İçeriğe geç

Soylu Ailesi / Gerçek ailem

Bölüm 61 · 10 dk okuma

Soylu Ailesi / Gerçek ailem

Bölüm 61

37. Bölüm

İyi okumalarr...

Yorum ve tahminlerinizi bekliyorumm.

_________________________________________________

Son basamağı da çıkıp kapının önüne geldim.

Ayh geberiyordum ayol. Bir binada asansör niye bozuk olurdu ki?

Ofladım ve uzanıp zili çaldım. Birkaç saniye sonra açıldı.

"Erez bence siz 9. kattan zemin kata taşının." Ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim.

Erez güldü.

"İdare et artık." İnanamayarak ona baktım.

"Haftanın beş günü sizdeyim zaten!"

Ve her geldiğimde asansör bozuk oluyordu...

Erez omuz silkti.

"Olur öyle şeyler." Gözlerimi devirdim ve salona girdim. Favori koltuğuma otururken Erez ilk kapıyı kapattı sonra da karşımdaki koltuğa oturdu.

"Ee daha daha nasılsın?" Havva teyze evde olmadığından ve Erez yine hasta olduğundan gelmemi istemişti.

Altını çizerek diyorum ki; yine.

Çünkü beyefende ayda 2 kere hasta oluyordu!

Yoo abartmıyordum, ne alaka? Tamam belki biraz abartmış olabilirdim ama sonuç olarak hastaydı işte!

"İyiyim." Sesi yorgun çıkıyordu. Halsiz olduğu her halinden belliydi.

Allah'ım ben neden bu kadar vicdanlıydım? Ne yalan söyleyim üzülmüştüm şimdi.

Ayağa kalktım ve Erez'in karşısına geçtim. O bana merakla bakarken bende anlına elimi koydum.

Biraz ateşi var gibiydi.

Havalar ısınmamış mıydı lan? Su savaşı yapınca niye hasta oldu bu şimdi?

Endişeyle Erez'e baktım.

"Ateşin var." Erez gülümsedi.

"İyiyim ben." Elimi alnında çekti ve beni yanına oturttu. Birden dizime başını koymasıyla afalladım.

"Uykum var sadece." Sesini canlı tutmaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi.

Elimi saçlarına daldırıp dağınık olan saçlarını okşamaya başladım.

"Özür dilerim. Sanırım fazla ısrar etmemeliydim."

Israr mı? Yoo tehdit etmiştim.

Erez güldü.

"Olsun. Keyifli vakit geçirdik en azından." Eğilip yüzüne baktım. Gözlerini kapatıp uyumaya çalışıyordu.

İster istemez gülümserken yanağını öptüm. Hissettiğim sıcaklıkla geri doğrulurken elimi anlına geri koydum.

"Erez ateşin artmış gibi. Bir duşa girsen?" Erez burnunu çekti.

"Uyumak istiyorum."

"Banyodan sonra uyursun. Olmaz mı?" Başını iki yana salladı.

"Olmaz." Saçlarını okşamayı bıraktım ve eğilip tekrar yanağından öptüm.

"Olur olur." Erez yüzünü buruşturdu.

"İstemiyorum."

"Hadi Erez. Yorma beni." Erez tekrar omuz silkinde kolunu dürtmeye başladım. Erez elimi tutup avucunun içine hapsetti.

Dudaklarımı büzdüm. Sesimi üzgün çıkarmaya çalışarak konuştum.

"Ama zaten benim yüzümden hasta oldun." Erez gözlerini aralayıp bana baktı ardından da ofladı.

"Ama bir şartım var." Erez doğruldu ve bana döndü. Bende ona döndüm.

"Ne istersen." Sırıttı ve birkaç saniye dudaklarıma baktı.

"Seni öpmeme izin verirsin." Yutkundum.

Bunu kabul etmeyeceğimi düşündüğü için böyle bir teklif yapmıştı.

Erez burnunu çekti. Her ne kadar belli etmemeye çalışsa da etrafa baygın bakışlar atıyordu.

Hasta olmasına ben neden olmuştum ve o benim hatrıma sesini bile çıkarmamıştı.

