İçeriğe geç

Spy x Dramione

Bölüm 1 · 15 dk okuma

Spy x Dramione

Bölüm 1

-1-

Bacaklarım zangır zangır titrerken nefes alamıyordum. Önümdeki büyük kara malikaneye bakarken bordo tişörtümün yakasını çekiştirdim.

Farkındalıkla ağzım kururken yurkundum, Karanlık Lord'un karşısına gerçekten böyle mi çıkacaktım? Elim anlıma vururken rahatlamaya çalıştım. Üzerimde bordo bir tişört, siyah bir şort ve yeşil neon renkli spor ayakkabılar vardı. Saçlarımı gelişi-güzel dağınık bir atkuyruğu yapmış ve annemle babama arkadaşlarımla çim hokeyi antremanı yapacağım yalanını söyleyip evden koşarcasına çıkmıştım.

Hangi arkadaşlarımla ve neden yıllar sonra bugün, bir Ağustos ayında antreman yapacağımı sorma fırsatını onlara vermemiştim. Çünkü sorulara verecek yanıtım yoktu. Benim Muggle dünyasında bir arkadaşım falan yoktu, tek arkadaşlarım Harry ve Ron'du onlarla da yazları buluşmazdım. Ailem bunu elbette biliyordu... Yazlarımı genelde ailemle tatile giderek geçirirdim, onlarla olan tüm zamanımı değerlendirirdim. Harry ve Ron ile ise sadece okulun açılmasına birkaç gün kala görüşmeye başlardım.

Bu sene Ginny'nin ısrarıyla son bir ayımı kovukta geçirecektim...

İşte şimdi ise buradaydım herkesten gizli bir şekilde zihnime yerleştirilen yolu takip ederek Malfoy Malikane'nin önüne kadar gelmiştim.

Burası tamamen ıssız bir alandı, bomboş arazide karanlık bir malikane duruyordu ve bu korkumu daha da arttırıyordu. İçeride beni ne beklediğini bilmiyordum, ne yapmam gerektiğini neden burada olduğumu bilmiyordum. Aylarca süren işkencenin ardından ailem için buraya kadar gelmiştim, sonunu düşünmeden...

Titreyen bacaklarımı zorla öne doğru hareket ettirdim, her adımda sanki bir bataklığın içine gömülüyormuş gibi hissediyordum. Büyük demir bahçe kapısının önünde durduğumda endişeyle cebimdeki asamın varlığını kontrol ettim.

Parmaklarım bana yol açmak için demir kapıyı kavradığı sırada ağzımdan kaçan büyük acı dolu çığlıkla yere yığılmıştım. Beynimden, ayak parmaklarımın ucuna kadar ulaşan acıyla birlikte tekrar çığlık attım ve yattığım yerde top gibi kıvrıldım.

Buğulu gözlerimle bahçe kapısının açıldığını ve iki siyahlı adamın çıktığını görmüştüm. Bir tanesinin asasını bana çevirdiğini fark ettiğimde gözümden yaşlar aktı, belki de bu kadardı. Sırf bunun için buraya çekilmiştim, Harry'e dayanılmaz bir acı yaşatmaktı belkide tüm amaçları... Vücudumdaki garip ağrının çekildiğini hissederken bitkindim, adamlar kollarımdan tutup beni bahçeye doğru çekiştirdiklerinde ayaklarım yere basmak için çok güçsüzdü. Ayaklarım arkamda yerde sürünürken başım sürekli geriye doğru düşüyordu.

Giriş kapısının önünde durduğumuzda adamlardan biri kapıyı yedi kez çaldı. Küçük bir delik hızla açıldığında deli gibi bakan gözler bana odaklıydı. Sadece gözleri gözüken kişinin Bellatrix Lestrange olduğunu kavramak zor değildi. Bu gözleri nasıl unutabilirdim ki, aylar öncesinde Sirius Black'i en yakın akrabalarından biri olmasına rağmen acımazsızca öldüren ve gözlerinden delilik fışkıran bu kadın kolay kolay unutulmazdı.

