İyi okumalar...
Yorum ve tahminlerinizi bekliyorum...
_____________________________________
Kollarımı hızla Ateş'ten ayırdım.
Allah'ım nolur bunlar bu bir rüya olsun ve ben yaşıyor olayım!
"Ne diyorsunuz lan siz!?" Gözlerimi yine hepsinde gezdirdim.
"Öldüm mü ben şimdi?!" Kollarımı kendime sardım.
"YKS'ye giremeden ölemem ben hayır!" Panikle etrafa bakarken üstümdeki örtüyü üzerimden tamamen attım.
Ayaklarımı uzatıp ayağa kallmaya çalışacakken Ateş beni durdurdu.
"Dur! Dikişlerin patlayacak!" Kolumdan tuttuğunda inanamayarak ona baktım.
"Abi ben ölmüşüm, ölmüş! Tek problem sence dikişler mi?!" İstemeden de olsa bağırırken annem yanıma geldi. Gözleri dolu doluydu.
"Kayra, kızım bunları sonra konuşsak olmaz mı?"
Olur canım, hatta öldükten sonra konuşalım! Öbür hayatta daha çok zamanımız var neticede!
"Anne ne saçmalıyorsunuz!" İstemeden paniklerken ayağa kalktım. Yaram sızlasada umursamadım.
"Bana hemen şimdi ne olduğunu anlatın!" Odada yine sessizlik olurken titrek bir nefes aldım ve dolan gözlerimi umursamadan konuştum.
"Öldüm mü ben!"
Akli dengemi kaybetmek üzereydim.
"Bak güzelim ne olduğunu bizde bilmiyoruz ama-" Ateş bana doğru bir adım atınca sözünü kestim.
"Abi ben öldüm mü!?" Ellerimi saçlarıma daldırdım.
"Aklımı yitiricem söyleyin artık!" Nefesim daha da kesilirken sertçe yutkundum.
"Ben aslında burda yok muyum?" Sesim kısıkça çıkarken iki adım geriledim. Yürümek canımı yaksa da umursamadım.
Hayır, hayır! Bu gerçek olamazdı!
Sırtımı duvara yasladım ve ellerimle yüzümü sıvazladım.
Ölü müydüm ben? Burda yok muydum?
Derin derin nefesler almaya çalıştım. Zaten yorgun ve halsizdim ayakta duracak gücüm yoktu bir de üstüne kriz geçiremezdim.
Biri bileklerimi tutup yüzümden çektiğinde dolu gözlerimle ona yani Erez'e baktım.
"Erez." Yorgun sesime karşılık Erez sadece gülümsedi.
Bileklerimi bırakıp kollarını hafifçe iki yana açtığında hiç düşünmeden kollarımı beline sardım.
Başımı göğsüne yasladığımda o da çenesini başıma yasladı. Bir eliyle saçımı okşarken bir eliylede belimi okşuyordu.
"Sanem teyze bizi biraz yalnız bırakabilir misiniz?" Dediği şeyle başımı göğsüne daha da gömdüm.
Kokusunu özlemiştim, hemde çok özlemiştim...
Annemin 'tamam' dediğini duymuştum ardındansa adım seslerinden odadan çıktıklarını anlamıştım. Kapı sesini duyduğumda başımı kaldırıp Erez'e baktım.
Erez buruk bir tebessümle bana baktı. Saçlarımdaki elini yanağıma koydu ve yüzüme eğildi. Dudaklarıma kısa olmayan ama uzun da olmayan bir öpücük kondurdu.
Kendimi şu an gereksiz bir şekilde çok huzurlu hissediyordum.
Erez yüzünü boynuma gömdüğünde aynı zamanda belimden tutup hafifçe kaldırarak bedenimin taşıdığı yükü azalttı.
"1 haftadır yoğun bakımdaydın." Sertçe yutkunurken bende yüzümü boynuna gömdüm.
"Doktor çok umutlanmamamızı seni her an kaybedebileceğimizi söyledi." Sanki o anları tekrar yaşıyormuş gibi sesi titremişti. Ellerimi saçlarına daldırdım. Yutkundu.
"3 kez kalbin durdu ama sonunda seni yoğun bakımdan çıkarmışlardı." Yüzünü boynumdan uzaklaştırdı ve birkaç saniye gözlerime baktı.
"Seni bu odaya almışlardı. Durumun gayet iyiydi ama sonra birşey oldu." Tekrar yutkundu ve bu sefer bakışlarını kaçırdı.
"Kalbin durdu." Dudaklarını yaladı. Bunları söylerken bile zorlandığını biliyordum.
"Tam 15 dakika boyunca hemde." Bu kez yutkunan ise bendim.
