İçeriğe geç

Sonsuz Çekim

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Sonsuz Çekim

Bölüm 4

Bölüm 4: Derin Basınç

Havalandırma şaftının içi, yukarıdaki komuta merkezine kıyasla buz gibiydi. Demir, sırtındaki ağır kurşun zırhla metal merdivenden aşağıya doğru inerken, her adımında botlarının çıkardığı tok ses şaftın derinliklerinde yankılanıyordu. Kaskının içindeki ekranda radyasyon seviyesi sarı renkte yanıp sönüyordu: 0.45 Sievert. Henüz ölümcül değildi ama reaktör dairesine yaklaştıkça bu rakamın katlanacağını biliyordu.

​"Demir, durumunu bildir," dedi Asena’nın sesi. Telsizdeki cızırtı artmıştı, ses kalitesi düşüyordu.

​"Dördüncü seviyeye indim, Şef. Hava kanalları daralıyor. Buradaki basınç dengesiz, kulaklarım tıkanıyor."

​"Durdurma kendini. Beşinci seviyenin sonundaki sızdırmazlık kapağına ulaşman gerek. Filtreler o kapağın hemen arkasındaki ana koridorda."

​Demir, bir iki basamak daha indiğinde şaftın duvarlarından bir fısıltı gibi yükselen metalik gıcırtıyı duydu. İstasyonun dış gövdesi, yörüngedeki yerçekimsiz dalgalanmalar yüzünden esniyordu. Tam o anda, ayağını bastığı demir basamak büyük bir gürültüyle yerinden koptu.

​Demir’in dengesi bozuldu. Boşluğa doğru kayarken, refleks olarak sağ eliyle üstteki basamağa tutundu. Ağır zırhı onu aşağıya, karanlığa doğru çekiyordu. Kaskının içindeki alarm ışıkları kırmızıya döndü ve kulak tırmalayıcı bir tonda ötmeye başladı.

​"Demir! Ne oluyor orada?" Asena’nın sesindeki o her zamanki mesafeli ton ilk kez kırılmış, yerini net bir endişeye bırakmıştı. "Cevap ver!"

​Demir, dişlerini sıkarak sol eliyle de bir üst barı yakaladı. Hidrolik tulumun motorları zorlanmayla inledi. "Basamak koptu... Askıda kaldım."

​"Kendini bırakma! Zırhın ağırlığı seni taşır ama hidrolikleri zorlama. Sol tarafındaki duvarda bir destek kirişi olmalı, ayaklarınla onu bul."

​Demir, karanlıkta botlarının ucuyla duvarı yokladı. Saniyeler uzun birer saate dönüştü. Sonunda ayağı sert bir metale çarptı. Ağırlığını oraya vererek kendini yukarı doğru çekti ve sağlam bir basamağa geçmeyi başardı. Nefes nefese kalmıştı, kaskın camı içeriden buğulanıyordu.

​"Yukarıdayım. İyiyim," dedi, soluklarının arasından.

​Telsizden derin bir nefes alış sesi geldi. Asena, ekrandaki hayati fonksiyon göstergelerinin normale döndüğünü görmüş olmalıydı. Kısa bir sessizlikten sonra, o eski, sert ve ödün vermeyen ses tonu geri geldi.

​"Sana pürüz istemediğimi söylemiştim, Demir. Dikkatini topla. O oksijen paneli sadece yukarıdakileri değil, senin kaskındaki tüpü de besliyor. Zaman kaybedersek ikimiz de nefessiz kalacağız."

​Demir, merdivenin kalan son basamaklarını hızla inerek beşinci seviyenin zeminine ayak bastı. Karşısında, üzerinde hidrolik kilitler olan devasa bir vana kapağı duruyordu. Ama kapak normal değildi; patlamanın etkisiyle içe doğru bükülmüş, sıkışmıştı.

​"Şef, sızdırmazlık kapağına ulaştım," dedi Demir, el fenerini metale tutarak. "Ama bir sorunumuz var. Kapak deforme olmuş. Manuel kilit çarkı dönmüyor."

​Asena’nın sesi bu kez çok daha yakın, neredeyse fısıltı gibi geldi. "O kapak açılmak zorunda Demir. Gerekirse o zırhın tüm gücünü kullan. Ben buradayım, seni izliyorum. Beni orada yalnız bırakma."

​Demir, kapağın üzerindeki ağır demir çarkı iki eliyle kavradı. Asena’nın "beni yalnız bırakma" deyişi, bir emirden çok, ilk kez duyduğu insani bir ricaya benziyordu. Demir, zırhın tüm hidrolik gücünü kollarına verdi ve çarkı tüm gücüyle sola doğru zorlamaya başladı. Metalin metale sürtünme sesi tüm şaftı doldurdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.