İçeriğe geç

Soyutlanmak

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Soyutlanmak

Bölüm 3

Görünmez

Aynaya tekrar baktım. Saçlarım dağılmış, göz altlarım simsiyah olmuştu. Makyajla kapatabilirdim. Ama ruh halimi ne kapatacaktı?

Odadan çıktım. Koridor sessizdi. Salona doğru yürürken, mutfaktan kahve kokusu geliyordu. Ve bir ses... Felix'in sesi. Ama yine o titrek, hüzünlü haliyle değil. Neşeliydi. Sahte bir neşeyle söylüyordu.

Felix: Changbin hyung, dün gece rüyamda seni gördüm. Bana dans dersi veriyordun. Ama sen dans ederken düştün!

Changbin: Ya kapa çeneni, ben asla düşmem!

Jeongin: Rüyanda mı düşmüş hyung?!

Ardından gelen kahkahalar. Yine o kahkahalar. Hepsi uyanıktı, neşeliydi, hayata bağlıydı. Ama ben? Ben sadece koridorda durmuş, onları izliyordum. Kimse fark etmemişti beni. Yokmuşum gibiydim.

Bir adım attım. Yer gıcırdadı. Bu kez Hyunjin başını çevirdi.

Hyunjin: Ah, Siwoo. Gel kahvaltı yap. Prova için enerjin olsun.

Başımı sallayıp masaya oturdum. Önüme bir tabak kondu. İçinde ne olduğuna bakmadım bile. Sadece çatalı elimde tuttum. Ama yemek yiyemiyordum. Midem bulanıyordu.

Felix, karşımdaki sandalyeye oturdu. Göz göze gelmemek için başını eğdi, telefonuyla ilgilenmeye başladı.

Ama fark ettim ki telefonun ekranı karanlıktı. Sadece bana bakmamak için yapıyordu bunu. Dün geceki o konuşmanın üzerinden bir duvar örmüştü.

Ve sanırım istediğim buydu, insanları benden uzaklaştırmak. Yanlış bir yöntemle yapmış olmama rağmen...

(zaman atlaması)

Prova başladı. Müzik yükseldi, vücutlar hareketlendi. Herkes koreografiyi ezbere biliyordu. Ben de biliyordum. Ama vücudum sanki başka birine aitti. Her harekette bir ağırlık vardı, her dönüşte denge kaybediyordum.

Chan: Siwoo, sola geç! Geç kaldın!

Hata yapmıştım. Hatalarımı sindirmeye çalışırken yüzümdeki ifade değişti. Changbin bunu hemen yakaladı.

Changbin: Yine mi saçma sapan triplerinden biri? Beş dakika prova yaptık daha. Şimdiden mızmızlanmaya başlama.

Bu cümle... tam yüzüme yapıştırılmış bir tokat gibiydi. Ve herkes duymuştu. Jeongin duraksadı, Seungmin kaşlarını çattı, Chan derin bir nefes aldı. Felix ise hiçbir şey demedi. Sadece baktı.

O bakan gözler... Yargılamıyor, kızmıyor, ama acıyordu. Sanki "Görüyorum seni" diyordu.

Siwoo: Hyung... ben mızmızlanmıyorum. Sadece...

Changbin: Ne? Ne 'sadece'? Yine bir bahanen mi var?

Sesim kesildi. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Ne diyebilirdim ki? "Depresyondayım"? "Soyutlanma beni öldürüyor"? Bunları söyleyemezdim.

Söylesem dalga geçerlerdi. Çoktan denemiştim zaten. Bir keresinde Hyunjin'e "kendimi kötü hissediyorum" demiştim. "Hepimiz kötü hissediyoruz bazen, bu işin doğası" demişti.

Başımı öne eğdim. Gözlerim yere düştü. Hiçbir şey söylemeden, yavaşça yerimden kalktım. Herkesin bakışları üzerimdeydi. Ama kimse dur demedi.

Pratik odasındaki koltuğuma geçtim. Kulaklığımı taktım ve sırtımı onlara dönerek uzandım.

Sırtımı onlara sırımı döndüğümde, müzik yeniden başladı. Arkamdan gelen ayak sesleri, nefes nefese kalışlar, Chan'ın ritim tutan parmak şıklatmaları... Hepsi devam ediyordu. Ben yokmuşum gibi.

Gözlerimi kapattım. Kulaklığımda çalan şarkı tanıdıktı. Bizim şarkımız. Ama dinlerken hiçbir şey hissetmiyordum. Sadece boşluk. Uçsuz bucaksız bir boşluk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.