''Bu da ne?!'' çığırdığında ağrıyan başıma sesi daha da kötü geldi. İstemsizce yüzüm buruştu ve başım önüme düştü. ''Bize bir Muggle mı getirdiniz sizi becereksizler? Bununla ne yapmamızı istiyorsunuz, yememizi falan mı?!'' çığırmaya devam ederken konuşacak gücü kendimde bulmaya çalışıyordum ama ağzım sadece aralanıyor ve kesik bir nefes salabiliyordum.

''Bayan Lestrange, onu kapının önünde kıvranırken bulduk. İçeriye girmeye çalışmış ve lanet onu etkilemiş. O güce dayandığına göre, bir Muggle olamaz.'' adamlardan biri korkuyla konuştuğunda delikten gözüken gözler beni tekrar süzdü.

''Kesin sesinizi!'' Delikten çıkan el beni tişörtümden tutup kapıya yapıştırdığında acıyla sızlandım. Boynuma değen burunla kusmak istedim, beni kokluyordu. Merlin aşkına hangi aklı başında zihniyet bir Muggle ve bir cadıyı koklayarak ayırt etmeye çalışırdı ki? ''Kimsin, konuş...'' keskin fısıltısıyla gücümü toplayıp ellerimi kapıya yasladım ve geri çekilmeye çalıştım ama arkamdaki bedenler ve tişörtümdeki güçlü tutuş bunu başarıyla engelledi.

''Beni, beni Karanlık Lord buraya çağırdı.'' zorla kelimleri toparlayıp konuştuğumda tişörtümdeki tutuş gevşedi ve beni sertçe arkamdaki adamların üzerine itti. Gözleri tekrar delicesine üzerimde gezindiğinde yavaşça zihnimin açıldığını hissediyordum.

''Sana kim olduğunu sordum, soruma yanıt ver! Senin gibi birini Lordum ne yapsın ki? Aptal bir muggle kız çocuğu...'' adamlar beni konuşmam için dürterken derin bir nefes aldım.

''Ben, Hermione Granger. Harry Potter'ın en yakın arkadaşı...'' mırıltımla gözlerindeki ışıltıyı görmüştüm. ''Birkaç ay önce, Bakanlıktaki olayda ben de oradaydım.'' gözleri tadıklık hissiyle kısılırken kahkaha attı.

''Lordum, bir misafirimiz olacağını söylediğinde Zavallı Potter'ın sürtüğü olacağı hiç aklıma gelmemişti.'' tiz kahkahalarından birini daha attığında kapı açıldı ve asasının bir hareketiyle beni içeriye çekti. Arkamdaki adamların suratına kapı sertçe kapanırken ben büyüyle peşinden sürükleniyordum. ''Ölmek için enteresan bir kıyafet seçimi...'' gözlerimi yumdum. Büyük bir ağır kapı daha Bellatrix'in küçük bir el hareketiyle sertçe açıldığında daha ne olduğunu anlamadan odanın ortasına fırlatılmıştım.

Yüzüm sertçe parkelere yapışırken acı içinde inledim. Yerimden kalkmaya çalıştım ama sırtımda sivri bir acı hissettim. Bellatrix'in sivri topuklusunun baskısıyla yerde öylece kalırken sık nefesler alıyordum.

''Lordum, 'misafiriniz' geldi!'' imayla konuşup çığlıksı bir kahkaha attığında sürünme sesini işittim ve yanında yavaş ayak sesleri. Büyük bir piton sürünerek yüzümün yanından geçtiğinde şokla kalakalmıştım. Çok geçmeden çıplak uzun tırnaklı ayaklar gözümün önünde durdu. Öğürme isteğimle gözlerimi kapatırken tekrar Bellatrix'in tiz sesini duydum. ''İzninizle bu bulanığı ben öldürebilir miyim? Lütfen...'' şımarık bir kız çocuğu gibi ciyakladığında kalbim duracak gibiydi.

