İyi okumalarr...
Yorum ve tahminleeini bekliyorummm.
________________________________
Yavaş adımlarla mutfağa ilerledim ve kendime bir bardak su doldurdum.
Dikişlerimin patlamısın üzerinden 5 gün geçmişti ve ben kendimi daha iyi hissediyordum. Tek sıkıntı doktorun yarama herhangi bir baskı uygulamamı söylemesiydi.
Ve bilin bakalım kim iki gün boyunca çarpmadık yer bırakmadı?
Bu iki gün boyunca heryere çarpmıştım ve bunun sonucunda dikişlerim bir kez daha patlamıştı. Tabii herkes okulda ve işte olduğu için beni Erez'e emanet etmişlerdi.
Gerçi abimler pek istememişti ama...
Erez burnundan soluyarak mutfağa girdi.
"Nasıl iki dakikada ortadan kaybolmayı başarıyorsun?" Sesi hem öfkeli hem de endişeli çıkmıştı.
Elimdeki su bardağını gösterek masumca yüzüne baktım.
"Su içiyordum ama. İçmeyeyim mi?" Erez derin bir nefes aldı ve yavaşça geri verdi.
"Bak güzelim. Senin olabildiğince az ayakta durman gerek. Doktoru da duydun." Yanıma geldi ve elimdeki bardağı alıp tezgaha koydu.
Dudaklarımı büzdüm.
"Ama sıkılıyorum." Sesimi bilerek masum çıkarıyordum.
Çünkü biliyordum Erez bana kıyamazdı.
Erez'in yüz ifadesi anında gevşerken yine derin bir nefes aldı.
"Hay sikeyim ya." Kendi kendine konuşup hızlıca eğildi ve beni dudaklarımdan öpüp geri çekildi.
"Kıyamıyorum ki amına koyayım." Kendi kendine mırıldanması üzerine güldüm.
Tam birşey demek için ağzımı araladığımda dış kapının çalma sesini duydum ve geri sustum.
Erez ofladı ve işaret parmağını bana doğru uzattı.
"Hiçbir yere ayrılma hemen geliyorum." O kapıyı açmaya gittiğinde bende yavaş adımlarla arkasından gittim. Nihayet koridora çıkmayı başardığımda gelenin Poyraz olduğunu gördüm.
Sırf bizi yalnız bırakmamak için her gün birisi işten erken çıkıp geliyordu.
Gözlerimi devirdim. Erez de benimle aynı tepkiyi verirken ofladı ve yanıma geldi.
Ben ona 'ne var?' bakışları atarken o gözleriyle salonu işaret etti. Omuz silkip salona doğru yürümeye başladım.
"Abicim senin yürümen yasak değil mi?" Poyraz'a döndüm.
"Uçarak mı gideyim abicim?" Abim yanıma geldi ve kollarını göğsünde birleştirdi.
"Yürüme Kayracığım. Mümkünse ayağa kalkma." İddialı sesine karşı bende çenemi dikleştirdim.
"Altıma mı edeyim Poyrazcığım?" Bana karşı nasıl davranıyorsa bende ona karşı öyle davranıyordum.
Abim güldü ama bu gülüş keyiften değil sinirdendi.
"Poyrazcığım?" Benim dediğimi tekrarlaması üzerine ağır ağır başımı salladım.
Abim kaşlarını kaldırdı ve 'öyle mi?' dercesine bana baktı. Ben yine ağır ağır başımı salladığımda gözlerini benimkinden ayırmadan konuştu.
"Sen bence artık git Erezciğim." Baskın sesini umursamadım ve bir adım daha atıp dibine girdim.
"Buğlem abla nasıl Poyrazcığım?" Sadece onun duyabileceği bir şekilde konuşmama karşı kaşlarını havaya kaldırdı ve gülümsedi.
Bu gülümseme hiç hayra alamet değil gibi...
İfademi bozmadan ona bakarken o tekrar gözlerini benden ayırmadan konuştu.
"Erezciğim sen en iyisi yemeğe kal." Erez sırıttı.
"Peki abiciğim."
Bu çocukta ille de 'gel beni sik' diyordu...
