İçeriğe geç

Son yaşam

Bölüm 15 · 7 dk okuma

Son yaşam

Bölüm 15

Bölüm 16

16. bölüme hoş geldinizzz 🥳🥳

keyifli okumalar, yorumlarinizi eksik etmeyinn!

🌟

Yüksek tepelerden aşınıp gelen rüzgarlar, insanı iliklerine kadar donduracak cinstendi. Artık geride kalanlar her şeyi tam anlamıyla yaşıyorlardı. Rüzgarı, yağmuru, doluyu, bazen güneşin ışıklarını, bazen akşam karanlığını tam anlamıyla hissedebiliyorlardı. Doğa kendini yeniliyordu. Uzun yıllar insanlığın altında ezilip, itilip kalkınmıştı. Değeri hiçbir zaman tam olarak bilinmemişti. Suyunu tüketimişlerdi, denizlerini kirli atıklarla boğmuşlardı, ağaçlarını kesmişler üstüne kat kat beton dökmüşlerdi.

Nefes almasını engellemişlerdi ama toprak ana sabırlıydı. Bekledi, çok vakit bekledi. Eskileri özledi, içinde barındırdığı her canlıyı özledi. Denizlerini berrak bir şekilde görmedi, bir süre insanları izledi. Her hareketini, her davranışını kayıt etti. Bu denli sabırlı olmasının altında, güçlü bir kin yatıyordu çünkü.

Bir gün nefes almayı bıraktı. İnsanoğlunun fark etmesini bekledi. Bir gün nefes almaya başladı.

İnsanoğlunun nefesini almaya başladı. Çoğunluk azaldıkça rahatladı. Üzerindeki yükler kalktı. Kendini onarmaya başladı. Tamamen iyileşene kadar da, insanlara hep kindar kalacaktı.

Floch, güneş ışıklarının vurduğu ilk saatlerde bu düşünceleri aklında gezdiriyordu. Bu doğanın parçasıydı. Nüfus arttıkça ortaya çıkan hastalıklar, doğal afetler ve türlü nicelikler yine onarılmak içindi. Kimin evini kimden almışlardı da, üzerinde zıplayıp düzenini değiştireceklerdi?

Bulunduğu yerden güneş ışığının yukarı çıkmasını izledi. Yüzüne kadar tırmanan ışıklar, kendisini hiç rahatsız etmedi. Önceden rahatsız ederdi hatta, nefret ederdi. Kendi oturduğu dairenin her yanına asılan siyah perdeler, bunun göstergesiydi. Gülümsemeden edemedi. Her şeyin kıymeti hep kaybedildiğinde anlaşılıyordu. Tıpkı annesi gibi, kız kardeşi gibi.

Onların adını anmayarak uyandığı bir sabah, gece yatmadan önce saatlerce onları düşünüp durmadan yatmadığı bir gece yoktu. Şimdi gözlerini uzaklara dikmiş bir şekilde, onların nerede olduklarını bulmaya çalışıyordu. Önünde koca bir dünya duruyordu ama onun bulması gereken kişi yoktu.

Hayatta kalacaktı, bu ihtimale sıkı sıkıya tutunmuştu. Başka yapacak bir şey yoktu çünkü. Nefes alıp vermesinden başka yol yoktu. Annesine emanet ederdi kardeşini, güvenle gönderirdi ama bu şekilde değil, daha zamanı gelmemişken olmaz. Elinde tuttuğu küçük siyah ajandaya baktı. Önündeki tükenmez kalemi alıp bugünün tarihini attı ve kapattı. İçinde tuttuğu şey, artık ona fazla geliyordu. Birilerine anlatması gerekti. Birilerinin onu dinlemesi gerekti.

Binanın önünde haraketlilik hissedince durdu. Kafasını geriye atarak görünmemeye dikkat etti.

Ne olduğuna bakmak için deli gibi bir merak duyuyordu. Düzensiz nefeslerini kontrol etmeye çalıştı. Sakin olmalıydı. Ne olduğuna bakmak için kafasını gözükmeyecek şekilde, öne doğru uzattı.

Önce hizasına, omuzundan sarkan kahverengi saçlar girdi, ardından keskin bakan toprak gözlerle karşı karşıya kaldı. Valencia, aşağıdan ona en salladı. Kendiside elini havaya kaldırarak selamını verdi. "Oraya gelebilir miyim?" Kafasını sallayarak genç kızı onayladı. Valencia, sakin adımlarla binanın içine girdi.

Doğrusu Floch, bu saatte kimsenin uyanık olmasını beklemiyordu. Bu kız onu her bakımdan şaşırtıyordu. Sert görüntüsünün arkasında yatan kişiyi, hala tam olarak çözebilmiş değildi.