Her ne kadar gerilsemde başımı onaylarcasına salladım.

"Tamam." Erez birkaç saniye yüzüme baktı. Sanırım kabul edeceğimi düşünmemişti.

Kaşlarını çattı.

"Emin misin?" Beni zorlamak istemediğini biliyordum. Başımı yine onaylarcasına salladım.

"Eminim." Erez ayağa kalktı.

"Ben banyoya giriyim o zaman?" Güldüm.

"Gir." Halsiz adımlarla odadan dışarı çıktı. Banyonun kapanma sesini duyduğumda ofladım.

Ayağa kalkıp odada dolanmaya başladım. Erez'den hoşlanıyordum hatta belki de aşıktım ama ona karşı bu tür yaklaşımlar sergileyemiyordum.

Ona değer veriyordum, önemsiyordum. Erez'e sarılınca veya o bana dokununca rahatsız da olmuyordum. Ama gereğinden fazla yaklaştığı zamanda elimde olmadan geriliyordum.

Ofladım.

Kendimi yetersiz hissediyordum çünkü onun bana yaptığı gibi bende ona sevgimi gösteremiyordum. Bu elimde olan birşey değildi.

Banyonun kapısının açılma sesini duyduğumda derin bir nefes verdim. Belimi odadaki yemek masasına yasladım ve Erez'in gelmesini bekledim.

Erez ağır adımlarla içeri geldi. Oldukça halsiz görünüyordu saçları ise hala nemliydi.

Tam karşıma geçince yutkundum.

Bedenimin ona böyle davranmasından nefret ediyordum...

Erez bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi kapattı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesimi tuttum.

Elini uzatıp gözümün önündeki saç tutamına doladı ve oynamaya başladı. Bakışlarını saç tutamından ayırmadan konuştu.

"Ben banyoya girdim." Gözlerini benimkilere dikti.

"Sıra sende." Sesi halsiz çıkıyordu.

Saç tutamımı bıraktı ve elini yanağıma yasladı. Yüzlerimiz arasındaki mesafeyi en aza indirdiğindiğinde vicudumun kasıldığını hissettim.

Her bana yaklaştığında gerilmekten nefret ediyordum...

Burnunun ucu burnuma sürttüğünde sertçe yutkundum ve ellerimi yumruk yaptım. Tam kendimi beni öpmesi için hazırlamışken Erez bunu yapmadı ve yüzlerimiz arasında hatrı sayılır bir mesafe bırakarak geri çekildi.

Buruk bir şekilde gülümserken gözlerini kaçırdı.

"Kayra." Duraksadı ardındansa dudaklarını yaladı. Gözleri tekrar benimkilerle buluştuğunda konuştu.

"Eğer istemiyorsan bu ilişkiyi bitirelim." Yutkundum. Ne?

Ne bitirmesinden söz ediyordu?!

Ben konuşmaya başlayacakken benden önce davrandı.

"Seni zorluyormuş gibi hissediyorum." Elini yanağımdan çekti ve iki adım geri attı.

Gözlerindeki hüznü ve kırgınlığını görebiliyordum.

"En iyisi biz biraz ara verelim." Acı dolu sesini duyduğumda yutkundum.

Hayır! Erez benim herşeyimdi onu da kaybedemezdim!

Panikle ona doğru bir adım attım ve ellerimi panikle salladım.

"Erez saçmalama!" Ses tonumu ayarlamakta güçlük çekiyordum.

"Sen, ne ayrılığı, ne diyorsun sen?!" Ellerimi saçlarıma daldırdım.

Hepsi benim suçumdu... Ona sevildiğini hissettirememiştim...

Sertçe yutkunurken dolan gözlerimi umursamadım.

"Hayır ben seni seviyorum! Gerçekten seviyorum! Ama, ben, belli edemiyorum işte!" Zorlukla konuşurken nefesimin kesildiğini hissettim.

Hepsi bedenimin verdiği saçma sapan tepkiler yüzündendi. Bir ilişki iki taraflı olurdu ama benim yüzümden tek taraflı kalmıştı...

