İçeriğe geç

Son yaşam

Bölüm 14 · 8 dk okuma

Son yaşam

Bölüm 14

Bölüm 15

15. bölüme hoş geldinizzz m>
keyifli okumalar, yorumlarinizi eksik etmeyinn!

🌟

Çocuk, karnına yediği darbeyle yere düştü. Ağzına dolan kan tadıyla kusmamak için zor durdu. Önündeki üç erkek, kendisine tekmeler atıyor, kahkahalar atıyor ve videoya çekiyorlardı. Ağzına dolan kanı, daha fazla tutamayıp tükürdü. "Lan oğlum, ölüp başımıza kalmasın bu ibne?" Karşısındaki en uzun çocuk konuştuğunda, "Saçmalama lan, ölmez bu yavşak. Bir bitmediler zaten." Sarışın olan, diğerine cevap verdi. Ardından yerde duran çocuğun, saçlarından kavradı. "Ne kadar da çirkin."

"Kendinde, bana aşık olacak cesareti nasıl buldun? Düşüncesi bile iğrenç." Sarışın çocuk, yerde duran oğlanın kafasını itti arkaya doğru. "İğreniyorum hepsinden, keşke ölseniz." Yanda duran diğer çocuk sigara çıkardığında, "Bu kadar yeter, lütfen daha fazla ilerlemeyin." Arkada duran, boyu yüzünden yerdeki çocuğun göremediği kız, sessizce konuştu.




"Lauren?" Ağzındaki kanlar yüzünden düzgün konuşamayan çocuk, en yakın arkadaşını arkada görünce buz kesti. Hiçbir şiddetin önemi yoktu. Sırf birisinden hoşlandı diye saatlerce tekmelenmesinde de sorun yoktu, tekrar iyileşebilirdi. Her şeyin bir çözümü vardı fakat karşısında duran kız, hiç istemediği senaryoları kafasında oynatmasına sebep oluyordu ve bunların, iyileşmesine imkan yoktu. "Sen- ne?"




Öndeki sarışın çocuk kahkahalara boğuldu. "Seni, kim bana söyledi sanıyorsun?" Kahkahası şiddetlendi. Arkadaşları da kendisine katıldığında, "Yalan söylüyorsun." Diye sayıkladı. Gözleri dolmuş, elleri çakıllı zeminde yumruk olmuştu. "Ben senin gibi ibne miyim de, yalan söyleyeceğim?" Sarışın çocuk tekrardan tiksinç bakışlarını çocuğun yüzüne dikti. "Kız haklı galiba, birazdan öğretmenler sigara içmeye gelir, gitmemiz lazım." Arkadaşlarından birisi daha eğlencesini bozunca derin nefes verdi sarışın çocuk.

"İyi o zaman, haydi gidelim." Son kez tekmeledi yerdeki oğlanı. Arkasını dönüp, kıza yaklaştı. "Sonra görüşürüz, tatlım." Gülümseyip kızın yanağından makas alınca kız, gözlerini sımsıkı yumdu. Çocuk ve tayfası, ortadan kayboluncaya kadar beklediler, ikisi de.




Oğlan, nihayet onlar ayrılınca sert bir şekilde öksürmüş, içinde ne varsa çıkarmaya başlamıştı. Ardından kız, etrafta kimse olmadığına kanaat getirince, hızla çocuğun yanına çöktü. "Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim..." Kız, ağlayarak cebinden bir mendil çıkarıp çocuğun yüzündeki kanları silmeye başladı. "Başka çarem yoktu, yemin ederim böyle olsun istemedim." Kız hıçkırarak ağlamaya devam ettiğinde, yerde artık acı çekmeyen oğlan konuşmaya başladı. "Nasıl başka çaren yoktu, Lauren?" Konuşacak mecali bile yoktu.




"Tehtid ettiler beni, kardeşimle. Yapamazdım, onsuz yapamazdım. Lütfen, anla beni."

