İyi okumalar...
Beklentilerinizi ve isteklerini alayım.
Ve tabikii en sevdiğiniz karakteri de merak ediyorum.
___________________________________________
Kantine adım attığımda aldığım ter kokusu yüzünden yüzümü buruşturdum.
Bu gün Erez okula gelmemişti. Annesinin izin günü olduğu için beraber vakit geçirmek istemişlerdi ve ben tabiri caize göt gibi kalmıştım.
Sabahtan beri her derste uyuyordum. Ve kantine gelmemim sebebi tabi ki de kahve almak değildi.
Kahve alırsam öbür derslerde nasıl uyuyayım amk. Açım ben aç.
Kantin sırasına geçtiğim ve kollarımı göğsümde birleştirerek etrafa bakınmaya başladım. Sıra bir kişi daha ilerlediğinde öne doğru bir adım attım ve kaşlarımı çattım. Kaşlarımı çatmamın sebebi ise duyduklarımdı.
"Emir kardeşi var ya." Bunu Arda demişti.
"Ee?" Yanındaki salak arkadaşı ile konuşuyordu.
"Onun üzerine girdiğimiz iddeayı kesinlikle kaybedemem." Arkadaşı histerikçe güldü.
"Emir seni elli kere ayakta siker kardeşim bence bu işi bırak." Eh haklıydı. Biri Yiğit için iddeaya girse ben de aynı tepkileri verirdim.
"Boş konuşma Eren. Hah bak geliyor." Gözlerim istemsizce kantine giren Nazlı'yı buldu. Etrafa gülücükler saçıyordu.
Bu kızdaki kafadan istiyorum...
Arda yavaş adımlarla Nazlı'nın yanına doğru gittiğinde arkamdakinin beni dürtmesiyle sıranın bana geldiğini anladım.
"Abi ben bir bol kaşarlı tost birde ayran alıyım." İkisinden gözlerimi ayırmadan dediklerim üzerine kantinci abi onaylayan mırıltılar çıkardı.
"Pışt Nazlıcık naber?"
Nazlıcık mı? Bir daha Arda'yla hayatta konuşamam İQ seviyem için zararlı.
Yüzüm benden bağımsız olarak buruşurken abinin uzattığı tost ve ayranı aldım ve yemeğe başladım. Sırtımı da yanımdaki duvara yasladığımda tek eksik patlamış mısırdı.
Nazlı yüzünü buruşturdu. "İyidir de sen gelmesen daha iyiydim sanki." Arda Nazlı'yı takmadan gülümsedi.
"Çıkışta beraber birşeyler yapalım mı diyecektim." Nazlı tekrar yüzünü buruşturdu.
"Ordan bakınca hayvanları koruma derneği gibi mi duruyorum?" İşaret parmağıyla kendini işaret ettiğinde kendimi tutamadım ve koca bir kahkaha attım.
Kantindeki herkes anında bana dönerken zorlukla yutkundum. "Siz devam edin yok birşey."
Arda bozulsa da belli etmedi. "Sorumun cevabını alayım." Nazlı kollarını göğsünde birleştirdi.
"Hayır." Kesin bir dilde dediği şeyle Arda kaşlarını çattı. "Neden?"
Nazlı düşünüyormuş gibi bakışlarını kantinde gezdirdi. "Bir düşüneyim." Ardındansa dudaklarını büzdü.
"Çünkü sen yavşağın tekisin ve benim senin gibilerle bir işim yok." Tostumdan bir lokma daha aldığımda bunun son lokmam olduğunu fark ettim.
Ne ara yedim lan ben bunu?
"Madem benim gibilerle bir işin yok, o zaman o biricik abin niye hala yanında güzelim? Hm? Bence bir düşün bakalım kim yavşak..." Nazlı'ya doğru bir adım attı. Nazlı ise kaşlarını çattı.
"... Kim iyi?..." Nazlı'yla aralarındaki mesafeyi tamamen kapattığında kaşlarımı çattım.
