Aslı mutfak masasına oturmuş, gözlerini kapatıp elindeki kağıdı okumaya kendini hazırlıyordu. Kağıdı açtı, kırışıklıklarını düzeltti ve satırlara göz gezdirmeye başladı:
---
**“Cehennemin beni beklediğini biliyorum.
Bu dünyadan hiç sevilmeden gitmek ne acı bir şeymiş.
Belki hayatım hep kötüydü ama en azından sevildiğimi düşünürdüm.
Sevilmediğimi anlamak beni ne kadar yaralayabilirse o kadar yaraladı.
Şimdi ben de bu dünyadan ayrılıyorum.
Bedenim belki parçalara ayrılacak.
20 yaşında vasiyet yazmak çok zormuş, bunu anladım.
Aslında tek isteğim… kedimi kimsesiz bırakmamanız.
Sahibiyle aynı kaderi yaşamasını istemiyorum.
Onu çok seviyorum. Biraz şımarık ama görebileceğiniz en oyuncu kedi.
Bir cenaze töreni istemiyorum.”**
---
Aslı okuduklarına inanamıyordu. Elleri titriyor ve gözyaşlarına hakim olamıyordu ve yazıları bulanık görmeye başlasa da cümleleri tekrar tekrar gözden geçirdi. Bu, açıkça bir intihar mektubuydu. Muhtemelen çok önce yazılmıştı ve belki de Irmak, onu yazdığını bile unutmuştu.
O an bir şey daha fark etti: Irmak’ın bugünkü halinin sebebi kendine zarar vermek istemesi değil, sevilmediğine inanmasıydı. Sevgi eksikliği onu hırçınlaştırıyor, öfkesini kendine yöneltiyordu.
Ama bir detay Aslı’nın içini daha da burkmuştu: Irmak’ın bir kedisi vardı.
Peki şimdi neredeydi?
Belki de o kedi ölmüştü. Belki de Irmak’ın hayatındaki son sevgi kaynağı buydu ve onu da kaybedince karanlık iyice çökmüştü.
Sorular artık çok fazlaydı ama Aslı, yine de büyük bir adım attığını hissediyordu. Kardeşine dair yeni bir kapı açılmıştı ve kapıyı kolay kolay kapatmayı da hiç düşünmüyordu.
O gece Aslı için oldukça zordu; öğrendiği gerçekler yüzüne sert bir tokat gibi çarpmıştı. Artık sadece küçük adımlar atmak yetmiyordu; konu, çok daha karmaşıktı. Sabahın ilk ışıkları evlere yansırken, Aslı kararlıydı: Bu düğümleri çözecek, gerekirse kesip atacak, işin üstesinden gelecekti.
Eşi ve çocuklarını uğurlarken, Irmak’ın odasına da göz atmayı ihmal etmedi. Bugün de Irmak odasından çıkmayı reddediyordu; ölmeyecek kadar yiyip, yalnızca uyuyordu. Gerçeklikten kaçtığında sığındığı en güvenilir liman her zaman uykuydu; çocukluğundan beri değişmeyen bir huyuydu bu.
Aslı işe giderken aklındaki planı daha da derinleştiriyordu. Hazırdı, uygulanmayı bekliyordu ve bu sefer geri adım yoktu.
Aslı işteyken, zaman sanki ona inat geçmek bilmemişti; vardiyasının son dakikaları saatler gibi geliyordu. Nihayet çıkış saati geldiğinde, hiç vakit kaybetmeden eşyalarını aldı ve Irmak’ın tedavi gördüğü hastaneye doğru yola koyuldu.
Hastaneye vardığında danışma masasına gidip konuya girdi: “Merhaba Işıl Hanım, randevusuz geldim ama çok kısa birkaç soru sorabilir miyim?”
Sekreter bilgisayarından gözlerini ayırarak, “Tabii ki, buyrun,” dedi.