''Bellatrix, hayır, hayır... Lütfen biraz misafirperver ol.'' sivri baskı sırtımdan çekildiğinde dimdik bir şekilde kendimi Karanlık Lordun yılansı suratına bakarken buldum. Gözlerimi kapatmak başımı çevirmek istiyordum ama ne yaptıysa kaskatı bir şekilde ona bakıyordum. ''Misafirlerimizi öldüremeyiz, Bellatrix. Bu çok kaba bir hareket olur. Sevgili Hermione bize yardımlarını sunmak için burada. Değil mi?'' başımı panikle sallarken, Harry'e daha fazla acımaya başlamıştım. Yüzüme gelen saçları kulağımın arkasına sıkıştırırken ve kolunu omzuma koyarken hiçbir şey düşünemiyordum. Bomboş bir zihin içerisinde boşlukta yüzüyormuş gibiydim. Aklımda olan tek düşünce derin bir korkuydu başka hiçbir şey değil...

''Yardım mı? Lordum, bu küçük bulanık bize ne gibi bir yardım da bulunabilir ki?'' Bellatrix merakla fısıltı gibi çıkan sesiyle sordu. Sesinde farklı bir tını vardı, kıskançlık?

''Lütfen, Sevgili Hermione hakkında öyle rencide edici kelimeler kullanma Bellatrix. Yanımızda olan her büyücü ve cadıya kucak açmalıyız. Yanımızda güvende olduklarını bilmeliler. Ve Hermione konumu itibariyle bize çok büyük yardımlarda bulunacak. Daha doğrusu artık evinin tek erkeği olan Draco Malfoy'a büyük yardımlarda bulunacağına inanıyorum.'' gözlerim merakla açılırken omzumdaki koluyla beni çevirdi.

Gözlerim şokla büyük siyah masada dizi dizi oturan insanların üzerinden geçerken Draco Malfoy'un üzerinde duraksadı. Onu son gördüğümde Bakanlıktaki o uğursuz günün ardından trene biniyorduk. Babasının tutuklandığını trende öğrenmişti, yüzünün utançla kızarıp bozardığını hatta ağladığını hatırlıyordum. Trene binerken aptal arkadaşlarının ortasında başını eğmiş ve büzülmüş bir şekilde insanların bakışlarından kaçıyordu.

Onun da irice açılmış gözleri üzerimdeydi. Çok farklı görünüyordu, sanki uzun zamandır yemek yememiş gibi zayıflamış, yüzünden etler çekilmişti, rengi kül rengiydi sanki saçları olduğundan daha fazla solmuştu. Gözlerinin altında mor büyük torbalar dikkat çekiyordu, gözleri süzülmüş gibiydi. Sanki yuvalarından akıp gidecek gibiydi. Yüzünde gerçek bir korku vardı, üzerindeki havadan kendimden parçalar seziyordum. Sanki birkaç ayda yaşlanmış, büyümüş, olgunlaşmış gibiydi. Her zamanki bakışından eser yoktu. Her zaman soğuk baktığını düşündüğüm gözler mat bir ayna gibi gözüküyordu şimdi. Koca adam olmuş gibiydi...

İlk gözlerini önüne çeviren o oldu. Nerdeydi o küstah çocuk? Karanlık Lordun kolumdaki parmakları sıkılaştı ve güldüğünü işittim.

''Yeni arkadaşımıza 'Merhaba' demeyecek misiniz?'' dalga geçiyordu, anlamak zor değildi. Yeni çocuğu sınıfa tanıtan heyecanlı bir öğretmen gibiydi. Masadan garip mırıltılar yükseldi...

