Gümüş Masanın Sahipleri incelediğimiz çoğu yazılı kaynakta yedi kişi ancak bilgilerin bir şekilde eksik ve zarar görmüş yazılı farklı bir kaynakta köşesi yanmış olan bir sayfadaki resimde sekiz kişi bulunuyordu. Eski kaynakların çoğunda bahsi geçen masadaki her kişinin bir gümüş kılıcının olduğu gözükmekteydi. Yine bu eski ve hasarlı kitapta masada yedi tane gümüş kılış var. Bu kılıçlar, antik uzun haç kabzalı şövalye kılıçları. Masanın yedilisi tahminen yedi mitoloji kökeninden geliyor. Üstelik yedi antik soylu aileden gelmekte. En önemli konulardan biri çelişkili tarih ve resimler. Bak şimdi yedi gümüş kılıç ve yedi soylu kral ancak resimde bulunan sekizinci kişide saf odundan bir asa ya da normal bir sopa bulunmakta. Kitapta kılıçlar ve odundan sopa ile ilgili bir bilgi bulunmamakta. Bir önceki gün bulduğumuz Latince olan cümle araştırdığım kitaplara göre; antik bir söylem ve güç delisi kralların ve destekçilerinin kullandığı bir kalıplaşmış cümleydi.
O cümlenin anlamı "Güç sadece bahşedilenlerde olmalı, güçsüzler ise ölmeli." Bu cümle bariz bir şekilde Gümüş Masanın planlarını açıklıyor ve bu planlar hala devam ediyor. Şimdiki amacımız Antik Agora'ya gitmek. Kitapta Gümüş Masanın sırrının anahtarı burada başlıyor ve başka bölgelere doğru ilerliyor." Öğrendiğim bilgileri Alexandra ile paylaştıktan sonra kahvaltıyı toparladık ve hazırlanıp karavandan çıktık. Antik Agora'nın girişine gittik.
Çok şanslıydık yaklaşık beş dakika sonra başlayacak çevirmen destekli gezi turu düzenlenmiş hızlı bir şekilde danışma bölümündeki giriş işlemlerini hallederek bizde katıldık. Gezi başlamıştı antik yazıtları; inceledik gezdik, zihinlerimizi yerleştirdik daha sonra açık bir araştırma alanına ilerledik. Taş sütunların arasında gezinirken gözlerim aşağı doğru ilerledi. Sütunların biri sanki toprağa yerleşmemişte toprak sütunu sarmış ve taşa dönüşmüş gibiydi. Taşlaşmış toprağa dokunmak için eğildim. Bu sırada Alexandra'ya işaret yaptım ki etrafa dikkat etsin. Taşlaşmış toprakta elimi gezdirirken bir işleme gördüm. Belki toprağın üzerine taşınmak için koyulan yazıt sütunlarının baskısıdır diye tahminde bulundum ve avucumla bastırarak geçirmeye çalıştım. Elim kaşınmaya ve karıncalanmaya başladı.
Elimi topraktan çektiğimde işleme görünmüyordu. Avuç içime baktım ve topraktaki işleme avuç içime geçmişti. Baskıdandır diyerek hızlıca elimdeki toprağı temizleyerek ayağa kalktım. Ancak iz bir türlü geçmedi. Avucumdaki işleme Yunan Tanrılarının üç büyüklerinden Poseidon'a ait üç başlı mızraktı. İşlemeyi incelerken elime bir güvercin geldi. Alexandra'dan yem kutusunu aldım. Kutu boştu son bir yemi avucuma döktüm. Güvercin avucumun içindeki tek yemi aldı, avucumun içindeki üç başlı mızrağa baktığı anda elimi sertçe gagaladı. Elim kanamaya avucumdan taşan kan damlayarak toprağa döküldü ve yerdeki sert toprağa nüfuz ederek tamamen taşlaştırdı. Diğer elimle Alexandra'yı dürttüm. Yanıma gelerek bilmiş bir surat ifadesiyle "İyi ki birkaç kitabı okumuşum. Bunu biliyorum ruhanilerin kanı toprağı sıkıştırma ve taşlaştırma özelliğine sahiptir." Alexandra'nın dediklerinden fikir türeterek "Belki ikiz olduğumuzdan kanlarımız başka etki yapar."
Hiç düşünmeden fikrimi mantıklı bulan Alexandra çantadan bıçağını çıkartıp elinde bir kesik açtı ve ikimizde kanayan avuçlarımızı sıkarak kanlarımızı toprağa akıttık. Buhar çıkarmaya başlayan toprak eriyerek kayboldu altında bir kutu vardı. Çantamızdaki bezlerle avuçlarımızı sardık. Ardından kutuyu alıp geziyi bırakarak çıkarken arkamızdan bir ses geldi. "Mongrellar hemen o kutuyu bize verin ya da ölün." Peşimizden dört kişi geliyordu. Durmak zorunda kaldık. Arkamızdakiler den biri bıçak fırlattı bıçak sırtıma saplandı. Etrafımızı sardılar ve tek şansımızın hızlı ve ölümcül bir şekilde dört kişinin de ölmesi ya da kaybolmasıydı. Aklıma sadece Alexandra'nın gücünü ortaya çıkarması fikri geldi. Bunun için onu ya çok üzmeli ya da çok sinirlendirmem lazımdı. Sinirlendirmeye çalıştım ancak sadece ciddi ve tetikte bir şekilde önümde duruyordu.
