İçeriğe geç

SÖYLENMEMİŞ

Bölüm 4 · 5 dk okuma

SÖYLENMEMİŞ

Bölüm 4

Bölüm 4:Kayıp Günlerin Ardından

Irmak yatağa kıvrılmıştı; kedisi sanki bir daha kaybolacağından korkuyormuş gibi sıkıca göğsüne yapışmıştı. Kedi yüksek sesle mırlıyor, küçük ve hevesli patileriyle Irmak’ın süveterini yoğuruyordu. Aslı, günlerdir belki haftalardır Irmak da gördüğü ilk gerçek yaşam belirtisini izliyordu.

Aslı kapı pervazına yaslanmış, sessizce iki aşık gibi birbirlerine sıkıca sarılan kardeşi ve kedisini gururla izliyordu.

Irmak’ın gülümsemesinde tarif edilemez bir şey vardı kırılgan, titrek ama o kadar samimiydi ki gözlerine kadar ulaşıyordu.

“Onu korumuşsun…” diye fısıldadı Irmak, sesi çatallanarak. “Teşekkür ederim, abla.”

Aslı başını salladı.

“Hayır, aşkım. Ben sadece onu eve getirdim. O, seni bekliyordu.”

Irmak kedisinin kürküne yüzünü gömdü, gözlerinden akan yaşları saklamaya çalıştı. Kedi yumuşak bir şekilde miyavladı, sanki uzun süre ortadan kaybolduğu için onu azarlıyordu.

Aslı yavaşça içeri girdi, küçük taşıma çantasını yere bıraktı.

“Bir şey daha var,” dedi nazikçe.

“Eşyalarını da getirdim. Kıyafetler… defterler… geride bıraktığın ne varsa.” Irmak dondu.

Parmakları kedinin etrafında sıkılaştı.

Defterler anılar demekti. Anılar ise acı demekti.

Arkasını dönmedi.

“Nerede onlar?”

“Odamda,” dedi Aslı yumuşakça. “Onları atmanı istemedim.”

Irmak’ın çenesi titredi. Gözlerini kapattı.

“Akıllıca bir seçim,” diye fısıldadı. “Ben atardım.”

Aslı yatağın kenarına oturdu.

“Biliyorum.” Dedi Irmak ablasına yaklaştı ve ‘Bana söz ver onları okumayacaksın.’ Aslı derin bir iç çekti ‘Söz veriyorum.’

Uzun bir süre sessizlik oldu Irmak kedisini okşarken, Aslı aylar sonra ilk kez farklı nefes alan kardeşini izliyordu. Yanaklarında renk vardı, sesinde bir nabız, içeriye yeniden yayılan sıcak bir şey.

Kedi aniden Irmak’ın kollarından sıçradı ve odayı keşfetmeye başladı, her köşeyi koklayarak sanki geri sahipleniyormuş gibi.

Irmak tekrar Aslı’ya baktı. Sesi bu kez fısıltıdan da kısıktı:

“Bir şey… söyledi mi?”

Aslı tereddüt etti. Irmak’ın kimden bahsettiği çok iyi anlamıştı. “Rüzgar mı?”

Irmak ismi duyunca irkildi, hızla bakışlarını kaçırdı.

Aslı başını salladı.

“Kişisel bir şey söylemedi. Sadece eşyalarını verdi. Hepsi bu.”

Bu bir yalandı.

Ama tam gerçek de değildi.

Irmak Aslı’nın yüzünü dikkatle inceledi, söylenmeyen parçaları arar gibi ama daha fazla sormadı.

Sadece dizlerini kendine çekti.

“Onu özlüyorum’’ diye itiraf etti sesi titreyerek, “Ama oraya geri dönemem. Onun tanıdığı kız olamam. O kız gitti.”

Aslı omzuna elini koydu.

“Tekrar o olmak zorunda değilsin,” dedi yumuşakça. “Sadece içindeki yası artık bitirmen gerekiyor.”

Irmak yutkundu, gözleri doldu.

“Nasıl yapacağımı bilmiyorum.”

“Bilmek zorunda değilsin. Ben seninle yürüyeceğim.”

Sessizlik yeniden çöktü, bu kez daha yumuşak.

Yaralayan değil, iyileştiren türden.

Bir süre sonra Aslı ayağa kalktı. “Biraz yemek ye. Az da olsa.”

Irmak başını olumsuz şekilde salladı. Eski bir refleks.

Ama sonra kedi yanına gelip bacağına sürtündü, ısrarla miyavladı talepkâr, canlı. Irmak iç çekti. “Tamam… ama sadece onun için.”

Aslı gülümsedi.

Mutfağa geçtiler. Irmak kedisini bir çocuk gibi taşıyordu, patileri omzuna sarkmıştı. Aslı küçük bir tabak hazırladı. Irmak çok az yedi ama dünden fazlaydı.

Aslı bunu bir zafer olarak gördü.

Akşam yemeğinden sonra çocuklar eve geldi. Kediyi görür görmez ortalık karıştı kahkahalar, çığlıklar, onu sevmeye çalışmaları… Irmak ise utangaç bir şekilde arkadan izliyordu.

