7.BÖLÜM:ZÜMRÜT KILIÇ VE
BALO
Bakın, ben ne deniz canavarlarına , ne de mitolojik karakterlere inanırdım.
Ama ‘inanırdım’ lafının altını çiziyorum. Anlayacağınız inanıyorum. Gördüklerimden
sonra emin olun bana hak verirdiniz. Her neyse, nerede kalmıştım. Kılıcı
kardeşlerimin ve özellikle Elliot’ın çıkaramaması herkesi hayal kırıklığına uğrattı.
Taşın önüne geldim kılıcı tuttum ve kılıcı havaya kaldırmaya çalıştım, çalıştım
diyorum çünkü tek dokunuşta kaldırdım. Herkesin ağzı açık kalmıştı. Çünkü kılıcı
kaldırmam krallığın gelecekteki sahibinin benim olacağımdı.
***
“Ah! bak bu elbise sana çok iyi uyar.” dedi James. Vitrinde ki yeşil elbiseye
bakıyorduk. (James, bayan Roy’un evinde benimle oturan ve resimde benimle birlikte
olan muhafızdı.)
Ona ‘vay be!’ diyen bakışlar attım. Utanarak,
“Özürdilerim majesteleri, fikrimi söylemek haddime değil ama...-”
“ Fikrin hoşuma gitti, bence de çok hoş bir elbise...” Diye sözünü kestim. Yere
bakarak gülümsedi, ikimizin de yanaklarımızın kızardığını görünce bir bahane
uydurdum.
“Hava buz gibi, birer palto alsak iyi olacak.”
“Majesteleri, işinize karışmak gibi olmasın ama beni ısıtan bir zırhım var.”
dedi.
Utanarak dükkanın içine girdim. Bu dükkan en iyi arkadaşım Jennie’ye aitti.
“Elodie! Merhaba, haberi aldım. Bu geceki balo için şık bir elbise almaya
geldin anlaşılan.” dedi coşkulu bir sesle.
“Tam üstüne bastın. Şu yeşil elbisenin fiyatı nedir acaba?” Vitrinde beğendiğim
işaret ettim.
“O , 1200 Asena Lovre’si.” Fiyatı duyduğumda şok olmuştum.
“Ne!”
“Şaka yaptım, san bedava.” Diye gülmeye başladı. Bende sırıtarak, “Ah, senin
şu olur olmadık şakaların.” Dedim. Elbiseyi paketledik ve saraya doğru yola çıktık,
yolda giderken inci kolye ve küpelerden aldım, üstlerinde Annotolya krallığının
simgesi olan yunus balığı sembolü vardı.
***
“Merhaba bayan Fontain, nasılsınız? Umarım sağlığınız yerindedir.” Dedim
bayan Fontain’e.
“Merhaba tatlım, iyiyim İstersen sınava hemen başlayalım.” Saraydaki toplantı
salonunun önündeki kapıda duruyorduk. Heyecanlıydım, kazanacağıma inanıyordum.
Kardeşlerim benden önce girmişti ve en yüksek puanı alan şu anlık Eliot idi.
“Olur, ama nasıl yapacağız sınavı?” Diye sordum.
“Zarafet dersi için ayakta ve konuşarak olacaksın, ama sosyoloji, coğrafya ve
siyasal derslerini kağıtta çözeceksin.”
İkimiz içeriye geçtik ve bir masaya onun izin vermesiyle oturdum. Önüme
kağıtlar verdi.
“Bayan Hansborg, sınavda toplam altı soru sorulacaktır, sınav kağıdını lütfen
önünüzdeki mürekkep ve kuş tüyü ile doldurunuz, kalem yasaktır. Bilginize,
başarılar!”
“Sağ olun.” Dedim.
Sorular şu şekildeydi.
Krallığınızdaki bir kişi karmaşıklık çıkarırsa ne yaparsınız? Kısaca açıklayınız.(15
PUAN)
Krallığınızda sorun çıkaran kişileri önlemek için nasıl bir yargılama sistemi
kurardınız? Açıklayınız.
(15 PUAN)
Bir topluluk/teşkilat krallığınızda toplumu tehdit edecek durumlar düzenlerse ne
yapardınız? Açıklayınız.
(15 PUAN)
Krallığınıza bir savaş açılsa hangi doğal faktörleri siper olarak kullanırdınız?
(15 PUAN)
Krallığınızın sınırını belirlerken hangi beşeri faktörleri kullanırdınız?
(15 PUAN)
Krallığınızı kurarken hangi doğal unsurların bulunmasını isterdiniz?
(25 PUAN)
Soruların bu kadar kolay olduğuna inanamıyordum! Hepsinin cevabı çok kolaydı:
-Işık gören bir zindana yaptığı şeyin nelere yol açtığını düşünmesi için yollardım.
-Yerel bir yargılama sistemi kurup (Yargılaması için hukuk ile uğraşan kişileri
yargılama binası için iş verirdim.) ölüm cezasını kaldırırdım.
-Şehir dışında olan uzun, onların bulamayacağı bir kapısı olan kulelere hapsederdim.
