Gözlerimi açtığımda...
Hastane yoktu.
Koridorlar yoktu.
Çekirdek Odası da kaybolmuştu.
Kendimi bir metro vagonunda buldum.
Her şey sessizdi.
Yolcular hareketsizdi.
Sanki zaman gerçekten durmuştu.
Telefonuma baktım.
Saat...
06.00.00
Ama saniye ilerlemiyordu.
Tam karşımdaki camda yansımamı gördüm.
Bu kez yalnız değildim.
Arkamda onlarca kişi duruyordu.
Hepsi bendi.
Kimi çocuktu.
Kimi yaşlıydı.
Kiminin yüzü yaralıydı.
Kiminin saçları bembeyazdı.
Hepsi aynı anda bana bakıyordu.
Ve aynı anda konuştular.
"Biz..."
"...senin yaşayamadığın hayatlarız."
Nefesim kesildi.
"Ne?"
İçlerinden biri öne çıktı.
Üzerinde okul üniforması vardı.
"Ben, o gün trene hiç binmeyen Ege'yim."
Bir diğeri konuştu.
"Ben, kapıları açmaya çalışan Ege'yim."
Üçüncüsü...
"Ben, herkesi kurtarmaya çalışan Ege'yim."
Her biri farklı bir kararın sonucuydu.
Farklı bir hayat.
Farklı bir son.
Telefonum titredi.
Olasılık Sayısı: 9.847.211
Ekrana uzun uzun baktım.
Demek sistem...
Bu kadar farklı ihtimali hesaplıyordu.
Tam o sırada vagonun en arkasından biri yürümeye başladı.
Onun yüzü diğerlerinden farklıydı.
Yorgun değildi.
Korkmuş da değildi.
Sadece sakindi.
Yanıma geldi.
Elini omzuma koydu.
"Artık gerçeği biliyorsun."
"Şimdi son soruyu cevaplaman gerekiyor."
"Nasıl bir soru?"
Gülümsedi.
"Cevabı yalnızca sen verebilirsin."
Telefonum yeniden titredi.
Bu kez ekranda tek bir soru vardı.
Bir kişiyi kurtarma şansın olsaydı...
Kendini mi seçerdin, yoksa diğerlerini mi?
Parmağım ekranda durdu.
Tam seçim yapacakken...
Metro aniden şiddetle sarsıldı.
Kulakları sağır eden bir fren sesi yükseldi.
İnsanlar çığlık atmaya başladı.
Saat sonunda ilerledi.
06.00.01
Ve ilk kez...
Zaman yeniden akmaya başladı.