Öfkenin onu ele geçirmesi nedense zorlaşmıştı. Bu yüzden duymak istediği son şeyi söyledim bu sırada kendine geri gelebilmesi ve dediğime inanması için ruhani formuma geçmem lazımdı. Son zamanlarda uyumadan önce yaptığım alıştırmalar ile ruhani tarafımı kontrol etmekte uzmanlaştığım için hemen ruhumu Alexandra'nın bilincine bağladım. Önce kafasını çevirerek bana bakan Alexandra bilincimi yitirdiğimi zannetti. Ardından zihnine fısıldadım "Tu solus vale nunc ego morior" Latince cümle daha etkileyici ve ağır olduğundan ve Alexandra'nın Latince bildiğinden dolayı işime yaradı. Anlamı "Ölüyorum, Elveda artık yalnızsın."
Sırtımdaki bıçak yarası acı veriyordu ancak öldürücü bölgeye gelmemişti. Tabi ki uzun süre kalırsa kalıcı bir şeyler olacaktı vücudumda. "Gözleri, çok parlak bir ışığın uzun süre kalması ve aniden yok olması ile oluşan saf karanlığın en yoğun halindeydi. Buna ters olarak vücudu beyazın en saf haliydi. Çantasındaki hançeri eline aldı ve gözle zar zor fark edilebilecek hızda ve güçlü bir şekilde etraftaki dört kişinin de kafasını kopardı. Gücünü kontrol edip edemeyeceğini bilmediğimden ve bilinci de yerinden olmadığından onu uyandırmam gerekiyordu. "Sakinleş, kader bizi ayıramadı kardeşim. Uyan!" Tabi ki benim de bilinci kendine gelsin diye yeniden vücuduma dönmem gerekiyordu. Yine aynı çığlık ve tekrardan vücudu havalandı bembeyaz bir küre oldu küre patladı ve kendimize geldiğimizde yine cesetler tozlaşmış haldeydi. Daha fazla dikkat çekmek istemediğimizden ve çok yorgun olduğumuzdan dolayı hızlı olmaya çalışsak da zar zor bir şekilde karavana ulaştık. Hemen uyumak istedim. Ne benim ne de Alexandra'nın günü anlayacak ve analiz edecek halimiz kalmamıştı bu yüzden kutuyu masaya bıraktım ve yatağına kurulmuş Alexandra'nın üstünü örttüm sonra geçip yattım.
Sabahın Erken Saatleri
Derin uyku ve kısa süren bilinç kaybından olsa gerek ilk ışıklar ile uyanan Alexandra bıkmadan kutuyu açmaya çalıştı. O kadar deneme yaptı ki sonunda uyandığımda neredeyse kutuya kin tutacak hale gelecektim. Uyanmamın ve kendime gelmemin ardından "Acaba bu kadar zorlamak yerine ipucumu arasan." Kolumu çimdikleyen ukala kardeşim "İpucu buldum zaten sadece senin uyanman için ve birazda ters köşe için zorladım." Bu kardeşimin en sevdiğim ancak korktuğum yanlarından biriydi. İnatçı biri ancak aptal değil aksine çok zeki fakat hisleriyle ve duygularıyla hareket ediyor bu da onun karar merkezini bilinmezlik ile öne çıkartıyor. Kutunun parmağı ile üzerinden geçirdiği kapağındaki küçük yazıyı çevirdi. "Açmanın bir bedeli var. Ancak ve ancak sadece seçilmişler açabilir." Seçilmişler ile kastedilenler tahminimizce ya entisler ya da Mongrellar idi.
Entis kanı elimizde olmadığından sadece kendi kanlarımızı deneyecektik. Bu yüzden ikimizde parmağımıza birer kesik attık ve kapak ve kutunun arasındaki çizgiden başlayıp kanı sürdük. Kanın sürülü olduğu kısım ateşlenerek açıldı. Seçilmişler ile kastedilen bizlerdik yani Mongrellar denememiz başarılı olması birazcık olsa da bizi mutlu etti. Kutunun içinde yine bir Mongrel kitabı bir deney seti ve farklı renklerde tüpler vardı. Her tüpün üstünde isimler yazılı etiketler bulunuyordu. Seti boş tezgâha koydum ve kitabı masanın üzerine koyması için Alexandra'ya verdim ama o merakından hemen okumaya başladı. Bende boş durmak yerine tüplere ve yanındaki deney aletlerini incelemeye başladım. Ancak günümüz malzemeleri için değil de çok eski zamandan kalmış gibiydi aslında kutuyu bulduğumuz yere bakılınca mantıklı geliyordu. İnternette bu sete benzeyen en mantıklı resim simya araştırmasında kullanılmış. O zaman anladık ki bu sette atalarımızdan bize lazım olacak diye bırakılmış. Eğer bize bırakılmış bu kutudaki eşyaları peşimizdekiler ele geçirseydi ne için kullanacaklardı. İmha ederlerse elimizdeki materyal sayısını ve bilgilerin bir kısmını azaltacaklardı. Peki ya bize karşı kullanılabilir şeylerse. Ben düşüncelere dalmışken Alexandra "Buldum, buldum!" diye bağırdı. Hemen yanına gittiğimde Alexandra'nın parmağı ile işaret ettiği kitabın bir sayfası harita parçası şeklindeydi.
