İçeriğe geç

SÖYLENMEMİŞ

Bölüm 2 · 5 dk okuma

SÖYLENMEMİŞ

Bölüm 2

Bölüm 2: Yarım Kalan Yas

Aslı müzik eşliğinde kahvaltı hazırlarken içinde kelebekler uçuşuyormuş gibi hafif hissediyor, ritme kapılıp kendi kendine dans ediyordu. Irmak’ın eve gelişinin tahmin ettiği kadar zorlayıcı olmayacağını fark ettiğinden beri içinde tuhaf bir huzur vardı. Irmak geleli bir hafta olmuştu ve Aslı’nın tüm korkularına rağmen büyük bir kriz yaşamamışlardı.

Irmak elinden geldiğince uyumlu davranıyor, birlikte yemek yiyor, zaman zaman yeğenleriyle sohbet edip gülüyordu. Bazen onlarla yazı yazıyor, bazen sadece onları dinliyordu. Sezgin de tıpkı Irmak gibi yazmak istemeye başlamıştı; durum böyle olunca Irmak, yeğeninin yazdıklarına bakıyor, onunla daha fazla vakit geçiriyordu.

Aslı, her şeyin bu kadar sakin ilerlemesinden memnundu. Bir mucize beklemiyordu ama kardeşinin gerçek kişiliğini adım adım tanımak ona iyi geliyordu. Sanki bir yapbozun dağılmış parçalarını tek tek yerine koyuyor ve bundan garip bir haz duyuyordu.

Her sabah annesiyle yaptığı telefon görüşmelerinde Irmak’ın uyumundan bahsediyor, annesiyle Irmak arasındaki buzları eritmek için yavaş ama kararlı adımlar atıyordu.

Sofraya son kez göz gezdirdikten sonra Irmak’ın kapısını çaldı. İçeriden gelen yorgun ama duyulur bir “gir” sesiyle odaya adım attı.

Irmak, okuduğu kitaptan başını kaldırarak ablasına baktı. Gözlerinin altındaki morluklar, geceyi yine uykusuz geçirdiğini ele veriyordu. Yatağı hiç bozulmamıştı.

Irmak, kısık bir sesle ama hafif bir gülümsemeyle,

“Çocuklardan önce beni uyandırmana alınıyorum… ama gerçekten bu kadar mı geç uyanıyorum?” diye şaka yaptı.

Belli ki o da bugün daha iyiydi.

“Asla değişmeyen huylarından biri işte…” dedi Aslı gülerek, odayı havalandırmak için pencereyi açarken.

“Hadi hazırlan, bugün doktora gitmemiz lazım. İşlerimiz çok, hemen çıkalım.”

“İşe gitmeyeceksin anlaşılan.”

Irmak’ın sesindeki tedirginlik, doktora gitmek istemediğini açıkça ele veriyordu.

“Hayır, izinliyim. Hadi toparlan artık.”

Aslı onu hafifçe itekledi. Irmak, teslim olmuş gibi ellerini havaya kaldırıp,

“Tamam, tamam…”

diyerek yerinden kalktı ve hazırlanmaya başladı.

Kahvaltı sakin geçmişti. Çocuklar okula giderken Aslı ve Irmak da onlarla birlikte kapıya çıkıp otobüse yetişmeye çalıştılar.

Irmak bilerek ağır hareket ediyor, adımlarını yavaşlatıyor, hatta bazen durup etrafa bakıyordu. Geç kalmak için gösterdiği bu umutsuz çabalar o kadar barizdi ki Aslı bunları görünce içten içe gülümsüyordu.

Hastaneye vardıklarında Irmak beklemeden terapi odasına alındı. Yaklaşık on dakika sonra sekreter gelip Aslı’ya, doktorun onunla da görüşmek istediğini söyledi.

Aslı şaşkın bir ifadeyle odaya girdiğinde ilk gördüğü şey Irmak’ın gözyaşları oldu. Doktor nazik bir el hareketiyle ona oturmasını işaret etti.

“Buyurun lütfen. Bugün sizinle de konuşmak istiyorum. Irmak’ın bizimle paylaşacağı bazı şeyler var.”

Irmak, küskün bir tavırla,

“Yok aslında…”

diye mırıldandı.

Doktor anlayışla gülümsedi.

“Ama bu ilerlememiz için önemli Irmak, biliyorsun.”

Irmak başını salladı, derin bir nefes aldı ve bakışlarını tamamen yere indirerek konuşmaya başladı.

“Babamı kaybettiğim ilk zamanlarda… içimde koca bir boşluk oluşmuştu. Yerini neyle dolduracağımı bilemedim abla. Babam benim için her şeydi. Arkadaşımdı, ilk aşkımdı, öğretmenimdi… dert ortağımdı.”

Sesindeki titreme, o boşluğu hâlâ taşıdığını gösteriyordu.

“İlk zamanlarda alkolle kendimi kapattım. Bilincimi kaybedeyim de acımasın diye. Sonra yetmedi… kendimi dağıtıp bu gerçeklikten kaçmaya çalıştım.”

Irmak nefesini tutup bir an durdu.

“Cenazede ağlamadım. Belki herkes bana ruhsuz dedi. Ama yemin ederim… her gece ağladım. Gözyaşım kuruyana kadar ağladım. Ama yine de yetmedi.”

Sözlerine devam etmeden önce bileklerindeki bileklikleri çıkardı ve sessizce masaya bıraktı.

İnce, derin, asla tamamen silinmeyecek olan geçmişin izler görünmüştü.

“Sonra kendime zarar vermeye başladım.”

Aslı’nın kalbi sıkıştı.

