BÖLÜM 3
Bazen bir şeyi anlatmak için onlarca cümleye gerek yoktur. Tek bir cümle, bütün düşünceleri özetler. Ne açıklamaya ihtiyaç duyar ne de karşıdakine cevap hakkı verir. Tek başına bir oyuncudur; çıktığı yeri yakar, ulaştığı yeri de.
Umut arabayı kenara çekti. Bakışlarını bana kilitlediğinde, aramızdaki sessizlik ağırlaşmaya başlamıştı. Bu havayı dağıtmak için kısık sesle, "Müzik açalım mı?" diye sordum.
Bir şey söylemedi, yalnızca başını salladı. Motoru yeniden çalıştırdı, ardından müzik açıldı.
Şarkının sözleri içime dokundu:
Aklım başımda değil ki...
Sebebini bilmiyorum.
Bize nazar değdi inan,
Adım gibi biliyorum.
Arabada yankılanan bu sözler, içimdeki kırıkları bir kez daha kanatıyordu.
Bir alışveriş merkezine vardığımızda arabayı park etti. Kapımı açıp elini bana uzattı. Çaresizce elini tutup indim.
"Sana bir şeyler almalıyız," dedi.
Üstüme baktığımda ne halde olduğumu fark ettim. Çamur içindeydim, darmadağınıktım. Başımı öne eğip yalnızca, "Teşekkür ederim," diyebildim.
İnsanların bakışları arasında içeri girdik. Bir mağazaya yöneldik. Rafların arasında dolaşırken Umut birkaç parça kıyafetle yanıma geldi.
"Sanırım bedenini doğru tahmin ettim," dedi.
Kıyafetlere baktım. Gerçekten çok zarifti.
"Bunlar çok güzel," dedim.
"Beğenmene sevindim. Denemek ister misin?"
"Denemesem daha iyi olur."
Sadece başını salladı. Ardından ilerideki bir standı işaret etti. "Oraya da bakmak ister misin? Sen istediğini seç, ben kasaya gidiyorum."
Gösterdiği yer iç çamaşırı bölümüydü. Utanarak birkaç parça aldım. Ödeme sırasında poşetleri elimden alıp taşımama izin vermedi. Bu küçük ama kesin tavır, içimde bir güven duygusu uyandırıyordu.
Dışarı çıktığımızda bana dönüp, "Sanırım duş almak istersin," dedi.
"Evet... aslında çok iyi olur," dedim utangaç bir sesle.
Yaklaşık on dakika sonra bir otelin önüne geldik. Şaşkınlıkla sordum:
"Duş alabilmek için otele mi geldik?"
Gülmeye başladı. "Aslında burada yaşıyorum diyebiliriz. Sık sık gelirim."
"Her gün otele para mı verilir?" dedim istemsizce.
Gülüşü derinleşti. "Aslında burası da bizim."
Şaşkınlıkla, "ee, yuh ama!" dedim.
"Yuh mu ?" Gülmeye devam ediyordu
"Pardon ,şaşırma kotam doldu ,artık tepkilerime karar veremiyorum ."dedim.
Arabadan inip kapımı açtı .Vale yanımıza yaklaşmaya başladı.
"Umut bey, hoş geldiniz"
"Kolay gelsin serdar. Bagajdaki eşyaları odama gönderir misin?"
"Tabi efendim."
Anahtarı verdikten sonra içeriye doğru ilerledik insanların bakışları canımı sıkmaya başlamıştı mırıldandım.
"Hiç mi çamura bulanmış insan görmediniz?"
Umut duymuş olmalıydı, çünkü yine güldü.
"Görmemiş olabilirler "dedi
Asansöre bindiğimizde cebinden anahtar çıkardı. Tuşların olduğu panelin altında anahtar girişine taktı .En üst kata ulaştığımızda bambaşka bir dünya karşımdaydı: siyah ve gri tonların hâkim olduğu sade ama ihtişamlı bir ev .Koca koca camlardan içerisi çok güzel güneş ışığı alabilecekken perdeler çekiliydi içerisi boğucu bir karanlığa hapsolmuş gibiydi. Salondan odaya doğru ilerledim. Camın kenarındaki yatak hiçbir anlam ifade etmiyordu. Aralık kapıdan koca bir spor odası olduğunu gördüm. Etrafa bakınırken Umut seslendi
"İstersen önce duşunu yap, sonra evi gezdiririm," dedi.
Başımı salladım ama banyoya ilerlemeden önce yatağa yaklaşıp perdesini açtım sonra yandaki perdeyi açtım. Tam tahmin ettiğim giyidi oda dışarısı gibi olmuştu insanın içini aydınlatıyordu kocaman balkon vardı ama boştu. Kafamı Umut'a çevirdiğimde beni izlediğini fark ettim. Biraz utanmıştım sanırım o perdeler kapalı seviyordu ama böyle daha iyi olduğunu zamanla anlar diye düşünerek karşımdaki kapıyı gösterdim.
"Sanırım banyo orası "dedim gülümseyerek
Kafasını sallamakla yetindi kapıya doğru ilerledim içeriye girmeden önce son kez seslendi.
