İçeriğe geç

Soylu Ailesi / Gerçek ailem

Bölüm 34 · 8 dk okuma

Soylu Ailesi / Gerçek ailem

Bölüm 34

19. Bölüm

İyi okumalar...

Kayra ve Erez hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yorum ve tahminlerini alayım...

_____________________________________________

Düşünceli bir şekilde yürürken sonunda bahçe kapısından içeriye girmiştim.

Sahilde Erez'le konuşmuştuk.

Erez her ne kadar kabul etmese de Emin'le konuşmalıydım. Biz daha ikinci dönemin başlarındaydık ve Erez'in reşit olmasına daha vardı.

Yağmurdan sırılsıklam olmuştum ve daha şimdiden burnum akmaya başlamıştı.

Evin kapısına geldiğimde ise anahtarı almayı unuttuğum için kapıyı çaldım. Neden bilmiyorum ama içeriden baya bir gürültü geliyordu.

Kapı açıldığında ayakkabılarımı çıkardım. İçeri girmek için eğdiğim başımı kaldırdığımda gördüğüm kişiyle kısıkça küfrettim.

Lan bu benim eski okulumda sarışın çocuğu dövmesine yardım ettiğim kahverengi saçlı çocuktu.

Şirince gülümsedim. İki adım geri çıkıp kapı numarasını kontrol ettim ama hayır, doğru yere gelmiştim.

Anasını satayım inşallah bu benim üçüzüm falan çıkmaz.

"Kayra kızım hoşgeldin." Sanem hanım gülümseyen yüzüyle kapıya çıktığında bende gülümsedim.

Çıkardığım ayakkabılarımı elime aldım ve içeri girdim. Üzerimdeki kapşonluyla beraber ayakkabımı vestiyerin üzerine koydum. Kapşonluya rağmen sırılsıklam olmuştum.

Kahverengi saçlı çocuğa kaçamak bir bakış attım ve odaya girdim.

Tövbe estağfirullah. Hayırdır niye herkes buraya toplanmış? Sokak hayvanları için dernek açtıkta benim mi haberim yok?

"Kayra kızım, bunlar amcaların Kamil ve Kemal." Babam yaşlarında iki adam vardı ve birbirlerine baya bi benziyorlardı.

"Yengelerin Selin ve Selen." Anasını satayım bunlar da birbirlerine çok benziyor.

Amına koyayım klon makinesi varda benim mi haberim yok!

Sertçe yutkundum ve sevimli olduğunu düşündüğüm birşekilde gülümsedim. Onlarda bana aynı şekilde gülümsediklerinde Yiğit'le gözgöze geldim.

Yiğit'e 'noluyo amk' bakışlarımı atarken Sanem hanım tekrardan konuşmaya başladı.

"Selin yengen ve Kamil amcanın çocukları Ayaz, Akın ve Yağız." Ayaz derken Poyraz yaşalarındaki adamı, Akın derken Ateş'in yaşındaki kişiyi ve maalesef ki Yağız derken de kahverengi saçlı çocuğu göstermişti.

Kuzen çıktık iyi mi?

"Selen yengen ve Kemal amcanın çocukları Selim, Serkan ve Ayhan." Selim derken Emin yaşındaki adamı, Serkan derkende Deniz yaşındaki adamı göstermişti. Ayhan gösterirkende bizim yaşlarımızdaki bir çocuğu göstermişti.

Ben bu çocuğu eski okulumdan tanıyordum. Yağız'la göt ve don gibilerdi.

"Biz zaten tanışıyorduk ama..." Yağız'ın gözlerini kısarak söylediği bu sözler üzerine alayla güldüm.

"Olm seni dayak yemekten kurtardım daha ne istiyorsun?" Oda alayla güldü.

"Dayak yiyerek mi?" Sarışın bebenin sevgilisinden bahsediyordu. Gözlerimi kıstım. Tam ağzımı aralayıp birşey söyleyecekken kapı çaldı.

"Hahh Melih de geldi işte."

Kapıdan giren kişiyle dudaklarımı yalayıp şirince gülümsedim.

"Aa Melih komiserim."

Sıçtık. Bu adam benim her bokumu biliyordu.

"Kayra?" Şirince gülümsemeye devam ettim.

Ağzım yırtılacak sonunda.

"Siz tanışıyor musunuz?"

"Evet."

"Hayır." İkimizde aynı anda söylemiştik.

Poyraz gözlerini kıstı.

"Noluyo burda?"

"Sanane acaba?" Ağzımdan kaçırdıklarımla herkesin bakışları bana döndü. Yalandan öksürdüm.

"Yani dedim ki Poyrazcığım bunlar seni pek ilgilendirmiyor ama sen 'ben ille de burnumu sokucam' diyorsan buyur." Poyraz gözlerini devirdi.

Melih abi kafama bir fiske attı. "Napıyon lan sen burda?"