"Doktor artık seni kaybettiğimizi söyledi. Kimse inanamadı. Ateş abin sinirle odadan çıktı. Baban sinir krizi geçirdi hatta doktorlar ona sakinleştirici verip başka bir odaya aldı." Gülümsedi ve elini yanağıma geri koydu. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp beni tekrar öptü.
"Ama sonra garip bir şekilde kalbin yeniden attı." Alnını alnıma yasladı. İkimiz arasında kısa bir sessizlik oldu.
"Beni, bizi bırakmadığın için teşekkür ederim güzelim." Sesi öyle bir tonda çıkmıştı ki onu bu hale getirdiğim için kendimden yine nefret ettim.
Bende elimi yanağına yasladım.
"Özür dilerim." Dikişlerimi umursamadan parmaklarımın ucunda yükseldim ve bu sefer ben onu öptüm.
Bende iyice temas bağımlısı oldum anasını satayım.
Erez gülümsedi ardındansa yüzünü yine boynuma gömdü.
"Seni kaybedeceğim diye çok korktum."
Bende yokluğumla canınızı yakacağım diye çok korktum...
Zorlukla gülümsedim.
"Ama burdayım öyle değil mi?" Başını salladı ve kollarını sıkılaştırdı.
"Hmhm." Onunda en az benim kadar yorgun olduğunu biliyordum.
Ben Kayra Soylu, kendime bir söz daha veriyordum; Bundan sonra kimsenin Erez'in ve ailemin canını yakmasına izin vermeyecektim!
Kollarımı sıkılaştırdım.
Bunu yapan ben olsam bile...
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
"İntikam alıyorsun öyle değil mi?" Soruma karşılık olarak Erez sadece sırıttı ve elindeki çorba dolu kaşığı ağzıma daha da uzattı.
Hayır çorba severdim sevmesine de kemik sulu olmazdı!
İnatla ağzımı kapattım.
O da beni uğraştırmıştı. O intikam alıyorsa ben âlâsını alırdım.
Erez gözlerini devirdi.
"İntikam alıyorsun öyle değil mi?" Tıpkı onun az önce yaptığı gibi bende sırıttım. Ağzımı konuşmak için bile açmıyordum.
Tecrübeliyiz evelAllah.
Erez kaşığı tekrar havaya kaldırdı.
"Ağzını açacak mısın yoksa bu kaşığı biryerlerine mi sokayım?"
Dejavu?
Tekrar sırıttım ve kafamı iki yana salladım. Erez tekrar göz devirdi.
Biz nasıl sevgiliyiz amına koyayım? 'Aşkım, balım, çiçeğim' yerine 'kaşığı sokarım' diyoruz.
Erez kaşığı çorbaya daldırıp biraz karıştırdı ardındasa bir kaşık aldı ve ağzıma doğru getirdi.
"Hadi benim güzel sevgilim. Aç ağzını." Sertçe yutkundum.
Siktir, sesi niye o kadar tatlıydı?
Kendimi hemen toparlayarak başımı iki yana salladım. Erez ofladı ve kaşığı yine çorbaya koydu.
"İçmiyecek misin yani?" Omuz silktim.
Erez dudaklarını büzdü.
"Peki." Kaşlarımı çattım.
Lan ben götümü yırtmıştım ona yediricem diye!
Kollarımı göğsümde birleştirdim ve sırtımı daha rahat bir pozisyonda yatağın başlığına yasladım.
Erez ise sırıttı bir elini yatak başlığına yaslayarak üzerime eğildi. Yüzlerimiz arasındaki mesafeyi en aza indirirken dudaklarıma bakıyordu.
"Şimdi son kez güzellikle soruyorum. Çorbayı içecek misin? İçmeyecek misin?" Her ne kadar etkilensem de başımı olumsuz anlamda salladım.
Erez 'peki' dercesine bana baktı ve dudaklarıma doğru eğildi. Burnunun ucu burnuma değince benimde bakışlarım dudaklarına kaydı.
Son zamanlarda fark ettiğim şey Erez'e olan hoşlantımın aşka dönüştüğüydü.
Erez dudaklarını hafifçe dudaklarıma sürttü ama sonra tekrar az önceki gibi geriye çekildi.
"Bende seni öpmem o zaman." Dediği şeyle bakışlarımı gözlerine çıkardım.
Ne? Ne demek beni öpmezdi!
Başımı onaylarcasına salladım.
"Tamam." Sonra ise sırıttım.
"Ama ben öperim haberin olsun." Kollarımı boynuna doladım ve onu sertçe kendime çektim.
Erez üstüme düşmemek için öbür elini yatakta yanıma koydu. Dudaklarımı onunkilere bastırıp onu öpmeye başladığımda Erez'in karşılık vermesi çok uzun sürmedi.