Zorlukla nefes alırken göğsüme giren sancıyla hıçkırdım. Ellerimle yüzümü savazlamaya başladım.

Hepsi ama hepsi benim yüzümdendi...

Birinin kollarını bana doladığını hissettiğimde bu kişinin Erez olduğunu çok iyi biliyordum.

Ellerimi yüzümden çekip ona baktım.

"S-sana sevildiğini h-hissettiremediğim için özür dilerim." Nefesim kesiliyordu. Erez yüzümü avucunun içine aldı.

"Kayra sakin ol güzelim!" Başımı hızla iki yana salladım.

"Hepsi benim y-yüzümden! Sana y-yaklaşamadığımdan dolayı!" Erez endişeyle bana bakarken sesimin titremesini umursamadan konuşmaya devam ettim.

"Elimde değil!" Hıçkırdım.

"Seni seviyorum a-ama yaklaşa-." Erez'in dudaklarını dudaklarıma bastırmasıyla sözlerim yarım kaldı.

İstemeden geriye doğru sendelerken Erez'de benimle beraber geldi ve belimi masaya yasladı. Bir elini enseme koydu ve öbür elini belime dolayarak beni daha da kendisine çekti.

Nefes alamadığım için elimi göğsüne koyduğumda dudaklarımızı ayırdı. İçime titrek bir nefes daha çektiğimde çok beklemeden yine dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

Gerilen bedenim yavaşça gevşerken yutkundum.

Çok korktum... Onu da kaybetmekten çok korktum...

Kollarımı halsizce boynuna doladım. Bacaklarımdaki güç yavaş yavaş tükenirken Erez belimdeki kolunu sıkılaştırdı. Dudaklarımızı ayırıp alınlarımı birleştirdiğinde kesik kesik nefesler aldım.

Kriz geçirmekten nefret ediyordum! Her seferinde gücümün tükenmesinden nefret ediyordum!

Erez öbür elini de belime koydu ve beni kaldırarak masaya oturttu. Elini yanağıma yeniden yasladı.

"Özür dilerim." Başımı iki yana salladım.

"Asıl ben özür dilerim. İlişkinin iki kişilik yaşandığını unuttum." Bakışlarımı kaçırdım.

"Sana hak ettiğin değeri veremediğim için özür dilerim." Erez belimdeki eliyle belimi okşamaya başladı ve ardından da yüzünü boynuma gömdü.

"Bence bir anlaşma yapalım." Sesi boğuk çıkmıştı ama duymuştum.

Ellerimi saçlarına daldırdım ve okşamaya başladım.

"Ne anlaşması?" Yüzünü boynumdan hafifçe kaldırarak bana baktı.

"Günde birkere sen beni öp, bende seni öpeyim." Gözlerini gözlerime dikti.

"Böylelikle birbirimize alışmaya da başlarız."

Başımı onaylarcasına salladım. Belki böyle daha iyi olurdu. Erez yüzünü yine boynuma gömdüğünde gülümsedim.

Artık geçmiş umrumda değildi. Geleceğe bakacaktım. Geçmişimin bundan sonra iyi anılarımı kötüleştirmesine izin vermeyecektim.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Hasbin Allah!

Aniden yattığım yataktan doğruldum.

"Lan bu gün günlerden pazar, pazar! Bir siktir git artık!" Yiğit şaşkınca bana baktı.

"Kayra bu gün cuma." Elimle yüzümü sıvazladım.

Yemedi ya...

Ellerimi yüzümden çektim.

"Ben pazar ilan ediyorum! Defol git odamdan!" Kendimi yatağa geri bıraktım ve yastığıma sarıldım.

Ohh be huzu- Hassiktir lan noluyo!

Birden havalanmamla yumruğumu beni kaldıran kişiye geçirdim.

Valla refleksle oldu...

Yiğit geriye sendelerken beni birden bıraktı ve kendimi yerde buldum.

Götümü kırdım amına koyayım!

"Oha Kayra! Ne ağır elin varmış lan senin!" Yiğit acıyla bağırınca onu umursamadım ve elimi götüme koyup ovuşturmaya başladım.