Çok geçmeden kendimi Draco Malfoy'un yanındaki boş sandalyede bulduğumda şaşkındım. Masadaki tek renkli kişi bile olabilirdim. Üzerimdeki bordo tişört, tüm siyahların arasında parlıyordu. Draco Malfoy'un saçları bile masaya canlılık katmıyordu. Solgundular...

Masadaki tek Gryffindorlu olmamak midemi düğümlüyordu, karşımda duran Peter arkadaş ihanetini hatırlatır gibi kıskıs gülüyordu. Gerçek miydi, gerçekten burada mıydım?

Baskınlardan konuşuyorlardı, yapacakları baskınlar, saldırılar. Öldürülecekler, kaçırılacak kişiler...

Anlamsızdı her şey, kalbime yük oturtan bir anlamsızlık. Kapılar tekrar açıldığında Profesör Snape sert adımlarla pelerinini savurark içeriye girdi. Bakışlarım yalvarır gibiydi, beni buradan kurtaracakmış hissine kapılmıştım. Lordun önünde eğilip özürler sıraladığında, bayılacak gibiydim. O da mı bu olayların içindeydi yani? Kim dosttu, kim düşmandı?

Gözlerim kabullenişle kapandı, ben düşmandım. Tek bildiğim buydu.

''Bayan Granger...'' alınan şaşkın solukla gözlerimi araladım ve Snape'in karanlık gözlerine baktım. Bu sefer şaşkınlıkla bakma sırası ondaydı.

''Oh, sana söylemeyi unuttum Severus. Aramıza yeni biri daha katıldı. Onu tanıyorsundur, sonuçta öğrencin. Bize çok yardımları dokunacağına inanıyorum, ne de olsa çağının en zekisi değil mi?'' Snape de yerine yerleştiğinde sandalyeme sıkıca tutunuyordum. Saldırı düzenlenecek Muggle doğumluların evlerinin konusu açılmıştı bu seferde. Neden buradayım?

Saldırmaktan, öldürmekten bahsettikleri kişiler benim gibi insanlardı, benden farkları yoktu. Planlarını acımasızca dile getirirlerken kulaklarımı tıkamak istedim, aylardır bana işkence edilen görüntüler ve fısıltılar kafamda tekrar tekrar canlanırken nefes almak güçleşiyordu.

''Lordum, yarın dolunay var.'' tüm bakışlar pis görünümlü Fenrir Greyback üzerine çevrilmişti. Özellikle sivriltilmiş pis tırnakları masanın üzerinde şekiller çiziyordu. Hakkında anlatılan hikayeler ve özellikle Remus'a yaptılarını hatırlamak bile tüylerimi diken diken ediyordu. Ölüm Yiyenlerin kurt adamları kullandıkları su geçirmez bir gerçekti, büyücü dünyasında hiçbir zaman iyi karşılanmamışlardı ve bu masada bile ona atılan tiksinç bakışlardan kendilerine eşit görünmediği gerçeğini kanıtlar nitelikteydi.

Malfoy'un yanımda yay gibi kıvrılan omurgasını görmüştüm. Kesik nefesler alırken elleri yumruk şeklindeydi, suratı sanki olabilecekmiş gibi daha da grileşmişti. Bayılacakmış gibi Greyback'a bakarken, Greyback'ın gözleri de sinsice Malfoy'un üzerine dönmüştü. ''Malfoy ile bugünden yola çıkarsak, istediğiniz zamana kadar iyi yetişmiş bir kurt adam olacağına eminim.''

Öksürmek istedim, gözlerim Malfoy'a dönerken nefes almayı bırakmış gibiydi. Dudakları sımsıkı kapalıydı ve vücudu herhangi bir nefes dalgasıyla sarsılmıyordu.

