İçeriğe geç

SÖYLENMEMİŞ

Bölüm 5 · 5 dk okuma

SÖYLENMEMİŞ

Bölüm 5

Bölüm 5: Final

O gün Aslı ve Irmak müthiş bir kavga ettiler. Gürültülü değildi ama yıkıcıydı; Irmak, “Şimdi karşında çırılçıplak kaldım işte. Ne oldu da bu kadar merak ettin? Ben hazır değildim.” dedi.

Aslı ise sakin ama kararlı: “Bırak beraber aşalım, hiç bir zaman hazır olmayacaksın ki. Bırak da alayım omuzundaki yükü, içinde ki ölümü yaşaman lazım. Irmak, seni ellerimle ölüme götüremem.”

Irmak hiç olmadığı kadar çok ağlıyordu. Servet, odadan gelen sesleri duyunca çocukları alıp annesinin evine götürdü. İki kardeşin de yalnız kalmaya ve her şeyden uzak nefes almaya ihtiyaçları vardı.

Aslı ve Irmak biraz olsun kendine geldikten sonra Irmak çantasından bir sigara paketi çıkardı. Madem ablası her şeyi bilmek istiyordu, anlatacaktı.

**

“Üniversite için Eylül’ün yanına gitmiştim biliyorsun.” Eylül, Irmak’ın kendisinden bir yaş büyük ablassıydı. Aslı onaylarcasına başını salladı; Irmak’ın sözünü kesmekten korkuyordu sanki bir kez susarsa bir daha konuşmayacak gibi.

“Aslında o varken her şey çok iyiydi. Bana sadece bir kardeş gibi değil, bir anne, bir arkadaş gibi davranıyordu. Onunla çok eğleniyorduk ama o mezun olduktan sonra kendimi çok yalnız hissetmeye başladım. Okula gidip geliyordum, hiç arkadaşım yoktu. O kadar sıkılıyordum ki, koca şehir üstüme çökmüştü sanki. Günün en sevdiğim zamanı annemle, babamla, sizinle konuştuğum zamanlardı.”

“Aradan zaman geçti, arkadaşlar edindim. Birini tanıyorsun zaten: Rüzgar. Sadece o değil, birçok arkadaşım oldu. Bir gün onunla tanıştım; sarışın, renkli gözlü ve çok sarhoştu: Can. Uzun süre sevgili olduk, aynı evde yaşadık. Bir gün kavga ettik, o gün çok sarhoştum. Aslında şimdi düşünüyorum da ikimiz birbirimize o kadar zarar verdik ki… alkolik iki sevgili gibi. Ne kadar komik görünüyordur dışardan ama ben alkolden sarhoşken ve dünya dönüyorken, sadece o duruyordu hep netti gözümde. Neyse kavga ettiğimiz gün çok içmiştim; Eylül aradı beni, bana çok kızardı. Aile evinden yeni dönmüştüm, açmadım ve yattım. Gece üç gibiydi; biraz kendime gelince telefonuma baktım. Senden, Eylülden, annemden, Kısmet ablam… herkes aramıştı. Aceleyle Eylül’ü aradım, tek dediği: ‘Hemen eve gel, babamı hastaneye kaldırdık.’ Oldu. O gün şehirlerarası otobüste kalbimi babamın ellerine bıraktım… Ama kalbim bir daha duygusal olarak atmadı. Babamı toprağa gömerken sanki yanında o fotoğraftaki küçük kızı da gömdüm.”

Irmak, masanın üstündeki vesikalığını gösterdi. Göz yaşlarını sildi ve bir sigara daha yaktı. “Çok arkadaşım vardı; küçücük odada sekiz kişi birden uyurduk. Ama kimse bana ne oldu diye sormadı, ilk bir ay sadece Can aradı. Beni her gün aradı; her gün ona bağırdım, ‘Arama!’ dedim. Ama bir gün konuşurken dedim ki: ‘Benim güvendiğim tek kişi de gitti. Ben şimdi tek başıma bu koca dünyada ne yapacağım?’ ‘Ben her zaman yanında olacağım, asla yalnız kalmayacaksın.’ demişti.”

“Zaman geçti, okula döndüm, Can’la barıştık ama ben düzelemedim, yasımı atlatamadım. Cenazede yaşadığım kavgayı içimden atamamıştım. Bazen çok sarhoş olur, Can’ı evden kovardım ama sabah kapıyı açtığımda o kapının önünde olurdu. Kendimi öldürmeyim diye beklerdi. Biz birbirimize hem çok iyi geliyorduk hem de çok kötüydük. Yine ayrıldığımız zamanlar beni arardı, ama ben yanında olamadım. Kendimi hala o kadar suçluyorum ki… Defalarca ayrıldık, barıştık. En son kavgamızda okula gitmem gerekiyordu ama o da bana ‘Ben gelene kadar çıkma’ demişti. Dinlemedim, gittim. İşler büyüdü, ayrıldık… Ama o kadar alışmıştık ki bu kaosa, umursamadım. Bir gün, tam bir gün sonra, ortak arkadaşlarımızdan biri mesaj attı: ‘Irmak telefonu aç. Çok kötü.’ Arıyordu ama açmamıştım, kesin Can aratıyor diye düşünmüştüm. Haberi aldığımda olduğum yere yığılmıştım. Biz kavga ettikten sonra çok içmiş; meğer o gün bana evlilik teklifi edecekmiş, cebinde aldığı yüzükle morga kaldırdılar onu.”

