İçeriğe geç

Sour :: Hwang Hyunjin

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Sour :: Hwang Hyunjin

Bölüm 8

8

sour 8

𓆩ꨄ︎𓆪

Tak.

Tak.

Tak.

"Çıldıracağım. Vallaha da billâhi de çıldıracağım!"

Sinirle yatağımdan kalkıp perdelerimi bir hışımla açtım. Birkaç metre ötemde sırıtarak bir diğer taşı camıma atmayı hedefleyen Hyunjin'i görmemle zaten taşmak üzere olan sinirlerime son damla da serpilmişti.

Camı açtım. "Seni şikayet etmediğim için bu kadar rahat davranabiliyorsun değil mi? Babamla tanışmak ister misin? Kendisi senin gibi zibidileri çok sever."

"Kızım bi' sakin olsana." Sanki sakin olabilirmişim gibi alayla bunu söylemesi beni daha da sinir etmişti. Gecenin yarısı, sabahın körü demeksizin sürekli camıma taş atıyordu. Manyak herif. "Bir şey sormak için camına taş attım."

Alayla güldüm. "Bu sefer keyfin ve kahyası atmak istemedi demek..." Sinirle gözlerimi devirerek tekrardan ona bakmaya başladım. "Gece gece ne soracaksın?"

"Sweatimi fırlatsana. Bu mesafeden fırlatabilirsin bence. Sakin aşağı düşüreyim deme."

Kaşlarımı çattım. "Ne sweati?" diye mırıldandım. "Bende senin sweatin falan yok."

Güldü. "Var. Felix'in sana verdiği sweat benim sweatim. Ben de daha önceden Felix'e ödünç vermiştim. Başkasının ödünç verdiği bir şeyi ne diye tanımadığı bir yabancıya verir ki? Salak çocuk. Her neyse. Sweatimi fırlat. Üşüdüm."

"Yaz mevsimindeyiz Hyunjin. Üşümüş olman imkansız. Ayrıca sweati bana Felix verdi. Ben de geri ona vereceğim. Eğer senin sweatinse ben Felix'e verdikten sonra git ve ondan al."

"Geri vermezsen sabaha kadar taş atarım."

Bu çocuğun derdi neydi? Bir anda Felix'in bana verdiği sweati kendine aitmiş gibi gösterip ona vermemi istiyordu. Yalan söylemediği ne malumdu. Kendi ellerimle bizzat Felix'e teslim ettikten sonra isterse gidip ondan geri alabilirdi. Ayrıca gecenin yarısında sürekli camıma taş atıp duruyordu.

"Babam," dedim iğneleyici bir ses tonunda. "Yan odada uyuyor. Bilmeni isterim."

"Evet. Biliyorum." dedi beni taklit ederek. "Bay Kim ile tanıştım. Beni oğlu kadar sevdi. Hatta geçen gün market poşetlerini evinize kadar çıkarmasında yardım ettim. O da teşekkür amaçlı bana bir bardak su ikram etti. Annen de son derece sevecen. Yemeğe kalmamı teklif etti. Tabii o sırada sen evde yoktun. Ben de eve geldiğinde sofrada benim suratımla karşılaşmanın senin için travma yaratacağını bildiğimden teklifini reddettim."

Duyduklarımda ağzım bir karış açılmıştı. Tek nefeste tüm bunları söyleyen Hyunjin'e şaşkınca bakıyordum.

Hyunjin, anne ve babamla tanışmıştı. Hatta evimin içine kadar girmişti ve benim bundan haberim yoktu. Öyle mi?

Hayretle yutkundum. "Sen," diye fısıldadım sinirle. "Kaleyi içten fethetmeyi planlıyorsun. Babama her gece beni bu şekilde rahatsız ettiğini söylesem sana sevgi dolu yaklaşacağını mı sanıyorsun?"

Hafifçe başını salladı. Bu resmen 'evet' demek oluyordu.