Biz Poyraz'la bakışmaya devam ederken Erez kolumdan tutarak beni geriye çekti.
"Daha fazla ayakta kalmayalım bence." Erez beni koltuklardan birine oturttuğunda Poyraz'la olan göz temasını hala kesmemiştim.
Annem salona girince bakışlarım ona döndü.
"Aa oğlum sen mi geldin." Poyraz başını sallayıp koltuklardan birine oturdu. Cebinden telefonunu çıkarıp oynamaya başladığında Erez'e döndüm ve sadece onun duyabileceği bir sesle konuştum.
"Biz bu pazar düğüne gidecek miyiz?" Henüz bu konuyu detaylıca konuşmamıştık.
Erez derin bir nefes aldı.
"Bilmiyorum." Arkasına yaslanıp düşünmeye başladığında bende daha rahat bir pozisyon aldım.
"Annenle konuştun mu?" Başını onaylarcasına salladı.
"Kendisi gelmezmiş ama biz gidebilirmişiz." Bu sefer ben başımı salladım.
Havva teyze gururlu bir kadındı. Hem olmasa bile kim eski kocasının düğününe giderdi ki?
"Bence gidebiliriz." Kollarımı göğsümde birleştirdim ve düşünmeye başladım.
"Ona 'ben yıkılmadım sikimde değil' imajını vermen lazım." Erez biraz düşündü ve bakışlarını kaçırdı.
"Evlendiği kadın sorun değil ama." Derin bir iç çektiğinde bende derin bir nefes aldım.
"Belki o çocukla iyi anlaşırsınız." Erez gözlerini benimkilere çevirdi.
"Bizden 2 yıl küçük. Anlaşıp anlaşamamız umrumda değil ama bana yaptığını ona yapmasına izin veremem." Burukça gülümsedim.
"Bu düğüne gidiyoruz demek mi oluyor?" Erez başını salladı.
"Eray abi?" Başını geriye atıp gözlerini kapadı.
"Umrunda olmadığını söyledi." Histerikçe güldü.
"Haklı da. Bense salak gibi düğüne gidiyorum." Başımı iki yana salladım.
"Bu salaklık sayılmaz. Sadece ne kadar güçlü olduğunu göstereceksin. Hem çocukla konuşman daha kolay olur." Başını salladı.
"Hala tam emin değilim." Bende başımı geriye attım ve gözlerimi kapattım.
"Bence Eray abi sırf senin için bile gelir. Düşüncelerini ona söylemelisin." Verdiği tepkiyi göremesemde başını salladığını tahmin edebiliyordum.
Ben Kayra Soylu ve verdiğim sözü tutacağım. Erez'in canının yanmasına izin vermeyeceğim.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Dudaklarıma sürdüğüm kırmızı mat ruju makyaj masasına koydum ve ayağa kalktım.
Fıstık gibi karıyım evelAllah.
Siyah mini elbisemin içindeki bedenimi süzdüm. Elbisenin herhangi bir kolu yoktu. Üst kısmı dar ve belimden aşağıya bollaşan bir elbiseydi.
Belimden aşağısı ne kadar zaten...
Siyah saçlarımı omuzlarımdan geriye attım.
"Gelinden güzel olmam dileğiyle." Normalde beyaz giyerdim de işin içinde Erez vardı ve ben olayı büyütmek istememiştim.
Siyah topuklu ayakkabıma kısa bir bakış attım.
E ben bunu mu giycem şimdi? Spor ayakkabı olmaz mıydı?
Derin bir nefes aldım. Yaram iyileşmiş sayılırdı ama dikişler iki kere patlamıştı ve bunun etkisiyle uzun süre ayakta duramıyordum.
Topuklu ayakkabıları uzun uğraşlar sonunda ayağıma geçirdim ve nihayet doğruldum.
Aynada kendime göz kırptım ve odadan dışarıya çıktım. Merdivelerle kısa bir bakışma yaşadıktan sonra asansörün düğmesine bastım ve beklemeye başladım.
Havalı yürüyüş falan mı? Yok kalsın ben almayayım.
