İçeriğe geç

SON SAYFADA Kİ ADAM

Bölüm 5 · 6 dk okuma

SON SAYFADA Kİ ADAM

Bölüm 5

DOKUZUNCU BÖLÜM DEVAMI - 12.BÖLÜM

DOKUZUNCU BÖLÜM

Mert Öldü

Mert, dokuzuncu bölümün ilk cümlesini okurken öldü.

Cümleyi ikinci kez okudum.

Sonra üçüncü kez.

İnsan kendi ölümünü okuduğunda ne hisseder?

Bunu daha önce düşünmemiştim.

Ölümün korkutucu olduğunu sanırdım.

Değilmiş.

Asıl korkutucu olan, ölümün başkasının ağzından kesin bir bilgi gibi anlatılmasıydı.

Kalbim atıyordu.

Nefes alıyordum.

Ellerim titriyordu.

Dolayısıyla kitap yalan söylüyordu.

En azından ben öyle düşündüm.

Sayfayı çevirdim.

Yeni cümle:

Fakat Mert öldüğünü henüz bilmiyordu.

Gülümsedim.

“Komik.”

Bir sonraki sayfa:

Çünkü insan öldüğünü en son kendisi öğrenir.

Gülümsemem kayboldu.

Kitabı kapattım.

O sırada odanın ışıkları söndü.

Elektrik kesilmişti.

Pencereden şehrin ışıkları görünüyordu.

Sonra telefonum titredi.

Ekranda tek bir mesaj:

03.17

Mesajın altında gönderen görünmüyordu.

Bir saniye sonra yeni mesaj geldi.

ARKANA BAKMA.

Bakmadım.

İnsanlara “arkana bakma” derseniz, çoğu insan bakar.

Ben bakmadım.

Çünkü arkamda birinin olduğunu zaten biliyordum.

Nefes alışını duyabiliyordum.

Yavaş.

Derin.

Düzenli.

Benim nefes alışım gibi.

“Sen misin?” diye sordum.

Cevap gelmedi.

“Yaşlı adam?”

Sessizlik.

“Emir?”

Bu kez arkamdaki kişi güldü.

Kısık bir sesle.

“Emir diye biri yok.”

Ses benim sesimdi.

Ama bu kez yaşlı değildi.

Çocuk da değildi.

Tam benim sesimdi.

Arkamı dönmedim.

“Öyleyse kimsin?”

“Bunu zaten biliyorsun.”

“Hayır.”

“Biliyorsun.”

“Yüzünü görmem lazım.”

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü yüzümü görürsen hikâye biter.”

“Ne hikâyesi?”

Arkamdaki ses sustu.

Sonra:

“Seninki.”

---

Işıklar geri geldi.

Arkamda kimse yoktu.

Ama masanın üzerindeki kitap değişmişti.

Kapağında artık ismim yazmıyordu.

Yeni başlık:

EMİR

Altında:

Bir Mert Aras romanı

Kitabı açtım.

İlk sayfa boştu.

İkinci sayfa boştu.

Üçüncü sayfada tek bir cümle:

“Ben Emir'im.”

Sayfayı çevirdim.

“Mert benim kardeşim.”

Bir sonraki:

“Fakat Mert öldü.”

Kitabı kapattım.

O anda kapı çaldı.

Bu kez açtım.

Karşımda genç bir adam duruyordu.

Yirmili yaşlarının başındaydı.

Yüzü bana benziyordu.

Ama tamamen aynı değildi.

Gözleri farklıydı.

Daha açık.

Daha sakin.

“Emir?”

Adam başını salladı.

“Sonunda.”

“Sen ölmedin.”

“Kim söyledi?”

“Annem.”

“Annen sana çok şey söyledi.”

“Sen kimsin?”

Adam bir adım yaklaştı.

“Bunu söylemeden önce sana bir şey sormam gerekiyor.”

“Ne?”

“Bugün kaç yaşındasın?”

“Otuz bir.”

Adam gülümsedi.

“Hayır.”

“Ne?”

“Bugün otuz bir yaşında değilsin.”

“Kaç yaşındayım?”

Adam gözlerimin içine baktı.

“Bir.”

---

ONUNCU BÖLÜM

Bir Yaşındaki Çocuk

Geri çekildim.

“Saçmalıyorsun.”

“Öyle mi?”

“Ben otuz bir yaşındayım.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Doğum tarihimi biliyorum.”

“Doğum tarihini kim verdi?”

“Annem.”

“Başka?”

“Kimliğim.”

“Kimliğini kim verdi?”

Cevap veremedim.

“Devlet.”