Ancak bu harita sadece bir parçaydı. Tam halinden bambaşka bir halde çok fazla eksik parça vardı. Çizilen bu harita dünya haritası şeklinde çizilmişti. Haritada başlangıç noktası olan izler Yunanistan'dan başlayıp Oregon'a doğru devam ediyordu ancak yol haritası şeklinde izlerle ilerleyen haritada noktalar bitiyor gibiydi ve yanarak açılmış bir yuvarlak bulunuyordu. Bizde karar verdik. Oregon'a doğru yolculuk edecektik. Jason ve Mary eski politikacı ve bürokrat idiler. Yetişkinliğe girdiğimiz zaman anlamadığımız bir hızda pasaport ve çoğu ülkeye rahatça girebileceğimiz belgeleri bize sağlamışlardı. Şimdi etrafıma bakıyorum da neden süreci hızlandırdıkları ve hazırlıklı oldukları çok belliydi. Tabi ki maddi durumumuz hali yerinde olduğundan şu ana kadar bir sıkıntımız olmadı. Alexandra neşeli ve heyecanlı bir gülümsemeyle "Bekle bizi Oregon biz geliyoruz!"
Alexandra'nın eğlenceli hali ve heyecanı bazen çok korkutucu olabiliyor. Önemli kısım orada uzunca bir yerleşik yaşam sürmek çünkü bu hareketlilik akıl sağlığımıza iyi gelmemeye başladı üstüne haritadaki yol haritasındaki izler Oregon'dan sonrası için yakıldığından dolayı burada kalmamız gerektiğini anladık. Planımız öncelikle Portland/Oregon'a vardığımızda aşırı güvenli ve sığınak şeklinde bir ev bulmamız lazım. Ondan sonra bir kazanç yani sürdürülebilir iş bulmamız lazım. Çünkü; elimizdeki bütçe neredeyse önceden fazla olsa da şu anda bitti ve artık bize bakan bir ailemiz olmadığından para kazanma vaktimiz geldi. Bu düşünceler ve fikir alışverişi bittiğinde yatma vaktinin geldiğini anlamıştık. Ancak uykuya daldıktan yaklaşık 10 dakika sonra karavanın camından bir taş içeri girdi, kırılma sesiyle uyandım. Hızlıca ayağa kalkarak taşın yanına gittim. Ancak Alexandra sürekli kâbus gördüğü için korkuyla uyandı. "Öldük mü, beni bırakma Alexandre " diye sayıklamaya başladı. Panik halinde olduğundan sadece gözlerini açmıştı. Taşı elime aldığımda üstündeki yazıyı okudum. "Gecenin halkı sizinle." ilk başta anlamadan uyumak için "Boş ver..." dedim. Alexandra'yı sakinleştirdikten sonra tekrardan yatağıma döndüm ve ikimizde uyuduk. Yaşadığımız şehirdeki Üniversitede Polis Departmanı Dedektiflik unvanı ile bitirmiştim. Ancak işe başlayamamıştım. Alexandra küçüklüğünden beri hayvanları çok sevdiğinden üniversitede veterinerliği seçti ve bitirdi. Oregon'da bu mesleklere tam olarak başlayacaktık.
6 Saat Sonra -Portland/Oregon
Burası gerçekten çok farklı bir şehir. Ancak Portland/Oregon yerlilerinin anlattığı korkunç (Alexandra'ya göre çok eğlenceli) hikayeler insanları şehrin belirli bölgelerinden uzaklaştırıyor. Biz bu garip hikayeleri öğrenmek istedik. Bu ıssız bölgelerden biri "Yıkılmış Antik Dağ Kalesi" ve dağın altında bulunan "Kanlı Orman'dır." Biz ilk önce aradığımız türden evi bulmak için emlakçı aramaya başladık. Hiçbir yerini bilmediğimiz Portland'in kalabalık caddelerinde gezerken Kızılderili kültürünün yansıtıldığı bir mahallenin girişinden birkaç adım geride en sonunda bulduğumuz emlakçı dükkanına girdik. Vakit kaybetmeden emlakçıyla konuşup, hemen evlere bakmaya başladık. Ancak gezdiğimiz hiçbir ev aklımıza yatmamıştı. Bütün evler bitince Alexandra üzgün bir surat ifadesiyle "Şansımız yine tersine döndü." Bu fikrine yüzde yüz katıldım. "Çok kötü oldu." Umutsuz ancak gayret ederek son bir telefon görüşmesi yapan emlakçı "Aslında bir ev daha var. Eskiden silah ve füze deposu olarak kullanılmış." İkimizde o son eve bakmaya karar verdik. Güneş batmıştı. Gece olmadan varsak süper olurdu. Emlakçının anlattığı ev Kara Ormanın ayrı bir parçasında yer alıyordu. Ormanı iki parçaya ayıran bir akarsu bulunuyordu. Eve vardığımızda dışı çok garip gözüküyordu ancak içi tam bir savunma kışlası gibiydi. Evin içi geniş ve rahattı sürgülü kilitler vardı güvenlik aşırı bir şekilde olduğu için Alexandra'nın çok hoşuna gitmişti.