"Götüm çıktı Yiğit!" Acıyla bağırıp yere uzandım ve gözlerimi kapadım.

Ben burdada uyurum no sıkıntı.

"Noluyor burda?" Poyraz'ın sesini duyduğumda gözlerimi açmadan işaret parmağımla Yiğit'i işaret ettim.

"Kardeşin götümü kırdı abi." Odada bir şaplak sesi çıktı.

"Ahh abi napıyon!" Gözlerimi aralayıp onlara baktığımda Poyraz'ın Yiğit'in ensesine vurduğunu gördüm.

İstemeden gülerken ağrıyan götümü boşverip ayağa kalktım ve yatağa geri yattım.

"Yok öyle yatmak. Kalk bakayım." Poyraz'ın sesine yüzümü buruşturdum.

"Avukatımla konuşmak istiyorum!"

"Buyrun benim." Emin'in sesini duyduğumda ofladım ve yorganı tepeme kadar çektim.

"Lütfen siktir olup gider misiniz?" Birinin götüme vurduğunu hissettim.

Hehh zaten kırıldı vurun iyice.

"Abiye 'siktir git' denmez." Yorganı çekip onlara baktım. Bakışlarım en sonunda Yiğit'in üzerinde durdu.

Gözü mü morarmış lan onun?

"Yiğit siktir olup gider misin?" E o benim abim değildi.

Yiğit ofladı ve odadan çıktı.

"Ne haliniz varsa görün." Tekrar yatağa gömüldüğümde biri yorganımı açtı.

Biri! Benim! Yorganımı! Açtı!

"Lan!" Birden doğrulduğumda Deniz'le göz göze geldim.

"Versene yorganımı!" Deniz omuz silkti.

"Olmaz. Kahvaltı hazırmış." Kollarımı göğsümde birleştirdim ve bağdaş kurdum.

"Gelmiyorum ben."

İnadım inat değil mi kardeşim!

Ateş'te benim gibi kollarını göğsünde birleştirdi.

"Geliyorsun küçük hanım."

"Gelmiyorum büyük bey." Ateş omuz silkti.

"Benden günah gitti o zaman." Ayak bileklerimden tutarak beni sürüklemeye başladı.

"Oha!" İstemeden bağırırken ellerimle yukarı sıyrılan tişörtümü düzeltmeye çalışıyordum.

"Ateş öküz müsün acaba?" Yataktan düştüğümde yüzümü buruşturdum.

Götüm çıktı...

Bir elimle hala tişörtümü tutarken öbürüyle yatağın ayağına tutundum.

"İnadım inat lan! Gelmiyorum!" Tişötümü bırakıp öbür elimle de yatağı tuttum.

Ateş'e ölümcül bakışlar attım.

"Ya bırakırsın ya da bıraktırırım." İddialı sesime sadece güldü.

"Bıraktırsana." Hiç düşünmeden ayağımla yüzüne vurduğumda ayaklarımı bırakıp burnunu tuttu.

"Hay sikeyim! Burnum!" Sıçtığımı anlayıp hızla ayağa kalktım ve bu fırsattan yararlanarak odadan dışarı çıktım. Koridorda bir sağa bir sola bakıp nereye kaçacağıma bakarken bana doğru gelen Ateş'i görünce hızla Poyraz'ın odasına doğru koştum.

Odaya girip kapıyı kapattım ve ardından da kitledim.

Derin bir nefes alırken kapıya inen yumrukla irkildim.

"Kayra aç şu kapıyı!" Ateş bağırınca sevimlice gülümsedim.

Sıçtık, iyi mi?

Kapıya bir yumruk daha indiğinde yutkundum.

Odanın penceresine doğru gittim ve aşağıya baktım.

İyi la. Garajın çatısına atlasam kurtulurum.

Camı açtım ve garajın çatısına atladım. Etrafa bakınıp inecek bir yer bulamayınca bahçedeki korumalardan birine seslendim.

"Pışt! Adını bilmediğim ama bizim bahçede dikilen koruma!" Sessizce bağırdığımda adam ilk kaşlarını çattı sonra yanıma geldi.