"Babana bu durumdan bahsettim. Gülerek gençler arasında böyle şakalaşmaların olacağını söyledi. Zamanında o da annenin penceresine çok kez taş atmış. Geceleri onu evden gizlice kaçırıyormuş."

Benim bile babamla annemin böyle bir ilişkisi olduğundan haberim yoktu. Nasıl olurdu da babam tüm bunları Hyunjin'e anlatabilirdi? Aklım almıyordu gerçekten. Ben nasıl bir şeyin içine düşmüştüm böyle...

"Bi' seninle gizlice kaçmadığım kalmıştı." dedim kendi kendime. "Gerçi bu kattan aşağı atlasam cenaze arabasıyla kaçabilirim ancak."

"Merak etme seni kaçırmak gibi bir isteğim yok."

"Öyleyse camımı salarsan sevinirim. Ben yatıyorum. İyi geceler."

Camı yüzüne kapatacağım sırada duraksamıştı. Yüzünden belli belirsiz bir ifade geçti ve "İyi geceler." diyerek karşılık verdi. Garip davranmasındaki amacı neydi anlayamıyordum. Fazla bozuntuya vermeden camımı ve perdelerimi kapayıp tekrar yatağıma yattım.

—

Gaeun sözde kahve içeceğiz diye beni dışarı çıkarmıştı. Kahvelerimizi almıştık fakat serin serin kafede oturmak varken inat etmişti nehrin yanındaki parkta yürürken içelim diye.

Kahvemden bir yudum aldım ve etraftaki insanlara bakmaya başladım. Kimisi çocuğunun peşinde koşturuyordu kimisi çimenlerin üzerinde yatıyordu kimisi de bizim gibi dışardan aldıkları şeyleri grup halinde yiyordu.

"Aa Felix'ler yine o basket sahasında maç yapıyorlar. Gidip izlesek mi?"

Gaeun'un bunu demesiyle biraz uzaktaki sahaya kısa bir bakış attım. Gözüme ilk Hyunjin'in çarpmasına bir anlam veremeyerek bakışlarımı kaçırdım.

"Boşver."

"Bir saniye, bir saniye. Sen az önce bu kutsal teklifi red mi ettin yoksa bana mı öyle geliyor?"

Omuzlarımı silkerek, "Gerçekten hiç havamda değilim Gaeun." dedim. "O Hyunjin denilen çocuk da orda. Şimdi gittiğimizde bir ton saçma sapan laf yapacak. Atışacak gücüm yok şu an."

Garipseyerek başını salladı. "Peki, tamam. Öyleyse daha fazla o yöne yürümeyelim. Belki seni görürlerse kalmanı isterler."

Tak.

"Ah!"

Acıyla başımı tuttuğumda ne olduğuna anlam veremeyerek etrafıma bakınmıştım. Önce kafama isabet eden, daha sonra da yerde yavaşça sekerek uzaklaşan basket topunu görmemle gözlerimden alevler çıkararak basket sahasına döndüm.

"Topu geri yollar mısın?" Hyunjin alayla bana el sallayarak topu geri atmamı istiyordu. Bu mesafeden nasıl olabiliyordu da kafama isabet ettiriyordu anlamıyordum gerçekten. Bilerek yaptığı gayet ortadaydı.

"Senin benim kafamla derdin ne?" dedim sinirle bağırarak. "Burnumu yamulttuğun yetmiyor şimdi de kafatasımı mı kırmak istiyorsun?"

Sahadan çıkarak yavaş ama alaycı adımlarla yanıma geldi. "Bakayım." dedi gülerek. Sonra bir anda eli, acıyla kafamı tuttuğum elimin üzerine kapandı. Yüzü gittikçe bana doğru yaklaştığında gerginlikten kalbim hızlanmıştı.

Bir saniye kalbim niye hızlandı?

Çok yakınlaştığı için bir anda. Normal. Annem yaklaşsa yine hızlanır.

"Bir şeyin yok ki." dedi uzaklaşırken. "Yine abarttın."