Lan o benim görümcem! Bu it herif ne yapıyordu?
Nazlı'nın çenesini kavradı ve yüzünü onunkine yaklaştırdı. "... Ve kim seni öpmeyi istiyor?" Nazlı kaşlarını mümkünmüş gibi daha çatarken benimde halim ondan farklı değildi.
Dişlerimi farkında olmadan sıkarken ayranımdan bir yudum aldım.
"Bırak beni!" Nazlı hiddetle bağırdı ve Arda'dan uzaklaştı. "Sakın bir daha bana yaklaşmaya kalkışma yoksa-!" Arda Nazlı'nın lafını kesti ve aralarındaki mesafeyi tek adımda kapattı.
"Yoksa ne?" Pis pis sırıttığında kaşınan ellerimi eşofmanıma sürttüm. "Altımda ezilmekten mi korkuyorsun?" Ne?
Hiç kimse bir kıza böyle birşey diyemezdi!
Nazlı'nın sinirden gözleri dolarken ona baktı ve zorla dudaklarını araladı. "S-sen ne diyorsun!" Sinirden kekelediğini burdaki herkes biliyordu.
"Diyorum ki-" Ama lafını kesen şeyse benim yüksek sesle ayranımı çöpe atmamdı.
"Diyorsun ki 'gel sen beni bir güzel sik'!" Dişlerimi sıkarak öfkeyle Nazlı'nın yanına geçtim ve onu kolundan tutarak arkama aldım.
Şimdi ise Arda'yla burun buruna olan bendim.
Öfkeden tırnaklarımı avucuma geçirsem de umursamadım. Arda da benden farksız değildi. Öfkeden anlındaki damar belli olmuştu.
"Kes sesini! Bu seni hiç ilgilendirmez!" Sesi tüm kantinde yankılanırken histerikçe güldüm.
"Kimi ilgilendirir Arda hazretleri?" Yüzümdeki gülümseme anında silindi. Ona doğru bir adım daha atıp aramızda sadece yarım metrelik boşluk bıraktım.
O kadar sinirliydim ki farkında olmadan dişlerimi sıkarak konuşuyordum.
"Sen gelip hemcinsimden birine bunları söyleyeceksin ve bende susacağım öyle mi?" Tüm ciddiyeti tekrardan bozarak güldüm. Şimdi ise sırıtıyordum.
"Sana kötü bir haberim var." Eski halime geri döndüm ve ifadesizce ona baktım.
"Bunu benden nah beklersin." Ardında olan şeyse benim Arda'ya attığım yumruktu.
Elmacık kemiğinin üzerine attığım yumruk yüzümden iki adım gerilese de sonradan hemen toparladı ve üzerime doğru yürümeye başladı. Onu umursamadım ve kılımı dahi kapatmadım.
O yüzlerimiz arasındaki mesafeyi en aza indirirken çenemi daha da dikleştirdim.
Bu piç biraz daha yaklaşırsa öpüşecektik!
"Seni alakadar etmeyen şeylere bulaşmakta üzerine yok Soylu! Aman dikkat ette o şeyler sana bulaşmasın!" Alayla güldüm.
"Aman çok korktum." Aramızdaki mesafeyi mümkünmüş gibi biraz daha indirdim. O sinirden kıpkırmızı kesilirken benim keyfime diyecek yoktu.
"Naparsın?" Kaşlarımı yukarı doğru kaldırdım ve alayla güldüm. "Benide mi altında ezersin?" Bunu derken bile miğdem bulanmıştı.
Arda sinirle ağzını açtığında biri beni sertçe geriye çekti ve ben daha ne olduğunu anlayamadan Arda'ya kafa attı.
Arda gerileyip yere düştüğünde ise üzerine çıkıp onu yumruklamaya başladı.
Arda'nın yüzüne sert bir yumruk indirdi ve dudaklarını araladı.
"Bir daha kardeşim hakkında böyle konuşmayacaksın bu bir!" Emir dişlerini sıkarak konuşuyordu. Bir yumruk daha attı.