Bizde düşündük ve burada yaşamaya karar verdik. Emlakçı kira konusunda sıkıntı yapmadı hatta bütçemiz olduğunda çok uygun bir fiyata satın alabileceğimizi söyledi. Bulunduğu yerden dolayı kimse kalmak istememiş emlakçı da elden çıkarmak istiyordu. Evraklar ve belgeleri hallettikten sonra aradan bayağı bir vakit geçti ve anahtarları aldık. Anahtarların neden bu kadar fazla olduğunu soramadan acil bir işi olduğunu ve gitmesi gerektiğini söyledi. Emlakçı hızlı bir şekilde arabasına doğru ilerledi arabanın kapısını açarken bir karartı gözlerimizin önünden geçit. Emlakçı ortalıktan bir anda yok oldu.
Bir anda emlakçının kafası bir kazıkla tam önümüzde asılı durdu. Biz daha ne olduğunu anlamadan ormanı uluma sesli kapladı. Uluma sesleri çok fazlaydı. Bulunduğumuz bölge doğaya taraf olduğundan kurtların ve birçok yabani hayvanın bulunması normal. Ancak tek bir kurt sürüsünün uluma sesi gelmiyordu. Birçok sürü ormanda toplanmış gibiydi. Gözle görünmeseler de kendilerini fark ettiriyorlardı. Ulumalar ya bir uyarıydı ya da bir selam. Alexandra beni hemen içeri itip kapıyı kilitledi. Bu olay yerli halktan duyduğumuz efsanelerin gerçek olduğunu kanıtlayabilir. Bende yeter artık düzgün bir uyku çekelim dedim ancak Sığınakta -nedense eve verdiğimiz isim oldu çok kısa bir zamanda- düzgün eşya olmadığından ve tek yatak olduğundan Alexandra'yı zor bir şekilde ikna ederek onun uyumasını istedim. Alexandra uyuduktan sonra önce saate baktım.
Gece Yarısı- 00.01
Ardından sessizce evden çıktım. Evin akarsuya bakan bölgesindeki tarafa doğru yürüdüm. Ben düşüncelere dalarak yürüyüş yaparken aniden arkamdan bir hırlama sesi duydum. Bir anda yere yığıldım üstümde bir kurt adam vardı. Artık o kadar şaşırmıyorum ki. Her şey başlamadan önce normal yaşantısı olan bir insandım. Şu ana kadar olanların çok azına şahit olsaydım aklımı kaçırabilirdim. Ya gerçekten aklımı kaçırdım ve bu durumu sindirdim ya da aklımın sınırlarını çok feci zorluyorum. Bir anda üstümden atmak için elimle koluna dokunduğumda insana dönüştü. İşte bu son yaşananların en şaşırtıcı olanıydı. Üstüne üstlük karşımda çıplak şekilde bir adam duruyordu. Sonra Alexandra'nın çığlığını duydum. Bir anda ağzımdan "Frater adventus exhibitus est tranquillitas" sonradan bu kelimeler karmaşık olsa da "Geliyorum kardeşim sakin ol" şeklinde mantıklı bir hale çevirdim. Asıl konu bu kelimeler ağzımdan çıktığı anda Alexandra'nın yanı başına geldim. Yatakta savrulmaya başlamıştı sanki erişemediğim bir güç onu ele geçirmeye çalışıyordu. Kendi kendime "Güçlerin var ve artık kendi kendine kullanmayı öğrenmen gerekiyor." Sonra odaklanmak için oturduğum yerde bağdaş kurdum. Bu benim en sevdiğim oturma tarzı. Gözlerimi kapattım. Avucumun sol avucumun içindeki üç başlı mızrağa dokundum. Zihnimde bir şeyler canlanmaya başladı. Tanımadığım bir kadın bana sırtını dönmüştü. Kafasını çevirdi. Ağlıyordu. Beni görünce gözündeki yaşı sildi ve bir anda kanatlandı. Ancak garip olan kanatları beyaz değildi siyahtı. Zihnimdeki görü kaybolunca tekrardan Alexandra'nın çığlıklarını duymaya başladım. Çaresizce varlığımı fark etsin diye çabaladım. "Alexandra duy sesimi! Kardeşim geliyorum. Alexandra! Sakin ol..."
Kütüphaneci...
