sour 7
𓆩ꨄ︎𓆪
Susmak bilmeyen telefonumla gözlerimi aralamıştım. Ne olduğunu anlayamaz bir biçimde yastığımın altını yokladım. Telefonumu elime almamla gözlerimi kısarak üzerindeki ismi okudum.
Gaeun arıyor...
Sersemlemiş bir şekilde telefonumu açtım. "Efendim?"
"Kanka! Acilen buraya gelmen lazım."
"Nereye?" Hızla yattığım yerden dikleştim. "Saat kaç farkında mısın Gaeun? Sabah sekiz."
"Seninki sabah sabah tek başına parkta basket oynuyor. Ekmek almaya çıkmıştım tesadüfen gördüm. Fırsat bu fırsat. Koş!"
Tamam bile diyemeden telefonu Gaeun'un yüzüne kapadım ve koşarak banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra saçlarımı bozuk bir topuz yapıp tekrar odama girdim. Bol şortlarımdan birini ve oversize tişörtlerimden birini üzerime geçirdikten sonra hızla makyaj aynamın önüne ışınlandım. Belki de hayatımda yaptığım en hızlı makyajı yaptıktan sonra cüzdanımı ve telefonumu alıp evden çıkmak üzere koşar adımlarla kapıya yöneldim.
Annem de erkenciydi. Elinde kahvesiyle mutfak kapısından kafasını uzatıp, "Hayırdır Seoyun?" diye sormuştu.
"Hiç. Ekmek almaya."
"Ekmek almaya?" Kendi kendine güldü. "Sen ve kendi isteğinle ekmek almak. Hayırlar olsun inşallah."
"Gelirim bi' yarım saate."
Evden dışarı çıktığımda derin bir nefes alıp ceylan gibi seke seke parka koşmaya başlamıştım. Evime yakın sayıldığı için yaklaşık on dakika içinde parka varmıştım. Gözlerim Felix'in olduğu basket sahasını arıyordu. En sonunda terlemiş saçlarını geriye doğru itelemekle meşgul olan Felix'i görebilmiştim.
Saçlarını geriye yatırdıktan sonra diğer elindeki topu sektirmeye başladı. Birkaç hızlı ayak hareketinden sonra pota altına gitti ve şık bir hareketle topu çemberin içinden geçirdi.
Alkışlayarak ona ilerlemeye başladım. "Wuhu! Harikasın."
Sesin geldiği yöne, yani bana, doğru döndü. Gülerek, "Senin ne işin var burada?" dedi.
Omuzlarımı silktim. "Sabah sabah temiz hava almaya çıkmıştım. Çaktırma aslında ekmek almam lazım ilerdeki fırından."
Ufak espirime gülmekle yetinmişti. Topu havaya kaldırıp, "Birkaç şut denemek ister misin?" diye sordu.
Kalbim hızlanırken kekeleyerek, "O-olur." demiştim. Cüzdanımı ve telefonumu Felix'in eşyalarının yanına bıraktıktan sonra sahaya girdim.
Çok tuhaftı. Daha birkaç gün öncesinde Felix'i izlemek için kenardaki tribünde oturuyordum. Burnuma top gelmişti ve bu sayede onunla yakınlaşma fırsatı bulmuştum. Şimdi ise yalnızca Felix ve ben bu sahadaydık. Benimle birlikte basketbol oynuyordu.
Gergince topu elimin arasına aldım. Felix hemen arkamdan ne yapacağımı izliyordu. "Yalnız," diye mırıldandım. "Ben o kadar da iyi değilim spor konusunda. Yani çembere sokamazsam dalga geçme."
"Niye dalga geçeyim?" dedi gülerek. "Ayrıca istersen öğretebilirim."
"Fena olmaz."
Lütfen öğret!
Yavaşça adımlayarak bana yaklaştı. Hemen arkamda olduğunu hissedebiliyordum. Hatta o kadar yakındı ki nefesi ensemdeydi. Ellerini iki yandan benim ellerimi doğru getirerek topu havaya kaldırmama yardımcı oldu. "Topu sağ elinle hafif alttan, sol elinle ise yanından destekle."
"P-peki."
"Güzel." Şiir gibi sesi kulağımın içinde yankılanırken bir çeşit peri masalındaymış gibi hissediyordum. "Şimdi hazır olduğunda topu doğruca havaya doğru fırlat. Gücünü ayarlamaya çalış. Fazla güç uygularsan potaya çarpıp yere düşer, az güç uygularsan çembere yetişmez."
Arkamdan birkaç adım geriye çekildi. Ben ise kalbime yavaş atması için yalvarıyordum. Derin bir nefes verdim ve dediği gibi topu çembere doğru fırlattım. Beklediğimden daha güzel attığım için top girmese bile en azından çemberin kenarına değmişti.