Kız, ağlamaya devam edip oğlanın yüzündeki yaralardan taşan kanları sildi. Oğlan hiçbir şey demedi. Bundan sonra ne Lauren'i görmek istiyordu, ne de okula gelmek istiyordu. Sessizce kızı izledi. Hiçbir şey hakkında yorum yapmadı, sadece ölmek istediğini düşündü. İntihar etse eğer, annesi ve babası arkasından çok ağlar mıydı? Lauren, işini bitirince çöktüğü yerden kalktı. Yerde oturur pozisyona geçen çocuğun bakışları üstünde dolaştı.




"Artık seninle iletişime geçemem, Harry." Burnunu çekip devam etti, "Kendine iyi bak." Lauren, son kez baktı en yakın arkadaşım dediği insana. Göz yaşları durmadan aktı kızın, arkasını dönüp gittiği çocuğun akmayan göz yaşlarını da üstüne görev bildi. Eve gidene kadar ağladı.




Ardından Harry, o akşam boyunca sadece karşısındaki duvarı izledi. Öğretmenleri sordu ne olduğunu, ambulans çağırmak istediler. Ne anlatabildi yaşadıklarını, ne de uzattıkları suyu içebildi. Tek suçu, erkek olarak bir erkeği sevmesiydi.




🌟




"Valencia! Kalk artık, camış gibi uyudun!"

Başımda durmadan öten guguklu saatimi kapatmak için gözlerimi zar zor açtım. "Haydi, kahvaltıya!" Irene, başımda son kez bağırıp odamdan çıkınca, esneyip küçük lavaboya ilerledim. Tüm işlerimi halledip, odamdan çıktım.




Aşağıda, herkes bir yerlerde oturmuş sohbet ediyor, bazıları ise benim gibi yeni kahvaltısını yapıyordu. Birkaç kişiye selam verip masada duran birkaç konserveden ve bisküvilerden kapıp yan masaya ilerledim. Üstümdeki uyuşukluğun gitmesini beklerken yemeğimi yemeye başladım. Birden karşıma geçen kişiyle dondum. Elimde değildi, onun yanındayken istemsizce geriliyordum.




William, karşıma geçmiş sessizce yemeğini yiyordu. Ağzımdaki yemeyi yutup göz ucuyla kendisine baktım. O olay olduğundan beri, çok şey yaşanmıştı. İki veya üç haftadır küçük bir hotelde kalıyor, grubumuza dışarı çıkıp ek gıdalar veya eşyalar aldığımız vakitlerde genişletiyorduk. William'ın beni arkada bırakmasından bu yana beş ay geçmişti ve o andan itibaren kısa kelimeler hariç, hiç iletişime geçmemiştik.




"Nasılsın?"

Bir anda sorduğu soruyla boğazımı temizledim. "İyiyim, sen?" Sadece başını salladı. Beni arkada bıraktığı için pişman olduğunu hissediyordum, kendisine karşı bir kırgınlığım da yoktu zaten. Sadece, şu gergin ortam gitsin istiyordum. "Will Will! Ben gözümü senden çekince, hemen ortadan kaybolmuşsun!" Harry, bir anda sandalyeye atlayınca ikimiz de irkildik. "Acıkmıştım." Diye cevap verdi, William.




"Eğer hala açsanız burda bir sürü konservemiz var!" Yan taraftan gelen sesle gülümsedim. Cindy, bizim dışarıda bulduğumuz bir kadındı. Otuzlu yaşların sonundaydı ve altı yaşında minik bir kızı vardı. Gruptaki herkes için abla figürü olmuştu. William sadece teşekkür edip, yemeğine geri döndü. "Ya işte öyle, Will." Harry, oturduğundan beri anlattığı konuyu bitirmiş, ardından kısık gözlerle William'a kitlenmişti. "Sen beni dinledin mi?"




"Evet, dondurma yerken bir anda dondurmayı nasıl burnundan içeri çektiğini anlatıyordun."

Harry gülümsedi. "İşte o olaydan sonra beynim uyuştu..." Harry, cümlesine devam ederken yanımıza Cedric ve Irene oturdu. "Haberleri duydunuz mu?" Dedi Cedric. "Neymiş?" Merakla sordum. "Floch tekrardan dışarı çıkmak istiyor." Irene, Cedric'in yarım saat uzatacağı konuyu bir anda anlatınca Cedric, Irene'ye dönüp mızmızlanmaya başladı. "İyi de, daha iki gün önce çıktık. Ne bu acele?"