Alexandre ruhani formuyla atalarının güçlerine kısa bir süreliğine erişti. Şimdilik anlam veremediği görüden sonra gözünü açtığında Alexandra'nın zihnindeydi. Baktığı her taraf amansız alevlerle çevriliydi. Alexandra kabuslarında Cehennemi görüyordu. Alexandre bu kabusta kardeşini aramaya başladı. "Kardeşim!" Kabusta olsa da kontrol eden kişi Alexandra idi ve o an Alexandre'ı yanında istiyordu. Orada bulunan Alexandre saniyeler içerisinde kardeşinin yanına ulaştı. Onu bulduğunda Alexandra yuvarlak bir taşın üzerinde kollarından ve ayaklarından dört bir köşeden zincirlenmiş şekildeydi. Yankılı bir şekilde bir gülme sesi yükseldi. "Buradan aslağa çıkamayacaksınız." bu ses Alexandre'ı çok öfkelendirmişti. Karşısında zincirlenmiş kız kardeşini görünce "Yeter!" haykırmasıyla birlikte kabustan çıktılar ve fiziki dünyaya döndüler.
Alexandre Mongrel...
Tabi farklı olan bazı şeylerden biri de kendimi havada bulan ben ve halağa gözünde damlalar kalan Alexandra'nın bana bakışıydı. O anda tüm odağım bozulduğu için yere düştüm. Alexandra "Gözler, gözlerine bak." Hemen koşarak Alexandra'nın çantasından aynasını aldım. Aynada kendime baktım ve gözlerimin tamamı beyazdı göz bebeklerim yok olmuştu. Ne yapacağımı bilmiyordum bir anda tüm vücudum hissizleşti. Elimdeki ayna yere düştü ve yere çöküp bağırmaya başladım. Alexandra bana sarıldı ve soğuk bir hava üzerimizden geçti. Gözümü tekrar açtım ve aynanın büyük bir parçasını elime alıp gözüme baktım gözüm düzelmişti ancak normalde siyah renkte olan gözlerim kırmızı olmuştu. Bu kadar ilginç ve inanması imkânsız olan olaylar silsilesinden sonra arandan bayağı bir zaman geçti.
Kütüphaneci...
Alexandre ve Alexandra kardeşler yeni bir sabaha uyandılar. Yakın zamanda çok fazla aksiyonun ve gerilim dolu olay yaşan Mongrel ikizlerin aklında o kadar çok soru oluşmuştu ki. Cevap aramak için ellerindeki tüm kaynakları tekrar tekrar okumaya, ezberlemeye hatta yaşamaya hazırlardı. Çoğu insan ve doğaüstü varlık için kısmen ya da tamamen mantıklı bir açıklaması olmayan ancak Mit, efsane, destan, tarih ve masallarla ilgili olan doğaüstü çoğu olay gerçekleşmeye başladı.
Alexandre her zaman az uyuyan biri olduğu için sabahın ilk ışıklarıyla ayakta olur. Ancak az ve düzensiz uyku bünyesini yorduğu için gözünü açtıktan sonra en az yirmi dakikada kendine gelir. Alexandra tüm bu olaylardan önce tam bir uykucuydu. Fakat ikizlerin anlamadığı üzere olayların başlangıcı en çok da yeni eve taşındıktan sonra Alexandra'nın kâbusları artmaya başlamıştır. Bu kabuslar gece yarısında Alexandra'yı aralıklı olarak uyandırdığından ne kadar uyursa uyusun gün içinde hep uykulu olmaktadır. Saat sabah 7.30'u gösterdiğinde uykusundan bir dolu düşünce ile uyanan Alexandre ayağa kalktığında halağa gecenin etkisinde olduğu için direk kendine bakmayı planladı. Henüz yeni kiraladıkları bu evin çoğu kısmı eksik olduğundan haliyle aynada bulunmuyordu. Bu sefer kırık cam parçaları yerine telefonun kamerasını kullanarak gözlerinin rengini kontrol etti. Telefon kamerasından kendisine bakan Alexandre'ın gözleri kırmızıdan normal rengi olan siyah rengine geri dönmüştü.
1 saat 45 dakika sonra
Alexandre kendini kontrol ettikten sonra sığınağın içini toparlar ve birazda temizlik. Ancak bunları yaparken Çocuksu ruha sahip bir yandan ciddi olunca da nötr duygu gösteren ruhani ikizin biri huysuzlanmaya başlar. "Alexandra sabah oldu uyan artık. Kardeşim acıktım acıktım bir an önce uyanda şehre gidelim kahvaltı yapalım. Uyan, hadi..."
Alexandre'ın ısrarı sonucu zorla da olsa Alexandra uyandı. Saat 9.45 Alexandra sinirli bir şekilde yataktan kalkmayı başardı. "Niye bu kadar erken uyandırıyorsun. Her şeyi geçtim de Dibimde sayıklaman..." Oyalanmak için telefonla uğraşan Alexandre acıklı bir sesle "Ne yapayım, şu an patlayacakmış gibiyim ve çok açım." Alexandra kardeşinin sayesinde alışık olduğu bu aç ve muhtaç tavrını cevap niteliğinde gözlerini devirdikten sonra ayağa kalktı. "Tamam. Bekle hazırlanayım sonra şehir merkezinde kahvaltı yapar ve iş konusunu hallederiz." Alexandra'nın hazırlanması 30 dakikayı buldu. Oda zar zor yetiştirdi. Kahvaltı için merkezdeki bir pastanede oturdular. Kahvaltı bitti ve Alexandra ve Alexandre iş için gezmeye başlar. Önce veterinerlik için kliniklere bakmaya başlarlar.
