Zırh odasının ağır çelik kapısı, Asena’nın el terminalini panele okutmasıyla birlikte tıslayarak iki yana açıldı. İçerideki florasan lambalar zayıf bir güçle kırpışarak yandı. Duvarlardaki metal askılarda, derin uzay yürüyüşleri ve ağır sanayi işleri için tasarlanmış kurşun alaşımlı zırhlar asılıydı.
Asena, odanın ortasındaki kontrol tezgahına yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu. Gözlerini bir an bile Demir’in üzerinden ayırmıyordu. "Acele et. Zaman kaybediyoruz."
Demir, askılardan en kalın olan koruyucu tulumu indirdi. Ağır metal parçaları tek başına kuşanmak her zaman zordu, hele ki yerçekimi sabitleyicileri bu kadar düzensiz çalışırken. Göğüs zırhını geçirip kilitleri oturtmaya çalıştı ama sol omzundaki mekanik mandala gücü yetmedi. Metal parça bir türlü yuvasına oturmuyor, boşa çıkıyordu.
Asena adamın beceriksizce uğraşmasını bir süre izledi. Ardından sabırsız bir nefes vererek tezgahtan ayrıldı ve Demir’e doğru yürüdü.
"Bırak," dedi, Demir’in ellerini sertçe yana iterek.
Demir duraksadı. Asena, Demir’in göğsüne neredeyse tamamen yaslanmış durumdaydı. Kadının parmakları, zırhın hidrolik kilitleri üzerinde hızla ve profesyonelce hareket etmeye başladı. Demir, yukarıdan vuran kırmızı ışığın Asena’nın keskin elmacık kemiklerinde ve gergin boynunda oluşturduğu gölgeleri izledi. Aralarındaki bu ani ve kaçınılmaz yakınlık, odadaki azalan oksijenden daha fazla nefesini kesiyordu.
Asena omzundaki kilidi sertçe bastırdı. Klik. Metal yerine oturdu. Başını hafifçe kaldırıp Demir’in doğrudan gözlerinin içine baktı. Mesafe o kadar azdı ki, Demir kadının göz bebeklerindeki hareleri görebiliyordu.
"Sadece bedenini kullanmayı biliyorsun," dedi Asena, sesi alçak ama iğneleyiciydi. "Bu makinelerin bir dili var Demir. Onları zorlayamazsın. Onlara hükmetmek zorundasın."
"Ben sadece işimi yapıyorum, Şef," dedi Demir, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Aşağıdaki makineler yukarıdakiler gibi kibar dilden anlamaz."
Asena’nın dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Elini Demir’in göğüs zırhının üzerine koydu, parmak uçlarıyla metalin soğukluğunu hissetti. "Aşağıda ne olduğunu sanıyorsun bilmiyorum ama bu istasyondaki her vida, benim iznimle dönüyor. Sen de dahil." Elini sertçe çekip bir adım geri çekildi. "Kaskını tak."
Demir, ağır cam kaskı başına geçirip kilitledi. Telsiz bağlantısı kurulduğu an, Asena’nın sesi doğrudan kulaklığının içinde yankılandı.
"Alt kata inen asansör çalışmıyor. Havalandırma şaftındaki acil durum merdivenlerini kullanacaksın. Ben seni buradan telsizle yönlendireceğim. Kör noktaya girdiğinde iletişim kopabilir, o yüzden gözün benim göndereceğim haritada olsun."
Demir, odanın köşesindeki ağır basınç kapısına doğru yürüdü. Kapı açıldığında, aşağıya doğru uzanan zifiri karanlık ve derin bir sessizlik onu karşıladı. Merdivenin demir basamaklarına ilk adımını atmadan önce arkasına, Asena’ya baktı.
Asena, kollarını tekrar göğsünde birleştirmiş, bir komutan gibi dik duruyordu. Gözlerinde en ufak bir korku ya da tereddüt yoktu.
"Giriş yapıyorsan bildir, işçi," dedi telsizden.
"Giriyorum, Şef," dedi Demir ve kendini karanlığın içine, istasyonun kalbine doğru bıraktı.