İçeriğe geç

SONSUZ YIKIM

Bölüm 2 · 4 dk okuma

SONSUZ YIKIM

Bölüm 2

KORKUM YAŞAMAK

BÖLÜM 1

"Ölünmüyor mutsuzluktan..."

Birden o cümle geldi aklıma.

Yıllar önce dinlediğim o şarkı, zihnimin bir köşesinden çıkıp sessizliği deldi.

Ne kulaklık vardı kulağımda, ne de bir ses...

Ama o söz, sanki rüzgârla birlikte geri dönmüştü.

Yüzümde buruk bir tebessüm belirdi.

Hayat bana hep tersini öğretmişti:

Ölünür mutsuzluktan.

Ama mutsuzlukla yaşanmaz.

Ve herkes, düştüğü yerden kalkamaz.

Başarıyı parlatmak için önce kararmak gerekir —

bunu da bana en acı şekilde öğretti dünya.

İşte benim gerçeğim böyle bir yer, Ufaklık.

İyi diye bildiğimiz her şey, kötülüğün gölgesinden doğuyor burada.

Bazıları ömrünü iyiliği yeniden inşa etmeye adar.

Belki ben de onlardan biriyim.

Ama bana bu hiç sorulmadı.

Sana da sorulmayacak.

Bunu bilerek konuştum yine.

Elim karnıma gitti.

İçimde bir sızı, gözlerimde biriken yaşlara rağmen kelimeler döküldü dudaklarımdan.

Defalarca denedim ama kalkamadım düştüğüm yerden.

Kader bu olsa gerek; bazen ne yaparsan yap, hiçbir şey değişmez.

Gözyaşlarımı sildim.

Elimin sıcaklığı yeniden karnıma değdiğinde,

orada hâlâ kıpırdayan bir yaşam hissettim.

"Dünyam böyle bir yer işte, Ufaklık..." diye fısıldadım.

Seni buraya getirmeyerek sana iyilik mi ettim, bilmiyorum.

Belki...

Belki de benden nefret edeceksin.

Haklısın; onların bana yaptığını şimdi ben sana yapıyorum.

Seçim hakkı tanımıyorum sana —

tıpkı bana tanınmadığı gibi.

Ayağa kalktım. Rüzgâr uğulduyordu.

Ayaklarım beni denize sürükledi.

Yüzümün ıslandığını fark ettim ama ıslatan şey gözyaşlarım değildi; gökten inen yağmurdu.

Kafamı gökyüzüne kaldırdım, gözlerimi kapattım.

Yağmur... En sevdiğim şey.

Eğer başka bir hayatım olsaydı, adını Yağmur koyardım, Ufaklık.

Eğer başka şartlarda sevseydim yaşamayı, seni de severdim; bundan eminim ama onların sevgisi gibi değil onlar gibi değil sevgiden korkutmadan severdim seni."

Gözlerimi açtım, denize baktım.

Sadece birkaç adım vardı aramızda.

Uçurumun kenarına iyice yaklaştım.

Gözlerimi sımsıkı kapatıp fısıldadım:

"Beni affet, Ufaklık. Bizi affet."

Son bir adım...

Ve sonrası, boşluk.

Ama düşmedim.

Gözlerimi açtığımda, altında zemin olmayan ama hâlâ havada asılı duran bedenimi gördüm.

Kafamı kaldırdım; tanımadığım bir el kolumu sımsıkı kavramıştı.

Kulaklarımda uğuldayan sessizliği bir ses böldü:

"Korkma, kurtulacaksın."

Söyleyemedim ona. Benim korkum yaşamaktı.

Hıçkırıklar döküldü dudaklarımdan, kelimeler değil.

Beni hiç tereddüt etmeden yukarı çekti.

Bana baktı, derin bir nefes aldı.

Sonrası, karanlığa gömüldü.

Gözlerimi bir kez daha açtığımda, bir çift kahverengi göz bana bakıyordu.