Nihayet ikimizde geri çekildiğimizde Erez güldü.
"Karşıda koyamıyorum ki." Daha çok kendi kendine demiş gibiydi. Tekrar eğilip hızlıca dudaklarımı öptü. Geri çekildiğinde ise eline yine çorba kaşığını almıştı.
"Ya Erez içmek istemiyorum." Sitemle dediklerime karşı Erez sadece kaşığı biraz daha uzattı.
"Hatrım için içemez misin?" Dediklerine ofladım ve ağzımı aralayıp uzattığı çorbayı içtim.
Aldığım tattan dolayı yüzümü buruştururken Erez gülümsedi.
"O kadarda kötü değilmiş öyle değil mi?"
Nimet olmasa...
Ters bir bakış attım.
"Sen iç o zaman." Erez tekrar göz devirdi ve yeni bir kaşın alıp bana uzattı. Kaşığa kötü kötü bakarken kapım tıklatıldı ve içeriye annem girdi.
"Napıyorsunuz bakalım?" Göz devirdim.
"Erez bana işkence uyguluyor anne." Annem güldü ve kollarını göğsünde birleştirip omzunu kapıya yasladı.
"O çorba bitecek Kayra itiraz istemiyorum." Ofladım.
"Poyraz abimi istiyorum ben."
Sırf Erez'le beni tek bırakmamak için o çorbayı içirmezdi çünkü.
Erez göz devirdi.
"Abartma o kadar da kötü değil." Kollarımı göğsümde birleştirdim ve triple ona baktım.
"Yemiyorum." Annemle Erez kısaca bakıştılar. Erez ofladı ve kaşığı yine ağzıma getirdi.
Başımı triple öbür tarafa çevirdiğimde annemde ofladı.
"Geldiğimde o çorba bitecek nokta." Ben daha birşey diyemeden dışarı çıktı ve kapıyı kapattı.
Erez kaşığı iyice dibime sokunca bende kaşıktan iyice uzaklaştım.
Yemiyorum, var mı bir diyeceğiniz?
Erez kaşığı yine çorbaya koydu ve bana uzanarak iki parmağıyla burnumu kapattı.
Lan!
Ellerimi hızla burnumu sıkan eline sardım ve yüzümden uzaklaştırmaya çalıştım ama Erez o kadar sıkı tutmuştu ki uzaklaştıramıyordum.
En sonunda elini çekemeyeceğimi anlayarak elimi çektim ama bu sefer de kaşığı elime almıştım.
"İçir de göreyim!" Erez ilk afallasa da sonra öbür eliyle elime uzandı. Kaşığı hızla arkama yani yatağın başlığıyla sırtımın arasına sıkıştırdım.
"Vermiyorum." Erez gözlerini kıstı ve burnumu bıraktı.
"Veriyorsun." Omuz silktim.
"Al da göreyim." Erez sırıttı.
"Alayım da gör." İki elini birden belime dolayınca afalladım.
Noluyor anasını satayım?
Erez aynı zamanda alnını anlıma yaslayınca yutkundum.
Noluyor amına koyayım!?
Erez eliyle benim de tutmuş olduğum kaşığı tutunca kaşığı daha sıkı tuttum.
"Veriyor musun? Vermiyor musun?" İnatla çenemi dikleştirdim.
"Vermiyorum." Ben Erez'in kaşığı benden sertçe almasını beklerken o eliyle belime baskı yaparak beni daha da kendine çekti. Dudaklarını dudaklarıma daha da yaklaştırdı.
"İlk bir öpeyim. Sonra alırım." Ben istemeden gülerken o bir elini yanağıma yasladı. Dudaklarımız birbirine sürttüğünde elimdeki kaşıkla beraber kollarımı boynuna doladım.
Tam dudaklarımızı birleştirecekken kapının açılma sesiyle ikimizde hızla birbirimizden ayrıldık.
"İçmiyorum lan ben bu çorbayı!"
Görende savaştan çıktık sanar...
Erez de benim gibi bağırdı.
"İçiyorsun!"
Niye bağırdı lan bu dangalak?
Kaşığı tehdit edercesine ona sallayarak bağırdım.
"Bağırma bana!" Erez elimdeki kaşığı hızla kaptı.
"İçeceksin dediysem içeceksin!" Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"İç-mi-cem!"
Kavgaya öyle kendimizi kaptırdık ki gelene bakmayı unuttum amına koyayım!
Göz ucuyla kapıya baktığımda şaşkınca bize bakan Poyraz ve Ateş'i gördüm.
Ne bekliyordunuz öpüşmemizi mi?
