İçeriğe geç

Soyutlanmak

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Soyutlanmak

Bölüm 10

Bayılma

Doktorun odasından çıktım. Koridorda yürürken bacaklarım beni taşımakta zorlanıyordu. Duvara tutunmak zorunda kaldım. İnsanlar yanımdan geçip gidiyordu, kimse fark etmedi. Zaten fark edilmemeye alışmıştım.

Hastanenin çıkışına geldiğimde, dışarıdaki soğuk hava yüzüme çarptı. Derin bir nefes aldım. Ama nefes almamla birlikte kolumdaki glitch daha da belirginleşti, sanki acıyla kaplanmıştı. Sanki vücudum bana "Kaçma, yüzleş" diyordu.

Hastanenin içinde yürümeye devam ederken bir anda istem dışı durakladım. Gözüm tekrar kararmaya başladı, görüşüm pikselleşti. Duyuşum ve görüşüm tamamen kesildi.

Kendime geldiğimde etrafımı fark etmeden önce kendime baktım. Yerler kan içindeydi. Ağzımdan bir sürü kan çıkmıştı. Ceketimin altında glitchlenmiş o alan artık daha çok acıyordu.

Hastanenin soğuk, beyaz koridorunda yerde yatıyordum. Kanın tadı ağzımda metalik, keskin ve iğrençti. Başımı kaldırdığımda, yerlerdeki kan havuzunun içinde yüzümün yansımasını gördüm. Ama o yüz bana ait değildi. Çok daha solgun, çok daha boş, çok daha… ölüydü.

Yanımdan geçen bir hemşire çığlık attı. Ayak sesleri, koşuşturmalar, telaşlı eller. Birisi sırtımı yasladı, birisi kanı temizlemeye çalışıyordu. Ama ben onların ne söylediğini duyamıyordum. Kulaklarımda sadece o tiz çınlama vardı. Ve kolumdaki acı, her saniye daha da artıyordu.

Gözlerim açık kaldı. Tavandaki floresan lambalar titreşiyor, gözlerimi yakıyordu. Bir doktor eğildi üzerime, ağzını oynatıyordu. Söylediklerini okumaya çalıştım: "Hastayı acile alın! Kanama durmuyor! Bilinci yerinde mi?"

Bilincim yerinde miydi? Bilmiyordum. Ama garip bir sakinlik vardı içimde. Sanki her şey olması gerektiği gibi oluyordu. Sanki bu an, bu kan, bu acı… Hepsi birikmiş sancıların dışa vurumuydu.

Bir sedyeye alındım. Tekerleklerin sesi, koşuşturma, tıbbi aletlerin bip sesleri. Hepsi uzaktan geliyordu sanki. Acil servisin beyaz ışıkları gözlerimi acıttı, sonra bir perde çekildi üzerime, birileri kolumdan bir şeyler yapıyordu, damar yolu açıyorlardı. İğnenin battığı yeri hissetmedim bile.

Doktorlardan biri eğildi, el feneriyle göz bebeklerime baktı.

Doktor: Siwoo-ssi, sizi duyabiliyor muyum? Başınızı sallayın.

Başımı salladım. Zorlada olsa. Dudaklarım kurumuş, boğazım yanıyordu.

Doktor: Kusma veya mide kanamanız olabilir. Endoskopi yapmamız gerekecek. Ama önce kolunuzdaki bu lezyonla ilgileneceğiz. Acıyor mu?

Acıyor muydu? Kahkahalardan daha az acıyordu, onların bakışlarından daha az. Ama evet, acıyordu. Başımı iki yana salladım. Yalan söyledim. Çünkü zaten acıya alışmıştım. Ne fark ederdi?

Bir hemşire kolumu steril bir bezle sarmaya çalışırken, cihazlardan biri anormal bir ses çıkardı. Ekrandaki değerler fırladı, sonra düştü. Doktor endişeyle ekrana baktı, sonra bana.

Doktor: Kalp ritminiz düzensiz. Siwoo-ssi, daha önce böyle bir şey yaşadınız mı? Bayılma, bilinç kaybı?

Siwoo: …Evet.

Sesim çatlak çıktı. Sanki uzun zamandır konuşmamışım gibi.

Doktor: Ne sıklıkta?

Cevaplamadım. Çünkü saymak istemiyordum. Ve zaten bilmiyordum. Zaman anlamını yitirmişti. Ama o an aklıma Felix'in sözleri geldi. "Ne zaman kapıyı açmaya karar verirsen." Kapıyı açmamıştım. Ama belki de başka bir kapı açılmıştı. Hastanenin acil girişi. Ve bu kapıdan içeri girdiğimde, her şey farklı olacaktı.

Doktorlar ve hemşireler arasında bir telaş daha yükseldi. Kolumdaki glitch daha belirgin hale gelmişti, parlak ve kırmızıydı. Sanki kanıyor gibiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.