"Bir daha herhangi bir kız için böyle konuşmayacaksın bu iki!" Arda'nın yakalarından tuttu ve yüzünü yüzüne yaklaştırdı.
"Ve sakın bir daha Nazlı'nın yakınlarında dolaşma! Yoksa senin ecdadını siker soyunu kuruturum orospu çocuğu! Bu da üç" Ve ardındansa kantinde bir ses daha yankılandı.
"Noluyor burda! Herkes odama!" Gözlerimi devirdim.
Hocam keşke biraz daha geç gelseydiniz?
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Müdürün odasından sırıtarak çıktım ve aynı ifadeyle benimle birlikte çıkan Arda'ya baktım. Nazlı ve Emre daha müdürün odasındaydı.
"Noldu sanki biraz morardın?" Sırıtmaktan ağzım yırtılacaktı.
Arda aynı kantinde yaptığı gibi dibime girdi. "Bunun hesabını ödeyeceksin Soylu!" Dişlerinin arasından dediği şeyle sadece daha da sırıttım.
"Vah vah çok korktum." Daha da sırıttım. "Hatta bak şu an altıma sıçıyorum korkudan."
Arda işaret parmağını bana doğrulttu, bir adım daha atarak aramızda yarım santimlik bir mesafe bıraktı. Ama o sırada birşey oldu.
Arda birden geri çekildi ve tıpkı kantindeki gibi biri ona kafa attı.
Dejavu!
Yiğit sinirle gerileyen Arda'nın sırtını duvara yasladı. Elleriyle yakasından tutuyordu.
İkiside birbirinden sinirliydi. "Bana bak Uysal! Seni bundan sonra ne Kayra'nın ne de Nazlı'nın yakınında görürsem yemin ederim ki seni doğduğuna pişman ederim!" Dişlerinin arasından sinirle konuşuyordu. Gözlerimi devirdim.
Erkeklerin bu kavga sevdasını anlamıyorum. Sırıtarak 'gerizekalı' desen sinirleniyorlar zafen. Hayır bu kadar uğraşmaya gerek yoktu.
Arda sinirle güldü. "Ne senden ne de yapacaklarından korkmuyorum! Hoş yapabilir misin orasından da emin değilim!" Yiğit dişlerini daha da sıkarken müdürün odasının kapısı açıldı.
Emir Nazlı'yla beraber odadan çıktı. Yiğit Arda'yı fırlatırcasına bıraktı ve Emir'in yanına gitti.
Aslında Nazlı için gitti de Emir bunu bilmese de olurdu.
Emir Arda'yı görünce sinirle ona döndü. "Sen hala burda mısın lan!" Sinirle üzerine atlayacakken Yiğit onu tuttu.
"Boşver ben dedim zaten diyeceğimi." Arda arkasını dönüp giderken Yiğit kollarını göğsünde birleştirerek bana döndü.
"Ne işi vardı o itin dibinde?" Omuz silktim.
"Yavşağın teki işte. Geldi tehdit etti gitti. Yok birşey." Nazlı kaşlarını çattı.
"Ne tehditi?" Sırıttım.
"Beni bunu yaptığıma pişman edecekmiş ama..." Gururla göğsümü kabarttım. "Pek de sikimde değil."
Yiğit dediğim şeyle kafama fiske attı. "Mal mal konuşma ya!" Elimle kafamı ovuşturdum. Aynı zamanda kötü kötü bakmayı da ihmal etmiyordum.
"Neyse. Okulun yakınlarında bir kafe var oraya gidelim mi? Zaten bu saatten sonra ders işlenmez." Nazlı'nın ortaya attığı şeyle hepimiz kafamızı salladık.
Walla bu saatten sonra kimse bana ders dinlettiremezdi.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Hepsi gergince masada otururken ben sırıtarak onlara bakıyordum.
Sanırsınız dermuda şeytan üçgeni. Hepsi birbirine bakıyo lan çok iyi.
