İçeriğe geç

SONSUZ YIKIM

Bölüm 5 · 8 dk okuma

SONSUZ YIKIM

Bölüm 5

HERKESİN KENDİ KARANLIĞI

BÖLÜM 4

Merdivenlerden çıkmaya başladık. Umut elimi o kadar sıkı tutuyordu ki, canım yanıyordu, ama bir şey söylemek istemedim. Merdivenlerin karşısındaki odaya yöneldik. Kapıdan içeri girdiğimizde hâlâ elimi bırakmamıştı. Hafifçe çekmeye çalıştığımda fark etti ve hemen gözlerimin içine baktı.

"Özür dilerim... Çok canın acıdı mı? Dalıp gitmişim, farkında bile değildim," dedi mahcup bir sesle.

"Farkındayım, sorun değil gerçekten," dedim hafif bir tebessümle. Sonra, gözlerine bakarak ekledim, "Peki sen... iyi misin? Bir tuhafsın Umut. Aslında... her şey çok tuhaftı."

Elimi hafifçe ovuştururken, gözlerini elimden bir an olsun ayırmadı.

"Esin," dedi derin bir nefes alarak, "Biliyorum, olanlar sana çok anlamsız geliyor. Belki de kendi içinde 'Nasıl bir şeyin içine düştüm?' diye sorguluyorsun."

Gözlerini gözlerime sabitledi. Sesi, sanki bir boşluğun içinden geliyordu.

"Burası benim cehennemim," dedi fısıltıyla. "Hoş geldin." dedi gülerek

Elleriyle bulunduğumuz odayı işaret etti. Etrafa baktım. Her yer kasvetli ve karanlıktı; siyah ve gri tonlarından başka bir renk yoktu. Bugün tanıştığım adam sanki mavi renkteydi; belki biraz lacivert ama asla siyah değildi. Ama burası... bu ev... onu siyaha zorlayan bir şeyler vardı.

"Umut... Ben anlamakta zorlanıyorum," dedim. Elim karnıma gitmişti; hem kendimi hem içimdeki minik varlığı koruma içgüdüsüyle.

Umut derin bir nefes aldı,

"O uçuruma iki yıldır her gün gittim, Esin. Ve orada senden başka kimseyi görmedim. Bugün, oraya son kez gitmiştim. Kendimce veda etmeye... bir nevi intihara karar vermiştim. Başka bir yolum kalmadığını kabullenmiştim. Ama sonra seni gördüm... Gökyüzüne bakıp bir şeyler söylüyordun, uçuruma yaklaşıyordun. Ne yaptığımın farkında bile olmadan koşarak geldim sana doğru. O uçurumdan kendimi kurtardım, Esin. Ama hayatım... hâlâ boşlukta."

Durdu, yutkundu.

"Belki sana bir faydam olur diye düşündüm. Belki seni koruyabilirim. Eğer korkarsan, eğer yanımda olmak istemezsen, anlarım. Yine de... yine de sana her türlü yardımı yapmaya hazırım."

Bakışları delici bir keskinlikteydi. O anda anladım ki, herkesin bir penceresi vardı. Dışarıdan ışık saçıyor gibi görünen evlerin içi bazen zifiri karanlıktı. Umut da öyleydi. Işığı dışarı veriyordu ama içi karanlıktı.

Ve ben... benimse hiçbir ışığım yoktu. Belki de karanlıkta saklanmak en doğru karardı.

"Nohut kalmak istiyor," dedim bir anda, gülümseyerek.

Umut şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

"Nohut mu kalmak istiyor?" dedi hafif bir gülümsemeyle.

"Evet," dedim. "Neden, nohut bir şey isteyemez mi?"

"İster tabii," dedi gülerek. "Ama anlatabilir mi?"

"Ben anlıyorum onu," dedim başımı sallayarak. "Kalmak istiyor."

Bir anda gülüşü kahkahaya dönüştü. O gülmeye başlayınca, ben de dayanamadım, gülmeye başladım.

"Peki o zaman," dedi sonunda, " Nohut'a teşekkür ettiğimi söyler misin?"

Başımı salladım, ikimiz de bir süre gülümsedik. Sonra bir sessizlik oldu. Bu sessizlik, rahatsız edici değil, huzurluydu.

"Umut," dedim hafif bir sesle, "Çok sormak istediğim bir soru var. Sorabilir miyim?"

Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

"O kitabı... bitirmedin, değil mi?"

Odayı kahkaha sesleri doldurdu. Umut, gülmekten cevap veremiyordu.

"Ya, bir cevap ver!" dedim gülerek. "Bitirmedin değil mi?"

"Bitirmedim," dedi sonunda.

"İşte!" dedim parmağımı ona doğru sallayarak. "Biliyordum! Tezim doğru çıktı. En kısa zamanda o kitabı bitireceğiz."

İlk kez sabah tanıdığım o sıcacık adam gibiydi. Gözlerinde kırılgan ama samimi bir parıltı vardı.

"Hadi," dedi, sesi yumuşayarak, "Artık dinlenmen lazım."

Etrafa baktım. Kocaman bir yatak ve küçük bir koltuk vardı. Başka da hiçbir şey yoktu.

"Biz nasıl uyuyacağız?" dedim tereddütle.

Etrafına bakındı.

"Bu gece sen yatakta yatarsın, ben koltukta. Başka bir çözüm buluruz yarın."

"Tamam," dedim.

"Yani," diye ekledi gülümseyerek, "Seni koltukta yatırmaktan değil, genelde böyle olur ya... erkek koltukta, kadın yatakta... Sen hemen ikna oldun."

Gülüşünü bastırmaya çalışıyordu.

"Ben iki kişiyim. Büyük yatak benim hakkım," dedim gülerek.

"Doğru," dedi başını sallayarak. "Hamilesin. Büyük yatak senin hakkın."

"Bence de!" dedim.

Dolaba ilerledi, bir battaniye ve yastık çıkardı. Koltuğa hazırlık yaparken bana döndü:

"Benim eşofmanlarımdan vereyim sana. Eşyalar otelde . İstersen Bahar'dan da isterim."

"Hiç gerek yok. Senin eşofmanlarını giyerim."

Bunu bekliyormuş gibi hızla dolaptan bir eşofman çıkarıp bana uzattı.

"Yan kapı banyo. İstersen orada giyin."

Başımı salladım, eşofmanları alıp banyoya geçtim. Hızlıca üzerimi değiştirdim. Aynaya bakınca solgun yüzümle karşılaştım. Elimi yüzümü yıkayıp kapıyı tıklattım.

"Giyindim, gelebilirsin," dedi

İçeri geçip yatağın kenarına oturdum.

"Işığı kapatmamı ister misin?" diye sordu.

Olur anlamında başımı salladım. Işıklar söndü. Umut koltuğa uzandı, ben yatağa girdim. Tavanı izlerken düşüncelere daldım.

"Umut, uyudun mu?" diye fısıldadım.

"Daha yeni yattık ya Esin," dedi

"Doğru, ama aklıma bir şey takıldı."

"Sor bakalım," dedi sabırla.

"Kimim, kimsem yok mu? Bunu merak etmiyorlar mıydı? Hiç sormadılar... Yalnız mıyım? Evden mi kaçtım? Hiç mi önemsemediler?"

Umut sessizce iç çekti.

"Babam yarın şirkette bunları sormak için çağırdı beni," dedi sonunda.

"Bana sorabilirdi ama sormadı," dedim içten içe kırılmış hissederek.

"Babam... tuhaf adamdır," dedi sesi gerginleşerek.

"Ses tonun pek sevgi dolu çıkmadı," dedim hafif bir alayla.

"Uykun gelmedi mi senin?" dedi konuyu kapatmaya çalışarak.

"Geldi," dedim gülümseyerek. "Ama ben uyumadan önce çok konuşurum. Uyumamak için değil, karanlıkta yalnız kalmamak için."

Umut sessizleşti. Bir süre sonra hafifçe fısıldadı:

"O küçük kız çocuğuna söyle... artık karanlıkta yalnız değil. Gözlerini rahatça kapatabilir."

İçim ısındı. Gülümsedim. Gözlerim kapanmaya başladı.

"Belki bir gün," dedim yarı uykulu bir sesle, "bana bu cehennemde neden yaşadığını anlatırsın."

Sessizlik oldu. Cevap beklememiştim zaten. Sonra sessizce gözlerimi kapattım.

