8.BÖLÜM:KRALİYET TAHLİYESİ
“Biz evleniyoruz.” dedim babama.
“Ne! Bunu beklemiyordum, çok sevindim!” Bende açıkçası babamın böyle
sevinmesini beklemiyordum.
“Şimdi olması gerek, hemen!”
“Fakat bir katibimiz yok.”
“Katip bulmamız lazım!”
“Niye bu kadar acele edi-”
“Ben katip olurum!” Dedi kalabalığın içindeki bir ses, bu ses Enolaya aitti.
Ne! En gıcık olduğum kişilerden biri nikahımızı, pardon ‘sahte’ nikahımızı mı
kıyacaktı?
“Gerçi, istemiyorsanız yapma-”
“İstiyoruz!” Dedi James. Hemen bir masaya oturduk.
“Sen, Sılastof kralı oğlu prens ja-” Enolanın sözünü böldü James.
“Unvanlara gerek yok.” Dedi James.
“Peki. James, Elodie’ yi eşin olarak kabul ediyor musun?”
“Ediyorum.” Dedi james. Bana tam soru sorulacaktı ki, arkada büyük bir patlama
oldu ve birden şamdanlar ve mumlar söndü, tek tek vücuda saplanan hançer ve
bağırışlar duyuyordum.
“Evet! Kabul ediyorum!” diye bağırdım.
James, benim elimi tuttu ve koşmaya başladık. Koşarken babama çarptım.
“Elodie! Beni kütüphanede bekle!” Diye bağırdı, ve arkasında siyah başlıklı birisi
onu bıçakladı, bu başlıklıdan bir sürü vardı.
“Baba!” Diye bağırdım, diğer yandan kalabalığın etkisiyle James ile ellerimiz
ayrılmıştı. Kalabalığın içinden kütüphaneye geldim. Ama arkamda soğuk bir nefes
duyuyordum. Arkamı döndüm ve önümde siyah başlıklı, etrafımda ise hiçkimse...
Siyah başlıklı yavaşça elindeki bıçağı kaldırdı ve bana nişan aldı, fakat ben hızlı
davranıp kolunu tuttum ve başlığını indirdim.
“Anne?!” Dedim bağırarak.
“Merhaba kızım...” Dedi ve kolumdan kurtulup bıçağı tam bana nişan almıştı ki
birisi onu kılıçla saplamıştı, bu kişi Enola idi.
“Bu iyiliğimi hiçbir zaman unutma!” dedi.
“Teşekkür ederim.” Diye fısıldadım. Elimden tutup beni kaldırdı ve kütüphanenin
raflarında gizlenmiş kapıyı açtı. Birlikte siyah, karanlık koridorda ve merdivenlerde
ilerledik. En sonda meşalelerle ay meclisi odasında bizi bekleyen Eudora, James,
Jennie, Bayan Roy, Eliot ve kedi Emerald’ı gördük.
“Çabuk olun, hadi aşağı inin ve sessiz olun.” Dedi James fısıldayarak. Eliyle kenara
itilmiş bir dolabın altını gösteriyordu. Hepimiz tek tek aşağı indik ve meşalelerle
aydınlatılmış, alçak tavanlı yer altı tünelinde yol almaya başladık...
“Dakikalar sonra “Carlo nerede? Diye sordum.
“Geminin orada, bizi bekliyor.” Dedi James.
“Gemiye mi bineceğiz?”
“Evet, ama o kadar şaşalı bir şey değil.” Diye karşılık verdi James, yine.
Dakikalar sonra bir merdivenle karşılaştık, yol boyunca hiç kimse konuşmamıştı.
Merdivenden çıktıktan sonra sahil kıyısında bulduk kendimizi. Önümüzde Carlo ve
yanındada orta büyüklükteki bir gemi vardı. Hiç bir şey demeden gemiye bindik.
James, Eliot ve Carlo çapayı yukarı çekerken Jennie içeridekiler ile ilgileniyordu.
Ufukta Asena şehrinin yanan evleri ve ışıkları denize vuruyordu. Askerler her
yerdeydi, ama yine de çığlıklar kopuyordu.
“Fenerleri söndürün!” diye fısıldadı James. Herkes suspus oldu ve ben fenerleri
kapattım. Yerime tekrar geçtim. James tavanı geniş bir kumaş ile kapatırken kitap
okumaya başladım. Birden gözlerim kapanmaya başladı. Bir süre sonra ise James
beni uyandırdı ve bana şöyle dedi:
“Elodie, kurtulduk...”