Oysaki insanları tanımak Floch'un kendine güvendiği bir yerdi. Atlas en büyük kanıtıydı. Ona boşu boşuna güvenmemişti. Kardeşlik, güven duygusu bunlar Floch için, pek önemli olmayan şeylerdi. Şu yaşına kadar hiçbirinin devamlı ilerlediğini görmemişti. Ancak Atlas için, tam tersiydi.

Teras katının kapısının açıldığını duyduğunda, haraket etmedi. Yanına gelmesine bekledi. "Orası pek güvenli bir yer gibi durmuyor." Valencia, Floch'un oturduğu yeri kastediyordu.

Erken saatlerde manzarayı daha iyi seyredebilmek için çatıya çıkmıştı. Kırmızı kiremitlerin üstüne bir minder atıp oturmuştu.

"Bugünlerde hiçbir yer güvenli değil."

Valencia, elinde tuttuğu minderi Floch'un yanına attı ardından kendiside oturdu. Çok rahatsız edici bir konumdaydı ama onun kalkmaya niyeti yok gibiydi. "Ne zamandır buradasın?" Floch, yanında duran kadına baktı. Valencia, ona bakarak yakalanınca anında gözlerini kaçırdı. "Bilmiyorum, çok oldu." Valencia kafasını salladı.

İkisi de bir süre konuşmadan orada durdular. Rahat bir şekilde oturmayalı çok uzun zaman olmuştu.

Valencia, Floch'un bu saatlerde neden burada olduğunu anlayabiliyordu. Sessiz ve sakinlik burada hüküm sürüyordu. Kimse hiçbir şey söylemiyor veya istemiyordu. Bir nebze olsun, omuzlarındaki yükü atacak uygun bir yerdi.

Valencia, Floch'u anlayabiliyordu. Ne hissettiğini tahmin edebiliyordu.

Grubun sorumluluğu kendisindeydi. Bir düzen yaratmaya çalışıyordu. Yardıma ihtiyacı vardı. Rosaline'i ararken bitkin düşmüştü. Aklı ondayken, mantıklı kararlar verebileceğini zannetmiyordu.

Ama ona güveniyordu. Onun yerinde kim olsa daha kötü bir şekilde olacağına emindi.

Valencia, Floch'un yanında duran küçük ajandaya baktı. Floch'un olup olmadığını merak ediyordu. Elini uzatarak ajandaya gösterdi. "O nedir?" Floch, yan tarafında duran deftere göz ucuyla baktı. Belli olmayacağını düşünmüştü. Yanında duran ajandayı, Valencia'ya uzattı. "Kendin bakmak isteyebilirsin." Valencia, elinde tuttuğu deftere baktı. Doğrusu biraz çekiniyordu. "İçinde yazanları bilmek istemedim." Diyerek ajandayı geri uzattı. "Önemli değil, içinde önemli bir şey yazmıyor sadece tarih ve olaylar." Valencia kaşlarını çattı, tarih ve olayların ne demek olduğunu anlamadı fakat sormadı.

"Hey ikiniz, orada ne yapıyorsunuz?" Aşağıdan gelen bağırışmayla ikisi de birden ürperdi. Valencia, çatıda dizlerinin üzerinde durarak öne doğru geldi. Floch, bir kolunu Valencia'nın beline sardı. Valencia şaşkınlıkla belindeki kola baktı. "Dikkatli ol." Dedi Floch. Valencia, kafasını sallayarak onayladı. Çoktan yanakları kızarmaya başlamıştı bile.

Binanın altında Harry ve Cedric duruyordu. "Siz daha kargalar bokunu yemeden orada ne yapıyorsunuz?" Diye tekrar bağırdı, Harry. Cedric kolunu onun omzuna atarak cevapladı. "Gerçekten bilmek istiyor musun reis?" Harry'e yaklaşarak cümlesini devam ettirdi. "İnsanların biraz mahremiyete ihtiyacı vardır." Harry başını ciddi bir surat ifadesiyle salladı. Valencia, yukarıdan onlara seslendi. "Piç sırıtışlarınızı kendinize saklayın, kahvaltı hazır mı?"

Her ikisi de kafalarını salladılar fakat yüzlerindeki gülümsemeyi silmediler.

Floch, Valencia'yı geri çekti. Kolunu belinden ayırdı ardından oturduğu minderi alarak terasın koltuğuna fırlattı. Çatıdan indiğinde hiçbir şey demeden kapıdan çıktı. Valencia, onun bu tavrına anlam veremese de sorgulamadı. Kendisi de çatıdan indi. Ve aşağıya kadar yürüdü.

Aşağıya geldiğinde ilk iş, Cindy'e yardım etmek oldu. Kahvaltıların kurulduğu masaya getir götürleri hallediyorlardı. İkisi de tatlı bir sohbete dalmış gidiyorken, aralarında Cedric belirdi. Tezgaha yaslanarak, Cindy'le konuşmaya başladı. "Bence Cindy, Valencia'ya fazla iş vermemelisin bu sabah çok yoruldu." Valencia, Cedric'in söylediği cümleye alayla güldü. Cindy ne olduğunu sorduğunda Cedric tam açıklayacaktı ki, birden ayağına basıldı.