"Melih abi ne vuruyon ki? Hem ben sana dememiş miydim ziyaretine gelirim diye." Melih abi kaşlarını çattı.

"Nerden biliyon benim buraya geleceğimi?"

Götüne CPS cihazı taktım. Nerden bileyim amına koyayım! Bunu nasıl polis yapmışlar ya.

Ve uzun bir sessizlik.

Birden noldu ki ya? Niye herkes sustu?

"Amına koyayım?" Emin'in dedikleriyle yutkundum.

Sesli mi demiştim yani ben bunları?

Koca bir siktir ama yaa.

Tekrar sevimlice gülümsedim.

Sıçtık demi? Sıçtık, sıçtık.

Yalandan hapşurdum ve burnumu çektim.

"Hay Allah hasta olmuşum ben ya." Tekrar hapşurdum. "Ben bir odama çıkayım da üzerimi değiştireyim." Nerdeyse kaçar adım odama koştum ve kapıyı kapattım.

Bence yırttım ya. Hadi inşAllah diyelim.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Tekrar hapşurdum ve burnumu çektim. Saat gecenin 3'üydü ve ben hem hapşumaktan hemde burnumu çekmekten uyuyamıyordum.

Tabii biraz da götüm donuyordu ama onu saymaya gerek yoktu bence.

Akşam kimseyle uğraşmamak için duş almış ve yatmıştım. Ama kesinlikle uyuyamamıştım.

Kendimiiyi hissetseydim ders çalışabilirdim ama maalesef ki pek halim yoktu.

Halsizce ayağa kalktım ve odamın kapısını açtım. Merdivenlerden aşağı indim ve mutfağa girdim.

Hafiften başımda ağrımaya başlamıştı.

Dolapları karıştırıp ağrı kesici aradım. Ama altını çiziyorum ki sadece aradım.

Sövmeye bile halim olmadığı için göz devirdim. Salona doğru adımladığımda lambasının açık olduğunu gördüm.

Salondan içeri girdiğimde Yiğit'i, Yağız'ı ve Ayhan'ı gördüm. Kaşlarım şaşkınlıktan havaya kalkarken ellerindeki telefonlara bakıyordum. Beni şaşırtan ellerindeki telefon değildi. Pubg oynamalarıydı!

Hemde bensiz!

Pubg ve ben ayrılmaz ikiliyiz birkere! Kimse bensiz Pubg oynayamazdı!

Yiğit'in yanına gittim ve oturdum. Birkaç saniye bana baktı ama sonra oyuna geri döndü.

"Uyumadın mı sen?"

"Yoo uyudum. Hatta tam şuan 51. rüyamı görüyorum." Yiğit gözlerini devirdi.

"Oynar mısın sende?" Başımı hevesle salladım.

"Tabii oynarım olm Pubg oynanmaz mı?" Hızla cebimden telefonumu çıkardım ve Pubg'a girdim.

"Elinizi bitirin çabuk." Ayhan göz devirdi.

"Sen emret yeter kraliçem." Göğsümü kabarttım.

"Aferin köle çabuk öğreniyorsun."

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

"Ya Yağız hadisene ya!" Yağız'a her ne kadar çemkirsemde kendimi çok halsiz hissediyordum.

Başımı Yiğit'in omzuna koydum. Yiğit birkaç saniye duraksadı. Başımı ona çevirdiğimde bana baktığını gördüm.

Tek elini bana doğru uzatarak anlıma koydu. Kaşları çatılırken elindeki telefonunu koltuğa koymuştu.

"Kayra senin ateşin var." Elini itekledim.

"Yok birşeyim. Ya hadi Yağız yarım saat seni mi bekleyeceğim ben." Yağız göz devirirken Yiğit elimdeki telefonu aldı ve ayaklandı.

Ben masumca elindeki telefonuma bakarken o elimden tuttu ve beni ayağa kaldırdı.

"Gel hadi Ateş abimin yanına gidelim. Bi baksın sana." Her ne kadar gözlerimi devirsemde ona karşı koyacak gücüm yoktu.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Yarım saatin ardından nihayet Ateş böceğini uykusundan uyandırmıştık. Peki şimdi ne mi yapıyorduk? Tabii ki de Ateş böceği midene kadar çubuk sokuyordu!

O değilde, çubuk götümden çıkmasa bari...

"Ağ daha soğ (az daha sok)" Böbreklerime kadar soktuğu çubuk yüzünden zar zor konuşmama Ateş göz devirdi.

Çubuğu nihayet boğazımdan çekti ve konuşmaya başladı. "Sadece grip olmuşsun ve biraz da ateşin var." Çubuğu masaya koydu ve tekrar bana döndü.

"Kronik bir rahatsızlığın veya kullandığın bir ilaç var mı?" Ofladım.

Pardon da sen Melih abi misin? Bune böyle polis gibi sorguya çekmeler?

"Panik atağım var sadece." Ateş gözlerini çattı.