Kurt adam mı olmuştu? O yüzden mi bu haldeydi? Dolunay yaklaştığı için mi? Bir panik dalgası vücudumu sararken ellerimin korkuyla titrediğini hissettim. Ondaki farklılığın sebebi bu muydu gerçekten? Bu kabul edilemez bir şeydi. Büyük bir lekeydi. Asla safkan büyücülerin takındıkları sert tutumları desteklemiş biri değildim, bundan muzdarip biri olarakta kesinlikle her zaman bu gibi düşünceleri kırmaya çalışmıştım ama kurt adam olmak...

Özellikle bir Malfoy'un kurt adam olması, kabullenir bir şey asla olmazdı. Yanlışlıkla mı olmuştu yoksa Lordun bir kararı mıydı? Karanlık Lordun bilerek Draco Malfoy'u kurt adam yaptığı düşüncesi içimde hiç istemediğim bir acıma duygusu oluşturdu. Bunun sebebi Lucius Malfoy'un yakalanması mıydı, kendince bir ceza... Silinmeyecek, kara bir leke. Malfoy'ların tek oğlunun kurt adam olması...

Narcissa Malfoy'un masanın altından oğlunun elini tuttuğunu görür gibi oldum. Draco Malfoy gerginlikle ayaklarını sallamaya başlamıştı şimdi de...

''Hayır, Fenrir. Artık gerek yok.'' Lord keyiflenmiş gibiydi. Malfoy'un şaşkınlıkla Lord'a baktığını görebiliyordum, yüzünde bir minnet oluşmuştu.

''Nasıl yani-'' Grayback'te şaşkınlıkla Lord'a bakıyordu.

''Sevgili Draco Malfoy'un zaten yeterince acıya katlandığına inanıyorum, onu beceriksiz babasının hatası nedeniyle cezalandırmanın doğru olmayacağına karar verdim. Onun gibi yetenekli bir safkan çocuğunu kurt adam olmak gibi bir şeyle cezalandırmak tamamen yanlış olurdu. Soyumuz tükenmek üzere, onlara sahip çıkmalıyız.''

''Efendim, demek istediğiniz-'' Malfoy ilk kez konuşmuştu ama Lord onu bir el hareketiyle susturmuştu. Suratına hafiften renk gelmiş gibiydi, kabul etmek istemesemde onun adına rahatladım. Kimse böyle bir cezayı hak etmezdi.

''Babandan zeki olduğuna inanıyorum, Draco. Zeki ve başarılı. Şımarık zengin bir velet olarak yetiştirilmiş olabilirsin ama takdir edilen yeteneklerin var. O yüzden seni de aramızda görmek istiyorum.'' Malfoy'un kanı tekrar çekilmiş gibiydi, annesi ve Snape suskunlukla etrafa bakarken onların da iyi olmadığını fark ettim.

''Onu ölüm yiyen mi yapacaksınız, lordum?!'' Bellatrix'in heyecanlı tiz sesi yankılandığında dudaklarım aralandı.

''Evet, Bellatrix. Ölüm yiyenlerim arasında en genç üye olarak Draco'yu görmek istiyorum. Onun gibi birinin yanımda olması her anlamda işimize yarar. Çok yetenekli ve genç Slytherinli tanıdıkları olduğuna eminim, yanımıza daha fazla müttefik çekeceğine inanıyorum. Bunun yanında böyle bir ödülle birlikte yanında bazı sorumluluklar, görevler geliyor. Anlıyor musun Draco?'' Malfoy yavaşça başını salladı.

''Ne emrederseniz...'' başını önüne eğmişti, kaderine boyun eğiyordu.

''Senden istediğim Draco; küçük ama başarırsan ismini küçük büyük herkesin saygıyla anacağı şeyler. Savaşı kazanmamız gerçek anlamda tamamen senin ellerinde olacak.'' Lord'un gözleri bana kaydı ve tekrar önüne döndü. Malfoy merakla yapması gereken görevlerin söylenmesini bekliyordu. ''Öncelikle Ölüm Yiyenlerimin; Hogwarts'a alınmasını istiyorum.''

