İçeriğe geç

Soyutlanmak

Bölüm 11 · 2 dk okuma

Soyutlanmak

Bölüm 11

Gözlem Altı

Acil servisin beyaz ışıkları gözlerimi acıtmaya devam ederken, doktorun yüzündeki ifade değişti. Elindeki cihazı bıraktı, arkamdaki monitöre baktı. O an, odadaki tüm hareketlilik sanki durdu.

Doktor: Siwoo-ssi, kolunuzu görebilir miyim?

Hemşire steril bezi açtığında, hepimiz donup kaldık. Glitchlenmiş alan artık sadece deride değildi. Damarlarımın içinde, adeta bir devre şeması gibi parıldıyordu. Kırmızı ve mavi ışıklar arasında gidip gelen ince çizgiler, kalp atışımın ritmiyle titreşiyordu.

Soyutlanmanın, dışlanmanın, yalnızlığın bedenimde yarattığı o glitch... artık gözle görünür, elle tutulur bir gerçekti. Belki de bu, içimdeki çöküşün bedenime yansımasıydı.

Doktor: Bu tamamen olağan dışı. Hemen bir dermatolog, nörolog ve psikiyatrist çağırın. Belki de multidisipliner bir yaklaşım gerekiyor. Ayrıca hasta yakınlarını arayın.

Siwoo: Hayır! Sakın kimseyi aramayın.

Sesim cihazların bip sesini bastıracak kadar yükseldi. Herkes bana baktı. Endişeli, şaşkın, korkmuş gözler.

Siwoo: Lütfen... kimseye söylemeyin. Henüz değil.

Doktor kaşlarını çattı. Ama hastanın talebiydi, prosedür gereği onayım olmadan kimseyi arayamazlardı. Ancak bu bulgular, tıbbi etik sınırlarını zorluyordu. İçimden bir ses, belki de bu sessizliğin bir gün patlayacağını söylüyordu. Ama şimdilik, bu sırrı saklamak, yaşadığım o derin soyutlanmanın getirdiği tek güçtü.

Doktor 2: Tamam. Ama Siwoo-ssi, bu durumu ciddiye almalısınız. Kolunuzdaki bu... lezyon, kanamanız ve bilinç kaybınız birbiriyle bağlantılı olabilir. Bu gece gözlem altında kalmalısınız.

Başımı salladım. Zaten gidecek halim yoktu. Yorgundum, bitkindim, ama içimde o küçük kıpırtı hala vardı.

Oda karışmaya devam etti. Yeni doktorlar girdi, cihazlar getirildi, kan örnekleri alındı. Kolumun üzerine bir tür jel sürdüler, görüntüleme yapmak için. Ama her seferinde cihazlar bozuldu, ekranlar parazitlendi. Sanki vücudum teknolojiyle etkileşime geçiyor, onu reddediyordu.

Doktorlar panikle birbirine bakıştı. Cihazların bozulması, ekranların parazitlenmesi... bu hiçbir tıbbi vakada görülmeyen bir durumdu. Başhekim çağrıldı, daha üst düzey bir ekip odaya girdi. Ama her seferinde aynı sonuç: cihazlar çalışmıyor, görüntüleme mümkün değil, kan örnekleri ise sanki dijital bir parazit içeriyor gibiydi.

Doktor: Siwoo-ssi, bu durumu daha önce hiç görmedim. Vücudunuz teknolojik cihazlara müdahale ediyor. Bu... bu bilimsel olarak açıklanamaz.

Sessizdim. Çünkü ben de anlamıyordum. Ama belki de bir şeyler biliyordum. Belki de soyutlanmanın, yalnızlığın, dışlanmanın vücut bulmuş haliydim. Artık sadece ruhum değil, bedenim de bu dünyaya uyum sağlayamıyordu.

O gece hastanede kaldım. Gözlem odasında, yalnız. Ama odanın içinde yalnız olmak, dışarıda onların arasında yalnız olmaktan daha iyiydi. En azından kimse bana trip atıp atmadığımı sormuyordu. Kimse arkamdan konuşmuyordu. Kimse beni yargılamıyordu.

Sabah olduğunda, gözlerimi açtım. Tavan beyazdı, ama hastanenin soğuk beyazı değil, daha yumuşak bir beyaz.

Kalktım, yatağımı topladım. Hemşireye teşekkür ettim, reçetelerimi ve yönlendirme kağıtlarımı aldım. Dr. Han'ın ofisinin önünden geçerken durdum. Kapının aralığından içeri baktım. Dr. Han masasında oturuyor, bir şeyler yazıyordu.

İçeri girmek için elim kapı koluna gitti. Ama yapamadım. Belki başka bir gün. Belki ilk adımı attıktan sonra.

Hastaneden çıktım. Dışarısı güneşliydi. İlk kez uzun süredir güneşi hissettim. Yüzümde, tenimde, ruhumda. Belki de iyileşmek gerçekten mümkündü.

Eve doğru yürürken, kollarımın glitchli kısmı hala acıyordu. Ama bu sefer farklı bir acıydı. Hatırlatıcı bir acı.

Bölüm sonu

1 yorum