“Devlet seni doğarken gördü mü?”

“Hayır.”

“Doktorlar?”

“Evet.”

“Hangileri?”

“Hatırlamıyorum.”

Emir başını eğdi.

“İşte sorun bu.”

“Ne?”

“Sen geçmişini hatırlamıyorsun.”

“Çocukluğumu hatırlıyorum.”

“Gerçekten mi?”

Bir an sustum.

Çocukluğumdan bir görüntü geldi aklıma.

Bahçede kırmızı bir top.

Annem balkonda.

Ben topun peşinden koşuyorum.

Fakat görüntünün içinde garip bir şey vardı.

Annem balkonda değildi.

Balkonda duran kişi bendim.

Kendimi gördüm.

Yaklaşık on yaşındaydım.

Karşımda ise başka bir çocuk vardı.

Yüzünü seçemiyordum.

Ama ikimiz de aynı anda birbirimize bakıyorduk.

“Hatırladın,” dedi Emir.

“Sen bunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü ben oradaydım.”

“Sen kaç yaşındaydın?”

“On.”

“Demek sen de çocuktun.”

“Hayır.”

“Ne?”

“Ben o çocuk değildim.”

---

Emir içeri girdi.

Kapıyı kapattı.

“Bana gerçeği anlat.”

“Hazır değilsin.”

“Hazırım.”

“Hayır.”

“Bütün hayatım yalan çıktı. Bundan daha kötüsü ne olabilir?”

Emir bana baktı.

“Senin hayatın yok.”

O cümle odadaki havayı değiştirdi.

“Ne demek bu?”

“Sen bir anısın.”

“Ne?”

“Bir insanın anısı.”

“Ben insanım.”

“Bunu kanıtla.”

Elimi kaldırdım.

“Bu benim elim.”

“Bunun sana ait olduğunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü hissediyorum.”

“Anılar da hissedilir.”

“Ben düşünüyorum.”

“Düşünceler de hatırlanabilir.”

“Acı çekiyorum.”

“Acı da hatırlanabilir.”

“Öyleyse hiçbir şey gerçek değil mi?”

Emir cevap vermedi.

Pencereye baktı.

Dışarıda yağmur başlamıştı.

“Gerçek olan tek bir şey var.”

“Neymiş?”

“Kitabı sen yazmadın.”

“Kim yazdı?”

Emir bana döndü.

“Annem.”

“Annem yazamazdı.”

“Yazdı.”

“Roman yazarı değildi.”

“Roman değildi.”

Masadaki kitabı gösterdi.

“Bu bir roman değil.”

“Ne?”

“Bir kayıt.”

---

ON BİRİNCİ BÖLÜM

Kayıt

Kitabı yeniden açtım.

Emir yanımda duruyordu.

Sayfaları tek tek çevirdik.

Her sayfada hayatımdan bir parça vardı.

Ama artık başka bir şey görüyordum.

Bazı sayfaların kenarlarında küçük notlar bulunuyordu.

“Bu kısmı hatırlamıyor.”

“Burada yalan söyledi.”

“Burada ilk kez fark etti.”

“Burada Emir'i gördü.”

“Burada öldü.”

Son notun altındaki tarih:

18 Mayıs 2026.

Bugünün tarihi.

“Bir dakika.”

Emir bana baktı.

“Ne?”

“Bugün 21 Ağustos.”

“Evet.”

“Kitap neden üç ay önce öldüğümü söylüyor?”

Emir cevap vermedi.

“Bana söyle.”

“Çünkü kitap senin zamanında yazılmadı.”

“Ne zaman yazıldı?”

“Henüz yazılmadı.”

Bir anda başım döndü.

Sandalyeye oturdum.

“Bu nasıl mümkün?”

“Kitabın zamanı senin zamanınla aynı değil.”

“Gelecekten mi geliyor?”

“Hayır.”

“Geçmişten?”

“Hayır.”

“Öyleyse nereden?”

Emir kitabın sonuna gitti.

Son sayfayı açtı.

Sayfada hiçbir şey yoktu.

“Son sayfa neden boş?”

“Çünkü henüz yazılmadı.”

“Kim yazacak?”

Emir bana baktı.

“Sen.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ne yazacağım?”

“Beni öldürdüğün günü.”

---

Bir süre konuşamadım.

Sonra:

“Ben seni öldürmedim.”

Emir gülümsedi.

“Henüz.”

“Bunu neden söyleyip duruyorsun?”

“Çünkü her döngüde aynı şeyi söylüyorsun.”

“Her döngü?”

“Bu ilk hayatın değil.”