''Güvenlik önlemleri çok sert olacak efendim.'' Snape bunun imkansız bir şey olduğunu belli edercesine konuştuğunda Malfoy'un kaşları çatıldı ve Snape'e baktı.

''Draco'nun bir yolunu bulacağına inanıyorum. Değil mi?'' Malfoy hevesle başını salladı.

''Kesinlikle efendim, elimden geleni ardıma koymayacağım. Zor olacaktır, ama hiçbir şey imkansız değildir.''

''İşte aradığım inanç!'' Malfoy takdir edilmeyle omuzlarını geriye itti. ''İkinci görevin ise,'' Lord'un gülümsemesi söndü ve donuk bir ifadeyle Malfoy'a baktı. ''Dumbledore'un ölmesi. Onu öldürmeni istiyordum Draco, onda bana ait çok önemli bir şey var. Bu işin sonunda bana ait olanın ellerimde olmasını istiyorum.'' masadaki herkesin bunun imkansız olduğunu bildiğine emindim. Tarihin en büyük büyücüsünden bahsediyorduk, Lord'un tek korktuğu kişi ve kimsenin yenemeyeceği kişi. Lord'un keskin bakışları bana döndü,

''Sana gelince görevinin açık olduğuna inanıyorum. Harry Potter'ın aklında ne varsa, her ne planlıyorsa ve biliyorsa hepsinin bana rapor edilmesini istiyorum. Anladın mı?'' sesi keskindi. Zaten tahmin ettiğim şeylerin yüzüme karşı söylenmesi beni sarssada başımla onayladım. Arkadaşımın bana güvenip anlattığı şeyleri en büyük düşmanına söyleyecektim. ''Bunun yanında Draco'ya görevlerinin her adımında yardım edeceksin. Tarihinin en zeki cadısı olduğunu kanıtlamanı istiyorum. Draco'ya başarıyı getirteceksin. Draco'nun her başarısızlığı senin başarısızlığın, her başarısı da senin başarın olacak. Bu görevi laikiyle yerine getireceksiniz! Beraber çalışacaksınız, her şeyin en kısa zamanda kusursuzca işlemesi gerekiyor.''

Malfoy keskin bakışlarını bana çevirirken parlaklığını kaybetmiş bir camı andıran gözlerinde öfke vardı.

''Lordum, yeğenim Draco'nun görevlerini başarıyla yerine getireceğine inanıyorum, bu bu- yani kızın yardımına ihtiyacı olmadığı sizce de aşikar değil mi? Draco'yu ben yetiştirdim, zekası ve yetenekleri bunu kanıtlar biçimde... Babası olsaydı bir yardımcıya ihtiyacı olurdu ama Draco'nun kesinlikle bir yardımcıya ihtiyacı yok. Kızın tek yapdığı Draco'nun başarısından yararlanmak olacak.'' Bellatrix ikna edici bir ses tonuyla konuşurken Malfoy'un bakışları tekrar ilgi odağına dönmüştü.

''Ben böyle uygun görüyorsam böyle olacak, Bellatrix. Yeğeninin ne kadar yetenekli olduğunu icraatları gösterecek. Hermione'ye ihtiyacı olsun olmasın bu ona verdiğim görev ve yerine getirmek zorunda. İkisinin daha kusursuz bir iş çıkaracağına eminim.''

''Efendim, kararınızı bir daha düşünmenizi talep ediyorum. Bahsettiğimiz kişiler 16 yaşında iki çocuk ve bu ikisi de birbirinden hoşlanmayan kişiler. Yapacakları işin kusursuz olmasına imkan yok, bu iş onların boylarını aşıyor. Draco hırslarına yenik düşen bir çocuk ve Bayan Granger ise Potter'ın arkadaşı. Ona sırtını böyle kolayca dönmesi imkansız.'' Snape talepkar bir sesle konuştu.