-Beauly nehri, Carn Eige dağı ve Asena gölü.
-Kaleler (Stuart kalesi, Cawdor kalesi, Rait kalesi, Beaufort kalesi vb.), Asena
köprüsü, toplar ve surlar.
Ilıman iklim, aşılamayacak nehirler, ormanlar ve dağlar.
Sınav bittikten sonra birkaç dakika mola vermem söylendi, o birkaç dakika
sonra Madame Fontein’ in yanına gittim.
“Ah, Elodie sınavından doksan sekiz aldın, kraliyet akademisi seksen puan
üstünü kabul ediyor, anlayacağın kardeşlerin ile beraber okula gitmeye hak kazandın,
ayrıca en yüksek puanı alan sensin.” Kazanmıştım, hem de en yüksek puanı alarak.
Madame gittikten sonra ailem çok seviçliydi hem de çok...
***
“Sence elbise yakıştı mı?” Diye sordum anneme.
“Sen elbise olmadan da çok güzelsin tatlım... Unutmadan söyleyeyim. Enlegya
prensi ile ayna masada oturup, dans edeceksin.”
“Düşman ülkenin prensimi? Neden peki?”
“Enlegya ile arayı iyi tutmak için tabiki de, hem çocuk çok tatlıymış.” diye
cevapladı sorumu.
“Tamam benim için bir sorun yok.”
Aşağı, balonun olacağı salona indik ve annemin bana ‘İyi şanslar’ diyen
fısıldamasını duydum.
Yavaşça babamın bulunduğu masaya otururken masadakileri yavaşça süzdüm,
Krallar, kraliçeler ve prensler, prensesler vardı. Sandalyeye oturduğumda oldukça asil
ve güçlü görünmeye çalıştım.
“Beyler ve Leydiler, hoş geldiniz, ben majesteleri Elodie HANSBORG.
Tanıştığımıza memnun oldum.” Herkes beni başıyla selamladı, babam ise ‘işte benim
kızım, devam et.’ dermiş gibi başını salladı büyük bir gururla. Yanımdaki prens ise
bana başını çevirdi ve mavi gözlerle gözlerle göz göze geldim.
“James?”
“Demek Enlegya prensi ile tanışmışsın Elodie.” Dedi babam.
“Evet bay Hansborg çoktan tanıştık.” Bana hafifçe göz kırptı.
“Evet baba tanıştmıştık ama burada olacağını bilmiyordum.” Dedim
gülümseyerek, çünkü oyun yaptığını anlamıştım...
***
“Senin acilen gitmen gerek, yoksa saldırıda sana zarar gelebilir.” Dedi James
yemek sırasında. Neden bilmiyorum ama içimden bir ses onunla gitmemi söylüyordu
ve içimdeki sese çok güvenirdim.
“Olur ama ne saldırısı?”
“Birincisi evet demeni beklemiyordum ve ikincisi kraliyete bir suikast
planlanıyor.”
“Ne? Peki ya o zaman nasıl yapacağız?” dedim. Yavaşça çorbam daki kaşığı
aldı ve yavaşça kendi çorbasına koydu. Kalbim hızla çarpmaya başladı çünkü bu
Kore kültüründe evlenme teklifi oluyordu.
“Sen ne kadar biliyorsan bende o kadar biliyorum. Evlen benimle, eğer
benimle evlenirsen seni yıkımdan kurtarırım, yani kurtarmam daha kolay olur.”
“Bir dakika izin ver.” Hemen pencereye koştum ve havayı kontrol ettim, çünkü
eğer yağmur yağıyorsa o ilişki kötü ilerlerdi, ama hava o kadar aydınlıktıki
Samanyolu ve Ayı tertemiz görebiliyordum. Bu teklif gerçek bir teklif değildi, bunu
ikimizde biliyorduk. Derken James yanıma geldi.
“Merak etme sadece baban öğrenir. Bu gece kardeşlerini, kedini ve Carloyu
alıp okula kaçarız. Bu kaçışın ismini ‘Kraliyet tahliyesi’ ismini koydum. Şehrin
çıkışındaki nehirde bekleyen atlar var onlara atlar ve nehir boyu devam edip
karşımıza çıkan benim krallığımın ilk şehrinden kalkan gemi ile okula doğru yola
çıkarız.”
“Kulağa karmaşık geliyor.” Dedim.
“Evet ama bayan Roy ve Jennie yardım edecek. Ayrıca onlarda gelecek.”
“Peki ya ailem.”
“Onlar için farklı bir kaçış yolu hazırladım, askerlerim onlara yardım edecek.”
Bu benim kurtuluşum muydu? Ona güvenebilecek miydim? Anlattıkları
gerçek miydi? Bir yanda ona güvenmemi bekleyen ve gerçekten beni kurtarmayı
arzulayan okyanus mavisi gözler, bir yanda da o gözlerin sahibi, düşman ülkenin
prensi vardı... Artık bu teklifi onaylayıp gerçekten kendi hayatımı kurtarmak veya bir
yalan olduğunu düşünüp hayatıma devam etmekti... Bu karar bana aitti...
***