yok. Malesef...'' büyük eşyaları dikkatle incelemeye devam ederken kafatasını inceledim.

''Peki, bu çok hoş bir... kafatası.'' adam öfkelenmeye başlamıştı.

''On Altı Galleon.'' kafatasına dokunmamaya çalışarak adama baktım.

''Yani demek istediğiniz, satılık. Kimse için... eemm ayırtılmamış, saklanmamış.'' adam gözlerini kıstığında yutkundum ve yakalanmış gibi ellerimi kaldırdım. ''Pekala, öyle bakmayın lütfen. Beni yakaladınız. Ben aslında biraz önce burada olan Draco Malfoy'un arkadaşıyım, doğum günü yaklaştı ve ona bir hediye almak istiyordum. Onun buradan çıktığını gördüm ve eğer özel bir şeyler ayırttıysa, ona aynı şeyi almak istemem. Çok utanç verici olmaz mı sizce de ? Bu yüzden... eee...'' adam öfkeyle kolunu kapıya doğru kaldırdı.

''Dışarı, hemen!'' panikle geri çekildim. ''Defol!'' adamın arkasından hızlı adımlarla kapıya doğru giderken çarptığım dolap beni engelledi. Farkındalıkla gözlerim açılırken dolaba dikkatle baktım. Buydu! Adam duraksadığımı fark ettiği gibi beni yakamdan tutup çekiştirdi ve dışarıya sürükledi ve itikleyerek dışarıya fırlattı. Kapı arkamdan çarparken olduğum yerde zıpladım, 'kapalı' levhası çevrilirken pencereler kararmadan son kez dolaba merakla baktım.

''Çok iyi,'' kolumdan çekildiğimde çok geçmeden pelerin üzerime geçirilmişti. ''Denemeye değerdi, ama sen bir nebze açıkca belli..'' öfkeyle alay eden Ron'a baktım.

''Peki, bir daha ki sefere bana nasıl yapıldığını öğretirsin Gizem Ustası!'' bağırdığımda geri çekildi.

*** *** ***

Uyuyan Ginny'e son bir kez daha bakıp pencereyi açtım. Aşırdığım süpürgelerden biriyle pencereden dışarıya çıkarken yüzüm buruşmuş bir haldeydi. Kovuğa döndüğümüzde çantamda bulduğum notta kabul töreninin 12'de olacağı yazıyordu, oraya gitmek zorundaydım.

Zaman harcamadan hızla Malfoy Malikanesine giderken birkaç defa düşme tehlikesi yaşamıştım. Saçlarımın daha fazla kabardığını ve yüzümün kireç gibi olduğunu bilerek büyük demir kapının önünde durdum.

Lanetin bana işlemeyeceğini bilerek rahat bir şekilde kapıyı itip bahçeye girdim. Şimşek çakıp yağmur yağmaya başladığında, tüm hislerim çekilmiş gibiydi.

Kapıyı yedi kez çaldıktan sonra bir ev cini kapıyı açtı ve bana tiksinerek baktı. Çok güzel...

Adımlarım beni o odaya yönlendirirken bir an önce ne olacaksa bitip gitmesini istiyordum. Kapıyı sakince çaldım ve kapıyı açtım, karşıma son geldiğimden daha kalabalık bir topluluk çıktığında dudaklarım büzüldü.

''Hoşgeldin, Hermione. Biz de seni bekliyorduk.'' Lord elini bana doğru uzattığında yanında ayakta duran Malfoy'a baktım. Kaşları kalkık bir şekilde alayla suratıma bakıyordu. Yanlarında durduğumda Karanlık Lord geçen defa burada olmayan kişilere görevimizi anlatmaya başlamıştı.

''Vay, Granger, morluğunu silmişsin. Bence bu geceye çok uygundu ha, ne dersin? Seni küçük muggle doğumlu zavallı bir kız gibi değil de, kötü bir kız gibi göstermişti.'' Malfoy gözlerini kısarak kulağıma doğru eğildi ve fısıltısını bıraktı.

''Bulanık kokusuna alerjin olduğunu sanıyordum Malfoy. Geri çekilsen iyi olur, aniden alerjin tutarsa anneciğin çok üzülür.'' göğsünü gererek hafifçe geri çekildiğinde suratında iğrelti bir gülümseme vardı. O gülümsemesinin üzerine yumruğumu geçirmek istiyordum, yaptığı ve yapmakta olduğu her şey için bir yumruk atmak istiyordum.

''Bana henüz bir isim vermedin, Granger. Çiçekleri hazırladım, gönderilmek için bekliyorlar.'' gergince yerimde kıpırdandım. Masadan ve Lord'tan uzaktaydık o yüzden bu kadar rahat konuşuyordu ama asıl derdi bu değildi.

Konuşarak gerginliğini azaltmaya çalışıyordu. Benimle bile konuşmaya çalışması durumun vahametini gösterir nitelikteydi. Ödü patlıyordu...

''Bana gerçekten bir çiçek göndermek isteyeceğini hiç düşünmemiştim Malfoy. Gururumu okşadın.'' bir süre suratıma baktıktan sonra yüzünü buruşturdu ve önüne döndü.