''Birbirlerine karşı ne hissettikleri bizi ilgilendirmiyor değil mi, Snape? Biz burada ergen eşleşmesi yapmıyoruz, ikiside görevlerini yerine getirmelerinin bilince ve olgunluğunda. Draco'ya hayatını kurtaran bir şans verdim ve o da bunu memnuniyetle değerlendirecek, kendini kanıtlayacak ve görevini başarıyla yerine getirecek. Hermione'ye gelirsek onunla anlaştığımıza ve şartlara uyacağına güveniyorum. Yoksa ikiside herhangi bir yanlışta, başarısızlıkta başlarına ne geleceğini biliyor.'' yutkunurken gözlerimi kapattım.

''Siz nasıl düşünüyorsanız, Lord'um.''

''Ölüm yiyen işaretlerinize gelince. Bir kabul töreni düzenlenecek, görevinizin ayrıntılarıyla konuşulduğu günde. İkinizde işaretlerinize kavuşacak ve resmen birer ölüm yiyen olacaksınız.'' gözlerim doldu. Ellerim istemsizce kollarımı sıkarken Malfoy'un takımının kollarını çekiştirdiğini gördüm.

''Ne demek bu?! Bu, bu kızı ölüm yiyen mi yapacaksınız? Saygın işaretinizi bir bulanığa hediye mi edeceksiniz? Lordum, bir kızın özellikle bu kızın ölüm yiyen olması saçmalık olur!''

''Bellatrix, kıskançlığın yeri değil. Ayrıca benim kararlarımı sorgulama hakkı sana düşmedi.'' Bellatrix başını eğerken, gözümden engelleyemediğim bir damla yaş düşmüştü. ''İkinizide aramızda görmek istiyorum çocuklar. Draco sen en genç büyücü olarak ve sen ise Hermione ölüm yiyenlerim arasında Bellatrix'ten sonra gelen ilk kadın ve tüm kalıpları yıkan ilk cadı olacaksın. Sizin varlığınız bize güç verecek.''

''Lordum, onları aramızda görmeyi ne kadar istediğinizi anlıyorum ama tehlikeli değil mi?''

''Bu bir onurdur, Severus. Tehlikeyi göze alabileceklerdir.''

''Malfoy işaretini saklamayı becerse bile Bayan Granger bunu beceremeyecektir. Biliyorsunuz Potter ile sürekli dip dibe ve en küçük bir açık bile her şeyi tehlikeye atar.''

''Bu konuda haklısın Severus. Belki de her şey bittikten sonra Hermione'yi işaretine kavuşturmak daha doğrusu olur.'' Karanlık Lord çenesini sıvazlarken konuştu. ''Ama sevgili Hermione adına yakışır bir şekilde hediyesine sahip çıkmayı becerebilir diye düşünüyorum.''

''Ama Lordum, Draco'yu bu onurdan mahrum bırakmayacaksınız değil mi?'' Bellatrix tekrar atıldığında Malfoy'un dudaklarını ısırdığını görebiliyordum. Lordun ateş saçan gözleri Bellatrix'in üzerinde gezindi.

''Kararlaştırıldığı gibi Draco izine kavuşacak, Bellatrix.''

''Lordum, Profesör Snape haklı. Harry ile sürekli beraberim ve fark edilme olasılı oldukça yüksek.'' zorla konuştum. ''Fakat bir çok kara büyüyü gizleyecek saklama büyüleri biliyorum. Eğer işe yararsa, sizi hayal kırıklığına uğratmayacağıma eminim. Bahşettiğiniz hediyeyi büyük bir onurla taşırım.'' kesinlikle bunu istemiyordum, en son isteyeceğim şey bile değildi o lekenin kolumda olması ama bir anda kelimeler ağzımdan çıkmıştı. Bana güvenilmesi gerekiyordu ve bu izin büyük bir onur olarak kabul edildiği aşikardı. Reddetmemem gerekiyordu... Malfoy ve Snape'in hayretle bana baktığını görebiliyordum. Terleyen ellerimi şortuma sildim. Yapmam gerekiyorsa yapardım.