Yaşadıkları yer olan Oregon/Salem'de Baş Veterineri olmayan bir klinik bulunuyordu. Alexandra kendi bölümünün birincisi olduğu için iş teklifini kabul ettiler. Yarın başlamak üzere bugün hazırlanmasını istediler. Onlarda Alexandre için Portland'e doğru ilerlemeye başladı. Alexandre ve Alexandra Portland Polis Merkezi'nde Dedektiflik için atama isteği talep ettiler ve kabul edildi. Alexandre artık Portland Polis Merkezi/Dedektiflik Bürosunda rozetli bir dedektif. İşleri biten ikizlerimiz akşam olduğunu fark eder ve bir şeyler atıştırmak için çevrelerine bakınarak lokanta aramaya başladılar. Kısa bir vakit ilerledikten sonra "Triangulum Zonam in Limbo" adlı bir pizza lokantası buldular. Arabayı lokantanın yanındaki ara sokağa park ederler. Hızlı ve aç bir şekilde lokantaya adım attılar. Hızlıca bir masa seçip oturdular ardından masaya garson geldi ve Alexandra siparişleri verdi.
Alexandra siparişleri verirken etrafa bakınan Alexandre'ın dikkatini çeker ve "neden en köşedeki masada kafasını masaya koymuş, duruyor " diye düşünür. Kardeşinin her algısına takılan varlığa ve olaya takıntılı olması Alexandra'yı yormuştu. "Etrafını izleyeceğine yemeğini yer misin?" Akranlarının ve genel insan tiplerinin aksine çenesi yerine zihnini yoran Alexandre her suskunluğunda etrafına gizem ve tedirginlik yayıyordu. "Biraz dalmışım hangi arada geldi yemekler onu bile fark etmedim." "Evet, gerçekten hızlı çalışıyorlar." Garson, uykuya dalan kızın yanına gitti. Alexandre ayağa kalktı ve kızı uyandırmaya çalışan garsonun yanına gitti. Garsonu dürterek masada uyuyan kızı neden uyandırdığını sordu. "Beyefendi eğer sipariş vermez ise durması yasak." Alexandre garsona uyuyan kızın masasına bir tane çikolatalı puding getirmesini söyledi. Alexandra hafifçe elini sallayarak "Alexandre hadi! Ne yapıyorsun orada?" Garson Alexandra'ya eliyle bir saniye işareti yapan Alexandre'a hafifçe dokunarak ücreti Alexandre'ınmı ödeyeceğini sordu.
Alexandre kafasını olumlu anlamda salladı ve kendi masasına geçti. Alexandre ve Alexandra yemeklerini bitirip kasaya doğru hesabı ödemek için gittiler. Restoranın kapanma zamanı gelmişti müşteri olarak sadece ikizler ve uyuyan kız vardı. Alexandre ücreti adama uzattıktan sonra tokalaşırken, ikisinin de göz bebekleri büyüdü ve kasadaki adamın yüzü vatoz balığı insan karışımı bir hale büründü. Bununla beraber restoranda çalışan diğer herkesin de yüzleri aynı şekilde değişti. Bu restoran da ki çalışan herkes birer Entisti. Alexandre ve kasadaki adam tokalaşmayı bıraktı ve hızlıca ellerini çekti. Kasadaki adam sinirli bir şekilde Alexandre ve Alexandra'ya bakarak "Sizler Mongrelsınız, canınızı seviyorsanız hemen çıkın restoranımdan." diyerek bağırırken köşedeki kızı da uyandırıp, kızı sarsarak kapıdan dışarı itti.
İkizler bir sürü lokantanın önünde dikilerek durumu anlamaya çalışırken oradan kaybolan kızı fark etmediler. Kız ne olduğunu anlamadan yürümeye başladı. Yorgun ve aç bir haldeydi. Sokak arasındaki boş bir çöp konteynırına girdi. Mongrel kardeşler hemen oradan kaybolmak için hızlı adımlarla arabaya doğru ilerlerken, Alexandra kızgın bir şekilde söylenmeye başladı. Arabaya binerken Alexandra'nın sürmesine izin vermeyen Alexandre bir anda kardeşinin bütün siniri üzerine çekti. Anahtarı kontağa takar ve tam gaza basarken, bir silah sesi tüm sokakta yankılandı. Karanlığın içinden çıkarak gelen silahlı bir soyguncu arabanın tam karşısında dikilerek ikizleri hedef aldı.
Alexandre'a bağırarak elini kontaktan çekmesini ve yavaşça arabadan inmelerini istedi. İkizler birbirlerine bakarken Alexander kontaktan elini çekti ve kardeşine yavaşça arabadan inmesini istedi. İkizler arabadan çıktıktan sonra yavaşça arabanın kapısını kapattılar. Silahlı adam para ve değerli eşyalarını istedi. Alexander cüzdanını çıkardı ve içindeki parayı ve babalığından üniversite hediyesi olan saatini çıkardı. Silahlı adama tüm paralarının ve değerli eşyalarının bu olduğunu söyledi. Adam sinirlendi ve silahın namlusunu Alexandra'ya yöneltti. Alexandre kardeşinin önüne geçti. Parayı ve saati almasını ya da onu öldürmesini istedi. Alexandra çırpınarak kardeşini önünden çekmeye çalışsa da Alexandre izin vermedi.