Yiğit çaktımadan Nazlı'ya bakmaya çalışırken Emir gözlerini kısmış Nazlı ve Yiğit'e bakıyordu. Nazlı gergince hepimize bakarken ben ise sırıtmış Yiğit'in Emir'in bakışlarını fark etmesi üzerine altına edişini izliyordum.
"Ee?" Nazlı'nın gergin sesini duyunca daha da sırıttım.
Bunlar çok komik lan.
"Ne ee?" Emir'in sorusu üzerine Nazlı gülümsedi ve bana döndü.
Yav sen sevdiceğine dönsene beni napcan?
"Ee Kayra sen nasılsın?"
"İyiyim. Sen?"
"Bende iyi." Tekrar kısa bir sessizlik oldu.
Emir kaşlarını çattı ve Nazlı'yla bana baktı.
"Siz nasıl tanıştınız?" Gözlerimi devirmemek için kendimi tuttum.
Koçum sence de bu soruyu yanlış kişiye sormuyor musun?
Mükemmel bir yalancı olduğum için lafı ben devraldım.
"Kız dayanışması diyelim." Dediğim gibi mükemmel bir yalancıydım.
Emir kaşlarını çattı. "Kız dayanışması?" Başımı onaylarcasına salladım. "Kız dayanışması." Ardındansa ekledim.
"Ee yok mu sevgiliniz falan?"
Şerefsizlik damarım tuttu diyemedim...
Yiğit gözlerini kısarak bana baktı. Anlamıştı!
"Senin Erez'le nasıl gidiyor?" Gözlerimi devirdim.
Te Allah'ım ya.
"Kaç kere diyeceğim bilmiyorum ama Erez, benim, sevgilim, değil!" Yiğit sırıttı. Gözlerimi kıstım.
Evde olan şeylerin intikamını almayacağını düşünmek istiyorum.
"Ee ama aşkom diye konuşuyordunuz?"
Yalnız Yiğidom sen kaşınıyorsun.
Sırıttım. "Nazlı'yla sen gibi mi?"
Eheheheh. Yaşasın şerefsizlik!
Yiğit'in gözleri kocaman olurken Nazlı kaçacak delik arıyordu.
"Ne!" Emir öfkeyle bağırırken Yiğit bana tehditkar bir bakış attı ve Emir'e döndü.
"Yok öyle birşey uyduruyor." Sırıttım.
"Yoo uydurmuyorum." Heyecanlı bir şekilde Emir'e döndüm.
"Bu ikisi sevgili ve senden saklıyorlar biliyor musun?" Ellerimi heyecanla çırptım.
"Hatta birbirlerine öyle bir bakıyorlar ki sanırsın yarın nikah dairesine gidecekl- Ah!" Yiğit'in kafama vurmasıyla hiddetle ona döndüm.
"Ne vuruyon lan ikidir!" Yiğit sinirle bana baktı.
"Bence artık sus canım ikizim!" Dişlerinin arasından ettiği tehditle kaşlarımı çattım.
"Sen beni tehdit mi ediyorsun?" Başını onaylarcasına salladı. Bense 'öyle mi?' dercesine baktım.
"Peki öyle olsun." Emir'e döndüm.
"Bunlar üç haftadır sevgililer ve senden saklıyorlar ve hatta sen Yiğit'i aradığında Nazlı benle değil Yiğit'le konuşuyordu. Okulda da gizli gizli buluşuyorlar."
Sondakini her ne kadar sallasamda umrumda değildi.
Yiğit bana öldürecek gibi baktığını görünce ayağa kalktım.
"Hadi Allah yardımcınız olsun ben eve gidiyim." Emir döndüm ve fısıldadım. Her ne kadar fısıldasam da onların beni duyduğunu biliyordum.
"Yiğit'e istediğini yapabilirsin."
Kafeden çıkmadan önce gördüğüm şeyse Yiğit'in Emir'in bakışları üzerine yutkunuşu ve Nazlı'nın 'sıçtım' bakışlarıydı...