Asansör açıldığında içine bindim ve sıfıra bastım. Bir süre bekledikten sonra asansörden o klasik 'ding dong' sesi çıktı ve kapı açıldı.
Oflayarak salona girdim.
Sormayın çok büyük derdim vardı. Ne mi? Toplu ayakkabıdan söz ediyorduk başka derde gerek mi vardı?!
"Hadi çıkalım." Sadece Erez'le ben gidecektim. Birde Eray abi vardı.
Deniz ağzındaki suyu püskürtürken Emin elleriyle gözlerini kapattı.
"Ben görmedim abicim hadi git üstüne birşeyler giy de gel." Emin'in dediklerine göz devirdim.
"Kızım bu ne?!" Deniz'i umursamadan koltuklardan birine oturdum. Ateş ve Poyraz, babama kaş göz ederek birşeyler diyorlardı.
Babam kaşlarını yukarı kaldırdı ve gözleriyle annemi gösterdi. İkisi birden dumura uğrarken nihayet konuştular.
"Pantolon tişörtle git." Aynı anda dediklerine inanamayarak baktım.
"Bence biz de gelelim." Babamın ortaya attığı fikre hepsi başını sallarken annem kaşlarını çattı.
"Size ne acaba?"
Bu kadın benim idolüm, aşk kadınım ya!
"Anne görmedin mi ne giydiğini?!" Deniz hiddetle beni gösterirken annem gururla bana baktı.
"Karışmayın kızıma. İstediğini giyer o." Annem gururla bana bakarken Yiğit ayağa kalkıp yanıma geldi. Omuzlarımdan tutup beni sarsmaya başladığında kaşlarımı çattım.
"Sen kimsin ve ikizime naptın?!" Kendimi zorlukla da olsa kollarından kurtardım ve geri çekildim.
"Ne saçmalıyorsun Yiğit?" Yiğit ağlamaklı bir ses çıkardı.
"Kızım sen kekosun kendine gel! Git nike eşofman falan giy de bu ne!" Hiddetle bana bağırınca gözlerimi devirdim.
Tamam kekoyuz falan ama ayıp oluyor yani. Hem nike eşofmandan iyisi mi var lan?!
Odanın öbür köşesinde sessiz sessiz oturan Erez'e döndüm.
Çocuk korkudan altına sıçtığı için birşey de diyemiyordu...
"Hadi Erez çıkalım biz." Abilerim, Yiğit ve babamda dahil olmak üzere ayağa kalktılar.
"Hiçbir yere gidemezsiniz!" Aynı anda konuştuklarında bende ayağa kalktım.
"Kesin artık şu şamatayı! Kabul edin ya da etmeyin biz o düğüne gidicez ve sakın arkamızdan gelmeye de kalkışmayın hepinizi çok beter ederim!" Benim bağırmamla herkes susarken sevimlice gülümsedim.
"Biz düğüne gidiyoruz sevgili ailem size iyi günler." Sanki hiçbirşey olmadan konuşmamın üzerine konunun kapandığını anlamış olacaklar ki yerlerine oturdular.
Erez'e kısa bir bakış attım ve beraber salondan dışarıya çıktık. Evden de çıktığımızda Eray abinin arabasını gördüm.
"Geleceğini pek düşünmemiştim." Erez dedikleri üzerine kısa bir süreliğine ona döndüm.
"Seni yalnız bırakacağını düşünmüyorsundur umarım." Omuz silkti.
"Babamdan nefret ediyor. Normal olan zaten gelmemesi." İkimiz birlikte arabanın arkasına oturduk. Eray abi her zamankinden sessiz duruyordu.
Erez'e doğru fısıldadım.
"Sen abini böyle bir durumda yalnız bırakır mıydın?" Bir süre gözlerime bakarak düşündü.
"Bırakmazdım." Gülümsedim.
"O da seni bırakmıyor işte." Başımı omzuna yasladım ve kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Ee karnı yarık sen nasılsın?" Eray abinin sesine göz devirdin.
"İyiyim kafası kırık sen?" Eray abi güldü.
"Laf atmalarını bile özlemişim. Arada gel de bizde kal." Başımı salladım.