“Çok şey yaşadım abla… çok anlattım, çok ağladım, bağırdım. Ama şimdi içimden hiçbirini yapmak gelmiyor. Sadece uyumak istiyorum. Öyle bir uyuyayım ki… hiç uyanmayayım istiyorum.”

Odanın içi bir anda ağırlaştı. Aslı duydukları karşısında tamamen sessizliğe gömüldü.

Kardeşinin karanlığı, düşündüğünden çok daha derin… çok daha eski… ve çok daha yaralayıcıydı.

Irmak, doktora yalvarırcasına baktı; artık konuşmaya devam etmek istemiyordu. İçindeki karanlığa ablasını da çekmekten korkuyordu. Doktor, Aslı’ya dönüp ona vereceği bir cevap olup olmadığını sorduğunda Aslı duruşunu biraz daha dikleştirdi.

“O gün sadece sen değil, Irmak… Ablaların da babalarını kaybetti. Annemiz eşini kaybetti. Bizler o gün, tüm sıfatlarımızdan arınmış yetim çocuklardık. Tüm geçen sürede seni düşünmedik zannetme ama içinde biriken isyanın seni hayattan vazgeçirecek kadar büyüdüğünü bilemedik. Şimdi senden özür dilemişim, ne fayda? Ben artık seninle yeni bir Irmak yaratmak istiyorum… Ya da eskisini geri getirebilmek için çabalamak istiyorum. Benden kaçman işleri daha da zorlaştırıyor. Acını görmek, ona dokunmak ve onu yok etmek istiyorum. Senden vazgeçmek istemiyorum. Geride kalmış, unutulmuş kişi olmanı istemiyorum.”

Irmak şimdi hiç olmadığı kadar çok ağlıyordu. Uzun zamandan sonra belki de ilk kez, biri onun yolundaki dikenleri temizlemek ve o yolu onunla birlikte yürümek istiyordu.

Irmak da Aslı da bu yüzleşmeden sağ çıktıklarına inanamıyormuş gibi tüm yol boyunca sessiz kaldılar; sanki biri konuşsa, karşısındakinin idam sehpasını itmiş olacaktı. Irmak, sessizce defterini çıkarıp yazmaya başladı; Aslı ise duyduğu her gerçeği sindirmeye çalışıyordu. Oysa bugün kardeşiyle vakit geçirmek için planlar yapmıştı ama Irmak’ın kesin reddi, onun da tüm heyecanını söndürmeye yetmişti.

Aslı, kardeşine hak vermek istiyordu, onu anlamak istiyordu; fakat bu onun için sandığından daha zordu. Aslı her zaman insanın bir şekilde güçlü durması gerektiğini savunmuştu ve şimdi tüm ideallerinin tam zıttı, tüm çıplaklığıyla karşısında duruyordu.

Yavaşça gözlerini Irmak’ın yazdığı metne çevirdi. Kağıtta yalnızca şu cümle vardı: “Ama o da ölmüştü.” Aslı’nın kafasında bir anda soru işaretleri çoğaldı. Belki de mesele sadece babadını kaybetmek değildi. Belki Irmak, bir başka kaybın ağırlığıyla tamamen karanlığa gömülmüştü. Peki neydi bu kayıp? Bir evcil hayvan? Bir sevgili? Bir arkadaş? Aslı, bunu öğrenmenin hiç kolay olmayacağını hissediyordu.

Eve geldiklerinde Irmak doğruca odasına kapanmıştı. İçerideki sessizlik bile ağırdı. Aslı, kapıya kadar gidip kardeşinin yanına girmek istedi ama onu durduran bir düşünceyle geri çekildi. “Belki de biraz yalnız kalmalı… İçini açmak istediğinde zaten gelir,” diye düşündü.

Gece, kızların evine çöktüğünde ikisinin de içi geceden bile daha kasvetliydi. Irmak yemeğe gelmemiş, odasında yalnız kalmayı tercih etmişti. Aslı çocukların ödevlerini kontrol ederken, kafasında hâlâ sorular dönüp duruyordu. Evin sakinleri odalarına çekilip uykuya daldığında, Aslı’nın gözlerine bir damla uyku bile uğramamıştı.

Bugün ikinci kez kardeşinin kapısındaydı. Bu sefer duraklamadı; kapıyı çalmak için bile düşünmedi. Bir saniyelik tereddüt onu kararından vazgeçirebilirdi. Derin bir nefes aldı ve kapıyı araladı. Daha içeri adım atmadan bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Irmak’ın yüzünde tarif edemediği bir karanlık, duruşunda çökmüş bir ağırlık vardı. Aralarındaki yılların soğukluğu ince bir buz tabakası gibi hâlâ yerinde duruyordu. Ama Aslı, bu kez o buzları kırmaya kararlıydı.

Yavaşça kardeşinin yanına oturdu. Irmak, başını kaldırmadan, “Hiçbir şey söyleme,” dedi. Aslı da bu isteğe uyarak sustu ve kardeşine sarıldı. O kadar sıkı sarıldı ki, sanki Irmak kollarının arasından kayıp gidecekmiş gibi… Kaybetmemek için daha da sıkıyordu. Ardından yavaşça kalktı, Irmak’ın başını usulca öptü ve odadan çıkmak üzere yöneldi.

Kapıyı kapatırken elinde ona ait olmayan bir şey sıkı sıkı tutuyordu. Irmak’ın buruşturup yere attığı bir kağıttı bu. Irmak yazdıklarını düzenlemiyor, yazdıklarına değer vermiyor ama kimsenin okumasına da asla izin vermiyordu. Aslı, elindeki kağıda bakarken bunu yapmaması gerektiğini biliyordu; fakat bazen kazanmak için küçük hilelerden kaçınmazdı. Hele ki kazanmak istediği, kendi kardeşiyse… İçinde bu eylemini daha da doğru buluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.