"Bilmiyoruz ki, anlatmadı." Irene, Cedric kendisini ısırmasın diye Cedric'in kafasını eliyle engellerken bir bana cevap vermeye çalışıyor, bir de kendini savunmaya. Başımı salladım onay verircesine. Gözlerimi etrafta gezdirdim, Floch'un sebebini merak etmiştim. Tahmin ettiğim gibi, camın önündeki tekli koltuğa oturmuş, bir şeyler düşünüyordu.




Masadakilere bir şeyler geveleyip ayağa kalktım.

Floch'un yanına vardığımda, göz ucuyla beni süzdü. Son günlerde göz altları çökmüş gibiydi. Tüm grubun sorumluluğunu kendi üstüne alıyor, herkesin sorunuyla uğraşmaya çalışıyordu. "Dışarı çıkmak istediğini duydum." Diye konuya girdim. Floch, oturduğu yerden dikleşip karşısına bakmaya devam etti. "Valencia, bir kardeşin var mı?" Sorduğu soruyla kaşlarımı çattım, alakası neydi ki? "Hayır, tek çocuktum ben."

"Anladım."




Ardından sıkıntıyla iç çekti. "Gözümün önünden ağlayışı gitmiyor." Sesi çok güçsüzdü, yakınında olmasaydım eğer konuştuğunu bile anlamazdım. "Onu orada, o evde... Yaşayacağını biliyorum, güçlü bir kızdır o. Sadece, bir daha eskisi gibi olabilir miyiz, bilmiyorum." Sadece dinlemekle yetindim. "Her ne kadar aramızda kıskançlık olsa da, o benim hep küçük kız kardeşim olarak kalacak."




"Bunu ona anlatman gerekiyor." Diye araya girdim. Bunları duyması gereken kişi ben değildim, Rosaline'di. Floch, gülümsedi sadece. "Bir daha ne zaman bir araya geliriz ki?" Bana döndü yavaşça. "Bu kadar sık dışarı çıkma sebebim, onu bir yerlerde bulmaktı. Tekrardan konuşup, bir şeyleri rayına oturtmak istedim. Şimdi nerede, ne yapıyor, hiçbirini bilmiyorum."




Bir anlığına kendime ona yakın hissettim . O geceden kalan tek şey Floch'un bitmek bilmeyen inadı ve yorgunluğu olmuştu. Onu bu şekilde görmek, içimde bir şeylerin kırılmasına sebep oluyordu. Yan tarafta duran kamp sandalyesinden birini çektim. Floch'un yanına oturduğumda ikimizde konuşmadık.

"Eminim hayattadır, Rosaline gibi birisi asla pes etmez, bunu biliyorsun." Floch kafasını salladı. "Haklısın ama yine de içimde bir şey var ve susmuyor." Kollarımı bacaklarıma yasladım. "Eğer onu görmek istiyorsan, neden o apartmana gitmiyoruz." Kafasını iki yana salladı, bu düşünceyi onaylamadığı belliydi. "Orada olmadığını düşünüyorum."




"Nereden biliyorsun."

"Çıktığımız zaman hastalıkların sayısını hatırlıyor musun, o kadar kalabalık bir sürü erken geldiyse birkaç gün sonra olan sayıyı düşünmek istemiyorum bile." Usulca onu dinlemeye devam ettim. "O evden çıktı, çünkü o yaşamak istiyor. Tüm benliğiyle." Söylediklerine karşı ses çıkarmadım. Derin bir nefes alıp arkama yaslandım.




Floch'un içini dökme konuşmasını bozan şey, Atlas'ın bize seslenmesiydi. "Floch! Biz hazırız!" Floch ve ben, arkamızı dönüp Atlas'a odaklandık. Dışarı çıkacak grubu hazırlamışlardı. Bize yeni katılan birkaç kişi ve ek olarak Nora da vardı. Az kişi olarak çıkmaya çalışıyor, olacak kayıpları en aza indirmek istiyorduk. Floch, bana sadece kısa bir bakış atıp oturduğu koltuktan kalktı. Gitmeden önce elini omzuma koyarak sıktı.




Atlas'ın yanına ilerleyip bir şeyler konuşurlarken Irene, yanıma yaklaştı.