Bir çığlıkla yerimden sıçradım. Kalbim göğsümü yırtacak gibi çarpıyordu. Geceydi... En son ne olmuştu? Umut'la birlikte uyumuştuk. Oda karanlıktı.

Kafamı toparlamaya çalışırken sesin Umut'a ait olduğunu anladım. Titreyen elimle gece lambasını açtım.

Yanına yaklaştım. Alnı boncuk boncuk terlemiş, dudaklarından anlaşılmaz kelimeler dökülüyordu. Omzuna hafifçe dokundum.

"Umut, uyan... Kabus görüyorsun."

Ama tepki vermedi. Yüzü acı çekiyor gibiydi, bedeni baştan aşağıya ter içindeydi. Elimi alnına götürdüğümde birden elimi kavradı, sımsıkı tuttu.

"Şey... Sayıklıyordun. Seni uyandırmak istedim," dedim, sesim titreyerek.

Gözlerini açtı, bir süre derin derin bana baktı. Sonra elimi bıraktı. Yavaşça doğrulup yatağın kenarına oturdu.

"Ne sayıklıyordum? Ne dedim?" Sesinde merak vardı ama aynı zamanda korku da.

"'Ben yanındayım' diyordun. Sürekli aynı şeyi."

Alnını kaşıdı, derin bir nefes verdi.

"Hadi geç yat. Gecenin bir vakti uyandırdım seni."

Ayağa kalktım ama hâlâ endişeliydim.

"İyi olduğuna emin misin?"

"Eminim. Ufak bir kabus, sorun yok. Sen dinlen." Sesi fazla sakindi; fazla kontrollü.

Yatağıma geri döndüm. Ama gece lambasını kapatmaya elim varmadı. Umut koltuğa uzandı, ellerini başının altına koydu. Ben gözlerimi kapadım ama uyku bana uğramadı.

Gece boyu dönüp durdum. Sabah güneş yüzüme vurduğunda gözlerimi açtım. Umut'u yatağında göremedim. Yataktan hızla kalktım. Yüzümü yıkayıp üzerimi giyindim. Saat 10:30'du. Ev sessizdi, bomboş gibiydi. Bahçeye çıktım. Ilık rüzgâr yüzüme dokunuyordu, güneş tepede parlıyordu. İstemsizce gülümsedim.

"Senin de mi en sevdiğin havalar?" dedi bir ses.

Hızla döndüm. Mehveş Hanım gülümseyerek bana bakıyordu.

"Kimseyi göremeyince biraz dolandım," dedim utangaçça.

"Sorun yok kızım, burası senin de evin," dedi. Sözleri içimi ısıttı.

"Umut'u göremedim..."

"Babasıyla , Ama geç kalmaz," dedi sakince.

Beni ön tarafa çağırdı. Bahçeye açıldık. Ellerinde eldiven, tulumunun üzerinde toprak lekeleri vardı. Eğilmiş, mor çiçeklerin toprağını düzeltiyordu.

"Her gün ilgilenmek gerekiyor, yoksa küsüyorlar," dedi.

Bütün bahçe mor çiçeklerden ibaretti.

"Yaklaşsana "dedi elini bana doğru uzatarak gülümsedim yanına doğru ilerledim.

"Söylemek istediğim her şeyi toprağa gömüyorum. "dedi fısıltıyla" Onlar da büyüyüp çiçek oluyor."

Etrafıma bir kez daha baktım. Gözlerim mor denizinin içinde kayboldu.

"En sevdiğiniz çiçek bu o zaman?"

Başını salladı. "Hayır. Ben onu seçmedim. O beni seçti."

Sözleri aklımı karıştırmıştı. Tam bir şey söyleyecekken, arkamdan Umut'un sesi geldi:

"Anne, ne yapıyorsunuz?"

Mehveş Hanım'ın gözleri parladı.

"Gelinimle sohbet ediyorduk," dedi ve çiçeklerin arasına karıştı.

Umut yanıma geldi. "Bir şeyler yedin mi?"

Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Olmaz, nohut acıkmıştır. Gel, menemen yapalım."

mutfağa doğru ilerledik Umut buzdolabına yaklaştı içerisinden malzemeleri alıp

tezgâhı doldurdu: domates, biber, yumurta...

"Arkanda soğan olmalı, verir misin?" dedi.

"Soğanlı menemen olur mu?" diye itiraz ettim.

"Asıl soğansız menemen olmaz," dedi gülerek.