''Pekala, daha önce hiçkimsenin onurlu izimi saklaması gerekmemişti. Ama ikinizin durumu göz önüne alınınca bir büyüyle saklamanız doğru olur. Elinde neler varsa ize uygulamana izin veriyorum. Kabul töreninde görüşmek üzere o zaman.'' herkes yerinden kalkıp saygıyla Lordun önünde eğilmiş ve odadan çıkmıştı. Onların arkasından çıkmak için ayaklandığımda büyük pitonunun önümde belirmesiyle durmak zorunda kalmıştım. Gözlerimi korkuyla kırpıştırırken panikle Lord'a baktım.

''Seninle henüz işimiz bitmedi, Hermione. Görevinin ilk bilgi aktarımını şimdi yapman gerekiyor.'' yutkundum. Odada bulunan Malfoy ailesi ve Snape'e teker teker baktım.

''Pek bir şey bildiğim söylenemez, Lordum. Harry'den gerekli bilgileri öğreneceğimden emin olabilirsiniz.'' inandırıcı bir ses tonuyla konuşmaya çalışıyordum ama işe yaramadığı tehlikeli surat ifadesinden anlaşılıyordu. Bayan Malfoy, oğlunun elini tutarak odadan çıktığında ellerimi iki yanımda yumruk yaptım.

''Buna ben karar vereceğim. Yaklaş...'' titreyen bacaklarımla Lord'un önüne kadar ilerledim. Karanlık Lord uzun tırnaklı, kemiksi eliyle sertçe çenemi tuttu. Snape ifadesiz bir surat ifadesiyle olanları izlerken, Bellatrix keyifle gülüyordu.

Karanlık Lord'un kötülük saçan gözleri gözlerimi bulduğunda beynimde dayanılmaz bir sızı hissettim. Acımasızca kafamda gezerken çığlık attım, ayaklarım beni tutmuyordu ama çenemdeki sert tutuşu nedeniyle kendimi yere bırakamıyordum.

Çığlıklar arttı, tüm anılar gözümün önünden geçerken mahvolmuş gibi hissediyordum. Ron ve Harry ile gülüşlerimiz, onları kovalamam, kitaplarla vurmam, her türlü zorluktan el ele vererek konuşmalarımız, tesellilerimiz... Kendi hakkında duyduğu her kötü sözün ardından duvarlarımı daha sert kırarken başım çatlayacak gibiydi. Kulaklarımda sıcaklık hissediyordum.

O uğursuz güne kadar geldi, beni seçtiği güne kadar. Amacı belliydi herhangi bir bilgiye ihtiyacı yoktu tek derdi vardı o da Harry'i geri dönülemez bir şekilde mahvetmekti. Aile olarak gördüğü tek kişinin öldürülüşünü görmesinin ardından ona dost acısı yaşatmak. Alacağı bilgileri de tatlı niyetine kullanacaktı, Harry'nin içi içini yiyecekti. Nasıl, nasıl her şeyi bilebilir, bir casus mu var? Ve sonrasında belki de Ron'dan bile fazla güvendiği benim hainliğimle karşı karşıya kalacaktı.

O uğursuz gün, Harry'nin sevdikleri sayesinde ölümden kurtulduğu gün, Harry'nin bana baktığı ve böylelikle Karanlık Lord'un beni gözüne kestirdiği gün bu plan yapılmıştı. Harry'i ölümün sınırına kadar getiren o acıyı kıran dostluk...

Yoldaşlığın saklandığı yerler ve kimlerin üye olduğuna dair anıları yıkarcasına incelerken, artık dayanamıyordum.

Ve işi bittiğinde yerdeydim, yanağım karanlık parkelere yapışmıştı, burnumdan akan kanı görebiliyordum ama hiçbir şey hissedemiyordum. Her şeyim elimden alınmış gibiydi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.