"Abilerim de ölüyordu Erezlerde kal diye." Eray abi yine güldü.
"Ben Ateş abini ikna ederim." Olduğum yerde dikeldim ve birşeyi ima etmek istercesine göz kırptım.
"Ateş abimle siz ne ayak?" Eray abi sırıttı.
"Sır." Kaşlarımı çattım.
"Ne sırrı?" Dikiz aynasına bana kısa bir bakış attı.
"Sır işte Kayra uzatma da in arabadan." Gözlerimi kıstım.
Adam sırf söylememek için ışınlanmayı buldu amk!
"Öyle olsun Eray abi, öyle olsun." Tehdit dolu bakışlarımı ona atıp arabadan indim.
Erez'in yanına gidip elini tuttuğumda gözlerini bana çevirdi. Gülümsedim.
"Herşey çok güzel olucak. Bence boşuna stres yapıyorsun." Erez biraz düşündü.
"Sanırım haklısın." Erez'le ikimiz önden giderken Eray abinin arkamızdan geldiğini biliyordum.
Düğün salonuna girdiğimizde bir erkek grubunun bakışları bize döndü.
Bize değil amına koyayım bana döndüler!
Sertçe yutkunurken Erez'in elini daha sıkı tuttum.
Yiğit haklıydı ben niye nike eşofmanımı giymemiştim ki!
Erez ellerimizi ayırıp kolunu belime dolayınca yüzümü ona çevirdim.
"Ne giyersen giy, nereye gidersen git kimsenin sana dokunmasına izin vermem." Gözlerime birkaç saniye boyunca baktı. Yutkundum.
Bu çocuğun gözleri önceden de mi böyleydi?
Eray abi Erez'in kolunu dürtünce gözlerimi gözlerinden ayırdım.
"Hadi oturun artık." Başımı salladım ve sandalyelerden birine oturdum. Erez ise bana bakan erkek grubuna ters ters baktı ve yanıma oturdu.
"Ee?" Eray abinin sesiyle ona döndüm.
Erez kollarını göğsünde birleştirdi ve gözleriyle ileride oturan kahverengi saçlı 14-15 yaşlarında bir çocuğu gösterdi.
"Efe. Üvey kardeşimiz olur kendisi. Aynı zamanda bizim okula kayıt olmuş." Eray abiye döndü.
"Seni bilmiyorum ama burda olmamın tek nedeni o. Benim yaşadıklarımı yaşamasına izin vermem." Başımı onaylarcasına salladım.
"Gidip konuşsana." Erez kaşlarını çatıp bana döndü.
"Ne diyim Kayra? 'Ben senin üvey abinim babam bunları bunları yaptı ama sen bunları yaşama' mı?" Gözlerimi devirdim.
"Ben konuşurum." Ayağa kalktığımda Erez bileğimden tuttu.
"Ne diyeceksin?" Omuz silktim.
"Derim bir şeyler." Bileğimi ondan kurtardım ve masalardan birinde tek başına oturan çocuğun yanına gittim.
"Selam." Sandalyeyi çekip yanına oturduğumda Efe bakışlarını telefonundan kaldırdı ve bana baktı. Aynı zamanda kaşlarını da çatmıştı.
"Selam?" Soru sorar gibi çıkan sesini boşverdim.
"Ben Erez'in sevgilisiyim." Kaşlarını çattı.
"Erez?" Gözlerimi devirdim.
"Üvey abin." Yüzünü buruşturdu.
"Abim falan değil o." Bu sefer ben yüzümü buruşturdum.
"Ay o sana bayılıyor zaten." Gözlerimi devirdim.
"Neyse konu bu değil." Saçlarımı geriye attım ve duruşumu dikleştirdim.
"Kayra ben. Dediğim gibi Erez'in sevgilisiyim." Alayla güldü.
"Niye kendisi gelmedi." Bende alayla güldüm.
"Gelse sanki konuşur muydun?" Gözlerimi tekrar devirdim.
Allah'ın ergeni...
"İnsan gibi konuşmayacaksan gideyim."
Sanki ben mi babasıyla aynı evde yaşayıcam amk. Banane.
Efe de gözlerini devirdi ve kollarını göğsünde birleştirdi.
