İçeriğe geç

Soyutlanmak

Bölüm 13 · 2 dk okuma

Soyutlanmak

Bölüm 13

Özür

Changbin: Bu... bu bir yara mı? Siwoo, neden daha önce söylemedin?

Siwoo: Ne zaman söylemeye kalksam, siz "trip atıyor" dediniz. Siz beni dinlemediniz.

Changbin'in yüzü bembeyaz oldu. Dudakları titredi, kelimeler boğazında düğümlendi. Hiçbir şey söyleyemedi. Ama bakışları yeterdi. Pişmanlık, suçluluk ve korku...

Jeongin: Ama... bu nasıl olabilir? Bu tıbben mümkün değil ki...

Siwoo: Ben de bilmiyorum. Doktorlar da bilmiyor. Cihazlar bozuluyor, görüntüleme mümkün değil. Vücudum teknolojiyi reddediyor. Tıpkı... benim sizi reddettiğim gibi.

Son cümleyle birlikte odada tam bir sessizlik çöktü. Herkes bana bakıyordu. Ama bu sefer, o bakışlar artık yargı değildi. Yalvarıyor gibiydiler. Sanki "Bizi affet" diyorlardı.

Felix'in gözleri yaşarmıştı. Ağlamamak için dişlerini sıkıyordu. Yanıma geldi, ama dokunmaya cesaret edemedi. Sanki dokunursa dağılacakmışım gibi.

Felix: Siwoo... Biz... biz gerçekten körüz. Ne yaşadığını göremedik. Sadece senden uzaklaştığını gördük ve... ve senin bizi sevmediğini sandık.

Changbin: Hayır, ben sandım. Ben öyle dedim. Senin trip attığını söyledim. Ama... ama sen acı çekiyormuşsun. Ve ben... ben üstüne gittim.

Changbin'in sesi boğuldu. Gözlerini kaçırdı, yere baktı. Omuzları titriyordu. Bu, Changbin'i ilk kez bu kadar kırılgan görüşümdü. Her zaman güçlü, her zaman sert olan Changbin hyung... şimdi karşımda ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

Minho sessizce yanıma geldi. Elini omzuma koydu. Hafifçe, sanki kırılacakmışım gibi. Ama dokunuşu sıcaktı, güvendi.

Minho: Biz... seni özledik. Gerçekten. O mesajları yazarken... ben de çok kızmıştım. Ama sana değil. Kendime. Çünkü bir şeylerin yanlış gittiğini fark etmedim.

Chan hyung bir adım daha yaklaştı. Dikkatlice, sanki ürkek bir hayvanı yaklaştırır gibi.

Chan: Siwoo... Biz senin aileniz. Ve aile, üyelerinden biri acı çekerken bunu fark etmeyen körlerden oluşmaz. Biz... biz hata yaptık. Ama lütfen, bunu düzeltmek için bize bir şans ver.

Jeongin: Hyung... ne yapabiliriz? Nasıl yardım edebiliriz?

Seungmin: Gerçekten... ne istersen yaparız.

Felix: Sadece... bizi uzaklaştırma. Artık lütfen. Sana ihtiyacımız var. Benim sana ihtiyacım var.

Bir süre duraksadım. Buna inanmalı mıydım?

Siwoo: Ne kadar özür dileseniz de... bunu düzeltebileceğimizi sanmıyorum. Size boş ümit de vermek istemiyorum. Bir gün gerçekten glitchlenip ölürsem...

Ama bir anda duraksadım. Bedenim bana itaat etmedi. Hiçbir şey yapamadım. Sonra görüşüm kararmaya ve pikselleşmeye başladı.

Ama hissettiğim başka bir şey daha vardı. Vücudumdaki glitch de artıyordu sanki. Ve orada bayılmaya teslim oldum.

Gözlerimi açtığımda, yine o beyaz tavan... Ama bu sefer odamın tavansı değildi. Hastanenin tavansıydı. Monitörlerin bip sesleri, serumun soğuk damlası, kolumdaki sargı... ve yanımda oturan Felix.

Felix uyuyordu. Başını yatağın kenarına yaslamış, elini benim koluma koymuştu. Sanki beni tutarsa kaybolmayacakmışım gibi. Saçları dağınıktı, yüzü solgundu, göz altları morarmıştı. Bu halde ne kadar beklemişti?

Yanında Chan hyung da vardı. O da uyuyordu, sandalyede başı geriye düşmüş, ağzı aralık. Changbin ise odanın köşesinde ayakta duruyor, pencereye bakıyordu. Dönüp beni gördüğünde, yüzündeki ifade değişti. Rahatlama ve suçluluk arasında gidip gelen bir bakış.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.