Silahlı adam parmağını tetiğe götürdü. Tam bu sırada lokantadaki uykucu kız çöp kutusunun içinden aniden fırlayarak, adama saldırmaya başladı. Yere yığılan adamın silahı uzağa savrulmuştu. Adam ne yapacağını bilemeden cebinden bıçağını çekip kızın bacağına sapladı. Kız acıyla çığlık attı. Alexandra ve Alexandre yardım etmek için yaklaştıklarında. Kızın bıçaklandığı yerden yeşil bir alev yayılarak tüm vücudunu sarmaya başladı. Adam kızdan kaçmaya çalışırken kız adamın sol kolunu tutarak kaçmasına engel oldu. Yankesici adamın gözlerindeki korkuyu ve akıl kaybını iliklerine kadar hisseden ikizlerimiz içinde bulundukları durumun sonuçlarından endişe eder haldeydiler. Alexandra kardeşine bir şey söyleyeceği sırada etrafındaki tüm sesler kesildi. Zihninden bir fısıltı duydu. "Hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Normalde iyilik yapmaktan nefret ederim. Ancak planlarımın suya düşmesini istemiyorum.
O her işe karışan kardeşine söyle de alevlerin içindeki yeşim ejderine dokunsun bu onu kendine getirecektir. Size ufak bir tavsiye o kız kadimlerin tek umudu olabilir. Benim kudretim var olurken zor ama sizin içinde bir şans olabilir. O yüzden o kıza dikkat edin." Alexandra'nın zihninde yankılar halinde gelen bu ses son bulduğunda tekrardan çevresindeki sesleri duyabiliyordu. Hemen kardeşine döndü. "Alexandre hemen ona dokun!" diyerek bağırdı. Bir an kardeşini bırakmak istemeyen Alexandre kararsızlığın zarar getireceğini düşünerek hızlıca kızın yanına gitti. Alexandre kıza dokunduğunda zihninde anlık bir görü canlandı. Kızıl gökyüzünde, parçalanmış bir ay ve yeryüzünün tamamı kan denizine dönüşmüştü. Yeryüzündeki tek canlı parçalanmış aya değecek kadar görkemli ve dalları tüm dünyayı saracak kadar büyük bir Sakura ağacıydı. Ancak hiçbir çiçek açmamıştı.
Gövdesinin dibinde açık yeşil bir pullu yumurta duruyordu. Yumurtanın üzerinde kanlı üç parmaklı bir pençe izi bulunuyordu. Görü bir anda kesildi ve Alexandre gözlerini açtığında alevler sönmüştü ve kıza hiçbir şey olmamıştı. Olaylar silsilesindeyken kimse fark etmemişti ancak yaklaştığında fark eden Alexander, bu kızın pizzacıdaki uyuyan kız olduğunu anladı. Kız bir acıyla bacağındaki bıçağı çıkardı. Bıçak yarası önce kanamaya başladı ardından kanama azaldı. Ancak yara halağa yerindeydi. Alexander o anlık fark etmese bile kıza temas ettiği anda eli de yanmıştı. Yanan elinin acısını dindirmek için yanığa daha çok bastırdı. Bu onun odak acıyı değiştirdiğine inandığı bir pratik çözümdü. Alexandra yerdeki kızı omuzlayarak tutar ve yavaşça arabaya ilerlerler. Alexandra arabanın arka kapısını açtı ve kızı yavaşça oturttu. "Benim adım Jeanne Shiroirōzu, peki siz kimsiniz ve niye bana yardım ediyorsunuz."