"İlaç kullanıyor musun?" Bu kendini harbi polis sanıyordu.

"Sakinleştirici kullanıyorum. Onu da sadece kriz anında alıyorum." Başını yavaşça onaylarcasına salladı.

"Anladım." Elime birkaç hap verdi. "Bunları iç birşeyin kalmaz." Başımı salladım.

"Sorgunuz bittiyse çıkabilir miyim acaba Ateş böceği?" Ayağa kalktı ve yatağına doğru gitti.

"Giderken kapıyı kapatırsanız iyi olur." Yatağına kendini attığında sırttım. Yiğit'i kolundan çekiştirip odadan çıkardım ama ne lambayı ne de kapıyı kapatmıştım.

Bu hayatta en sevdiğim şeyler tam liste:

1 Muhteşem ben

2 Şerefsizlik

Yiğit'in odasının önüne geldiğimde onu içeri tıktım.

"Git, zıbar, yat Yiğit. O küçük beyninin de büyümeye hakkı var." Ardından direk kapıyı kapattım ve odama doğru gitmeye başladım.

Walla ben Ateş böceğine güvenmiyorum. İlaçları içmesem mi acaba?

Emin'in odasının önünden geçerken duraksadım. Ona maalesef ki Erez konusunu anlatmalıydım.

Vaktimiz daralıyordu. Sadece 2 günümüz kalmıştı.

Ve maalesef hiçbir avukat 2 gün sonraki davayı alarak riske girmezdi. Çünkü kaybetme olasılığı yüksekti.

Emin'in odasına sessizce girdim ve ardından kapıyı kapattım. Emin yan yatmış bir şekilde uyuyordu.

Sessizce yanına adımladım ve kolunu dürttüm.

"Emin bir kalksana." Uyanmayınca daha sert dürttüm.

"Emin!" Emin gözlerini aralayarak bana baktı. İlk kaşları çatıldı ardındansa havaya kalktı.

"Kayra?" Sesi boğuk ve uykulu çıkmıştı.

"Sana birşey sormak istiyorum." Emin yanındaki telefonuna baktı.

"Bu saatte mi?" Başımı onaylarcasına salladım.

Yatakta doğruldu ve bana döndü. "Sor ne soracaksan."

Lafı dolandormayı sevmediğim için direk olaya döndüm.

"Erez'in velayet davası var. Avukatlığını sen yapar mısın?" Kaşlarını çattı ve sonra da yatağa geri yattı.

"Velayet davaları gibi küçük işlerle ilgilenmiyorum."

"Ama dava iki gün sonraya."

"Yani bir avukat arayın o zaman."

Tamam, o zaman bende B planını uygularım.

"Ama bu bölgedeki en iyi avukat sensin. Kaybettiğin dava neredeyse hiç yok."

Emin keyifle güldü. "Biliyorum. En mükemmel benim."

Tamam, bu da işe yaramadı.

Gözlerimi devirdim.

"Ama bu davayı birtek sen alabilirsin. Bu basit bir velayet davası değil." Kapattığı gözlerini aralayıp bana baktı.

"Nasıl bir velayet davası o zaman?" Gözlerimi kaçırdım.

Her ne kadar Erez'in özelini birine anlatmak istemesem de Emin bu gidişle bize nah yardım ederdi.

"Emin." Bir süre sustum.

"Bende öyle düşünmüştüm." Keyifle güldü ve gözlerini kapadı. "Çıkarken kapıyı kap-"

"Babası Erez'i tecavvuz etti." Zar zor duyulan sesim Emin'in sözünü kesmişti.

"Ne?" Emin birden doğruldu. "Ne demek tecavvuz etti!" Panikle ona baktım ve ağzını kapattım.

"Ya bağırmasana, duyucak herkes." Elimi ağzından çekti.

"Kızım siz manyak mısınız? 2 gün kala avukat mı aranır!" Fısıldayarak bana bağırdığında bende fısıldayarak ona bağırdım.

"Biliyoruz herhalde! Babası nasıl yaptıysa 3 gün sonraya almış davayı! Daha bu sabah öğrendik!"

Emin kaşlarını çattı. Ayağa kalktı ve dosyalarına ilerledi.

"Erez'in annesinin numarasını ver. Yarın tüm detayları konuşalım. Sende hemen şimdi bana olanları anlat. Zaten yeterince vaktimiz yok." Emin başıyla sandalyesini oturmam için gösterdi.

Yüzümde kendiliğinden içten bir gülümseme oluştu.

"Teşekkür ederim." Göz devirdi.

"Anlat şu olayı. Zaten sevmiyorum şu çocuğu her an fikrimden vazgeçebilirim."

Yalanını sevsinler gerizekalı. Meraklı görünmek istemediğinden böyle diyorsun.

Ama iyi bakalım bizde anlamamış gibi davranalım...

Bölüm sonu

12 yorum