Koridor karanlıktı.
Acil çıkış tabelalarının yeşil ışığı dışında hiçbir şey görünmüyordu.
Hasta önlüğü giyen adam ağır ağır bana doğru yürüyordu.
Adımlarının sesi hastanenin duvarlarında yankılanıyordu.
Tak...
Tak...
Tak...
Yüzünü artık net görebiliyordum.
Bendim.
Ama gözlerimin altında derin mor halkalar vardı.
Saçlarım uzamıştı.
Yüzümde ise garip bir yorgunluk vardı.
Sanki yıllardır uyumamış gibiydim.
Kapüşonlu kız fısıldadı.
"Onunla konuşma."
Bu cümleyi daha önce de söylemişti.
Ama bu kez dinlemedim.
Bir adım öne çıktım.
"Sen kimsin?"
Hasta 713 durdu.
Uzun süre yüzüme baktı.
Sonra acı bir tebessüm etti.
"Ben..."
"...sekizinci döngüdeki sensin."
Nefesim kesildi.
"Sekizinci döngü mü?"
"Evet."
"Ama bana yedinci döngüde olduğumu söylediler."
"Görebildiğin yedinci."
Sözleri hiçbir anlam ifade etmiyordu.
Telefonum yeniden titredi.
Ekranda yeni bir uyarı belirdi.
UYARI
Süreç bozuluyor.
Bir anda hastanenin duvarları çatlamaya başladı.
Sıvalar yere dökülüyordu.
Koridorun sonundaki pencereler tek tek kırıldı.
Dışarı baktığımda...
Şehir yoktu.
Binalar yoktu.
Arabalar yoktu.
Hastanenin dışı sonsuz, beyaz bir boşluktu.
Dizlerim titredi.
"Bu... imkânsız."
Hasta 713 başını iki yana salladı.
"İmkânsız değil."
"Gerçek."
Kapüşonlu kız ilk kez bağırdı.
"Sus!"
Hasta 713 ona baktı.
"Artık saklayamazsın."
Kızın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"Onun öğrenmeye hazır olmadığını biliyorsun."
Hazır olmadığım şey neydi?
Kimse cevap vermedi.
Tam o anda telefonumdaki sayaç durdu.
İlk kez...
Geri sayım durmuştu.
Ekran bembeyaz oldu.
Sonra siyah harfler belirdi.
Sistem Hatası.
İki Ege aynı anda tespit edildi.
Dengeyi sağlamak için birinin silinmesi gerekiyor.
Koridorun ışıkları yeniden yandı.
Hasta 713 bana baktı.
Yavaşça cebinden eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı uzattı.
Fotoğrafta ben, kapüşonlu kız ve tanımadığım iki kişi gülümsüyorduk.
Fotoğrafın arkasında el yazısıyla tek bir cümle vardı:
"Dördümüzden yalnızca biri hayatta kalacak."