Yağmur dinmişti.

Adamın elleri yüzümdeydi; bir şeyler söylüyordu.

Anladığım tek kelime:

"Geçti."

Olduğum yerde doğruldum.

Gökyüzünde yağmurdan sonra doğmuş bir gökkuşağı vardı.

Adam hâlâ aynı şeyleri mırıldanıyordu:

"Geçti, kurtuldun, iyisin, iyi olacaksın..."

Omzuna dokundum, gözlerini bana dikti.

Gözlerinde saf acı vardı; nerede görsem tanırım bu bakışı.

Gülümsedim.

"Sanırım beraber atlamalıydık," dediğimde gözlerime anlamsız bakıyordu.

"Nasıl yaparsın bunu kendine? Arkanda kalan insanları hiç mi düşünmedin? Bu kadar kolay mı?"

Düşünmedim mi? Arkamda kalan biri var mı? Kolay... Bu kadar kolay mı karar vermiştim ki ölmeye?

Gözlerimi yerden çekip ona baktım; yüzündeki acı silinmemişti.

"Arkamda kalmak istediler," dedim.

Açıklama yapacak hâlim de gücüm de yoktu aslında.

Adam sustu, sadece yüzüme baktı.

"İnsanların hayatta kalmak için ne çabalar harcadığını biliyor musun?"

"Benim harcamadığımı nereden biliyorsun?" dedim.

Gülümsedi. İçtendi, sıcaktı.

Ellerini iki yana açtı, sonra uçurumu gösterdi.

Kendimi bir anda gülerken buldum.

Evet, konuşmasına gerek yoktu; onun açısından görünen, çabasızlıktı.

Oysa buraya gelene kadar ne savaşlar verdiğimi bilemezdi.

"Haklısın," dedim sessizce.

"Biraz klişe olacak ama," dedi, "Ölmek için daha gençsin. Her şey yoluna girebilir."

"İnsan her yaşta ölür," dedim.

Birden öfkelendi.

"Tanrı sizi böyle soyulup soğana çevrilesiniz diye yaratmadı!"

Sözleri havada asılı kaldı.

Bir an durdu, sonra sessizce mırıldandı:

"Bu nasıl bir tesadüf?"

"Ne demek istiyorsun?" diyemeden devam etti:

"Sanırım ölmek isteyen herkes, Yaşama Sevinci kitabını bir kez okuyor. Umut arıyor."

"Tutunabilir mi peki herkes?" diye sordum.

Gözlerini kaçırdı.

"Anlaşılan o ki, herkes tutunamıyor."

Acı bir tebessümle fısıldadım:

"Kitabı bitirmedim. Belki de ondandır."

Güldü. Samimi bir gülüştü bu; içinde yorgunlukla karışık bir anlayış vardı.

"Neden yaptın bunu kendine?" diye sordu.

"Yapamadım ki," dedim. "Sen engel oldun bana. Başka yolum yoktu. Kaçmak istedim."

Elim, istemsizce karnıma gitti.

O anda içimde bir sızı...

Sanki ondan bir yük gibi bahsettiğim için utandım.

Adamın bakışları da oraya kaydı.

"Kaç haftalık?" dedi.

"Dört haftalık," dedim fısıltıyla.

"Neden aldırmadın? Neden buradaydın?"

Başımı eğdim.

"Yapamazdım," dedim. "O zaman yaşayamazdım. Zaten kimse için bir anlamım yoktu. Kendim için de."

Sessizlik çöktü.

Sadece dalgaların sesi kalmıştı.

"Babası nerede?" diye sordu sonunda.

Cevap veremedim.

Gözlerim doldu.

Başımı olumsuz anlamda salladım.

"bilmiyorum " dedim fısıldayarak

O an, hiç tanımadığım bir adam, hiç sormadığım bir soruya cevap oldu:

"Ben olurum... babası."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.