"İyi anlat ne diyeceksen." Bende kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Erez de evlenmelerini desteklemiyor ama her ne olursa olsun senin yanında olacağını söyledi. Yani diyeceğim o ki gerçekten kendini çaresiz hissedersen arayacağın kişinin ilk kendisinin olmasını istiyor." Elindeki telefonu çekip tek seferde aldım.
"Ve ikinci kişi de ben oluyorum." İlk Erez'in ardındansa benim numaramı kaydettim.
"Bizim okula gelmişsin." Ben telefonunu masaya koyarken dediklerime sadece başını salladı.
Gözlerimi gözlerine dikerek doğrudan ona baktım.
"Okulda sıkıntı çıkarsa beni de arayabilirsin." Omuz silkti.
"Arayacağımı zannetmiyorum." Bende omuz silktim.
"Sen bilirsin." Ayağa kalktım ve arkama döndüm. Tam gidecekken tekrar arkamı döndüm ve hala bana bakmakta olan erkek grubunu gösterdim.
"Bunlar kim bu arada?" Efe ilk gösterdiğim yere baktı ardındansa kaşlarını çattı.
"Kuzenlerim." Dudaklarımı büzdüm.
"Niye onlarla takılmıyorsun?" Yüzünü buruşturdu.
"Aramız pek de iyi sayılmaz." Başımı onaylarcasına salladım.
İyi, iyi. En azından onlarla takılmıyordu.
Başımı onaylarcasına salladım.
"İyi." Arkamı döndüm ve bizimlerin yanına gittim. Erez'in yanına gidip yanına oturduğumda ise derin bir nefes verdim.
Yoruldum ayol.
"Ne konuştunuz?" Omuz silktim.
"Numaramı verdim."
"Ne?!" Eray abiyle beraber aynı anda bağırmaları üzerine kaşlarımı çattım.
"Lan o anlamda değil! Senin numaranı da verdim eğer Erez'e ulaşamazsan beni ara dedim!" Erez rahatlamış bir şekilde arkasına yaslanırken Eray abi derin bir nefes aldı ve elini Erez'in omzuna koydu.
"Bir an aldatıldın sandım." Erez kaşlarını çattı ve Eray abinin elini ittirdi.
"Abi saçma saçma konuşma ya." İkisine birden göz devirirken kollarımı göğsümde birleştirdim.
Birden ışıklar sönerken gözlerimi kapıdaki çifte çevirdim.
Öğk. 50 yaşına gelmişsin bu ne makyaj anasını satayım!
İstemeden yüzümü buruştururken yüzümü bizimkilere çevirdim. İkiside gözlerini ellerine çevirmiş başka şeylerle ilgileniyorlardı.
"Ben gelinden daha güzelim amına koyayım." Ağzımdan çıkan şeye Erez güldü ve başını kaldırıp bana baktı.
"Ondan şüphem yok zaten." Bir süre gözlerime bakınca yutkundum.
Bu iki olmuştu...
"Lütfen gelin ve damata eşlik edelim." Herkes yavaştan ayağa kalkmaya başlarken gözlerimi Erez'den ayırdım.
Ben biraz utandım mı lan?
Bakışlarımı Erez dışında herkeste gezidirirken Erez'in güldüğünü duydum. Ben inatla ona bakmazken az önceki erkek grubuyla göz göze geldim.
Kızıl saçlı çocuk bana göz kırpınca yüzümü buruşturdum.
"Az önce o bebe sana göz mü kırptı ben mi yanlış gördüm?" Erez'in sesini duyunca ona döndüm. Ellerini yumruk yapmış gözlerini kısarak az önceki çocuklara bakıyordu.
"Bence boşverelim. Sen Efe'yle konuş." Konuyu değiştirme çabama karşın Erez hiçbir tepki vermeyince sevimlice gülümsedim. Konu büyümemeliydi.
"Hadi dans edelim."
Ve evet bu teklifi ben yapmıştım!
Erez'in bakışları bana döndü.
"Ne?" Sevimlice gülümsemeye devam ettim.
Gurur mu? O ne, yeniyo mu?