"Ah!" diye hayırlandım. "Çok az daha sağa atsam girecekti."
"Hayır, hayır, hayır." dedi topun peşinden koşup tekrar bana doğru fırlatırken. "Gayet güzel denemeydi. İlk kez attığını düşünürsek oldukça iyiydi."
Gülümseyerek topu tekrar aldım ve bir kez daha doğru pozisyona geçip topu fırlattım. Bu kez içeri sokmayı başarabilmiştim. Heyecanla Felix'e dönüp, "Gördün mü!? Başardım!" diye çığlık attım. Bu hâlime kıkırdıyordu.
"Çabuk kapıyorsun bu işleri. Öyleyse şimdi beni izle."
Topu alıp orta sahaya doğru geri geri adımladı. O mesafeden atması demek resmen şov demekti. Heyecanla ona bakarken o, son derece odaklanmış bir biçimde topu uzak mesafeden çembere sokmayı başardı.
Küçük dilimi yutacak şekilde ona döndüm. "Oha." İstemsizce dudaklarımdan dökülmüştü bu kelime. "Aşırı iyiydi."
Yorulduğu için sahanın ortasına oturdu ve oturduğu yerden beni seyretmeye başladı. Ben ise o sırada kendi kendime ufak denemeler yapıyordum. Çembere soktuğum her topla kendi kendime seviniyor, sokmayı beceremediğimde hafiften sinirlenip kendime kızıyordum.
Attığım bir başka atış çemberin içinde turlayıp dışına çıkmıştı. "Hay sik-" Felix'in yanımda olduğunu hatırlayarak hızla dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Hayatımda gördüğüm en berbat atıştı."
Bir anlığına bunu Felix'in dediğini sanmış ve şoklanmıştım. Fakat sesin sahibi çok uzaklardan bunu resmen sesini bana duyurmak için söylemişti. Başımı oraya çevirdiğimde çok da şaşırmamıştım.
Hyunjin, yanımıza gelip Felix'le selamlaştı ve bana döndü. "İlkokula giden çocuklar bile bundan daha iyi atıyor."
"Teşekkürler." dedim iğneleyici bir ses tonuyla. "Ama sana fikrini soran olmadı."
Gülümsemekle yetindi. "Fırlat topu." Gözlerimi devirerek topu ona attım. Havada tutup birkaç kez sektirdikten sonra potaya doğru attı. Attığı atışın girmesiyle bir kez daha sinirle gözlerimi devirmiştim. Yine nereden çıkmıştı bu?
"Ben yavaştan kaçayım." dedim Felix'e dönerek. Felix, Hyunjin'e kısa bir bakış attı ardından oturduğu yerden ayaklanıp yanıma yaklaştı. Sadece ikimizin duyabileceği bir tonda, "Eğer Hyunjin yüzünden gidiyorsan kusura bakma. Neden böyle çocukça davrandığını anlayamıyorum." dedi.
Gülümsemeye çalıştım. "Sorun değil. Onunla alakası yok. Zaten annem ekmek almaya çıktım diye biliyor gecikmeden eve döneyim."
Felix de gülümsedi. Elimi sallayıp gideceğim sırada utangaç bir tonda, "Şey Seoyun... Telefon numaranı verir misin, yani sakıncası olmazsa."
Kalbim teklemişti. Duyduğum şeyle içimde tepinirken dışımda sakin kalmaya çalışıyordum. Gülerek, "Tabii ki de." dedim. Felix cebinden telefonunu çıkardı ve numaramı yazmam için bana uzattı. Kendi numaramı tuşlarken bir anlığına duraksamış ve Hyunjin'e dönmüştüm. Hâlâ kendi kendine basketbol oynamakla meşgul sanıyordum. Oysaki o, uzaktan sessizce bizi izliyordu.
İkinci kez onu bu şekilde yakalamıştım. Tuhaftı.
Numaramı girip telefonu tekrar Felix'e uzattım. "Öyleyse ben kaçtım."
Felix başını sallayarak, "Dikkatli git." dedi.
Arkamı dönüp fırına doğru koşar adımlarla ilerlerken içim içime sığmıyordu. Lee Felix numaramı istemişti! Benim numaramı istemişti! Birkaç gün önce bunun olacağını söyleseler dalga geçtiklerini düşünüp gülerdim. Ama gerçekten de numaramı istemişti.
𓆩ꨄ︎𓆪
Bölüm Sonu !¡
0:57 ————|——— -2:10
🏀
Selaaam! Nasılsınız, nasıl gidiyor?
Ben birazcık kıskançlık kokuları seziyorum. Siz de seziyor musunuz?
Ehehe. O zaman bol bol yorum atıp, yıldıza da bastıysak yeni bölümde görüşürüzz 💋