Kalbimin korkuyla atan ritmi endişemi arttırıyordu . Kazağımı saran elim yana düşerken , Tekin’in gittiği yöne fenerimi sabitledim. Tekin, oldukça deli dolu biriydi. Yeni şeyleri tanımaktan çok , ona ulaşan ilk kişi olmak için çabalardı . Aceleciydi.
“Tekin! “ diye seslendiğimde hepimizin hedefi ağaçların arasında kaybolan, küçük patika yoldaydı.
“Tekin , şaka yapıyorsan hiç sırası değil ! Hava , güvenlik için tehlikeli olmaya başladı . ” Bu sefer Yavuz seslendiğinde , sesinde hem tedirgin hem de kızgınlık barındırıyordu . Tedirginliği yol arkadaşımızın başına gelebilecek olumsuz senaryolarken , kızgınlığı ise kızları birkaç kez , çoğu kez , korkutmasıydı .
Nazenin , sevgilisine daha çok sığınırken zor duyabileceğimiz bir sesle mırıldandı . “ Belki .. Tuvalete gitmiştir. O yüzden adım sesleri kesilmiştir ? “
Nazenin gözlerini kırpıştırarak Vefa’dan gelecek cevabı bekledi. Vefa , küçük bir kahkaha atarak koluyla sevgilisini kendine daha çok çekti ve saçına nazik bir öpücük kondurdu . “Can’ım sevgilim benim , sence tuvaletini yapsa bunun bizim bilmeme ihtimalimiz var mı ? Depoladıklarını , nasıl geri iade ettiğini siz dahi duydunuz . “
Hepimiz bu dediğine gülerken , korkumuz az da olsa kenara çekilmişti .
Yavuz , Zahit ‘ e seslendiğinde ilerlemeye başladılar . Bende koşarcasına peşlerine takıldım. Diğerleri de bizi takip ederken, görüş açımızın alanını arttırmak için birkaç kişi fenerlerini farklı yerlere sabitledi.
Küçük patikanın karamsar girişinde duraksadım bir an. Karanlık geceye ilk adımı daha yeni atıyormuş gibiydim.
Ellerimle önümdeki dalları iterken fenerin ışığı karmaşıkça etrafta dolandı . Bastığımız yerlerde yaprak hışırtıları kesilmeye başlamıştı . Yol tertemizdi sanki , yapraklar hiç ağaçlarını terk etmemiş gibi hissettiriyordu . Adım seslerini bu yüzden hissedememiştik belki de .
Hafif , açık bir alan bulduğumda emin olmak için feneri yere sabitledim. Tertemizdi. Her hangi bir dal , yaprak veya fazlalık hissettirecek bir şey yoktu . Bu ne kadar normaldi ? Geldiğimiz yol kesinlikle burası değildi. Biz , çok dağınık gelmiştik . Etraf; yaprak yığını , toz ve toprak kaplıydı . Ki zaten ayakkabılarımıza bulanan pisliği gölde temizlemiştik .
Ben ilerledikçe , ağaçlar daha geniş aralıklarla dağılmaya başladı. Yol tamamen açıldığında ise gözlerimin rengini değiştirecek güçte ışık yansıdı. Gözlerimi hafif kıstığımda parlaklığı anlamlandırmaya çalışıyordum. Fener, ışığın karşısında bir hiçmiş gibi sönük kaldığından kapatarak elimle gözlerimi siper aldım .
Parlak , devasa bir yapıydı . Camlarından sarkan sarmaşıklar rengarenk çiçeklerle doluydu . Kapısı iki kişinin uzunluğuna denkti. Kocaman tokmağa ve detaylı işlemelere sahipti. Çatısında ay ve yıldız motifleri vardı . Masalımsı bir görünüş sunuyordu .
Ona yaklaştıkça , detayları daha çok belli oluyordu . Sarmaşığın sarmaladığı bir tabela gözüme çarptı.
“MASAL MÜZESİ “
Yazı , özel bir kumaşla döşenmiş gibiydi. Odunumsu dekor (tabela) , parlak yapıyla zıt görünümlere sahip olsa da birbirlerine uyum sağlamışlardı . Tabelanın hemen altında ince , dağınık ve dikkatli bakılırsa çirkin gözüken yazı yazılmıştı . Uzun çabamdan sonra okuyabilmiştim.
“Sonsuzluğa Çağrı “