"Buyrun Kayra Hanım?" Elimi geçiştirircesine salladım.

"İndir beni burdan."

"Anlamadım?" Gözlerimi devirdim.

"İndir beni burdan!" Bağırdığımda adam bahçenin öbür tarafındaki merdiveni öbür korumalara işaret etti.

Korumalar merdiveni getirirken odaya kaçamak bakışlar attım.

Kapıyı da kıramamış salak. Bağırışlarını hala duyabiliyordum.

Hızla getirdikleri merdivenden inerken kapının kırılma sesini duydum. Ateş öfkeyle odaya girdiğinde göz göze geldik.

Hassiktir!

Merdivenleri hızla indim.

"Telefonunu ve arabanın anahtarını ver." Adam bana şüpheyle bakınca bağırdım.

"Hızlı olsana!" Adam korkarak telefonunu ve anahtarı verdi. Kendi telefonumu odamda unutmuştum.

"Kadir Beyin anahtarı." Adamın dediğini umursamadım.

Tek derdim o değildi çünkü!

Hızla evin önüne geldim ve ayakkabılarımı alıp arabaya doğru gittim. Hızlıca arabayı açtım ve içine bindim.

Evin kapısından çıktıklarını görünce arabayı içeriden kitledim ve ayakkabılarımı giydim. Anahtarı kontağa taktım ve çalıştırdım.

Murat piçinin arabasını da az çalmamıştım. Tabii ki de araba sürmeyi biliyordum. Tek sorun; ehliyetim yoktu.

Gaza basıp arabanın ilerlemesini sağlarken kahkaha attım.

En sonunda delirmiştim iyi mi?

Arkamdan Ateş ve Poyraz'ın da geldiğini görünce gülmeyi kestim ve gaza daha da yüklendim.

Kendimi Hızlı ve Öfkeli'deki gibi hissediyordum!

Önüme çıkan ilk sağdan döndüğümde tekerlerden ciyaklama sesine benzer bir ses çıktı. Elimi emniyet kemerine uzattım ve taktım.

Geberirim şimdi. Hiç gerek yok.

Sırıtarak arabayı sürmeye devam ederken yanıma aldığım telefonun çalma sesini duydum. Gözümü yoldan ayırmadan telefonu aldım ve arayan kişiye kısaca baktım. Ateş arıyordu.

Telefonu sessize aldım ve önüme çıkan yoldan yine döndüm.

Offf çok güzel lan!

Önüme birden çıkan araba yüzünden frene bastım.

Siktir!

Frene daha sert bastım fakat olmayınca direksiyonu sağa kırdım. İlk arabanın hakimiyetini kaybetsemde sonra geri toparladım.

Lütfen ben yanlış yere basmış olayım ve fren bozuk olmasın!

Frene tekrar bastım ama araba yine yavaşlamadı. Yutkundum.

Ben niye her gün, her saat, her dakika, her saniye rezildim?

Arabayı şehirden uzak biryere doğru sürmeye başladım.

Şimdi birini öldürürüm de bir ömür vicdan azabı çekerdim. Hiç gerek yoktu.

Önüme çıkan arabaları hızlı bir şekilde sollarken bana çaldıkları kornaları umursamamaya çalışıyordum.

Şu an tek umursadığım şey birine çarpmamaktı.

Direksiyonu daha sıkı tuttum. Arabaları sollamaya devam ederken birinin önüme çıkmasıyla istemeden küfrettim.

"Sikeyim!" Direksiyonu direk sağa doğru kırdım ve keskin bir manevrayla son anda arabaya çarpmaktan kurtuldum.

Kendimi soğukkanlı kalmaya zorlarken aynı zamanda arabanın hakimiyetini kaybetmemeye çalışıyordum.

Acaba arabanın hava yastıkları var mıydı?

Önümdeki kırmızı ışığı görünce sertçe yutkundum.

Şimdi düşünelim bakalım. Ben şimdi boku mu? Naneyi mi? Yoksa ayvayı mı yedim? Bana sorarsanız yememiştim. Hepsi götüme saplanmıştı!

Bölüm sonu

15 yorum