Komuta merkezinin buz gibi havası, Asena’nın cildine çarptıkça aşağı katlarda yaşadığı o sıcak, kuralsız dakikaları daha da uzak bir rüya gibi hissettiriyordu. Minva’nın kusursuz algoritması, istasyonun bozulan tüm dengelerini milimetrik bir hızla onarıyordu. Havalandırmadan gelen hava artık nane değil, tamamen kokusuz, yapay ve steril bir saflıktaydım.
Kapı tıslayarak açıldığında Asena, bakışlarını elindeki veri tabletinden ayırmadı. Demir’in içeri girdiğini botlarının metal zemindeki tok sesinden anlamıştı.
"İşçi Demir, rapor için hazır," dedi Demir. Sesi, kameraların önünde tam bir profesyonellik barındırıyordu ancak gözleri doğrudan Asena’nın gözlerine kilitlenmişti. O koyu renk bakışlarda, sunucu odasındaki mavi ışığın altında yaşanan o vahşi tutkunun sönmeyen kıvılcımları vardı.
Asena tableti masaya bıraktı ve arkasına yaslandı. "Yaklaş," dedi, sesi bir yöneticinin soğukluğunu taşısa da parmaklarının arasındaki kalemi sıkış biçimi içindeki gerilimi ele veriyordu.
Demir, aralarındaki o görünmez "güverte sınırı" çizgisini bu kez bilerek geçti. Masanın tam önüne, Asena’nın neredeyse dizlerinin değeceği kadar yakınına geldi. Sol omzundaki sargı, yeni işçi gömleğinin altından hafif bir kabartı olarak belli oluyordu.
"Şef Vance," dedi Minva, tavandaki merceğin açısını daraltarak. "Dünya Kontrol Merkezi’nden yeni bir talimat geldi. İstasyon güvenli hatta ulaştığı için, bir sonraki vardiya değişimine kadar personel arasındaki fiziksel mesafe protokollerinin ve hiyerarşik alan sınırlarının sıkılaştırılması isteniyor."
Asena hafifçe gülümsedi ama bu gülüş, sisteme karşı duyduğu o büyüyen öfkenin maskesiydi. Ayağa kalktı. Masanın etrafından dolanıp Demir’in tam karşısında durdu. Minva’nın kamerası onları tam tepeden, dik bir açıyla izliyordu.
"Minva," dedi Asena, gözlerini Demir’in göğsündeki metal amblemden ayırmadan. "Bu istasyonun en yüksek yetkilisi hâlâ benim. Ve saha raporlarını yüz yüze almak, benim yönetim stratejimin bir parçasıdır. Kameraların ses kaydını beş dakika için askıya al."
"Bu bir protokol ihlalidir, Şef."
"Bu bir emirdir, Minva."
Kısa bir mekanik klik sesinin ardından, odadaki mikrofonların kapandığını belirten küçük mavi ışık söndü. Kameralar hâlâ dönüyordu, görüntü kaydediliyordu ama artık sağır edilmişlerdi.
Asena aralarındaki o son mesafeyi de kapattı. Elini kaldırıp Demir’in sargılı omzuna, gömleğinin üzerine hafifçe koydu. Dokunuşu, kameralar için bir yara kontrolü gibi görünebilirdi ama parmak uçlarının adamın tenine uyguladığı o hafif baskı, tamamen hasret doluydu.
"Bizi izliyorlar," diye fısıldadı Asena, dudaklarını neredeyse hiç kımıldatmadan. "Dünya bizimle ilgili her veriyi inceliyor."
Demir, kadının elinin altındaki kaslarının gerildiğini hissederken yüzünü milim oynatmadı. Kameraya doğru bakarak resmi bir ifade takındı ama sesi sadece Asena’nın duyabileceği bir frekanstaydı. "İzlesinler, Asena. Aşağıdaki kör noktayı benden alamadılar, buradaki aklıma da hükmedemezler. Yukarıda ne kadar Şef olursan ol, benim tenim senin nerede nefes aldığını çok iyi biliyor."
Asena’nın nefesi kesildi. Kameraların önünde, herkesin gözü üzerindeyken bu adamın cüreti içindeki o baskın kadını kamçılıyordu. Elini yavaşça Demir’in göğsüne kaydırdı, kalbinin o güçlü atışını avucunun içinde hissetti.
"Raporun onaylandı, Demir," dedi yüksek sesle, Minva’nın dudak okuma ihtimaline karşı. Ama gözleri, adama çok daha başka bir sözleşmenin maddelerini fısıldıyordu. "Bu istasyonda kalacağımız kalan günlerde... kurallara uymak zorunda kalacaksın."
"Sen nasıl emredersen, Şef," dedi Demir, gözlerinde muzip ve tehlikeli bir parıltıyla.
Aşkları, artık sadece karanlık odalarda değil, bu bembeyez merceklerin altında, sistemin tam gözünün içine bakarak oynanan tehlikeli bir oyuna dönüşüyordu.