"Bir şey olursa seslenmen yeterli ,"dedi
Banyoya girdiğimde yine yalnız kalmıştım .Nefret ediyorum bu yalnız kalmalardan .Banyo genişti normal bir duş alanı ve büyük bir küveti vardı. Suyu açıp sıcak suya ayarladım .Üzerimdeki pis kıyafetleri çıkarıp suyun altına girdim. Kafamın içinde hiç susmayan çığlıklar vardı ."İyi bir şey hak etmiyorsun..."suyun altında oturdum gözyaşlarım sıcak suya karışıyordu.
Kapı çalındığında irkildim.
"Esin? Sana diyorum Niye ağlıyorsun? Cevap ver yoksa girerim!"
Bağıra bağıra ağladığımı o zaman fark ettim.
"3'e kadar sayıyorum kapının arkasındaysan çekil"
Sesim titreyerek, "Hayır! İyiyim. Birazdan çıkacağım!" dedim.
Sert ama endişeli bir sesle, "Eğer bir daha cevap vermez ya da ağlarsan, içeri girerim," dedi. Bu söz beni kendime getirdi. Kendi kendime, tamam Esin, ağlamak yok, sessiz kalmak yok, diye fısıldadım.
Duş almaya devam ettim. Sonunda toparlandım dolabın orda duran bornozu aldım sanırım Umut'a ait di üstüme geçirdim ve kapıya yöneldim .Tam o sırada Umut tekrar seslendi.
"Esin!"
"Çıkıyorum!"
Çıktığımda yatağın üzerinde kıyafetler hazırdı. Siyah, U yakalı, diz altı elbiseyi seçtim. Aynaya baktığımda bambaşka birine dönüşmüştüm. Salona doğru ilerledim.
Umut cam kenarında, elinde su şişesiyle duruyordu. Üzerindeki şık bir takım elbise vardı, kahverengi gözleri hafif kıvırcık saçları ve beyaz teniyle çok etkileyici duruyordu .Gözleri gözlerimi bulduğunda dikkatle baktı
"Elbise sana çok yakışmış," dedi.
"Teşekkür ederim. Takım da sana," diye karşılık verdim.
Birlikte dışarı çıkarken koluma dokundu. Parmakları omzumdaki izlere değdi. Kaşları çatıldı.
"Bu bugün mü oldu?"
"Hayır, eski bir şey..." dedim kaçamak bir sesle.
Gerildiğini hissettim.
"Üzerime bir şey alayım en iyisi."
"Canın yanıyor mu?"
"Hayır" dedim sesim fısıltı gibi çıkmıştı ilk defa duyuyordum bu cümleyi canın acıyor mu ? Emin olmak ister gibi gözlerime baktı gülümsedim kafasını salladı ve elimden tuttu asansöre doğru ilerledik. Otelden çıkıp arabaya bindik .İçimi korku ve heyecan kaplamıştı. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Sadece korkuyordum.
"Heyecanlanmana gerek yok, "dedi gözleri yoldaydı
"Ya yanlış bir şey yaparsam? Her şeyi mahvedersem?"
"Hiçbir şeyi mahvetmeyeceksin, Esin .Sakin ol , böyle düşünme, "dedi.
Düşünme ,Esin...
Yol boyunca konuşmadık. Umut'un yüzü ifadesizdi. Sabah gördüğüm o adamdan eser yoktu. Sonunda büyük bir çiftliğe vardık. Ev o kadar büyüktü ki, sanki küçük bir mahalle gibiydi. Kapının önünde bana dönüp fısıldadı:
"Koluma gir. Ve lütfen, 'hayatım' dediğimde şaşırma efekti yapma, Esin."
Başımı usulca salladım.
Umut'un sesi yumuşadı, ama içinde bir sitem saklıydı:
"İnşallah, Esin... inşallah."
Umut kapıyı çaldığında kalbim bir anlığına durdu sanki. Nefesimi tuttum. Kapı ağır ağır açıldı; karşımıza evin hizmetlisi çıktı.
"Hoş geldiniz, Umut Bey," dedi saygıyla.
"Annemler nerede?" Umut'un sesi soğuk ve ciddiydi.
"Sizi sofrada bekliyorlar, efendim."
Umut tek kelime etmeden içeri girdi. Küçük bir koridordan geçip büyük ve gösterişli bir salona adım attık. Kocaman camlardan süzülen ay ışığı, krem tonlarındaki mobilyaların üzerinde ince bir huzme gibi dolaşıyordu. Salon, şatafatıyla neredeyse bir kraliyet salonunu andırıyordu. İçimden, "Balo elbisesiyle mi gelmeliydim?" diye geçirdim.
Ortadaki uzun masanın üzerinde devasa bir avize asılıydı. Kristal taşları elmas gibi parlıyor, salona yumuşak ama kasvetli bir ışık yayıyordu.