Ona ne lanet işler karıştırdığını sormamak için tırnaklarımı avcuma geçirdim. Kelimeler dilimin ucuna gelirken, buranın yeri ve zamanı olmadığını biliyordum.

''Neden buradasın?'' meraklı bir ses tonuyla sorduğunda cevap vermedim ve o da tekrar sormadı.

''Gelin...'' Lord bizi çağırdığında ağır adımlarla yanlarına gittik. Bellatrix'in her an üzerime atlayacakmış gibi bakışına aldırmamaya çalışarak Lord'a baktım. ''Bunun için seçildiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzu biliyorsunuz. İkinizde seçilmiş kişilersiniz, bu hediyeyi kabul etmeli onurlandırmalısınız. Sadece başarı istiyorum,'' kafam o kadar doluydu ki sözlerini dinleyemiyordum bile. ''Her şeyinizle bana bağlandığınıza yemin etmelisiniz. Kalbiniz, ruhunuz, hayatınız, tüm bağlılığınızla. Her türlü ihanette ya da düşüncede...'' ikimizdede gözlerini gezdirdi. ''O işaretle birlikte sonsuza kadar sizinle olduğumu bilmelisiniz. Bu izi aldığınız anda ruhlarınız tamamen benim olmuş olur.''

''Sadece size bağlı kalacağıma yemin ederim, Lordum. Tüm bağlılığım size ait...'' Malfoy ile birlikte gerçekten inanıp inamadığımızın tartışılır olduğu kelimeleri sıralarken Lord'un önünde diz çöktük.

Kabul töreninin içeriğini öğrenmeden önce bize bozulmaz yemin ettireceğini bile düşünmüştüm fakat sadece sözlü bir yemin edeceğimizi öğrendiğimizde şaşırmıştım. Yine de rahatlatmamıştı, bozulmaz yeminde en azından bir kaçış noktası vardı fakat bu izden yoktu. Gerek duymamasına şaşmamalı...

Kazağımın kolunu yukarıya doğru çekiştirdim ve sol kolumu ona doğru uzatırken başımı aşağıya eğdim. Yanımdaki Malfoy'da aynı hareketleri uygularken gözlerimiz bir anlığına kesişmişti.

Büyülü kelimeler havada uçuşurken başımı daha fazla eğdim ve gözlerimi kapattım. Kapalı gözlerimin ardından bile etrafın büyünün enerjisiyle kaplandığını görebiliyordum.

Ardından daha önce hiç hissedilmeyen bir acı hissi geldi. Sanki ruhum taşlaşıyormuş gibi vücudum ağırlaşırken acıyla tüm kaslarım kasılmıştı. Boğazımda bir düğüm oluşurken, başımda farklı bir acı vardı.

Sanki tüm anılarım renklerinden uzaklaşmış gibi aklıma gelirken öğürme isteği geldi. Alevlerin vücudumu sarıyormuş hissi beni etkisi altına almıştı, çok çok farklı duygulardı bunlar. Farklı hisler ve farklı bir acı.

Sanki etimi ısıtılmış bir bıçakla kesiyormuş hissi kolumda baş gösterdiğinde çığlık atmamak için dişlerimi sıktım.

Başım aşağıya eğikti ve gözlerim sımsıkı kapalıydı ama kolumda gerçek bir sürüngen olduğuna emindim. Kolumun suyunu akıtmak istercesine kolum sıkışıp büzüştüğünde artık tutamadığım bir çığlık ağzımdan kaçtı.

Malfoy'un da yanımda acıyla bağırdığını işitiyordum, kolumu geri çekmek istedim ama hiçbir kasımı kımıldatamıyordum.

Tekrar çığlık attım, tekrar, tekrar...

Kemiğim kırılacakmışcasına kolum bükülürken tüm iyi duygulardan arındırılmış gibiydim.

Kesilme hissi kayboldu, ardından sıkma hissi... Vücudum yumuşarken kolum yere sertçe çarpmıştı.

Biraz önce yaşananların acısının yorgunluğu dışında üzerimde hiçbir farklılık yoktu ama sanki, sanki bir yerlerde zincirlerle bağlandığımı ve kapana kısıldığımı hissediyordum.

Gözlerimi açtığımda bordo rengine dönmüş koluma baktım. Kanlar her yeri sarmıştı ve o kara leke sanki sonradan yapılmış gibi değildi etimin içinden çıkmış gibi gözüküyordu. Engelleyemediğim yaşlar düştü, izin hareket ettiğine yemin edebilirdim.

Kafatasının içinden çıkan yılanın santim santim hareket ettiğine kesinlikle emindim. Sanki büyüyormuş, yerleşiyormuş gibiydi... Karanlık leke, bizim dünyamızda kötülüğü temsil eden yeşil bir ışık yayarken ağzımdan küçük bir hıçkırık kaçtı...

Artık tamamen onlardan biri olmuştum...

Geri dönülmez bir biçimde...

Bölüm sonu

1 yorum