“Kaçıncı?”

“Bilmiyorum.”

“Nasıl bilmiyorsun?”

“Çünkü her döngünün sonunda hafızam siliniyor.”

“Benimki de mi?”

“Seninki değil.”

“Öyleyse neden hatırlamıyorum?”

“Çünkü sen hiç unutmadın.”

“Ne demek bu?”

Emir yaklaşarak kulağıma fısıldadı:

“Sen hatırlamıyorsun. Sen yeniden yazılıyorsun.”

---

ON İKİNCİ BÖLÜM

İlk Cinayet

O gece uyumadım.

Emir salonda oturdu.

Ben karşısında.

Aramızdaki masanın üzerinde kitap duruyordu.

Saat 02.58'di.

“Bana her şeyi anlat.”

“Her şeyi anlatırsam bana inanmazsın.”

“Zaten inanmıyorum.”

“Güzel.”

“Başla.”

Emir derin bir nefes aldı.

“1995'te annen bir çocuk doğurdu.”

“Beni.”

“Hayır.”

“Emir'i?”

“Hayır.”

“Öyleyse kimi?”

“Bir fikir.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne?”

“Annen seni kaybetti.”

“Ben ölmedim.”

“Senin bedenin öldü.”

Sanki cümleyi anlayamıyordum.

“Sonra?”

“Annen seni unutamadı.”

“Normal.”

“Normal değil.”

“Niye?”

“Çünkü seni unutabilmek için seni yeniden yaratmaya çalıştı.”

“Bir çocuk mu yaptı?”

“Hayır.”

Emir kitabı açtı.

“Bir hafıza yarattı.”

Sayfada eski bir fotoğraf vardı.

Annem.

Bir laboratuvar.

Bir çocuk yatağı.

Ve camın arkasında duran adam.

Yaşlı adam.

Benim gelecekteki hâlim.

“Bu adam kim?”

“İlk Mert.”

“İlk?”

“Evet.”

“Kaç tane Mert var?”

Emir cevap vermedi.

Kitabın başka bir sayfasını çevirdi.

Fotoğraflar vardı.

1995.

1996.

1997.

1998.

Her fotoğrafta aynı yüz.

Aynı adam.

Yaşı değişmiyordu.

“Bu mümkün değil.”

“Biliyorum.”

“Bu adam ölümsüz mü?”

“Hayır.”

“Öyleyse?”

“Her on yılda bir yeni bir Mert yaratılıyor.”

“Ben hangisiyim?”

Emir bana baktı.

“Sonuncu.”

“Sonuncu ne demek?”

“Son Mert.”

“Benden önce kaç tane vardı?”

“Dört.”

“Onlara ne oldu?”

Emir gözlerini kaçırdı.

“Öldüler.”

“Kim öldürdü?”

“Sen.”

O anda duvardaki saat durdu.

03.17.

Emir ayağa kalktı.

“Hayır.”

“Ne oldu?”

“Başladı.”

“Ney başladı?”

“Hatırlama.”

Odanın ışıkları söndü.

Karanlıkta bir ses duyuldu.

Kapının ardından.

Benim sesim.

“Beşinci kez deniyoruz.”

Sonra kapı açıldı.

Koridorda yaşlı adam duruyordu.

Elinde kahverengi defter vardı.

Bu kez yüzünde korku yoktu.

Yalnızca yorgunluk vardı.

Bana baktı.

“Sonunda beni hatırladın.”

“Sen kimsin?”

Adam gülümsedi.

“Ben ilk Mert'im.”

Emir geriye doğru bir adım attı.

Yaşlı adam ona baktı.

“Ve sen...”

Bir an durdu.

“...Emir değilsin.”

Emir'in yüzündeki ifade değişti.

Yaşlı adam defteri açtı.

Son sayfayı bana çevirdi.

Orada tek bir cümle vardı:

“Mert, kardeşi Emir'i öldürdü.”

Emir bana baktı.

“Buna inanma.”

Yaşlı adam:

“İnanacak.”

“Hayır.”

“Çünkü daha önce de inandı.”

Sonra bana döndü.

“Çünkü bu hikâyenin en büyük sırrını hâlâ bilmiyorsun.”

“Ne sırrı?”

Yaşlı adam defteri kapattı.

“Emir diye birini hiç yaratmadık.”

Ve arkasındaki duvarda asılı aynayı gösterdi.

“Onu sen yarattın.”

Aynaya baktım.

Emir yanımda duruyordu.

Fakat aynada...

yalnızca ben vardım.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Like atmayı unutmayın sevgili okurlarım 💞