Günlerdir kendi hayatında bir hayalet gibi görünmüyordu ilk kez.

O gece herkes sakinleşince Irmak yatağında defterini açtı. Ama bu kez yazmıyordu. Kedisini çiziyordu, düzensiz çizgiler, titrek eller ama hevesli ve kararlıydı.

Aslı kapıdan baktı ve gülümsedi.

“İyi geceler,” diye fısıldadı.

Irmak başını kaldırmadı.

Ama sesi yorgun ve yumuşaktı:

“İyi geceler, abla.”

Aslı için bu basit kelime bir mucizeydi. Kırılmış iki kalbi yeniden bağlayan ince bir ip gibi.

Koridor ışığını kapattı ve sessizce kapıyı örttü.

İçeride Irmak kedisinin tüylerine fısıldadı:

“Seni bir daha terk etmeyeceğim.”

Ve ilk kez, yok olmak isteyerek uyumadı. Sevdiği bir şeye sıkı sıkıya tutunarak uyudu.

Aslı, Rüzgar’ın verdiği çantayı odasına kilitlemişti. Kapının arkasına sanki bir sır saklar gibi hızlıca itmiş, kimsenin görmemesi için defterleri tek tek çıkarmıştı.

Masaya oturdu.

Bir an durdu.

Sanki okumaya hakkı yokmuş gibi hissetti.

Ama sonra…

“Eğer bunu öğrenmezsem onu kaybederim,” diye düşündü.

İlk defteri açtı.

Sayfalar karışıktı. Bazı yerler yırtılmış, bazı cümlelerin üstü defalarca çizilmişti. Irmak’ın eliyle değil, sanki içindeki bir şeyle yazılmış gibiydi.

Aslı okumaya başladı.

Dakikalar geçtikçe nefesi daraldı.

Her sayfa bir öncekinden daha ağırdı.

“Ben normal değilim.”

“Ben sevildiğimi sanıyordum.”

“Eğer bir gün gidersem… kimse fark eder mi?”

Aslı bir anda defteri kapattı.

Gözleri dolmuştu.

“Hayır…” diye fısıldadı. “Bu… bu nasıl…”

Tam o sırada kapı açıldı.

Irmak.

Kapının eşiğinde duruyordu.

Hiç hareket etmedi.

Sadece baktı.

Aslı’nın ellerindeki deftere.

Sonra Aslı’ya.

Ve o an oda buz kesti.

Irmak’ın sesi çok sakin çıktı ama o sakinlik en tehlikelisiydi.

“Okudun mu?”

Aslı cevap veremedi.

Irmak bir adım attı.

“Okudun mu Aslı?”

Aslı defteri yavaşça masaya bıraktı.

“Ben… sadece anlamaya çalışıyordum.”

Irmak güldü.

Ama bu gülüş mutlu bir şey değildi.

Kırılmış bir şeyin sesi gibiydi.

“Anlamaya mı çalışıyordun?” dedi. “Ben sana vermedim onları.”

Aslı ayağa kalktı.

“Ben sadece seni kurtarmaya çalışıyorum!”

Irmak’ın yüzü bir anda değişti.

O sakinlik gitti.

Yerine yılların birikmiş öfkesi geldi.

“Beni mi kurtarıyorsun?” dedi titreyerek. “Ben sana teslim olmadım Aslı!”

Bir adım daha attı.

“Ben sana açılmadım!”

“Sana her şeyi göstermedim!”

“Sen gidip çaldın!”

Aslı geri çekilmedi.

“Çünkü sen söylemiyorsun! Çünkü sen içinde yaşıyorsun!”

Irmak’ın gözleri doldu.

Ama geri adım atmadı.

“Ben hazır değildim…”

“Ben hazır değildim Aslı!”

Sesi kırıldı.

“Ben o şeyleri söylemeye hazır değildim…”

Bir an durdu.

Sonra daha düşük bir sesle ekledi:

“Sen beni çıplak bıraktın…”

Oda sessizleşti.

Aslı bir şey söyleyecekti ama yapamadı.

Irmak deftere baktı.

Sonra geri çekildi.

“Şimdi karşında çırılçıplak kaldım işte…” dedi. “Ne oldu? Daha mı iyi oldu?”

“Ben hazır değildim…”

“Ben bunu böyle anlatmak istemiyordum…”

Gözlerinden yaşlar aktı ama silmedi.

“Ben… sana güvenmeye başlamıştım.”

Aslı bir adım attı.

“Ben de sana güveniyorum.”

Irmak başını iki yana salladı.

“Hayır…” dedi. “Sen beni tanımaya çalışıyorsun. Bu güven değil.”

“Bu kontrol.”

O kelime Aslı’yı yerinden vurdu.

Irmak çantayı aldı.

Defterleri toparladı.

Ama titriyordu.

“Ben gitmek istiyorum…” dedi.

“Aslı… ben burada nefes alamıyorum.”

Odaya bir sessizlik daha çöktü. Her şey tepetaklak olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.