“Kardeşim Irmak buraya yatmadan önce bir yakınının iletişim numarasını bıraktı mı, ya da yanında bir hayvan, örneğin kedi getirmiş olabilir mi?”
Sekreter bilgisayarını kontrol edip Aslı’ya döndü: “Bir iletişim numarası bırakmamış ama bir acil durum adresi gözüküyor.”
Aslının içinde bir anda umut ışıkları parladı. “Alabilir miyim o adresi?”
Sekreter biraz kararsız baktı ama kardeşi için çabaladığını fark etti; kurallara aykırı olsa da adresi yazıp verdi. Aslı minnetle teşekkür etti. Tam çıkacakken aklına geldi ve dönüp sordu: “Peki, kedi?”
Sekreter olumsuz anlamda başını salladı: “Maalesef bir bilgi yok.”
Aslı şuan buna üzülemeyecek kadar umut doluydu; çünkü artık elinde bir adres vardı, belki de Irmak’ın bir arkadaşının adresi.
Aslı taksiye binip adresi söylediğinde, içindeki çocuk sabırsızlıktan çığlık atmak üzereydi. Taksi nihayet bahçeli eski bir evin önünde durduğunda hızlıca indi ve şoföre beklemesini söyleyip bahçeye doğru yürüdü.
Kapıya yaklaştığında derin bir nefes aldı ve zile bastı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Karşısında duran adam, ayakta durmakta zorlanacak kadar sarhoş görünüyordu. Yine de Aslı bir umutla konuştu:
“Merhaba… Ben birini sormak için gelmiştim ama…”
Adam cevap vermeden, Aslı’nın devam etmesini bekledi.
“Irmak… Irmak diye birini tanıyor olabilir misiniz?”
Adamın bakışları bir anda değişti. Üzerindeki umursamaz ifade çöktü gitti, yerini şaşkınlık ve endişeye bıraktı.
“Evet?” dedi. Cevabı bir kelimeden çok bir soru gibiydi.
Aslı, ne söylemesi gerektiğini bilemeden bir an durdu. Hikâyeyi nereden başlaması gerektiğini kafasında tartsa da hiçbir cümle doğru gelmiyordu. Derin bir nefes aldı, gözlerini adamın gözlerinde sabitledi.
“Ben… onun ablasıyım.”
Adam hemen sözünü kesti:
“Bence içeri girin. Size bir kahve yapayım. Belli ki konuşacak çok şeyimiz var.”
Aslı kapının ardındaki eve kısa bir bakış attı, kararsız kaldı.
“Bahçede otursak olmaz mı?”
“Tabii,” dedi adam, başıyla bahçedeki masayı işaret ederek. “Siz geçin, ben kahveleri hazırlayıp geliyorum.”
Rüzgar elinde iki kahveyle bahçeye çıktığında, Aslı taksiciye ödemeyi yapmış ve göndermişti. Adam yaklaşırken Aslı bahçeyi inceliyordu; Rüzgar usulca kahveyi önüne koydu.
“Kusura bakmayın… Dün biraz fazla kaçırmışım,” dedi.
Aslı kahvesinden küçük bir yudum aldı.
“Ben de habersiz geldim, asıl siz kusura bakmayın. Ben Aslı.”
“Rüzgar.”
Aslı fazla zaman kaybetmeden konuya girdi.
“Rüzgar Bey, benim öğrenmek istediğim birkaç şey var da—”
Rüzgar hemen sözünü kesti.
“Irmak’ın yerini inanın bilmiyorum.”
Aslı irkildi. Hastanenin acil durum adresi olarak verilen yer bu evdi… ama bu adam Irmak’ın nerede olduğundan bile habersizdi. Yine de kendini toparladı.
“Hayır, onu sormuyorum. Irmak zaten benim yanımda.”
Bu kez şaşırma sırası Rüzgar’daydı. Bir şey demeden sadece başını salladı.