"Çok yorgun gözüküyor."

"Evet, öyle duruyor. Dışarıdayken düşüp bayılacak diye endişeleniyorum."

"Sıkıntı olmaz umarım," Irene, son kez grubu süzüp bana döndü. "Cindy, kahve yapacakmış." Başımı gruptan çevirip, Irene'ye odaklandım.




"Öyle mi? Bunu kaçıramayız o zaman." Beraber masaya ilerlediğimiz sırada Harry'nin, "N'olur falıma bak, Cindy abla!" Bağırışlarını duyabiliyorduk. "Ben falcı değilim diye kaç kez anlattım sana!" Cindy'nin itirazına Harry, "Kartlara bakıp bir şeyler söylüyorsun ama!" Dedi. Harry'nin alnına fiske attı, Cindy. "Tarot falını ve kahve falını bir mi sandın sen bakayım?"

Kıkırdadık ikimiz de. Cindy'nin kahvesini içerken, dışarı çıkacak olan grubu uğurladık ve son birkaç gündür huzurlu geçen günlerimize, kaldığımız yerden devam ettik.




Jasmine elindeki kahveyi, Irene'ye uzattı. Irene yanakları hafifçe kızararak, teşekkür etti. Onun bu haline gülümsedim. Burada uyum sağlaması, benim için önemliydi. O benim her anımda yanımda olan arkadaşımdı. Kaçma şansı varken bile o burada olmayı seçmişti.




Ayaklarımı öne uzatıp, onların dikkatini bana yönlerdirdim. "Jasmine özel olmayacaksa bir şey sorabilir miyim?" Jasmine, kafasını sallayarak beni onayladı. İkisi de merak dolu gözlerle beni izliyorlardı. "Atlas ile aranızda ne var?" Karşımdaki esmer kızın önümde kızarmasını büyük zevkle izledim.

Irene öne çıkıp, bacağıma şaplak attı. "Val, öyle pat diye sorulmaz!" Omuz silkerek kendisine cevabımı verdim. "Merak ettim ya ne yapayım?" Jasmine gülerek ikimiz arasındaki atışmayı böldü. "Benim için herhangi bir sorun yok."




Bu esnada Cedric ve Harry yanımıza gelmişti. Cedric kolunu omzuma atarak, beni koltukta geri düşürdü. Ani haraketiyle, kafasına yastık geçirdim. "Aptal, öyle yaklaşılır mı?!"

Bana dil çıkarttığında, kafasına tekrar yastığı geçirdim.




Harry kendisini iki kızın arasına atarak, bir yer edindi. Cedric ile olan fiziksel kavgamız sona erdiğinde, ciddileşip dik bir şekilde oturduk.

Bacak bacak üstüne atarak Jasmine'e baktım. "Ben hala soruma cevap alamadım." Jasmine, etrafı şöyle bir süzdü. "Aramızda bir şeyler var ama hala bir adım atmadı." Cedric ne olduğunu anlamadan elini ağzına götürdü. Harry, anlamayarak o kim diye sormasaydı eğer biraz daha öyle kalabilirdi.




"Atlas." Diye cevap verdi Jasmine. Herkes konuyla ilgili düşüncelerini dile getirdiğinde ben de yerimde duramadım. "Bence duygularını ona söylemelisin, çünkü her an her şey olabilir, biliyorsun." Jasmine söylediğim sözlere karşın yutkundu. Cedric koluma çimdik attığında, yerimde sıçradım.

"Sanırım haklısın Val, ona söylemeliyim."

"Ne zaman peki?" Irene'nin sorduğu soruyla ortam tekrar sessizleşti. Jasmine kararlı bir şekilde, yumruğunu avcuna vurdu. "Bu gece." Yerimden kalkıp onun eline çaktığımda, sırayla hepimiz yerimizden kalktık ve ona sarıldık.

🌟

Kızlar gecesi ortamı ama Harry ve Cedric de var. yabanci değiller sonucta

Jasmine ve Atlas ikilisini nasıl buldunuz???

favori karakter kosesi:

favori çift kosesi: (shiplediginiz varsa)

sonraki bölümde görüşürüz!!

saglicakla kalın, hastalıklı kalın >

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.