"Bu hikâyeyi daha önce de yaşadın."
Cümleyi defalarca okudum.
Mantığım bunu reddediyordu.
"Böyle bir şeyi hatırlardım..."
Defterin ikinci sayfasını çevirdim.
Bu kez el yazısıyla yazılmış uzun bir not vardı.
Eğer bu satırları okuyorsan, yine başarısız oldun.
Sana kimseyi kurtaramayacağını söyleyecekler. İnanma.
En önemlisi... kendine güvenme.
Boğazım düğümlendi.
Bu yazıyı...
Ben yazmıştım.
Eminim.
Yıllardır kullandığım el yazısıydı.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan...
Annemdi.
Hızlıca açtım.
"Anne!"
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Sonra yabancı bir kadın sesi duyuldu.
"Affedersiniz... Kimi arıyorsunuz?"
Ne dediğini anlayamadım.
"Anne, benim."
"Yanlış numarayı aradınız."
Telefon kapandı.
Olduğum yerde kaldım.
Hemen tekrar aradım.
Bu kez telefon hiç çalmadı.
Sadece mekanik bir ses duyuldu.
"Bu numara kullanılmamaktadır."
"N... Nasıl yani?"
Dizlerimin bağı çözüldü.
Rehberimi açtım.
Annemin numarası...
Yoktu.
Babamın numarası da.
En yakın arkadaşımın numarası da.
Sanki telefonumdaki insanlar hiç var olmamıştı.
Deftere tekrar baktım.
Sayfanın en altında, daha önce fark etmediğim silik bir cümle vardı.
Her yanlış seçiminde bir parçanı kaybedersin. Önce anılarını... Sonra insanları... En sonunda kendini.
Telefonum yeniden titredi.
Yeni bir mesaj gelmişti.
Kayıp Sayısı: 1
Mesajın hemen altında ikinci bir satır belirdi.
Sıradaki kayıp 19 saat 58 dakika sonra gerçekleşecek.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Kayıp mı?"
O anda istasyonun hoparlörleri kendi kendine çalıştı.
Cızırtılı bir ses tüm perona yayıldı.
"Sayın yolcularımız..."
Ses birkaç saniye kesildi.
"...döngü yedinci kez başlatılmıştır."
Başımı yavaşça kaldırdım.
"Döngü..."
"...yedinci kez mi?"
Hoparlörden son bir cümle duyuldu.
Ve bütün tüylerim diken diken oldu.
"Bu sefer de başarısız olursan, yerini o alacak."