Irmak o kadar ağlıyordu ki Aslı hemen kalkıp su getirdi. Kardeşine sarıldı; artık Aslı da göz yaşlarına hakim olamıyordu. Kardeşinin yasını artık tam anlamıyla görüyordu.

“Toparlanamadım, evde tek başıma içiyordum. Babamla, Can’la konuşuyordum. Arkadaşlarım bu sefer yanımda olmak istiyordu, izin vermiyordum. Rüzgar bir gün dışarı çıkarmak istedi; reddettim. Sonra Can’ın mezarına götüreceğini söyleyince kabul ettim. Uzun süreden sonra ilk defa dışarı çıktım. Mezarda çok utandım… Ona ölmek, bana da yaşamak hiç yakışmamıştı. Rüzgar artık her gün geliyordu, mutlaka beni güldürmeden gitmiyordu. Bir süre sonra da elinde bir çiçek, bir yüzük vardı. Bana aşık olmuş… Ne büyük aptallık. Teklifi kabul edemedim; sanki kime dokunsam ölecek gibi geliyordu. O gece hiç uyumadım; eşyalarımı ve kedimi onun kapısına bırakıp hastaneye yatmaya karar verdim. Çünkü artık gücüm yoktu. Rüzgar’ı çok iyi tanıyordum, Lyra’ya da çok iyi bakacağından şüphem yoktu.”

**

O gece iki kardeş hiç uyumadı; dertleştiler. Gün ağarırken gözleri artık zihinlerine ayak uyduramadı ve sarılarak uykuya daldılar. Oda sigara ve kahve çöpleri, gözyaşı, hayal kırıklığı ve çok az da olsa umutla doluydu.

1yıl Sonra

Bu yüzleşme iki kardeşe de çok iyi gelmişti. Birlikte karar alıyor, birlikte enkaz altındaki ruhlarını kurtarmaya çalışıyorlardı. Aslı Irmakla konuşup onu ikna etmişti ve yazdıklarını toplayıp bir kitap halinde yayınlamaya karar vermişti kitabın eksik kısımlarını yazması tam bir sene sürmüştü. Bir çok yayınevi kitabı reddetmişti ama Aslı da Irmak da vazgeçmiyordu. Bir sabah Aslı’nın telefonu çalmıştı haber gelmişti. Irmak’ın kitabı kabul edilmişti ve ilk kopyası o kadar fazla satmıştı ki Irmak’ı söyleşiye davet etmişlerdi ve bir ödül de alacaktı. Sahneye çıkarken arkasında tüm negatifliği bırakmıştı; artık gün onun için doğuyordu.

Ödülünü alıp konuşmak için kürsüye çıktığında seyircilere göz gezdirdi: annesi gururla ona bakıyordu; Eylül, Kısmet, Aslı, yeğenleri ve değer verdiği herkes oradaydı.

Irmak konuştu: “Hayatınızın en kötü döneminden geçerken hiçbir şey düzelmez gibi görünse de, eğer yanınızda devam et diyen biri yoksa, lütfen kitabımı okuyun. Çünkü ben içtenlikle diyorum ki: devam et, bunu kendine borçlusun. Hayat her zaman size güzellikler sunmaz; önemli olan zorlukları kabul edip yoluna devam etmektir. Ben bu yolda uzun süredir kaybolmuştum, ta ki ablam gelip bana devam etmem için ilham verene kadar. Yeryüzündeki meleğim oldu; hayat enerjim ve yaşam suyum oldu. O yüzden bu ödülü ben değil, en çok o hak ediyor.”

Irmak, Aslı’yı da sahneye davet etti. İki kardeş ödülü beraber kaldırıp sarıldılar.

Söyleşi yaklaşık bir saat sürdü. Çıkışta tüm aile yemek yemeye karar verdi. Konuşarak yolun karşısına geçerken müthiş bir gürültü koptu. Aslı arkasını döndüğünde Irmak kanlar içinde yerde yatıyordu. Aslı elindekileri yere fırlattı, kardeşinin yanında diz çöktü. Kaos tüm sokağı bir anda sarmıştı.

Irmak gülümsedi, eliyle Aslı’nın yanağını okşadı ve dudaklarından son kelimeler döküldü:

“Sen benim şansımsın; babamla, Can’la, seni orada bekliyor olacağım. Teşekkür ederim.”

Aslı’nın o bir anı sanki bir gün gibi geçti hastane koridordun da ailesi ile birlikte Irmağın cenazesini almayı beklerken aklında şunlar geçiyordu. ‘İnsan bazen toparlanmayı beklerken hayatını kaçırır. Mutluluk kusursuz olduğunda gelmez ve bazı kayıplar, tam da umut geri gelmişken olur.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.