Masanın başında siyah saçları yer yer kıra dönmüş , dimdik oturan bir adam vardı. Sert yüzü ve bakışlarıyla otoritesini hissettiriyordu. Sağında zarif bir kadın oturuyordu; saçları dağınık topuz yapılmıştı. kahverengi gözlerinde Umut'ta gördüğüm aynı derin hüzün var gibiydi. Onun annesi olmalıydı. Sol tarafta ise beni süzen, kumral bir kadın ve yanında bakımlı bir adam oturuyordu. Yanlarında Bahar vardı. Masadakilerin yüzleri aynı çizgideydi: Asık, gergin ve ölçülü.
Ben, bütün bu soğuk bakışların ağırlığıyla Umut'un arkasına sığındım.
"Hoş geldiniz, oğlum," dedi kadın nazik bir sesle. Umut'un annesini doğru tahmin etmiştim.
Umut, kır saçlı adamın tam karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu. Adamın kim olduğunu artık biliyordum: Babası. Aralarındaki keskin bakışma, havayı daha da buz gibi yaptı.
"Oğlum, bizi tanıştırmayacak mısın?" dedi annesi, sesi nazik ama biraz endişeliydi.
Umut, bakışlarını babasından çekip annesine döndü. Sesi kısa ve keskin çıktı:
"Bahar bahsetmiştir."
Babası sertçe araya girdi:
"Sen yine de tanıştır."
Tam o sırada solumdaki kumral kadın küçümseyici bir sesle, "Gerçi sen tanıştırmadan da yapacağını yapmışsın," dedi.
Sözleri hançer gibi saplandı. Elimdeki çatalı bıraktım, gözlerimi tabağıma indirdim. Gözlerim dolmuştu ama kendimi tutmalıydım. Ne bekliyordum ki?
Umut'un sesi buz gibi bir kararlılıkla yükseldi:
"Tanıştırayım. Evleneceğim kadın Esin. Aynı zamanda bebeğimin annesi. Bu yüzden kimsenin bu masadakiler dahil onu aşağılamasına, hakaret etmesine ya da rencide etmesine izin vermem. Kelimelerinizi ona göre seçin."
Son cümleyi özellikle vurgulamıştı. O kadar sertti ki, nefes almakta zorlandım.
"Büyüklerle nasıl konuşulacağını hayla öğrenemedin ?" dedi babası. Çatal bıçakların metalik sesi, bu söze eşlik eden bir tehdit gibiydi.
Umut sakince ama gözlerindeki öfkeyle karşılık verdi:
"Öğrettiğin başka şeylerden ona sıra gelmedi," dedi.
Masada ölüm sessizliği çöktü. Bu sessizliği yalnızca Umut'un annesi bozdu.
"Tanışamadık," dedi içten bir gülümsemeyle. "Ben Mehveş, Umut'un annesiyim. Bahar'ın anlattığından çok daha güzelsin maşallah."
Başımı kaldırıp baktım. Gözlerinde samimiyet vardı. İçimde küçük de olsa bir sıcaklık hissettim.
Hemen ardından, halasının yanında oturan adam söz aldı.
"Ben de Sena'nın eşi Aras. Ailemize hoş geldin," dedi kibar bir sesle.
Zoraki de olsa gülümsedim. Ama hâlâ diken üstündeydim; yanlış bir kelimenin bile felaket yaratabileceğini hissediyordum.
O anda Umut bana döndü. Sesi yumuşamıştı:
"Hayatım, bir şeyler yemelisin."
Yüzüm kızardı. İçimden, "Bunu burada söylemek zorunda mıydın?" diye geçirdim.
Bahar söze girdi:
"Esin, diyet listeni hazırladım. Yemekten sonra veririm."
İlgisine minnet duydum. "Çok teşekkür ederim," dedim.
"Ne demek," dedi Bahar gülümseyerek. "Senin ve yeğenim için elimden geleni yaparım."
Ama tam o sırada Sena Hanım, sahte bir nezaketle lafa karıştı:
" Esin 'cim, ailen ne işle meşgul?"
Sesi yapmacık bir tatlılıkla doluydu. İçim daraldı.
"Annem vefat etti. Babam... şey..."
Mehveş Hanım hemen araya girdi.
"Kızı daraltma Sena. Zamanla öğreniriz."
İçimde büyük bir rahatlama hissettim. Başımı kaldırdığımda Umut'un beni dikkatle izlediğini gördüm.
"Oğlum, sizin için odanı hazırlattım," dedi annesi.
Umut yalnızca başını salladı. Sertliği hiç azalmamıştı. Bu evde gülümsemenin yasak olduğunu düşündüm.
Tam o sırada babasının sesi yeniden duyuldu. Emir verir gibiydi:
"Yarın şirkete gel, konuşalım."
Umut, tek kelime etmeden başını salladı. Sonra ayağa kalktı, elini bana uzattı. Elimi tutup beni de kaldırdı. Masadan biraz uzaklaştığında, bir an durdu. Yüzünü tekrar masadakilere çevirdi.
"İyi geceler," dedi. Ardından sesi neredeyse fısıltıya dönüştü:
"Tabii... ne kadar 'iyi' olabilirse."
Duyduğumun farkında değildi.