"Kusura bakma Ced, görmemişim." Valencia'nın gülümseyerek söylediği cümleye Cedric, acı dolu ifadeyle baktı. Valencia, elindeki tabakları Cedric'in eline tutuşturarak onu mutfaktan gönderdi. İki kadın tekrar baş başa kaldılar.

Dakikalar içinde, herkes uyandı ve masaya geçtiler. Günlerinin başlangıcı hep böyle oluyordu ama nasıl biteceğini kestirmeleri oldukça zordu. Kahvaltıdan sonra Floch, yanına Atlas, Harry, ve Xaiver'i alarak yola çıktı. Cedric geride kaldığına itiraz etse de elden bir şey gelmezdi.

Güneş batıncaya kadar Cedric, kadınların arasında kalarak çeşitli dedikodu ve esprileri dinledi. William ise, diğer günler kendi dışarıda olduğu için yorgundu, günü uykuyla geçirdi. Bu ortama mutlu olmadan edemedi fakat içten içe özlediği biri vardı. Birilerinin onu terslemesini, bağırmasını özleyeceğini hiç düşünmezdi. Onu evde geriye bıraktıklarından beri, çok zaman geçmişti fakat Cedric, ara sıra onu düşünmeden edemiyordu. Ne yaptığını merak ediyordu.

Güneş batıncaya kadar düzen böyle devam etti. Otelin demir kapısı gıcırdayarak açıldığında, içerideki herkesin bakışları kapıya kaydı. Arabalar teker teker içeri girdiklerinde çok geçmeden Harry'nin sesi, ortamı doldurdu. "Viski bulduk millet, bu akşam çok eğlenceli geçecek!" Herkes bu sözlere güldü.

Akşam yemeği yenildikten sonra Xaiver ve Cedric, orta alanda sandalyeleri yuvarlak bir şekilde dizdiler. Başlangıçta ne yaptıklarını anlamasalar da onlara yardım ettiler.

Sandalyenin ortasında kalan alana topladıkları odunları teker teker dizdiler. Kızlardan, çerez vari şeyler getirmelerini istediler. Harry, heyecanla elindeki kibrit kutusunu Xaiver'e uzatarak yakmasını istedi. Xaiver, gülümseyerek kutuyu aldı. İçinden bir kibriti yakarak odunların üstüne koydukları otlara attı. Kısa süre içinde otlar alev alarak odunları yaktı. Etrafta oluşan sıcak ortam herkesin içini ısıttı.

Grubun tamamı sandalyelerde yerlerini alırken çerezler, herkese dağıtıldı. Her şey için ortam hazırdı.

"Geçen bir hastalıklı öldürmüşüm, bir öldürmüşüm." Diyerek kendi kendine böbürlenen Harry'e gülümsediler. "Yalan söyleme millete, en son kıçını ben kurtardım. Ağacın arkasında pişmiş kalmıştın." William'ın cevabıyla Harry sustu. Cedric kolunu Harry'nin omzuna atarak onu savundu. "Bir dahakine ağacın arkasında pusup kalmak yerine, karşısına çıkacağına eminim."

Atlas ve Jasmine, bir köşede konuşuyorlardı. Uzun zamandır bu gruptalardı, birbirlerine fazlasıyla ısınmışlardı. Dünkü olan konuşmadan sonra, herkes ikisinin arasındaki haberi bekliyordu. Atlas sohbete dahil olarak birkaç şey söyledi.

Irene ve Valencia, ateşin karşısında duruyorlardı. Valencia bir dal parçasının ucuna koyduğu marshmallowu, Irene'ye uzattı. Irene, yanakları kızararak verdiği marshmallowu aldı ve sıcak olmasına rağmen ağzına attı. Valencia, onun bu tatlı hallerine gülümsedi.

Floch, ateşin tam ortasında kalıyordu. Ortam onu epey keyfilendirmişti. Yanındaki Nora'yla beraber sohbet ediyorlardı. Bazen diğerlerinin konuşmalarına şahit oluyor, fikirlerini belirtmekten çekinmiyordu. Valencia ona bakmaktan kendini alamadı. Valencia için, ateşte parlayan kızıl saçları göz kamaştırıcı cinstendi. Bir süre gözlerini onda tuttu ardından kafasını iki yana sallayıp, düşüncelerinden kurtuldu. Herkesin düşündüğü tek ortak şey, bu gecenin çok uzun olacağıydı.

🌟

evett, bu gece cok uzun olacak 😈

sonraki bölüm için surpriz bekliyor sizi 😈

favori karakter kosesi:

favori çi

ft/ship kosesi:

sonraki bölümde görüşürüz!!

saglicakla kalın, hastalıklı kalın!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.