"İ-çe-cek-sin!" Erez kaşığı bana doğru uzattığında hızla abimgile döndüm.
"Abi bana zorla et suyu çorbası içiriyorlar!" Poyraz anında 'zorba abi' havasına bürünürken hiddetle bağırdı.
"Noluyor lan burda!"
Bu da replik okur gibi habire 'noluyo' diyo. Kör müsün amk?
Hızla yanımıza geldi.
"Sen bu kızı sahipsiz mi sandın lan!"
Ne alaka amk?
Erez'le kısa süreli bakıştık.
"Poyraz abicim, bence Kayra hayvan değil. Böyle sahip mahip ayıp oluyor yani." Erez sevimlice sırıtırken elimle kahkaha atmamak için ağzımı kapattım.
Yüzsüzlük desen var, şerefsizlik desen var, adamı da kendimize benzettik anasını satayım...
Poyraz sinirden dişlerini sıkarken masumca öksürdüm ve araya girdim.
"Abi aldatılmadım sakin ol." 3'ünün ölümcül bakışları hızla bana dönerken yine masumca öksürdüm.
"Yani demek istediğim bana zorla çorba içiriyorlar bunun sahiplikle alakası yok." Ben niye gittikçe batıyorum?
Sıçıyoz Fuat abi...
Genzimi temizledim ve omuzlarımı dikleştirdim.
"Ben hayvan mıyım abi?! Sahipsiz ne demek!" Konuyu üzerimden atmak için kurduğum cümleye abim göz devirdi.
"Sus kız." Ateş ordan yastık fırlattığında muhtişim reflekslerim saolsun havada yakaladım.
Yastığı yere attım.
"Anneeeee!" Ateş abim korkuyla bana bakarken sesimi sanki acı çekiyormuş gibi çıkardım.
"2. oğlun bana yastık attı!"
Şimdi kadına 'oğlun attı' desem hangisi diyecek.
Annem elinde terlikle hızla odaya girdi.
"Napıyorsunuz siz burda! Çıkın çabuk!" Sırıtarak abilerime baktım. Erez de sırıtarak onlara bakıyordu.
Sevgilimiz diye şerefsizlikte mi yapmayalım?
Kaşığı çorbaya daldırdım ve yavaşça Erez'e doğru uzattım.
"Tadına baksana bi." Erez sorgulamadan ağzını açınca kaşığı ağzına soktum.
Yalnız bu çok saf he. Çok kandırırım ben bunu.
Erez ilk sorgulamasa da sonradan yüzünü buruşturdu.
"Bu ne lan?" Bilmiş bilmiş ona baktım.
"Et suyu." Erez tekrar yüzünü buruşturdu.
"Çorba sevmem ben." Abimler oflayarak odadan çıktıklarında rahatça arkama yaslandım.
"Pubg molası?" Erez sırıttı.
"Hayır diyemeyeceğim." Bende sırıttım.
Milletin anasını ağlatacaktık!
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
"Koş, koş, koş! Erez hızlı gelsene! Amına koyayım geberiyom!" Erez her öldüğümde olduğu gibi yine kahkaha attı.
"Geldim, geldim." Erez nihayet yanıma geldiğinde eş zamanlı olarak kapım çalmıştı.
"Gel!" Hırsla kendime can basıp beni öldüren adama sıkmaya başladım.
"Orospu çocuğu dangalak! Var mı lan beni öldürüp siktir olup gitmek!" Kendi kendime bağırıken Nazlı'nın kahkahasını duydum.
"Hastamız iyileşmiş galiba." Gözümü oyundan ayırmadan başımı salladım.
"Ha aynen, iyiyim ben de Pubg'a girsenize." Erez yine güldü.
"Kayra için Pubg'da takım kurmak çok önemlidir." Başımı onaylarcasına salladım.
"Girin de oynayalım." Ben yatakta olduğum için Erez benim bilgisayarımla oynuyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra herşeyi halletmiş ve Pubg oynamaya başlamıştık.
"Yiğit şu sevgilini de alsana!! Yiğit ofladı.
"Aşkım kaç kere dedim adamları vuracaksın diye." Nazlı dudaklarını büzdü.
"Ama Yiğit vuramıyorum ki."
"O zaman bundan sonra yanımda dur olur mu güzelim?" Sevgilisi olduğu için kızamıyordu da.
He amk götünde gezsin.
"Erez! Gördüm adamı, bak dağın orda!" Erez'i yanımda göremeyince Erez'in karakterine baktım. Tam tekrar çemkireceğim sırada aşağıdan duyduğum sesle duraksadım.
Hayır, bu ses birşeyin düşme veya kırılma sesi değildi.
Sertçe yutkundum.
Bir silah sesiydi...