"Dans edelim." Erez kaşlarını yukarıya kaldırdı.
"Biz mi?" Gözlerimi devirdim.
"Yok ben kızıl saçlı çocukla dans edicem." Aynı zamanda ayağa kalktığımda Erez'e benimle birlikte ayağa kalktı.
"Ne dansı ya!" Triple kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Hala bir teklif alamadım Erez!"
Hayatımda böyle bir U dönüşü görmedim...
Erez afallayarak bana baktı.
Ne güzel! Delirdiğimi düşünüyordu!
Erez bana bakmaya devam ederken kaşlarımı yukarıya kaldırdım.
"Gidiyorum ben!" Arkamı döndüğümde bileğimden tutarak beni durdurdu. Tekrar arkamı dönüp ona baktığımda yüzlerimiz arasındaki mesafeden dolayı yutkundum.
Erez güldü ve alnını alnıma yasladı.
"Ben şu piçin suratını dağıtmadan benimle dans eder misiniz hanımefendi?"
Bu nasıl davet lan?
İstemeden bende güldüm.
"Sizinle elbette dans ederim beyefendi." Erez tekrar güldü ve aramıza mesafe koyarak elimi tuttu. İkimizi beraber dans pistine doğru yönlendirirken gelinle göz göze geldim.
Ben şerefsizce gülümserken o da bana gülümsedi.
Gurursuz karı...
Erez ellerini belime koyarken bende kollarımı boynuna doladım.
Anlık gelen izlenme hissiyle etrafa bakındığımda yine kızıl çocuğun bana baktığını gördüm. İster istemez gerilirken Erez belimdeki ellerini yumruk yaptı.
"Ben bu bebeyi sikerim!" Sinirle söylenirken yüzümü ona çevirdim. Kızıl çocuğa bakıyordu.
"Boşver." Bunu derken bile sesim gergin çıkmıştı ama umursamamaya çalıştım.
Erez gözlerini çocuktan ayırmadan ölümcül bakışlar atmaya devam ederken ellerimi saçlarına daldırdım ve dikkatini bana vermesini sağladım.
"Erez uğraşma, lütfen."
Şu an kavga çıkması istediğim en son şey bile değildi. En azından şimdi olmazdı.
Erez kızıl çocuğa tekrar kısa bir bakış attı.
"Nasıl uğraşma Kayra! Çocuk sana nasıl bakıyor görmüyor musun?!" Yutkundum.
"Bu yüzden uğraşma işte."
Yanımdan ayrılmasını istemiyordum...
Erez yüzünü yine bana çevirdi ve ofladı.
"Biri bana böyle baksa sen boş mu verirdin?" Düşündüm.
Boş vermek mi? Abartmayın canım alt tarafı elli kere mezara sokar çıkarırdım o kadar...
Kaçamak bakışlarla tekrar kızıl çocuğa baktığımda bu sefer öpücük attı.
Öpücük. Attı.
"Siktim seni orospu evladı!" Erez belimdeki ellerini çekince kollarımı daha da sıkılaştırdım.
"Erez bir sakin ol!" Erez öfkeyle bana baktı.
"Sakin ol mu?!" Hiddetle bana baktı.
"Nasıl sakin olayım Kayra?! Çocuk sana öpücük attı lan öpücük!" Erez bileklerimden tutup kollarımı boynundan çekti.
"Sen abimin yanına git ben geliyorum." Öfkeli sesini aldırmadım.
"Erez yapma. Olay çıksın istemiyorum." Erez sinirle güldü.
"Güzelim sen abimin yanına git. Bir daha demicem." Kızıl saçlı çocuğun yanına doğru gitmeye başlayınca bende arkasından yürüdüm.
"Erez birkez daha mı düşünsen?" Erez beni takmadı ve masalarına varıp tüm gücüyle masaya vurdu.
Kızıl saçlı çocuk kaşlarını çattı ve ayağa kalktı. Erez'in tam karşısına geçti ve konuşmaya başladı.
"Hayırdır birader? Bir sorun mu var?" Erez alayla güldü ve bir adım daha atıp aralarındaki mesafeyi en aza indirdi.