"Abartmak mı?" Sinirle ona bakmaya başladım. "Bilerek attın, değil mi? Çünkü ben metrelerce öteden kafama denk getirmenin başka bir yolunu göremiyorum. Hani sahanın metrekaresine bakarsak böyle bir atış yapmak için salak falan olman gerekir."

"İyi misin Seoyun?" Koşarak bize doğru gelen Felix, nefes nefese bunu söylemişti. Az önceki oyun temposundan dolayı da yorulduğundan üstü baya terlemişti. Hyunjin'e dönüp, "Neden böyle bir şey yaptın?" dedi ciddi bir tonda.

Hyunjin, Felix'ten böyle bir tepki beklemediği için afallamıştı. Ardından kendini toparlayıp güldü. "Komşumu kızdırmak istedim."

"Komşu mu?" Hem Gaeun, hem de Felix aynı anda şaşırarak sormuştu bu soruyu.

"Maalesef evet. Karşı binamda yaşıyor kendisi." dedim memnuniyetsizce. "Hem de odası tam odamın karşısında kalıyor. Kabus gibi."

Felix biraz durgunlaşarak, "Anlıyorum." dedi. Gaeun ise neden bunu bana daha önce söylemedin dercesine sinirli bir bakış atmıştı bana. Aklıma bile gelmemişti ki bu durumdan Gaeun'a bahsetmek.

"Her neyse," Hyunjin omuzlarını silkip tam da topun isabet ettiği kısmı, yani başımın arka tarafında kalan saçlarımı okşadı. "Yaralanmadıysan benim için sorun yok. Şakanın ayarını kaçırdığım için özür dilerim, komşu."

Şaşkınca ona bakıyordum. Birkaç salise önce elini kafama koymuş ve saçımı mı okşamıştı cidden? Neden bir anda böyle davranıyordu bana karşı? Kusacaktım gerçekten. Yapmacık, sinsi şey. Bir de cümlenin sonuna 'komşu' lafını ekleyip duruyordu. Acaba top benim kafama değil de onun kafasına mı isabet etmişti?

Felix'e dönüp, "Hadi maça devam." dedi. "Gaeun ve Seoyun da bizi izleyebilirler."

"Kalsın." dedim hızla öne atılarak. "Eve gideceğim."

Yapmacık bir kahkaha sundu. "Anladım. Öyleyse akşam pencere sohbetlerimizde görüşürüz, komşucum."

Ağzımın kocaman açılarak 'o' şeklini aldığına emindim. O kadar şaşkındım ki söylecek kelime bulamıyordum. Tutulup kalmıştım. Amacı neydi bu çocuğun?

Bizzat bana el sallayarak tekrardan sahaya döndü. Tek şaşıran ben değildim. En az Felix de benim kadar bu duruma şaşkındı. Hyunjin'in bir anda bana karşı sevgi dolu bir komşuya dönüşmesi akıl alır gibi değildi. Kafasını bir yere mı çarpmıştı yoksa bilerek mi beni sinir etmek için böyle davranıyordu, anlayamıyordum.

Derin bir nefes verip sinirle arkama döndüm. Gaeun da peşimden geliyordu.

Akşam pencere sohbetleri demek ha? Resmen haneme tecavüz ediyordu. Cama çıkmasam dur durak bilmeden taşlanıyordum. Ne bu sevgi pıtırcığı haller?

Bir gün aramız limon kadar ekşi, bir başka gün dondurma kadar tatlı mı olacaktı gerçekten?

Tuhaf herif.

𓆩ꨄ︎𓆪

Bölüm Sonu !¡

0:57 ————|——— -2:10

🏀

Selaaam! Nasılsınız, nasıl gidiyorrr?

Benim aynı işte. Yoğun, yorgun... Bir yandan hayat şartları bir yandan buraya bölüm atmak gerçekten yorucu oluyor. O yüzden sizden bol bol yorum alınca keyifleniyorum.

Bol bol yorum atmayı unutmayın, tamam mı? 🥹

Bölüm sonu

1 yorum