| Annesi Japonya/Tokyo doğumlu babası ise Amerika/Alaska doğumlu olan Jeanne doğumundan beri hem Japonca hem de Çinceyi derinlemesine öğrenmiştir. Küçüklüğünden beri eğitimi kadar önemsediği dış görünüşü Jeanne'ının en etkin yönlerinden biri olmuştur. Yüz yetmiş beş santimetre boyunda ve elli beş kilogram ağırlığındadır. Kumral kıvırcık saçlı ve açık kahverengi, çekik gözleri vardır. Mutlu, huzurlu, disiplinli ve etik ve geleneksel bir aile içinde yetişen Jeanne, pozitif bir yapıda olduğu için dünyaya her zaman mutlu ve umutlu gözlerle bakmıştır. Küçük yaşlardan itibaren dansçı olma hayali ile yetişmiş ve bu hayalin peşinden koşmuştur. Üniversitede özel bir dans okulunu kazanmıştır ve okulu bitirip dans alanında yetenek ödülü almıştır. Gerçekten hayallerini başarmıştır. Ancak bu hayalin peşinde koşarken acı olaylarda peşini bırakmamıştır. Japonya da yaşayan annesinin, babasının ve kız kardeşinin ölümünün haberi ile tüm düzeni ve hayatı darmadağın olmuştur. Üstüne bu olaylarla ilgilendiği sırada Jeanne finanse eden sponsorlar da yardımlarını kesmişlerdir. En son kazandığı yüklü para ve ortağı ile açtığı dans okulunun evraklarındaki kumpas ile ortağından ağır bir darbe yemiş ve psikolojik, maddi ve manevi bunalıma girmiş ve hayatı kötüye gitmiştir. Elinde hiçbir şey kalmayan Jeanne büyük bir boşlukta ve depresyonda kalmıştır. Ona destek olacak samimi ve dürüst bir yardım gerekiyordur. |
Jeanne ilk karşılaştığında ikizlerin bir Mongrel olduğunu anlayamadı. Bu yüzden sakin ve normal insanlarla konuştuğunu sandı. Kendi düşüncelerinin arasına sıvışmaya çalışan acıyı hissetti ancak bu acı yakınında bulunan ve ejder ateşinin saflaştırmasıyla yanan adamın acısıydı. Köşede çırpındığını gören Jeanne bacağındaki yara halağa iyileşmediği için sekerek ilerledi. Ancak çok yaklaştığı anda tek bacağındaki güçte tükenmişti. Bu talihsizlikle yere düştü ve dizlerinin üzerinde emekleyerek adamın yanına ulaştı. Adamın yanına vardığında adamın bedeninin çoğu kömürleşmişti. Yeşil izler vücudunu sarmıştı. Jeanne adamın kalbinin üstüne elini yerleştirdi. Keskin ve kısık bir şekilde bir şeyler söyledi. Sözcüklerinin sonuna geldiğinde adamın vücudundan, yeşil bir ateş süzmesinin vücuduna aktarıldı.
Alexandre ve Alexandra hayranlıkla ve şaşkınlıkla izlerken kafalarını gök yüzüne çevirdi. Gökyüzünden alevler için olan adamın üzerine sakura yaprakları serpilmeye başladı. Bu pembe ve taze sakura yaprakları yanan adamın vücudunu tamamen kapladığında, ince bir sis ile adamın kömürleşmiş cesedi ve etraftaki küller ortadan kayboldu. Mongrel ikizleri Jeanne'a döndüklerinde tamamen iyileştiğini ve bacağındaki yaradan iz bile kalmadığını gördüler. İkizlerin düşüncelerine göre Jeanne'ının bu kadar olayın içinde olmasına rağmen genel olarak gösterdiği soğuk kanlılığı; ya bu gizemli dünyada büyümüş olduğunu ya da daha azını ancak daha kötülerini yaşadığını düşündürdü. Jeanne ikizlerden uzaklaşmaya başlar ancak Alexander sakinleşmesini ve eğer gideceği yeri yoksa onlarla gelebileceğini söyler. Jeanne hiç tanımadığı yabancılarla gitmek istemese de durumu gerçekten kötüydü.
Ayrıca hayatta kalmanın bir yolunu bulması gerekiyordu. Alexandra yavaşça Jeanne yaklaştı ve ellerini tuttu. "Her şey biranda oldu ve yaşanılanları anlamlandırmamız uzun sürecek. Şu anda duyduğun güvensizlik karşılıklı o yüzden en azından çöp konteynırı yerine bizle gelirsen daha rahat bir şekilde bu geceyi atlatabilirsin. Tüm her şey bir yana gördüklerimizi ve yaptıklarından delirmeyecek ve zaten içinde olan birileri varsa onlar bizleriz. Jeanne Alexandra'nın son cümlesinde dediklerinde ikizlerimizin nasıl kendisinin büyüdüğü bu gizemli ve doğaüstü dünyada bulunduklarını anlamlandıramamıştı. En sonunda Alexandre dayanamayarak "Eve gidiyoruz bugünlük bu kadar yeter." Jeanne nedense bu emrivaki komutu sevdi ve kısada olsa düşündükten sonra karar verdi. "O zaman önce kim arabaya ulaşırsa o oturur öne."
Eve vardıklarında alışkanlık olacak hoş geldin karşılaması olan uluma sesleriyle karşılaştılar. Arabadan inen Jeanne önce ormana göz gezdirdi ardından eski depodan bozma sığınak şu an ise Mongrel ikizlerimizin yeni evine göz gezdirdi. Ağaçların arasında hızlı bir gölge hareket etmeye başladı. Alexander önce kardeşine ardından Jeanne dönerek sakin olmaları gerektiğini söyledi. Gölgenin görüntüsü kayboldu önce ağaç dallarının çıtırtısı ve yaprakların hışırtısıyla beraber ağaçtan yere atlayarak, Jeanne'a doğru koşmaya başlayan kurt adam, üç adım kadar yakınlarındayken Alexandre öne geçti. Aniden Alexandre'ının önünde kendini durduran kurt adamın göğsüne sol eliyle dokundu. Alexandre'ının dokunmasıyla kurt adam insan haline geri döndü. Uzun zamandır insan haline geri dönemeyen kurt adam etrafını farklı gözlerle inceledi ve rahat ve derin bir nefes aldı.