İçeriğe geç

Sözler ve Gözler

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Sözler ve Gözler

Bölüm 5

Pazar Günü

Bir pazar gününün arifesindeydim. Pazar günlerini hiç sevmem. Zira çok sıkıcı olur, etrafta insan varlığını bırakın canlı kalıntısı bulunmaz haddeye gelir. Herkes evine çekilmiş ailesi ile tatil sefası sürerken ben dışarı çıktım. Güneş bütün havaya hakim olduğunu adeta haykırıyordu. Tenime değen sıcak güneş dalgaları sınırlarımı yegane zorlarken tenimden akan ter bu sıcak karşılamaya boş kalmıyordu. Derhal bir çeşme gördüm ve yanına gittim suya o denli hasret kalmışım ki sudan çıkmış balıktan bir farkım yoktu. Günlerden cumartesi idi lakin pazardan farkı olmaması benim canımı bizzat sıkmıştı. Bütün ahbaplarım köye gitmiş beni bu beton yığının ortasında yalnız bırakmışlardı. Bir bank gördüm büyük bir çınar ağacının gölgesinde sefa sürüyordu ona eşlik etmek için gittim ve oturdum. Bir rahatlık sardı bünyemi çok yorulmuşum biraz fazla yürüdüm zira. Dersler falan derken telefonumun varlığından bihaber hale gelmişim onun varlığını hatırladıktan sonra cebimden aldım ve bakmaya başladım. Tabii bu da sıkıntımı gideremiyordu. Aylardan temmuz okullar tatil olmuştu ve hayallerimizde pek büyülttüğümüz lakin hiçbir içeriği olmayan tatile sonunda kavuşalı 2-3 hafta oluyordu. Sosyal medyada gezerken bir hikaye gördüm, kimi kandırıyorum? Sadece onun hikayesine bakmak için girdim sosyal medyaya. Kendisini paylaşmış, aman Allahım bu letafete kadi olmak için ne denli arayışlar içine girmeli ve ne savaşlar vermeliyim dedim kendi içimde. İçimde tabii ki dışarıya vurabilen mi var? Ona olan aşkımı dışarıya vurabilsem muhtemelen bu cihan üzerinde büyük bir tsunami etkisi bırakırdı yahut demir bir yumruk gibi çarpardı dünyayı. Aşk-ı vaziyetim pek elim bir vaziyet aldığında ağlamaya başlardım. Gözlerini hatırladıkca içimde kıpırdayan kelebekler bana isyan bayraklarını çoktan açmıştı bile. Artık sevinemiyordum,imkansız olmuştu benim için. Bu imkansız sevda bana zulüm etmeye başladığında 15 yaşına girmeme 2 ay kalmıştı. Fikrimce 15 yaşıma girmeden bu işi bitirmeli aşkımı itiraf etmeliydim yoksa başkalarına yar olacaktı gözlerinde hayatı bulduğum. Bu düşüncelerle yüzleşirken yanıma yaşlı bir amca oturdu. Elinde bir fotoğraf vardı. Sanırsam karısının fotoğrafıydı ona bir başka bakıyordu çünkü. Birden bire sende mi aşık oldun genç diye sesleniverdi bana. Ona tepkisiz bir şekilde baktım ve deminki sözlerine ekledi. Senin yaşlarındayken bende pek aşıktım genç dile kolay 55 yıl geçti. Yarım asır geçmiş yarım asırdır bir vucüdda rüku kılınan bir aşk. Aşkın gerçek gücünü orda keşfetmiştim onun büyüsüne kapılmış biriyle tanışmam bunda yegane etkiye sahip idi. Döndüm ve aşk nasıl bir şey amca dedim. Yüzünü derhal buruk bir gülümseme sardı. Yüreğinde dize gelen burukluğu kendi içimde hissetmiş kadar olmuştum. Aşk dedi amca ve ekledi: Aşk bir bahçeye benzer genç pek karmaşık bir bahçedir bu dışarıdan görünce büyüsüne kapılır ve içine girmek için dualar edersin. Nihayet içine girdiğinde seni içine sürükler,o hayranlıkla baktığın bahçe diken dolu bir esir kampı eşleğinindedir. Kanayan yaraların olur o bahçede yürürken ama zerre etkilemez. Canın çok acır ama zerre aksımazsın,o kadar batar ki dikenler sana en sonunda boyunu aşacak haddeye gelir. Ve bu haddede kendi kanında boğulursun... Ben bu haddedeyim genç,bakıyorumda sen yolun başındasın. İşittiklerime inanamıyordum tüylerim diken diken olmuştu,bu yaşlı amcanın dedikleri beni derinden etkilemişti. Muhtemelen bu yaşlı amca benim gönlümün vücud bulmuş eseriydi. Omzumu sıvazladı ve ayağa kalkıp orayı terk ettiğinde ben şokun etkisindeydim. Aşk,gerçekten böyle birşeymiydi? Pazar sabahına nihayet uyandığımda güneş henüz yeni ağarmıştı. Kuşların cıvıltıları eşliğinde balkondan etrafı seyderken yüzüme ılık bir rüzgar vurdu. Bu beni ayıltmıştı,balkonda iken düşünen bir ölü gibiydim. Dünü düşünüyordum yaşlı amcayı. Aklımda birçok soru işareti kalmış ve bunların esareti altına alınmıştım. Sanki bağımsızlığımı kaybetmiş ve duygularımı yitirmiştim. Onu severken pek bağımsızdım öyle ki onu düşünürken birçok sınırı aşıyordum düşler cihanında. Mutluluğumun yegane temeli olan kızı düşünmek fikrimce beni dünyanın en özgür ve bağımsız insanı yapıyordu. Fakat işittimki bu uğurda dünyanın en aciz kimliğine bürünmüşüm. Onun tanrı yadigarı kokusu beni bahçesine sürüklüyordu. O bahçeye yaşlı amcadan sonra girmeye buna yeltenmeye korkar oldum. O bahçe cennet bahçesimiydi yoksa cehennem parçasımıydı bu düşüncelere kapılır oldum. Göğe bakarken bu düşünceler eşliğinde göğün eşsiz mavisi içinde kayboldum. Onunda gözleri mavidir maviyi pek severim. Belki de onun bana sunacağı bu azap bahçesi zıttında göklerin üstün parçalarıdır? Bana düşüncelerini armağan eden yarım asırlık bir deneyim olmasına rağmen risk alacaktım. Bu risk beni göklere çıkarıcak yahut hayatım boyunca deneyimleyeceğim bir acı olacaktı. Fakat hazırdım. Bu aşk ya beni yok edecek yada yoktan var edecekti...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.