"Şimdi göstericem ben sana sorun neymiş." Ben napacağımı bilemez halde ikisine bakarken görüş açıma Efe girdi.
Efe hızla Erez'le kızıl saçlı çocuğun arasına girerek onları ayırdı.
"Abi napıyorsunuz ya? Yeri mi şu an?"
Burdaki tek akıllı kişinin şu velet olması dışında hiçbir problem yoktu!
Erez alayla güldü.
"Şu piçe söyle milletin sevgilisine yavşamasın." Kızıl saçlı çocuk hiddetle tekrar Erez'in önünde durdu.
"Sen kime piç diyorsun lan orospu çocuğu!" Erez hırsla aralarındaki mesafeyi kapatarak kızıl saçlı çocuğun yakalarından tuttu.
"Annemi bu işe katma lan puşt!"
Erez'in en hassas noktalarından birisi annesiydi...
Efe takrar ikilinin arasına girdi.
"Yeter!" Kızıl saçlı çocuğa döndü.
"Koza abi sende uzatma artık!" Efe bana dönüp başıyla hareket yaptığında Erez'in kolundan tuttum.
"Hadi Erez. Uzatmayalım." Erez bana kısa bir bakış atıp elimi tuttu ve çıkışa doğru ilerledi.
Beraber salondan dışarı çıktığımızda elini saçlarına daldırıp dağıttı. Düğün başladığı için etrafta kimse yoktu.
"Niye beni durduruyorsun ki!" Hiddetle bana bağırdığında bende ona bağırdım.
"Kavga etmeyin diye! Zaten herşey karışık daha da karışmasın diye!" Bende sinirle ellerimi saçlarıma daldırdım.
"Hapishaneden bir şekilde çıkmış bu adam Erez! Olayın bir ciddiyetine varalım artık!" Erez sinirle güldü.
"Ben olayın ciddiyetinin gayet farkındayım Kayra! Beni de anla biraz! Adam sana öpücük attı lan öpücük!" Bende sinirle güldüm.
"Tamam da ben napabilirim Erez! Elime silahı alıp vurayım mı?! Ne yapayım ben?!" Erez sinirle gözlerini kapadı ve tekrar açtı.
"Bana engel olma o zaman!" Alayla güldüm.
"Ne yani oturup seni mi izleyeyim?!" Kollarını hiddetle iki yana açtı.
"Sen benim yerimde olsan çok başka birşey mi yapardın sanki! Bana diyorsun ama şurdan geçen biri bana aynısını yapsa susmazsın Kayra, susmazsın!"
"Aynı şey değil!"
"Aynı şey!" İkimiz arasında uzun bir sessizlik oluşunca Erez yavaş adımlarla aramızdaki mesafeyi kapattı.
Yüzüme doğru eğildi ve alnını alnıma yasladı aynı zamamda bir elini yanağıma koymuştu.
"Ne yani başka bir kadın gelse." Kolunu belime doladı ardındansa burnunu burnuma sürttü. Yutkundum.
"Bana sarılsa." Biraz daha eğilip dudaklarını dudaklarıma sürttü ama öpmedi.
"Beni öpse." Beni biraz daha kendine çekti.
"Bana dokunsa sen hiçbirşey demeyecek misin?" Sertçe yutkundum. İstemeden de olsa Erez'in dedikleri aklımda canlanırken yumruklarımı sıktım.
Erez kısıkça güldü.
"Bende öyle düşünmüştüm." Eğilip dudaklarını dudaklarıma değdirip beni öpmeye başladığında bende kollarımı boynuna dolayarak ona karşılık verdim.
Erez'in yanağımdaki eli boynuma doğru kaydı ve baskı yaparak beni daha sert öpmeye başladı. Elleri mi saçlarına daldırdım ve bende onu daha da çok kendime çektim.
Dudaklarımızı ayırıp tekrar alınlarımızı birbirine yasladığımızda Erez konuştu.
"Demek ki ben haklıymışım." Gözlerinin içine bakarken başımı salladım.
"Haklıymışsın."
Hemde sebepsiz yere seni kıskanacağım kadar haklıymışsın...