Elinden bıçağı aldım. "Ben yapayım da gör, bakalım hâlâ öyle mi diyeceksin."

"Hay hay, Esin Hanım."

Domatesleri doğururken bakışlarını üzerimde hissettim.

"Böyle bakarsanız yapamam, Umut Bey."

Kahkaha atıp masayı hazırlamaya geçti.

Ama yüzündeki gülümsemenin ardında bir durgunluk gizliydi. Fırsat bulup sordum:

"Babanla konuşman nasıl geçti?"

Omuz silkti. "Sıradan."

Cevabı yüzeysel, fazlasıyla kısa... Daha fazlasını anlatmak istemiyordu.

Birden gözlerime bakıp, "Gülmek sana yakışıyor," dedi. Yanaklarım kızardı. Hemen konuyu değiştirdim. "Çay demler misin?"

"Tabii Esin hanım."

Sonunda menemen hazır oldu. Tavayı masaya götürdüm. Umut oturmuştu.

"Bak bakalım beğenecek misin ?"

Ekmeğini koparıp menemene bandı .Aha işte menemen böyle yenir.

"Helal be," dedim istemsizce.

Gözleri ışıldadı.

"Nasıl?"

"Aklımdan geçen bir şeydi bir anda çıktı işte."

Gülmeye başladı. Onun kahkahaları daha çok utanmama sebep oldu.

"Bazen aklından neler geçtiğini çok merak ediyorum."

"Etme! Hiç etme!" dedim utanarak.

Ama kahkahaları mutfağı doldurdu.

Elimle ayağına hafifçe vurunca kahkahası iyice artı. Delirdi bu çocuk.

"Ye hadi ,nohut aç kalmasın," diye takıldı.

Ekmek parçasını bandım. Sonra daha ciddi bir şey söyledim.

"Umut ,biz birbirimizi pek tanımıyoruz. Biri bir şey sorsa, doğru düzgün cevap veremeyiz."

Başını salladı.

"Bilmek istediğin her şeyi sorabilirsin."

"Ne iş yapıyorsun?"

"Yasa dışı işler; organ mafyası, tefecilik falan, "dedi ciddi bir sesle.

Şokla domatesli çatalı elimde unuttum .Gözlerimi ona diktim.

Sonra yine kahkahalara boğuldu.

"Şaka şaka !" Dedi

Kendimi tutamayıp bende güldüm.

"Gerçekten , esprilerin hep mi bu kadar kötüydü? "dedim

Daha çok gülmeye başladı. En sonunda ciddi bir ifadeyle devam etti.

"Bir şirketim var ,onun başındayım .Bir de bir işletmem var. Akşam seni oraya götüreceğim."

"Nasıl bir yer?" Diye sordum heyecanla.

"Görünce anlayacaksın .Peki sen üniversiteye gittin mi?" Diye sordu.

Başımı hayır anlamında salladım. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra yavaşça sordu.

"Bana güvenmiyorsun?"

"Sadece sanırım ben kendi güvenimi bil tam kazanamadım,"

Bir an gözlerimi yakalamaya çalıştı ama ben kaçtım.

"Başka sorunuz yok mu Esin Hanım? Yoksa doydunuz mu?"

Başımı salladım

"Doydum."

"Gel o zaman sana çok sevdiğim bir yeri gösteriyim"

Gülümsedim.

"Olur"

Dışarıya göz attı.

"Yağmur başlamış. Hırkanı al, öyle çıkalım."

Merdivenlere yöneldim. O sırada bir ses duydum. Durdum. Kapısı aralık bir odadan geliyordu.

Kendi kendime, "Hayır Esin, karışma. Kendi işine bak," dedim. Ama sonra o ismi duydum.

Umut.

Sena'nın sesi, alçak ama keskin:

"Sence her şeyi öğrenmiş olabilir mi? Buraya nasıl geldi?"

Donup kaldım.

Biraz daha yaklaştım, kalbim küt küt atıyordu.

"Senden haber bekliyorum," dedi Sena.

Adımların yaklaşmakta olduğunu duydum. Panikle odama koştum. Kapıyı kapatıp sırtımı dayadım. Ellerim titriyordu.

Umut 'dan mı bahsediyordu ?

Sorular beynimde çığlık atıyordu.

xxxxxxxxxx

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.