Aslı cümleleri toparlayamıyor, nereden başlaması gerektiğini bilemiyordu.
“Ben… sadece onu son zamanlarda pek iyi görmüyorum. Yani, nasıl desem…”
Sözlerini toparlamakta zorlanıyordu.
Rüzgar sakin bir şekilde onu durdurdu.
“Onunla uzun süredir görüşmediğinizi biliyorum. Anlatırdı bana. Yani çekinmenize gerek yok.”
Bu cümle Aslı’nın içindeki gerginliği biraz yumuşattı.
“O zaman direkt soracağım… Irmak’a ne oldu?”
Rüzgar kahvesini masaya bıraktı.
“Bunu benim anlatmamı isteyeceğini sanmıyorum. Duyarsa beni döver.”
Kısa bir tebessüm ettikten sonra devam etti:
“Bakın, Irmak’ın adına konuşmak istemiyorum. O anlatmazsa benden laf çıkmaz.”
Aslı çocuğun sınırlarına saygı duydu. Ayağa kalkmak üzereydi ki Rüzgar bir anda,
“Bir dakika, gitmeyin. Bekleyin burada,” dedi ve içeri gitti.
Beş dakika sonra, elinde bir valiz, bir çanta ve bir kedi taşıma kutusuyla geri döndü.
Hepsini Aslı’ya uzattı.
“Çantada yazıp bir kenara bıraktıkları var. Valizde kıyafetleri… ve isterseniz kutuda kedisi var.”
Aslı kelimenin tam anlamıyla nefesi kesilmiş gibi kutuyu açtı. Siyah–beyaz tüyleri parlayan, bakımlı bir kedi gözlerini büyükçe açıp ona baktı.
“Çok isterim. Bu ona iyi gelir,” dedi Aslı, yüzü aydınlanarak.
Rüzgar, saçlarının arasından elini geçirip iç çekti.
“Bana bıraktığı zamanda çok ağlamıştı zaten.”
Aslı teşekkür edip konuşma arasında çağırdığı taksiyi beklerken, aklına son bir soru takıldı.
“Peki… siz onun nesi oluyordunuz?”
Rüzgar derin bir nefes aldı.
“Gelecekteki eşi olacaktım… Ama onun sildiği geçmişi oldum.”
Bunu dedikten sonra cebinden küçük bir yüzük çıkardı ve kırılmış duygularını özel bir geçmişi Aslı’nın avucuna bıraktı. Sonra hiçbir şey söylemeden eve döndü.
Aslı elindeki yüzüğe bakarken taksinin geldiğini bile fark etmedi.
Aslı eve döndüğünde Servet onu kapıda karşıladı.
“Çocukları doyurdum, arkadaşlara gitmek için izin istediler, gönderdim ama Irmak odadan çıkmıyor. Yine kendini kapattı.”
Servet de artık bu ailenin bir parçasıydı ve Irmak konusunda Aslı’ya çok destek oluyordu.
Aslı içinde patlamaya hazır bir heyecanı bastırmaya çalışarak,
“Ben hallederim,” dedi.
İlk iş olarak çantayı kendi odasına sakladı; Irmak görürse elinden alacağını ve okuyamayacağını biliyordu.
Sonra kedi kutusunu açtı, kediyi nazikçe kucağına aldı ve Irmak’ın odasının kapısını tıklatmadan içeri girdi.
“Bir misafirin var.”
Irmak başını yazısından kaldırdı. İlk anda tepki vermedi… ama kediyi görünce olduğu yerden fırladı.
Sevinç çığlıklarıyla kedisine sarıldı, gözleri dolu dolu:
“Abla… ciddi misin? Bu… gerçek mi?”
Kedisini koklayıp severken bir anda Aslı’ya sarıldı; kediyi ve ablasını aynı anda kucakladı adeta.
Ve Aslı, o an…
karanlık tünelin sonunda ilk defa gerçek bir ışık gördü.